02:35 – geri döndüm - 15.3.2009

0 kere okundu
     Bir şeyler karalamayalı bir süre oldu. Sayfamı yeniden tasarlıyordum. Ne kadar uğraşsam da istediğim gibi bir şey yapamayacağımı fark edince tırı vırı bir şeyler yapıp kaldığım yerden devam edeyim dedim.
     
     Hayat dakaldığı yerden devam ediyor, yine hırpalıyor, yine bir sağdan bir soldan darbeler indiriyor, bir şeyleri yok etmeye çalışıyor nedense. Her zamanki gibi acımasız, her zamanki gibi kime sataşacağını iyi biliyor.
     
     Bir hastam var, korkuttu bizi. İyileşecek ama nedense nerede bir kötülük var gelip onu buluyor. Hayat kalleş biraz, gözüne kestirdikleri iyiler oluyor hep. Karşı koymayı bilenleri teğet geçiyor.
     
     Hayat gibi hayattakiler de nankör. İyi davrandıkların kötü çıkıyor, kötü davrandıkların iyi. Ne güzel ki güçlüyüm, kimse beni şaşırtacak kadar kötü olamıyor ve kimseye yaralayabileceği kadar değer vermiyorum. Ama yine de değer verdiğin insanların beklentilerini karşılamadığın için sana tepki göstermesi hoş değil.

08:15 - içimde birden fazla ceset var - 16.3.2009

0 kere okundu
      Dünüm bilgisayardan dosya indirmekle geçti. Geçmiş yılların sorularını indirdim açıköğretim öğrencileri için. O kadar ki midem bulandı ders kodları ve dosya isimlerine bakmaktan. 12-2 dersim olmasına rağmen dershaneden çıktığımda saat yediyi geçmişti ve ben işimi hala bitirmemiştim.
     
      Kadıköy’de maç seyredelim dedik, bir restoranın üst katında yemek eşliğinde maç seyretmek eğer seyrettiğiniz takım Trabzonspor ise pek zevkli olmuyor. Koca kafalı Galatasaray ile berabere kalmak yemeğin tadını tuzunu kaçırıyor. Hele de kadın ve çocukların olduğu bir ortamda babası da hayvan olan bir hayvan Galatasaray gol yedi diye bira bardağını masayla birlikte kırıyorsa daha bir tadı kaçıyor mevzunun.
     
      İçimde ölen bir şeyleri n canlanmasından ümidimi kesiyorum artık. Kendimi insan gibi hissetmiyorum. Çünkü insanda olması gereken özelliklerin, duygu yüklü davranışların bende karşılığı yok. Neden öldüler niye geri gelmiyorlar düşünmek istemiyorum. Ama çok iyi bir şey değil bu. Ben de üzülmek istiyorum, şaşırmak, sevinmek belki bazen ağlamak istiyorum. Ama insana özgü pek çok duygunun karşılığı yok bende. Ve artık koyuyor bu bana.

08:15 - içimdeki hayvan bugün özgürdü - 18.3.2009

0 kere okundu
     Gerginim uzun süredir olmadığım kadar. Sabah kalktığımda normaldim, saatler geçmeye başladıkça delirdim. Okulda önce bir öğretmen arkadaşı tepeledim, sonra bir öğrenciyi sonra araya girmeye çalışan iki öğrenciyi. Hak etmediklerini söyleyemem ama yinede bağırıp çağıran ben değildim, içimdeki hayvandı.  Futbol oynadım çocuklarla aylar sonra hatta 1. sınıftan veletlerle… Geçmedi sinirim. Bir dolu disiplinsizlik, bir dolu düzensizlik, bir dolu abuk sabuk beş para etmez tip. Diğer günler katlanacak gücüm vardı ama bugün etime batan paslı çiviler gibiydi hepsi. Ve karşı koyamadım bağırdım çağırdım… Çevremdekiler pek tepki göstermiyorlar bu durumdaki bana, belki hışmımdan onlar da nasibini alırlar diye düşünüyorlar. Ki emin de değilim, her ne kadar kontrolümü kaybetmediğimi söylesem de bazen kendime hâkim olamadığım durumlar vardır. Her ne kadar hayat boyu 1 ya da 2 kez olmuşsa da bu durum bunu sadece ben biliyorum.  Bir gün kontrolümü kaybedip gerçekten hak ettiği halde cezalandırılmayan bir iki kişide kalıcı hasar bıraksam ne güzel olur aslında.

01:50 - hepsi benim kabahatim - 19.3.2009

0 kere okundu
     Sattım her şeyi bir kez daha, bir kez daha kendimden vazgeçtim. İçinden çıkılmayacak kuyulara attım kendimi.
     
     Sıcağına el değmeyecek topraklarda geziyor kelimelerim, yanmak pahasına, yok olmak pahasına. Konuştukça kopuyorum hayattan, zaman geçtikçe batıyorum. Bugün günlerden Perşembe ve salıdan güzeldi gün.
     
     Denizin kenarında olmak vardı ama yal gibi sıcak suyu bezgin bezgin sahile vuran Ege’nin Akdeniz’in değil. Akşam vakti hafif soğuyan havanın getirdiği rüzgârla üşümeye başlayan, alabildiğine dalgalı ve alabildiğine dingin Karadeniz’in kıyısında olmak vardı. Sahil yolundan geçen arabaların seslerini dalgaların sesine karıştırıp gözleri akşam avındaki kayıklara daldırıp gitmek vardı. Çocuk olmak vardı, bunca yaşanmışlığı bir kalemde silip atmak. Son kumsal sakinleri üst nevaleyi toplayıp eve doğru yol alırken her yerden ve herkesten bağımsız çakıl taşlarının üzerinde uzanıp kalmak vardı.
     
     İzin vermezdi annem yalnız denize gitmemize. Oysa arkadaşlarımız içinde denizle en çok ilgili olan bizlerdik. Kayıkla denize çıkar, rüzgâr getiren bulutu tanır, neresi derin neresi yufka bilirdik, acıkınca balık yer, terleyince balık kokardık. Yine de kaçıp giderdik her seferinde birilerinin peşine takılıp, kaçıp giderdik denize hevesimizden annemden dayak yemeyi göze alıp. Ve her seferinde de yerdik dayağımızı sektirmeden.
     
     Şimdi ne o deniz kenarı kaldı ne de çocukluğumuz. Artık annem de karışmıyor ne yaptığımıza. Epeydir bakmadım akşam vakti kıraça avlamak için denize açılan balıkçı var mı diye.
     
     Her gün bir şeyler kaybediyoruz, içimizdeki iyi olan ne varsa veriyoruz iki kuruşluk heyecanlar uğruna. Ve şimdi bakıyorum da küçükken hayal ettiğim pek çok şeye sahibim. Ama hiç düşünmemiştim bunları elde etmek için vermem gerekenleri. Yoksa hiç hayal kurar mıydım, hiç göze alır mıydım büyümeyi.

05:10 - seçim denen düzmece - 29.3.2009

0 kere okundu
     Seçim var yarın, birileri için düğün birileri için cenaze, birileri için umut birileri için hayal kırıklığı, seçim var yarın.
     
     20 gündür bir heyecan bir hareketlilik, bir dolu başa baş olma kaygısıyla sağa sola koşuşan insanlar ve etraflarındaki bir dolu uzuv; kol ve bacak… Çok azı için kar getiren bir uğraşı olsa da birçoğunun canla başla çalıştığı aptalca bir dolu tantana. 
     
     Ben oy vermeyeceğim, kimin beni yöneteceği çok umurumda değil. Nasılsa eşeğim ben, kim semer vurmak istiyorsa vursun. Hem eşek olup hem semeri vuracak olanı seçmek için çaba sarf etmek olsa olsa eşek oğlu eşeklik olur. Ben babama laf söyletmem arkadaş, herkesin eşekliği kendine.
     
     En kötü yönetildiğim zaman Çiller zamanı zannediyordum Ecevit-Mesut hükümetiyle yaşamak zorunda kalana kadar. Şimdi devlete memur olmuşum ve her ayın onbeşinde maaşım hesabıma yatmakta. Neden kafamı ağrıtayım, neden birilerine tebaa olayım ya da tabi.
     
     Muhtarlar en az 5 milyar kazanıyormuş aylık, onun için bu kadar heyecanlıymış İstanbul’da muhtarlık seçimi. Merak ettim, azalara da pay veriyor mudur muhtar ikametgâh kâğıdı paralarından. Yoksa onlar sadece seçim zamanımı işe yarıyor.
     
     İki temennim var her ne kadar umurumda olmasada seçim olayı. Birincisi siyaset denen baş ağrısının başında ağrı olan Melih Gökçek seçilmez işallah. Bir de Diyarbakır belediye başkanı olan vatan haininden kurtuluruz umarım. Bu ülkenin vitrinde duran vatan hainlerine ihtiyacı yok. Bu iki adamın yaptığı pek çok şey sinirimi bozuyor. Ya seçilmesinler ya da basında haber olmasınlar arkadaş. Varlıklarından rahatsızım.
     
     Yarın öğlen dersim var 12:oo de 4 gibi de YSK da olacağım. Hangi koca kafa kaç oy almış diye veri girişi yapacağım YSK da. 150 TL vereceklermiş, benim için seçimin tek anlamı bu.
     
     Bugün mü desem yarın mı karıştırdım artık. Saate göre dün idi YBS dersim. Sınıf doluydu nedense, pek bir mutlu hissettim. Gelecek hafta yapılacak vizeler için son bir ümit diye gelmemişti sanki tüm öğrenciler, hepsi ben çok iyi öğretmenim diye gelmiştiler. Bazen kendimizi kandırmak hoş oluyor.
   
     Uyumalı artık, yarın uzun olacak vesselam