04.02 - çıplak olan soytarıdır aslında - 1.10.2010

110 kere okundu
     Yar bana bir eğlence medet yakasında kırmızı kurdele olsun, birileri adam yerine koymuş diğerleri de arkasından tef çalmış olsun. Sabah olsun akşam olsun, şu gudubet suratından ötürüdürkiiiiiiii seni buralarda gezdirene aşk olsun. Yetmedi dersen bişiler daha olsun, iyisi mi sonun klozette duyduğun sifon sesi olsun, farelere selamım açık denizlere borcum olsun.
     Elma düşmüş gökten, bildiğin Amasya elması, kırmızılı yeşilli. Gittim yerinde gördüm, hepsi kırmızı olmuyor, iyisi var kötüsü var, amiri memuru gibi, arkasından iş çevireni, yüzüne karşı dobra dobra konuşanı var, sulak yerde yetişeni, dibine yananı var, olmuyor öyle yani. Amasya dediğin yoldan uzak unutulmuş bir yer, elması meşhur bir de içinden geçen dere, sen elmayı suya ver Şinasiciğim, be alacam deniz kenarından. Arkadan iş çevireni de şehrin en tepesine götür, anlasın kral çıplak. Kral dediysem kanmayın hemen, hikâyeyi yanlış anlatır erenler, çıplak olan soytarıdır, kral işinde gücünde.
     Yataş´ın mobilyaları kaliteli midir bilen yazsın topitoşlar, yazmayan Beşiktaşlı olsun, yetmezse Bursa’ya tam da mevsiminde şeftali olsun, tüyüne ağda yaptırıp nektarin olsun, çürüyüp fabrikaya satılsın Meysu şeftali olsun. Meysu olayında ısrarı değilim, Pınar ya da Aroma da olabilir, ben vişne severim zaten.
     Son bir ki üç… Ben bir garip keloğlanım, eşeğimin yok palanı, varım yoğum doğruluktur, hiç de sevmem ben yalanı. (Ha bu yalanı sevmeme işinde biraz yalan olabilir vesselam, sonra adım yalancıya çıkmasın.) Evimde Orhan’ı beslerim, birkaç tavuk bir de inek, her gün konar kel kafama, macera arayan bir sinek. Olmam kimseye kul köle, susturduğunuz sığırın diliyim, namertleri çok severim, sivri akıllı biriyim. Son bir ki üççç ve bittiiii.
Nazmi birde hatası yapanın harfiniokumam
15.7.2018 Pazar

yukarıda

00.12 - alış meriş - 2.10.2010

0 kere okundu
     Gel gel dedi, gitme dedi ben seni seviyorum biliyorsun, yok dedim gitmem gerek dedim dönecem söz. Peki dedi erken dön ama, Duru Su geldi sabah ve minik dudaklarında alış merişe dair cümleler.
     Evleneyim iyisi mi, uykuma bir düzen gelir, sabahın beşinde uyuyup yedisinde uyanınca Leyla’sı olmayan Mecnun gibi dolaşıyor insan. Leylası varken hali haraptı amcanın olmayınca evlere şenlik. Orhan bişi almış güzüne yapıştırıyor, bir dondurucuya koyuyor bir buzluğa atıyor. Benim de acıyor gözlerim, patates mi koysam naapsam, malum köylülük var mazide.
     Odtü’den amcalar ders verecek cahil yazarınıza, dokuz aylık bir programa katıldım, arada Ankara yapacam hafta sonları. Umarım gitmez emeğim ve param boşa, umarım sukoyvermem.
     Şu Yataş olayıma ilgi göstermeyenlerin rüyasına Özer girsin emi.
     İçimden geldi gelecek hafta sonu ya da bir sonraki hafta Konya’ya gideceğim Ankara üzerinden. Ankara’ya gitmemin sebebi Gön Deri’den birkaç çift ayakkabı almak.

00.38 - batı cephesinde son durum - 3.10.2010

0 kere okundu
Pencereden ses geliyor
Kalkıp baktım
Babasıyla oynayan iki minik velet pür neşe
 
Çıkıp sahilde yürüyesim var
Ama üşeniyorum
İçerde durusu uyuyor
Arkadaşın minik kızı
Ben çok deli yatarım biliyor musun dedi
Ben de deli yatarım dedim
Ona sözüm var birlikte uyumak için
Gidip yanına yatacam ama uykum yok
 
Çay koymuştum ocağa
Zor geliyor fincanımı doldurmak
Cihan ve Betül’ Face’den Sinem’e Messenger´dan cümleler kuruyorum
 
Havalar soğudu ayaklarım üşüyor
Eskilerden bahseden bir yazı karaladım
Uyku düzenimi bozdum
Ömer neden keyfin kaçık bugün diye sormuştu
Keyifsizim halen
Bir yerlere kaçasım vardı bir ay önce hatırlarsınız
Bilmediğim bir yerler aklımda şimdi
 
Batı cephesinde değişen bir şey yok

23.11 - makaram sarı bağlar - 3.10.2010

0 kere okundu
     İçimde bir sıkıntı, ne yana dönsem aynı, yaprakları döken bir rüzgâr, puslu bir hava ve mevsim yağmurları. Trabzonspor’un Beşiktaş’ı yenmesine bile sevinemedim adam gibi. Bir miskinlik üzerimde anlatamam, söylemiştim ya denizden bile soğudum, sahile Migros’a iniyorum dönüp bakmıyorum bile denizden yana, eskiden olsa deniz kenarına inmek için marketi bahane ederdim.
     Ebru’nun kardeşi ölmüş dört yıl önce, yeni haberim oldu, ne kötü kardeş kaybetmek, yirmili yaşlarında hayata veda etmek ne kötü. Ölüm Allah’ın emri de her emir severek yerine getirilmiyor biline.
     Sabah 7.40 da alacakmış beni Ömer, İstiklal marşı erken okunuyormuş, köy aynı köy de adetleri değişti. Çok hırladım bu aralar öteye beriye, susmak en iyi çözüm, canım çok sıkılırsa kaldığım yerden devam ederim.
     Biliyorum daldan dala atlıyorum, çamdan kavaktan bahsediyorum ama kimse mükemmel değil, bazen mükemmele yakın bile değil. Çoğunuzun dünya üzerinde ki gereksiz varlığına katlanıyorum yıllardır, siz de bana katlanın ne olacak. Hiç mi hamam böceği yok mutfağınızda, oturma odanız maytlardan geçilmiyor. Çünkü sana değdiğinden beri ellerim, o eller ki makaram sarı bağlar kız söyler gelin ağlar.

23.22 - öptüm yanacıklarından yiğit şovalyem - 4.10.2010

0 kere okundu
     “Çok fazla hırlamamanı tavsiye ederim... Yakın zamanlarda sesinin çok çıkması ve bu hırlama çalışmaların sonucunda canın çok sıkılabilir... Kalıbının içinde taşıdığın o ürkek ruhunu çok iyi tanıyorum... Umarım bu yazılanları tavsiye olarak alırsın... Gözlemliyorum, takip ediyorum ve bunları değerlendiriyorum. Her gün gazetelerde kötü haberler okuyoruz ve şaşırıyoruz ama şaşırılmaması gerektiğini seni görünce anladım. Dediğim gibi bir diğer yazında bunlara cevap vermeni beklemiycem !!! Bu bir son noktaydı senin için... Yok ben o kalıbın içinde ürkek değilim diyorsan işte meydan...”
     Yazmış amcam ya da teyzem, bariz tehtid etmiş anlayacağınız. Bu güne kadar hak etmeyen kimseye hırlamadım, umurumda olmayan insanların cakasını da sineye çekemeyeceğim bakmayın kusuruma. Şimdi ne desem boş, umarım gazetelere dergilere çıkmam hırıltılarım yüzünden. Gerçi her ortama her şarta uyum sağlayabilirim çok şükür, ezilmem gerekirse ezilirim, ezenin elini öperim, susmam gerekirse susarım susturanın elini öperim, üzülmem gerekiyorsa üzülürüm, üzene gücüm yeterse kanım yerde kalmaz, yaşanması gereken yaşanır anlayacağınız. Korku sağlıklı bir ruh halinin ifadesidir, korkusuz olacak kadar aptal olmayı beceremedim hiç. Fikrimce delikanlılığın fazlası defodur, geri adım atması gereken yerde atmalı insan, bazen korktuğu için bazen da insanlığın gereğinden.
     Öyle ismini cismini yazmadan cümle kurmakla olmuyor bu işler.  O kalıbın içinde ürkek bir adamım ama maceraya da açığım ve meydandayım olabildiğimce cüretkar!

19.21 - renk dediğin pembe olur - 5.10.2010

0 kere okundu
     Caddeye geçtik dün akşam, yeni ayakkabı sahibi olmaktı amaç. Ne adam gibi mağaza bulabildik ne de adam gibi ayakkabı. Taksiye atlayıp Optimum’a gidelim dedim ama amcam dolaştırdıkça dolaştırdı yolu, nereye gidiyoruz dediğimde Poladium’a geldik dedi, iyi de ben Optimum’a gitmek istiyorum dememe kalmadan yok abi ne Optimum’u diye kesti lafımı. Ulan taksici ya ben bunuyorum ya da yedin beni ayaküstü.
     Ders çalıştım gece biraz, güzel şey yeni bir şeyler öğrenmek, erkenden de uyudum pek alışık olmamama rağmen. Hayat uyuyunca da güzel olabiliyormuş, sabah kalkınca vardım farkına.
     Ömer’im bıyığı yokum geç geldi bu sabah, olması gerektiği gibi ve olması gereken saatte.
     Renk severim demişimdir kesin bir yerlerde ama bilmediğim renkleri severim dediğimi hatırlamıyorum. Birileri oyun oynuyor sarısıyla yeşiliyle, sırf mutlu olayım diye renk katmaya çalışıyor hayatıma. Öküz değiliz bize de teşekkür etmek düşer, elimize mi yapışır beyaz bir kağıda bişiler karalayıp altına imza atmak, öldü mü insanlık. Şakaysa eşek şakası oldu, değilse eşeklik oldu, savcı bey amcaya fazladan iş çıktı anlayacağınız. Umarım tehdit mesajları internet kafeden yazılmıştır değilse ayıkla pirincin taşını, şövalyenin eline de pirinç yakışmaz ama söylendiği gibi herkes hak ettiğini alır. Bundan sonra bana laf düşmez, hukuka saygımız var neticede.

20.54 - ilgilenenlere sevgilerimle - 6.10.2010

0 kere okundu
     Bilmiyorum nedendir amcanın ya da teyzenin biri pazartesi günü bendenizin ziyaretçi defterine tehditkâr ifadelerle dolu bir mesaj yazmış. Cevaben yazdığım yazıya istinaden tehditkâr ifadelerinin dozunu artırarak tekrardan parmaklarını klavyenin tuşlarında dolaştırmış. Etrafta bir dolu abuk subuk adam olduğundan tedirgin olmadığımı söylersem yalan olur, gereğinden fazla erkekliğin lüzumu yok. Ama tanıyanlar bilir kuru gürültüye de pabuç bırakmam.
     Arkadaşların da telkinleriyle yazılan mesajları IP adresleri bir dilekçede toplayıp Kartal savcılığına gittim. Dün ki Yazımda pek de üstü kapalı olmayan ifadelerle bunu belirttim.
     Hiç mi düşünmez bu arkadaş yazdıklarının yazılan tarafta bir karşılığı vardır, tanıdığını söyler de bilmez mi sırtıma vurulduğunda düşmez lokma ağzımdan.
     Diyelim ki bu mesajlardan en az bir tanesi Türkiye’de herkes tarafından bilinen bir şirketten yazılmış olsun mesela büyük bir bankanın İstanbul Anadolu yakasındaki şubelerinden birinden. Öyle bir şey var demiyorum, mesela diyorum dikkatinizi çekerim. Takdir edersiniz ki benim ulaşabildiğim yere savcılık da kolayca ulaşır ve eğer farzı misallerim doğruysa ne olur acaba bir düşünün. Sonuç olarak daha çok can sıkacak olan iş yerine ait bilgisayarlarla suç işlemek midir yoksa savcılık mıdır bilemiyorum?
     Sanırım buraya kadar kartlarımı yeterince açık oynadım ve devam etmek istiyorum izin verirseniz. Beyefendi ya da hanımefendi her kimse lütfen bana ulaşsın ve yaptıklarının gerekçesini bana açıklasın ki beni de çok mutlu etmeyecek şeyler yaşanmasın. Yok, ben bildiğim yoldan devam edeceğim diyorsa da canı sağ olsun, bu da beni çok mutlu etmeyecektir ama başa gelen çekilir deyip yaşanması gerekeni yaşarım. Biraz acele olsun lütfen, Fenerbahçelileri bile bekletilmekten fazla severim biline.

11.42 - help me - 7.10.2010

0 kere okundu
     Ömer ve Mesut hocalar bilgisayar ile uğraştığım zamanı gözetip haince bir eylem yapmışlardır. An itibariyle laboratuarda kilitli bulunmaktayım, ne kadar daha dayanabileceğimi bilmiyorum, hayatımdan endişe duyuyorum. Allah rızası için birisi yardım etsin.
     Sesimi duyan yok muuuuu!

13.36 - klavyeye delikanlılar - 8.10.2010

0 kere okundu
     Sayın okurum, savcılık kanalıyla sana ulaşılacak kaçınılmaz olarak.
     Yaptığın suçlamalar yenilir yutulur cinsten değil, tehditler de cabası. Takdir edersiniz ki yazdığın ipe sapa gelmez cümleleri işi hukuk olan birilerine göstererek dilekçemi yazdırmış bulunmaktayım. Zamanı gelince tehditlerinin tehdit olmadığını iddaa edebilecek birilerine para vermek zorunda kalacaksın emin ol, avukatlar çok ucuz iş gücü olan insanlar değillerdir.
     Bana karşı yaptığın suçlamaları yüzüme karşı yapacak cesaretin yoksa pek bir şey öğrenememişsin demektir hayattan. Klavyenin ardına saklanıp bol keseden konuşmakla olmuyor bu işler. Yerim yurdum belli, ulaşabilirsin bana dedim yapmadın, iletişim bilgilerini ver dedim, biz senin iletişim bilgilerini zaten alacağız her sabah beklediğin yerde dedin. Mail adresini verirsen telefon numaramı da gönderebilirim sana üstelik, cesaretini topladığın bir gün arar  beni söylersin söyleyeceğini. Delikanlılığın sınırı yok değil mi elinin altında klavye olunca.
     Lütfen sayfamı kirletmekten vazgeç, beklemeyi öğrenmeye çalış, zaten hukuksal yollardan ulaşılacak sana. O zaman dökersin eteğindeki taşları. Gerçi pantolon mu etek mi giyiyorsun karar da veremedim hala.

13.14 - memleketim yağmur - 8.10.2010

0 kere okundu
     Mutsuz uyandım bu sabah, geceden kalma bir kırıklık vardı üstümde, telefon çaldı kalkma vakti diye, kulak asmadığımı görünce bir daha bir daha çaldı. Ömer aradı dersin varsa alayım deyip, hayır dedim sen git. Ardından Vildan aradı neredesin diye, hastayım dedim, hastayım. Uyudum tekrar telefonun uyanmam için çalan zilini güncemden uzaklaştırıp.
     Kalkıp duş aldım, dolabın kapısını aralayıp yarım salkım çekirdeksiz üzüm yedim, kışlıkları çıkardım saklandıkları yerden, tam ismini bilmediğim pembeye yakın bir renkte kazak çıkardım kendime. Deodorantımı sıktım, gömleğimi giydim, kravatımı taktım, ardından pantolonumu ve çoraplarımı da giyerek güne hazır hale geldim. Yüzüme krem sürmeyi de ihmal etmedim çıkmadan önce.
     Hastayım dedim, üzerimde kırıklık var, bir de belim ağrıyor. Birkaç ilaç karalayıp minik bir kâğıda çalışabilir diye bir şeyler yazdı yaşça genç bir doktor. Sağlık ocağının karşısındaki börekçiye geçip yarım porsiyon su böreği yarım porsiyon da kıymalı börek yedim. Ardından atlayıp bir taksiye okulun yolunu tuttum.
     Hala mutsuzum ama içimde tuhaf bir huzur var, yapılması gerekenleri yapmışım gibi bir huzur.
     On iki saattir yağan bir yağmur var dışarıda, memleketim gibi İstanbul, yağmur kadar huzurlu su kadar ve berrak. Memleketim gibi İstanbul, sevdim bugün, iş çıkışı deniz kenarına ayak izlerimi bırakacağım, barışırım da belki eskiden beri sevdiğimle.

01.57 - kışlık meseleler - 10.10.2010

0 kere okundu
     Adam yazmış feysine bukuna, tek gerçek Fenerbahçe sayfama destek veren tüm arkadaşlara teşekkürler diye. Ben de vereyim anasını satayım, ben de vereyim destek Allah rızası için. Bu mudur yani olay, hayat dediğin bu mudur? Bim’den aldığın Patito´yu Labne’nin beyaz peynirine bandır ye sabaha kadar ver desteği Fener’e ver desteği Fener’e, üstelik teşekkürler tüm dostlara.
     Yatağım olsun, cumartesi olsun, yağmur yağsın dışarıda, devirip kıçımı yatayım akşama kadar, oh olsun yatamayanlara, sefam olsun, adam olana fazla bile daha ne olsun.
     Sağ olsun sevenimiz var da aç olduğumuzu öğrenip yemek getirmiş, üşenmemiş Mado bulmuş, kıymış paraya börek almış. Ulan şekil güzel, kıyma güzel, yufka güzel, aç olduğumu düşünüp bişiler getirmek hepsinden güzel ama börek kötü, midem bulandı çok mu yemişim ne. Sanırım yağdan çalmışlar, geri vitese takıp tırmanma şeridine saldırdı yağlar, devirdim sodayı üzerine, vurdum kıçına vurdum kıçına…
     Kadın’ı gördüm, Aysu’yu ve Can’ı gördüm, Deniz’i ve Fik’i gördüm, gözüm gönlüm bayram etti. Anasına benzemiş serseri, pek bir şeker bir o kadar da yaramaz, bir o kadar da bilmiş. Dayısı olacak sıpa ille de sıpa, sabaha sıpa akşama sıpa, sıpa da sıpa. Unutmadım İzmit’de yaptığını, on bir sene daha geçse unutmam, Deniz’de bişi söledi kapıdan çıkarken ama unuttum onu. Aysucuğum canım benim, görümcesin sen benden yanasın, aklına gelirse Deniz’in dediği alo de bana emi.  Karşılığında her gördüğümde ne kadar da güzelleşmişsin derim, vallahi de derim billahi de derim.
     Yazlıklar gözümün içine bakıyor, dışarıda yağmur hava soğuyor, bir dolu bişi yapmak gerekiyor. Sevmiyorum bu işlerle uğraşmayı. Yedi kocalı Hürmüz´de çığırıyor ya amcam, horoza darı lazım bana bi karı lazım o da bu gece lazım diye. Bana da lazım bu ara, fazladan bişi istemeyecem söz, yazlık kışlık olayını halletsin, karşılığında en mükellefinden balık da yaparım, parmaklarını yer vallaha.

02.15 - yaratana değil yaratılana bakmalı - 11.10.2010

0 kere okundu
     Pazar günü ne yapılır arkadaş, yatılır tabii ki, yaptım gereğini vurdum kafamı öğlene kadar. Gamez aradı, Gebze’deyim dedi, uyan dedi, kalk dedi, peki dedim. Gamez benim halaoğlu, gerçek adı Osman Sezgin olsa da biz eskiden beri Gamez deriz. Akçakoca’dan iş toplantısı için geldi, Salı gününe kadar burada kalacak, İstanbul’da.
     Zor geldi yola kadar yürüyüp taksiye binmek, Beni çevre yoluna atsana dedim Orhan´ıma Çamıma, film seyrediyorum dedi, ona da peki dedim. Zaten istemem kabahat, böyledir Orhan, rica edersen yapmaz, tepelemen gerekir, kötü davranman gerekir. Bencildir, çıkarcıdır, nankördür eskiden beri, öyle kabul etmişim, bu saatten sonra değişmesini beklemek haksızlık olur. Sen onun için kolunu verirsin o senin için tırnağından vazgeçse karşılığını bekler ama hiç tanımadığı birisine kolunu verir yaranmak için, hayat işte, Orhan Çam işte, eskiden beri eskisi gibidir. Bir hikâyesi vardır Orhan’ın üniversiteden kalma. Abim ben ve Orhan birlikte kalırdık o günlerde. Günün birinde  abime Amerikan salatası yapalım demiş, abim de canının istemediğini söyleyip ben yemeyecem sen kendine yap demiş. Bizim Orhan’ın niyeti başka tabiî ki, canı salata istiyor ama yarısını başkasına kasacak, yoksa abim umurunda değil. Sen misin para vermeyen deyip gidip bir dolu malzeme alıp kocaman bir tencere Amerikan salatası yapmış. Abim yemesin diye de alt kata inip çalmış zili. Sonrasını alt katta ki çocuklar anlatır; zil çaldı açtık kapıyı ki Orhan, yeni tanışmışız adamla ama elinde bir tencere, aldık içeriye oturduk tencerenin başına, şişene kadar yedik salatayı. Bayram değil seyran değil Orhan bizi neden öptü, sen misin benim canımın çektiği şeyin yarısını finanse etmeyen, sana yedirmem ama elin adamına yediririm yemeği. Ki abimin umurunda bile değil ne Amerika ne de salatası, hikâye oldu bize ve alt katta ki arkadaşlara, Orhan işte, aynen eskisi gibi. Cirilikten değildir bu yaptığı, hatta bonkör bile sayılır, ihtiyacı olan arkadaşına borç bile vere bilir bu zamanda, defosu hesapçı olmaktır ve bunun sadece kendisine zararı vardır, bilemez yıllardır. Sırası gelmişken ÖmerTevetoğlu’na teşekkür edeyim, bir dolu laf etmeme, düş yakamdan uyuyayım dememe rağmen adam neredeyse her sabah gelip alıyor beni evden, insan işte, insandan insana fark var işte, ikisinin yaratanı da aynı ama üstüne ne koyduğun önemli.
     Çevre yoluna çıkmak da çok akıllıca değilmiş, trafiği görünce anladım. Maltepe köprüsünden Küçükyalı’ya yarım saatte gelebildi halaoğlu, karıştık araç kalabalığına, hoş geldin dedim, İstanbul’a, trafiğe ve karmaşaya hoş geldin.
    Önce Bostancı Elektroword’e, ardından Vatan Bilgisayar’a uğradık, bulamadık aradığımızı, İkea’nın yoluna sürdük arabayı. Acıkmışız, yemek yemeli dedik ve yedik ziyadesiyle, şişirip midelerimizi Mediamarkt’ın da gönlünü hoş ettik.
    Coğrafi bilgimin güzelliği gösterdi kendini, dönüş yolunu üç kat uzattık, gezdik de gezdik kaybolmuş olmanın gölgesinde. Sahile inip dolaştık, Cadde yaptık, geceyi ettik evlerimize dönmeden önce.

23.35 - top peşinde - 11.10.2010

0 kere okundu
     Top peşinde koşmakla geçti gün, birde biten dersimin ardından üçe kadar top oynadım, belimle birlikte şansımı da zorladım, hem basketbol hem de futbol oynadım. Hadi Murat basketbol denen meseleden pek anlamasa da yenmesi keyifli bir arkadaş, ara ara aldığı gazlarla aldıracak bilse işin nasıl yapıldığını ama nafile. Benim sınıftan futbol takımı çıkmaz arkadaş, sapa kazma olmaz hiç birinden, mevsimi olsa karpuz mu top mu anlamazlar sokakta karşılaştıkları toparlak şeyin. Sağlık olsun, biz de anladıkları şeyi yapar, bir dolu apaçi Maltepe sahilinde mangal tüttürürüz.
     Hamsi vardı geçen kıştan kalma, dondurucunun müdavimi olmuş garibanlar, hayata gelme amaçlarından uzaklaşmışlar. Mutlu ettim canlarımı, iki sıra halinde tepsiye dizip verdim fırına, verdim elektriği, verdim elektriği…
     Başladı Odtü’de ki kurs, cumartesi yüz yüze eğitim var, gidip geleceğim bir koşu. Sayfalarına girdim ilk kez, sağ olsunlar bir kullanıcı adı bir de şifre göndermişler şahsıma özel ama sayfa kağnı gibi, hız yerle yeksan. Bindik bir alamete gidiyoruz Ankara’ya vesselam.

16.20 - ezelden meseleler... - 13.10.2010

0 kere okundu
     Yağmur sesi geliyor camın ardından, kalkılmaz yataktan uyunur uyunabildiğince gömülüp yatağın sıcak koynuna. Yağmur sesi geliyor camın ardından, annem gelir az sonra, ne hazırlasın ablan sana der, kuymak yapsın mı ya da kaygana, abin gidiyor gideceksen sen de kalk der. Yağmur sesi geliyor camın ardından, çarşamba bugün, sevdiğim bugün.
     Dün güzeldi, sabahın sekizinde Ömer ile başladı bu sabah altıda film seyrederken bitti. Kurtlar vadisini seyrederdim sadece Türk amcaların yaptığı dizi olarak, artık Ezel Amca’ya da takılmaya başladım. Bir dolu cümle, bir dolu laf… Uzaktan bakınca afili cümleler ama sadece söyleyeni afili olduğundan, ben kursam cümleleri boş konuşma derler. Film dediğin aşklı meşkli olmayacak arkadaş, çöp ile saman birbirine karışmayacak. Ne işi var aksiyonun içinde aşkın, ya sevişirsin ya da savaşırsın arkadaş, savaş alanına kadın, yatağa silah sokulmaz fikrimce.
     Facebook´umdan sıkıldım yine, yakındır kapatmam, gereğinden fazla zamanımı alıyor, sokakta selam verdiğin adam davet gönderip ardından da neden kabul etmiyorsun diyor. Hani sayfanın sağ tarafında fotoğraflar çıkıyor arada, tanıdığınız birilerine ait, listenizde ki birilerinin fotoğrafları, ne hikmettir bilinmez sarı saçlı bir kadın çıkıyor benimkinde hep, bazen yanında bir çocuk bazen öğrencileri ama hep aynı kadın nedense.

13.55 - her beden gülen surat - 14.10.2010

0 kere okundu
     En sevdiğim mevsim sarı sonbahar diyor ya Candan teyze, atıyorum altına imzamı yağmurlu bir günde. Gece pencereyi açıp uyuyacaksın arkadaş, varsın soğuk olsun, varsın yağmur damlaları sıçrasın içeriye. Sabahında sokak ıslak olacak, su birikintilerinde bir dolu minik iz belirip kaybolacak, hayat olacak, yapraklar dökülecek dallardan, çöpçüler süpürecek şarkı olacak, fırtına esecek korku olacak, güz olacak toprak kokacak sokaklar.
     Ev sahibi amca gelecekti, yağmur çok fazla yağıyor sonra gelsem mi diye aradı, peki dedim, çıkma sokağa erirsin şeker şey. En iyisi evi değiştireyim ben kalmasın eskiden bir iz, tebdili mekân olsun, sağlık olsun, varsın denizden uzak olsun, limoniyiz zaten trip olsun.
     Gülen bir surat geldi, üzerinde helalinden bir takım, bedeni helalinden, salaş görünmek de güzel suratında üstelik. Görüşme odasına davet ettik ama tırı vırıyız an itibariyle. İster topla ister çarp çıkmıyor sonuç istenildiği gibi, görüntü var ses var ama bir icraat yok ne yazık. Yanlış tarafta mıyız ne?

17.39 - yok bişi - 15.10.2010

0 kere okundu
     Var bişiler ama yok bişi, yazmayacam bugün, gelmiyor içimden. En iyisi Ankara’ya gitmek kulağımda çuf çuflarla…

15.39 - bir Ankara yolculuğu - 17.10.2010

0 kere okundu
     Bir Ankara yolculuğu başladı ve bitti, bir gün sürdü, yağmurlu ve ilginçti. Gece trene binmek için Pendiğe geçtim, koltuğuma oturup yola koyuldum. Açtım bilgisayarımı çalıştırdım vlc playerı Ezel oynadı ben seyrettim, şarjım bittiğinde Eskişehir’e gelmiştim.
     Sabahın kör vakti vardım Ankara’ya, ilk hedef Gön Deri’ye gidip ayakkabı almaktı, on saattir ayakkabıların içinde kalan ayaklarım muhtemelen şişmeye başlamıştı. Önce Kızılay ardından Bahçelievler mağazalarına gitti ama kısmet Maltepe’ye imiş. Ayakkabıları aldıktan sonra Kızılay’a geçip Odtü’nün yolunu tuttum.
     Dersler Bilgisayar Mühendisliği bölümündeymiş, yedi yıl okuduğum üniversitede topu topu bir profesör girdi dersime ama dün ardı ardına üç profesör bir şeyler anlatıp tahtaya bir şeyler yazdı ben dinliyorum diye. Güzeldi dersler, eğlenceliydi, kalabalıktı ama elektrikler kesildi birkaç kez, dolu yağdı, yağmur yağdı, binanın giriş katını su bastı. Dersten sonra bizim için hazırlanan bişileri atıştırdık, kokteylmiş öyle dediler, peki dedim, gereğini yapıp çıktım binadan, Ankara’nın yağmurunda yürüdüm, şehre geçtim. Gece 23.30 da trenim vardı ama canım eve dönmek istiyordu, Aşti’ye geçip ilk otobüse bindim, hareket ettik ve uyudum.

08.50 - beklenen haber geldi sanki - 19.10.2010

0 kere okundu
     Güzel bir haber geldi dün öğleden sonra, hoş geldi sefa geldi dün öğleden sonra, bekleniyordu iyi ki geldi dün öğleden sonra.
     Okul çıkışı Taksim yaptım, biraz dolaştım, biraz yemek yedim. Bursa Izgara güzel yer, İskender yapar gibi tabağa pideyi dizip üzerine kızgın yağ döküyorlar, onun da üzerine seçime göre tavuk, et ya da köfte ile bezeyip yanına da yoğurt iliştiriyorlar. Güzel oluyor, İskender tadında ama İskender değil.
     Evi aradım dün gece, curcuna hat safhadaydı. Amcamlar gelmiş İstanbul’dan, abimler halamlar bizimkiler, bir dolu akraba. Bir ben yoktum sanırım, ayıkladığım narları yemekle meşguldüm.
     Ev bulmam gerek, ay sonuna kadar adres değiştirmem gerek, bir an önce yapılması gerekeni yapmam gerek.

23.12 - Uğur Çağlar - 20.10.2010

0 kere okundu
     Umut’u gördüm bugün, Çakmak Köprüsü’nden Casper’a doğru yürüyordum birden karşıma çıktı. İki kadın bir erkek kalktı masadan, varlığımın tenhalıktan kurtaramadığı sokağa çıktılar, normal olarak önce kadınlara baktım sonra erkeğe, erkeğe bir daha baktım o da bana baktı ve ne arıyorsun burada dedi, hiç dedim, sen dedim…  Siemens-Bosch’da çalışırdı eskiden de hemen Casper’in arkasındaymış binaları, öğlen yemeğine çıkmışlar. Uğur Çağlar benim askerden arkadaşım, koca gövdeli koca yürekli bir Tatar Türk’ü. Tam hatırlayamıyorum beş ya da altı tane mangamız vardı acemi birliğinde Antalya’da. Birinci manganın eşekbaşı bendim, birinin de o. Paşam derdik birbirimize, paşam aşağıya paşam yukarıya, iyi anlaşır genelde birlikte dolaşırdık. Usta birliğinde o Girne’ye şeker gibi bir yere ben ise Lefkoşa’ya Beş Parmak Dağları’nın eteklerinde ot yolduğum günlere iyi dediğim bir cennet köşesine gönderilmiştim. Askerden sonra Maltepe’de buluşmuş sonra kaybetmiştik birbirimizin izini. Burada oturuyormuş, eski kaymakamlığın karşısında, Kara Fırın’ın ara sokağında, benim evime iki yüz metre mesafede.
     Dün Orhan’ın emlakcısıyla birkaç ev baktık, çok güzelmiş evler, çok da ucuz, üstelik emlak piyasası da pek bir hareketliymiş. E yedim ben de, varsa bir bardak su rica edeyim, boğazımda kalmasın cümleler, yutayım gitsin. İstikamet Bostancı arkadaş, dokuz yüz Lira vereceksem eğer Maltepe’de oturmam, biraz daha medeniyete yaklaşır, tanıdıklardan uzaklaşırım biraz daha.
     Orhan Çam TV ünitesi almış İkea’dan, gel birlikte kuralım dedi, peki dedim ama üniteyi görünce otur oturduğun yerde sen daha minik bir gardropu kuramıyorsun demekten de geri kalmadım. Aslında tamam desem, gel yapalım desem, Çam’ın yardımıyla da ünitenin içine etsem hiç fena olmazdı. Benden hatıra, İstanbul’a hoş geldin canım benim hediyesi olurdu.
     Ders yapmam gerek ama beceremiyorum, zaten başarı yüzde otuzmuş, bir dolu koca kafa ödevler hakkında yazı yazmış forumlara, ben de tık yok. Yar bana biraz akıl medet programcı aklı olsun.

18.01 - içimde ada vapuru - 21.10.2010

0 kere okundu
     Ada vapuru geçiyor içimden, çarkından sular akıyor, yelkeni var rüzgâr alıyor. Ada vapuru geçiyor içimden, açım biraz, biraz burnum akıyor, arada bir yağmur yağıyor. Üşüdü dallar, yapraklar sarardı, rüzgârını bekliyor her biri aşıp gitmek için, gidip dönmek için bekliyor her biri. Ada vapuru geçiyor içimden her koltuğunda bir sarı yaprak, çarkında su yelkeninde rüzgâr.
     İçimde bir neşe, gözüm rengârenk, hadi gidelim Adalar’a sözümüz var. İçimde bir neşe dilimde olur olmaz kelimeler, çenem düştü yine, yine bir serseriliktir almış gidiyor. Kalırız bir gece, sabah erken kalkar sahilde yürürüz, kapatırız telefonlarımızı, vapur seferlerini iptal ederiz, içim el vermez, geçit vermez, rüzgâr esmez, çark dönmez, sözümüz var hadi gidelim. Balık yer rakı içeriz, sevmem ben bilirsin ama mızıkçılık yapasım da yok şansına. Bir o yana bir bu yana rastlarsak saçına güller de takarım, sözümüz var bekler ada gidelim mi ne dersin? Yanlış anladın yine biliyorum, senden geçtim okuyanda aklım, balığa canım feda, sevmediğim rakı.
     Zaman geçti kararıyor hava, makine çalışıyor içinde çamaşırlar, ha babam de babam dönüp duruyor bir karar, ben sıkıldım sen sıkılmadın mı? Şanslı günümdeyim, ya o çamaşırların içinde olsaydım dönerdim onca zaman bir o yana bir bu yana, saçım da yok ki birisi gül taksın.
     Adını Ada koyacam kız olursa, çocuğum yani ne zaman olursa artık.

13.03 - ohhh yeniden - 23.10.2010

0 kere okundu
     İkinci sınıf bir maceradır almış başını gidiyor, Kıraç eşlik ediyor fonda ki şarkısıyla “öyle bir yosmanın göynü var bende”.
     Miskin bir gövde ve hemen içinde daha da miskin bir ruhla uyandım sabaha, kahve istedi canım kalkıp yapmaya üşendim, kahvaltı istemedim bile düşüncesi yorar diye. Muhlis aramıştı, dershaneden numarasını alıp geri aradım, merak etmiş, nasılsın dedi, çocuğu olmuş Reşit Ayaz koymuş adını, analı babalı büyüsün dedim, Trabzonspor taraftarlarına bir kişi daha eklendi.
     Küçük dünyalarında büyük zannettikleri işlerin peşinde etekli ve pantolonlu amcalar, sırıtmıyorum içlerinde ayak uyduruyor zevk de alıyorum varlıklarından, kötü iyiyle güzel, siyah beyazla, susmak konuşmakla güzel. Kötü olmayı, siyah görünmeyi ve ağzıma ne gelirse yutmadan konuşmayı seviyorum, yaşamayı seviyorum, gerektiğinde yaşadığımı hissettirmeyi seviyorum ve başkalarının sıkıntı ettiği şeylerden eğlenceler çıkartıyorum, kaybediyorum ve kazanıyorum. Dün umurumda olmayan en az üç zaferle bitti, basın açıklaması yasak olduğundan söyleyemeyeceğim burada.
     Emlakcı amcayla ev aramaya çıkacağım, parayı havadan kazanıyoruz nasılsa ortalama kira tutarı 900TL, işine gelmezse köyüne döneceksin.
     Orhan Çam kuş oldu uçtu, toplamış eşyalarını evine geçecek. Ben senin yokluğuna nasıl dayanırım canım arkadaşım, ezilirim, küçülürüm, içimde bir sıkıntı büyür de büyür. Ohhh be, yalnızım yeniden, evim evim güzel evim, sadece bana ait evim…

17.05 - salona dönüş - 24.10.2010

0 kere okundu
     Cadde’ye geçtim kitap almak için; Daitel’in C programlama dilini anlatan iyi bir kaynağı varmış, Nezih’de ulaştım kendilerine 55 TL karşılığında. Kitapçıda gezinirken Best Fm radyocularından pek sevdiğim Arzu Çağlan’ın Seksi Şey kitabını da aldım hevesle. Eve dönmek için Suadiye garına gitmiştim ki Tamer aradı, Kadıköy’e gelsene dedi.
     Akmar pasajı önüne geldiğimde beni bekliyordu şoparım haspam, telefonun ucunda ki İrem hemen sokağın arkasında Alkım Kitabevi’nde imiş, yanına gidip oturduk. Aromalı kahveler eşliğinde bol kahkahalı sohbetin üç ortağı olduk. Bir şeyler yemek için çıkarken İrem’e Küçük Aptalın Büyük Dünyası’nı aldırdım, Pucca’nın günlüklerinden derlenen hoş bir kitap.
     Yemek pahalı ve berbattı, kahveleri Tamer, kitabı İrem ödediğinden hesap bendenize kaldı. Allah’tan elemanların yanlışlıkla on iki su yazdığını fark edip on bir lira düşürdüm hesabı. Adını unuttuğum o yere gitmeyin sakın, yok Meksika mutfağıymış, yok İtalyan mutfağıymış… Ulan o kadar para alıyorsunuz bari adam gibi bir şey yapın da damağımız tatlansın.
     Vesselam dün gece tesadüfen de olsa kutladım evde yalnız kalışımı, bu sabah son eşyalarını da aldı Çam. Mutluyum, mutlusun, mutlular…
     Niyette C çalışmak var ama kısmet nedir bilemedim şimdiden. Bir yandan ders çalışırken bir yandan da çamaşır yıkayıp öteyi beriyi eski haline döndüreceğim. Yatak odasında ki esaretime son verip salona döndüm yeniden, yaşasın özgürlük, yaşasın salon hayatı…

03.41 - saat olmuş üç buçuk - 25.10.2010

0 kere okundu
     Saat olmuş üç buçuk anasını satayım, yatmalı mı sabahlamalı mı bilemiyorum. Yatıp uyusam sabah kalkmak zor olacak, uyumasam yarın zor olacak, sakaldan bıyıktan ibaret mesele, tüküremiyorum ne aşağıya ne yukarıya bir saat oldu.
     Ders çalıştım azıcık Dietel’in kitabı güzelmiş, zaten sanırım bizim notlar da bu kitaptan aşırma. Koskoca ODTÜ’nün profesörü eğer böyle bir şey yapıyorsa küme düşsün Fenerbahçe.  Açıklamalı anlatmış elin gâvuru, bu da neymiş nereden gelmiş demiyorsun, yazmış en ince ayrıntısına kadar, ben bile anlıyorum arkadaş daha ne olsun.
     Yarın Fikret sıpası ile ev bakacaz güya ama sevmedim bana önerdiği evleri. Üstelik iki oda bir salon evler bin lira kira isteniyor. Üzgünüm sayın emlak sahibi, o adam ben değilim, hiç olmadım olmayı da düşünmüyorum. Annem kira fiyatlarını duyunca ses tonunu küçük oğluyla konuşur tona getirip; paraya sıkışırsan söyle gönderirim ben dedi. Zorla ev aldıracaklar adama anasını satayım, koduğumun İstanbul’unun taş yığınlarına bir dolu para gömdürecekler.   
     Yok yoook, bir daha ev arkadaşı mı tövbe, dünya varmış be, hayat buymuş beeee.
     E gidip şu kirli suratımdaki kıllardan kurtulayım bari, işyerimde pek sıcak bakılmıyor üç günlük sakala. Sanki önümüze geleni iş icabı öpecez de sakallar batmasın diye önceden önlem alınıyor, ne var yani haftada bir tıraş olunabilir diye bir kanun çıkarsa ölüsü rahmetli bir koca kafa. Ama nerdeeee, ormanda ki ağacı kes, kafanı bozdu birisi suratını kes, çocuk erkek oldu çükünü kes, çok konuştun kısa kes, millet düğün yapar üç kuruş için yolunu kes… Hayat kesmek üzerine kurulmuş memleketimde, o kadar şeyi kesiyorsunuz bari sakalıma acıyın, her gün her gün bana da yazık insafsızlar.

00.49 - ah bu bilinçsiz tüketim merakım - 27.10.2010

38 kere okundu
     Ne olacak yaaaaa, ölmeyecez mi eninde sonunda, açarım camı çerçeveyi uzatırım kafamı yağmurun altına, alsın hıncını yağmur, yağsın da yağsın, yağsın da yağsın anasını satayım. Ulan yağmur sen beni güldürdün Allah Da seni güldürsün emi. Şiir yazmak için kalem oynatanlar gökten düşen damlaları ağlamaktan yana benzetmelerde kullanırlar ama doğru değildir yapılan, gülmekten yaş gelir gözünden insanın, keyiften yağmur yağar.
     Eski kaymakamlığın karşısında ki Alpark market için de eski diyecekler artık, yerine Carrefour Express açılıyor tez vakitte. Alışveriş yarken peynirci amca bazı ürünlerin yarı fiyatına satılıp elden çıkartıldığını söyledi. Tüyoyu alan Salim durur mu yerinde, planladığı alış verişin on katını yapar, çok akıllıymış gibi  de dönüş yolunu gerine gerine kat eder. Babanın evinde Pringles ile besleniyordun zaten mintanı pembe sığır.
     Mutfağı temizledim, sildim birazını daha kalan izlerin. Özgürlüğümü satır aralarına ve yatak odama hapsettim beş ay ama bir teşekkür bile etmedi giderken öküz. Gerçi varlığını bana lütuf olarak görüyor teşekkürü benden bekliyordur. Orhan bu, soyadında ki çamlık odunluğunu alenileştirmek için isminin olduğu her yerde hazır bulunmaktadır, zannetmeyin ki soyadı çam olduğundan Orhan’ın yanına Çam yazılır, alakası yoktur aslında, tamamen odunluktur mesele. Yarın akşam sendeyim, çok ağır bişiler yapmasın Hale, kilo aldım zaten senin yüzünden, popom büyüdü.
     Evlenmeye karar verdim, iddiaya girdim üç beş kişiyle hatta, ilk cemre düşmeden hidayete ereceğim ya da kıyıp paraya kaybettiklerimi ödeyeceğim.

00.06 - cumhuriyet bayramı - 31.10.2010

0 kere okundu
     Yazmadım birkaç gündür, içimden gelmese de pek karalayayım dedim, birkaç cümle kurayım dedim… Kapandım evime, yatak odama değil ha her yerine evimin, salona ve mutfağa, banyoya ve balkona…
     Bayrammış, ekimin yirmi dokuzuymuş, alışmıştık yatmaya değişmiş, törenmiş, şiir ve şarkıymış… Eskiden çok eskiden uzak şehirlerin birinde denize yakın bir köyde iki katlı bir ilkokul varmış içinde yüz civarı öğrencisiyle. Sabahları koştura koştura gelirmiş evlerinden çocuklar. Çoğu zaman yağmur yağarmış, nemli olurmuş hava hep. Bayramları pencereler süslenilip yağmur yağmasın diye dua edilirmiş. Çünkü yağmur yağmazsa ilçeye gidilir tüm okullarla birlikte bayram yapılırmış statta. Hatta kahramanımız olan haylaz velet çoğu zaman şiir okurmuş bu sevinçli günlerde. Okulda bayram kutlaması vardı, iyi oldu, düzenleyenin emeğine sağlık.
     Biraz fazla kaçırmışım yemeği, bilirsiniz bayılırım patlıcana. Hele de oturtması ya da musakkası varsa değmeyin keyfime.

23.05 - ahhhhhhh ahh - 31.10.2010

0 kere okundu
     Günde on çeşit giyer nenni de nenni…
     Kaç elbise giydik, kaçından kurtulup uzaklaştık kaçar adımlarla. Ulan dedik, ulan bu sefer olacak dedik olmadı, olmasın umurumuzda değil dedik o da olmadı. Olmamalar üzerine kurduk hayatımızı, her seferinde küçülttük hedeflerimizi el yapımı bahanelerimizin arkasına gizlenerek. Küçük şeyler dedik, küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenelim dedik ama hep büyük şeylerin gölgesinde kaldı mutluluk denen orospu.
     Yine yazdım bişiler edebiyat olsun diye sanki birilerinin çok da şeyindeymiş gibi. Yahu şaşıyorum şu koca kafalı ve koca göbekli köşe yazarlarına, her gün nasıl yazıyorlar onca satırı, üstelik bazısı sıkıcı olmamayı beceriyor da her seferinde. Mine Kırıkkanat’ın bir kitabında okumuştum, yetmişli yıllarda sanırım o zamanlar daha bir havalı olan Çetin Altan amca ile Paris’e gitmiş. Kendi deyimiyle ona eşlik ediyormuş, artık eşten kasıt nedir bilemem, çekinmeden yazdığına göre deyipde kesin bir yargıda bulunamam. Ben de hoş bir köşe yazarı bulup Paris’lere gitsem, köhne barlarda sabahlasam kavalyesi olduğum yaşı geçkin teyzeyle… İyi de kim götürür beni oralara, kim çeker kahrımı, hep Kırıkkanat gibi olamazsam beleşe gitmiş olacam, Paris’i görsem ne görmesem ne. Sanki şaaptığımın Fransızları Trabzon’u görmek hevesindeler de ben de iadeyi istekte bulunayım.
     Pucca abulanın kitabını aldım, yazmış hatun döşemiş baştanbaşa.  Ahhh ahh, sölemeyecektim şu sayfanın varlığını eşe dosta, özellikle de öğrencilere. Ömer koca kafalısı zaten reklam müdürü gibi, bıraksam her ders xlargeworld.com’u örnek verecek web denen olay benden ibaretmiş gibi. Bel altı muhabbet her zaman satar bu ülkede. İnsanların en az yüzde ellisinin aklı bacaklarının arasından çalışmaya başlıyor ama yazamıyorum ne yazık ki, yazamıyorum da yazamıyorum. Ahhh ahhh…