16:40 - git gel Trabzon bir saat yirmi dakika - 1.3.2010

0 kere okundu
     Gittim geldim Trabzon’a son bir ayda üçüncü kez. Her seferinde biraz daha az kalıp biraz daha yoğun süreç geçirdim. Bir önceki gidişim abim için görücü tanışma karışımı bir organizasyon içindi. Bu hafta sonu ise nişan olayıydı gitmemdeki sebep.
     Perşembe akşamı abim aradı, yarın atlayıp gelsene diye. Normalde gitmek yoktu aklımda, görücü olayında abim İstanbul’da duruşmada olduğundan ben Trabzon’da olacaktım, nişan haftasında ise gitmeyecektim. Cuma günü akşam sekiz uçağıyla Trabzon’da idim. Abim aldı beni havaalanından, eve çıktık.
     Cumartesi sabahına Pazar muhabbeti ile başladık. Annem ve babamı ilçeye götürüp döndükten sonra şehir merkezine gidip ayak işi yapmaya başladım. Çiçek ve nişan şekeri hazırlamak düşmüştü benim payıma. Abim ise alabildiğine rahat bir şekilde evin önündeki bahçeyi büyütmek için çalışan ustaların yanındaydı.
     Akşam saat yedide Cansuların evindeydik. Bir sonraki yazımda nişan olayının ayrıntılarını anlatırım sanırım, çok uzun çünkü.
     Gece eve döndüğümüzde saat on bir olmuştu ve planlandığı üzere Süleyman Restoranda eğlenmeye gidecektik. Kötü fikir vesselam, kocaman hoparlörlerin önüne oturan ben, halaoğlu Murat, Ercan, Cansu’nun kız kardeşi, ortağı Çağlayan ve eşi yüksek ritimle işkenceye maruz kalarak sesle işkenceye tabi tutulduk.
     Yatmak için yatağıma doğru yürürken saat sabahın dördü olmak üzereydi. Sabah sekiz buçuk uçağı için yedide uyandım. Sağ olsun anneciğim kuymak yapmış, yiyip çıktım İbrahim ile. İyi bir yolculuktan sonra İstanbul’da idim.
     Eve uğramadan direkt Boyner’e geçip biraz alışveriş yaptım. Düğün için takım elbise ve okul için pantolon aldım. Ucuzlamış gömleklerden almayana kötü davranacaklarını düşünerek 2 tane de gömlek aldım.
     Dershane’de en iyi günümü geçirdim, çok zevkli bir dersti. Ders çıkışı Maltepe Carrefour’a  geçip Eyvah Eyvah’ı seyrettik. Güzel film idi, İvedik’den  kat  kat güzeldi fikrimce.

21:24 - kaldığım yerden devam... - 4.3.2010

0 kere okundu
     Başladı hayat kaldığımız yerden, okul, dershane ve kurs. İşkur okulda web tasarım kursu açtı, arkadaşlarla birlikte 20 öğrenciye önce html sonra da dreamweaver öğreteceğiz.
     Boyner’den takım elbise almıştım, dün tadilattan alıp eve geldim. Daraltmışlar pantolonu, kıçıma girmeyecek hale gelmiş. Aldım bugün geri götürdüm, bir ihtimal geri vereceğim.
     Dişçiye gidecektim bugün, randevum vardı. Yoğunluktan dolayı gidemedim, kısmet cumartesiye

15:45 - hayat - 6.3.2010

0 kere okundu
     Koştur babam koştur ama nereye kadar? Dershane bir yandan, okul bir yandan öbür yanda da kurs. Ders, ders, ders… Midem bulandı ders çalışmaktan, 34 yaşımdayım ve 5 yaşımdan beri elimde kitaplar var. Evet, çok şey öğrettiler bana ama bir yerde durmayı bilmeli. Ölene kadar sarı sayfalarla yüz göz olmak zorunluluk olmalı. Üstelik bilgisayardan da soğudum son bir aydır.
     Aklım Trabzon’a yatar oldu, gidip yerleşmek fikri iyice hissettirmeye başladı kendini, sıkıldım İstanbul’dan.
     Sabahın sekizinde telefona uyandım, o mu aradı ben mi aradım bilmiyorum ama konuştuğumuz kesin sonrası uyku. 12 de tekrar uyanıp kahvaltı yaptım. Dışarıda yağmur var çıkıp ıslanmalı ama halim yok. Duş almalı üst baş giyinip dişçiye gitmeli, beşte randevum var. Sıkıldım anlayacağınız, düz bir dünyada hayat bu kadar koşuşturmacayla bu kadar kargaşayla geçmemeli.

02:12 - yaşlanıyorum - 8.3.2010

0 kere okundu
     Evet, yaşlanıyorum, durgunlaşıyor ve yılgınlaşıyorum, yavaş yavaş ruhum dinginleşiyor, vazgeçiyorum kavga etmekten hayatla, kabul ediyorum…
     Diş doktorum yardımcısıyla birlikte ağzımın içinde bir şeyler yapıyor, bıkıyorum, yoruluyorum, kaçıp gitmek istiyorum…
     İş yerimde bazen birileri boylarından büyük laflar ediyor, sineye çekiyorum, hadlerini bildirmiyorum. Oysa hem ısıracak dişim hem sokacak çatallı dilim var, hem gür sesim, hem yabana atılmayacak aklım var… Vazgeçiyorum, bırakıyorum bildikleri gibi yaşasınlar, eşsiz sandıkları sıradan dünyalarında gerilimi geçer akçe sansınlar, ikinci sınıf delikanlı halleriyle tatsız tuzsuz yaşamlarının tadını çıkarsınlar. Yaşlanıyorum ve meydanı meydan sevdalılarına bırakıyorum her ne kadar meydan okumalarını kulak arkası etsem de yine ben seçiyorum…
     Abimle didişiyorum, değişmeyeceğini bile bile devam ediyorum. Bir keresinde bir daha dünyaya gelsem abimin abim olmasını isterdim demiştim ya, yalan. Zaten olması gereken gibi olmayan bir dolu şeye sahip ben, bari abim abi gibi olsun diyemiyorum. Abisiz, ablasız, annesiz ve babasız olmaya doğru yol alıyorum, yetim ve öksüzleşiyorum güçlü olmak adına, yaşlanıyorum.
     Her hafta futbol oynamaktan vazgeçip vücudumun güçsüzleştiğini kabul ediyorum, orta yaşın nimetleri için gençliğimin hırçın zevklerine elveda diyorum, direniyor ve yeniliyorum, yaşarken ölüme yürüyor, her geçen gün sona doğru yol alıyorum.
     Yaşlanıyorum…

02:31 - erkek erkeğe balık keyfi - 10.3.2010

0 kere okundu
     Ne çabuk geçiyor günler, koştursak da yetişemiyoruz zamanın hızına.
     Daha dün gibiydi, yılbaşında Çorum’a gitmiştik, neredeyse üç ay oldu. Oysa tarihi 2009 gösteren anılar en ince ayrıntısıyla hafızalarımızda hala.
     Dün önce Melis Özden’in dershanesine gidip koordinatörlük evraklarını imzalattım, ardından Kaynarca’ya geçip Ceren Yiğit’in iş yerine uğradım, Ytong’a. Asmış işi pazartesi, ilk kez oluyormuş göbekli amcanın dediğine göre. Sağlık olsun, Ceren’in o kadarcık kredisi var bende.
     Bugün nispeten durağan bir gündü, uykumu alamadan uyandım. Geceleri kitap okumaya başladım uyumadan önce. Eski göz ağrılarımdan Cezmi Ersöz’e yarenlik ediyorum satırlarında. Bu da uykumun 1-2 saatini alıp götürüyor normal olarak.
     Ömer’e balık borcum vardı. Okul çıkışı Pınar beni Küçükyalı’ya bıraktı sağ olsun. Her zaman balık aldığım amcanın istavritlerini gözüm tutmadığından diğer balıkçıdan aldım balıkları. Menüde istavrit kızartması ve fırında somon var. Salak adam somunun derisini soymuş. Ulan sığır ne istersin balığın derisinden, sanki gergedan bu, dişimiz geçmeyecek. Ben söylemişmişim öle yapmasını, hadi oradan koca kafalı özür sahibi manav bozuntusu.
     Ömer söz verdiği saatte geldi ama aynı hassasiyeti Özer’den göremedik. Paşam karşıdan bu tarafa geçerken trafik sıkışık diye Mecidiyeköy’de beklemeye karar vermiş. Neymiş, trafik tenhalaşınca çıkacakmış yola. Canım benim, İstanbul’da trafiğin sıkışıklığının geçmesini beklersen Trabzonspor’un şampiyonluğunu bile görürsün. Netice itibari ile beyefendi teşrif ettiklerinde saat doku olmuştu ve balıklar soğumaya başlamıştı. Şerafettinciğim, kuzu sarmam ise geleceğim dediği halde satmıştı bizi.
     Koca kafaları evimden kovduğumda saat gece yarısını geçmişti. Erkek erkeğe muhabbetten pek hoşlanmam bilirsiniz ama bazen keyifli olabiliyormuş, bir kere daha yaşayarak gördüm.

03:12 - hırsız - 11.3.2010

0 kere okundu
     Akşamın yedisinde eve hırsız mı girer, üstelik ben evde iken, uyuyorken. Daha da kötüsü ne cesarettir ki binanın hemen giriş kapısının yanından 3. Kata tırmanarak, 3-4 metre ötede salonları salonuma bakan daireler varken.
     Karşı binadan gelen hırsız var seslerine uyanan misafirimin hırsız ile göz göze gelmesi ve bağırmasıyla uyanan ben hızlıca önce salona sonra balkona koştum. Bahçeden koşarak uzaklaşan birisini gördüm. Eğer nereden indiğini akıl edebilsem ben de peşinden koşacaktım ama o an karşı binadakilere hangi daireye girmişti soracak kadar ayılabilmiştim. 1. ve 2. katın pencere parmaklıklarından tırmanıp benim balkona çıkmış sonra da tornavida ya da ona benzer bir şey ile balkon kapısını açıp direkt yatak odasına gelmiş. Salondaki laptopa, telefonlara, saate ve fotoğraf makinesine dokunmamış bile, herhangi bir yeri karıştırmamış. 25 yaşlarında, 1.70 metre boylarında 2-3 haftalık sakallı kahverengi tenli bir babası belli değil hırsız eşkâli. Benden önceki kiracıyı da ziyaret etmiş haysiyetsizler. Umarım üçüncü gelişlerinde uyanık olurum. Zira kendileri gitti tedirginlikleri kaldı yadigâr. Karşı binadaki teyzenin söylediğine göre 2 kişilermiş, biri de balkonun altında bekliyormuş.
     An itibariyle evdeki ışıkların yarısı yanıyor ve kapatmayı da düşünmüyorum. Her ne kadar delikanlılığı elden bırakmasam da bilinmeyenden korkmalı insan. Ya uyansaydım, ya boğuşsaydık, ya o bana ya da ben ona bir şey yapsaydım. Ya da yapsaydım anasını satayım, ne olacak sanki. Adamımız mı yok sağda solda, nefsi müdafaadan 1-2 ay yatar 2. celsede dışarı çıkardım. Haysiyetsizin evladı da diğer tarafta eşek cennetinde dönme kılığında bir otoban kenarında ekmek parasını çıkartmaya çalışırdı.

19:55 - hırsızcığım, bu akşam gel - 13.3.2010

0 kere okundu
     Hırsız keyfimi kaçırdı, diken üzerinde uyuyorum, tüm pencerelere ve kapılara ekstra kilit taktım, birkaç yere alarm döşedim, ışıklar sürekli açık, evi az havalandırır oldum, hırsız huzurumu kaçırdı. 2 gündür eve geç gitmek için sokakta meşguliyetler yaratıyorum kendime, çekmiyor ayağım mabedimin yolunu.
     Boyner’den defolu takım elbisemi aldım, ümidim iade etmekti ama başaramadım. Nedense bu aralar satın aldığım ürünlerle başım dertte, her seferinde bir pürüz çıkıyor, gerçi bahsi geçen pürüz bende mi ürünlerde mi bu da tartışılabilecek bir mesele.
     Normalinden erken kalktım bugün. Okul yıllığı için 3 öğrenci ve Ömer ile buluşup reklam almaya çalışacaktık.  Söz verdiğimiz üzere 12´de söz verilen yere gitsem de en erken gelen 25 dakika gecikmeli geldi, parlak surat Uğur’dan ise ses seda yok… Birkaç yer dolaştık ama somut bir şey elde edemedik. Bazıları bize ger döneceğini söylese de benim çok umudum yok. Birilerini ikna etmek tam benim işim olsa da uykunun içimde kalan tadı ve bunun yüzüme yansıttığı bıkkınlık yüzünden pek umurumda olmadı mesele.
     Sahilden yürüyerek eve geldim ve şu ana kadar uyudum. Bilazer gelecek bu akşam, misafirim var yani. Babası belirsiz hırsızım da umarım teşrif eder. Zira Bilazer 130 kg ve 200cm vücut ebatları ile hırsıza unutulmaz bir gece yaşatabilir.

22:53 - Bilazer ile Taksim - 14.3.2010

0 kere okundu
     Bilazer gecenin onbirinde geldi ve hazırlan çıkıyoruz dedi. Ulan nereye çıkacağız bu saatte, ben tam ev kızı modunda oturmuşum yeni demli çayım elimde. Yok dedi, Taksime gideceğiz dedi, gelecen sen de dedi. Arabayı evin oraya park etmiş, atladık minibüse doğru Kadıköy’e. Tabi bunları yapana kadar evde 1-1,5 saat geçirdik. Kadıköy’den Taksim’e geçene kadar saat 2 oldu. O sokak senin bu sokak benim dolaştık önce biraz. Sonra Roxy Bar’da karar kılıp içeri girdik. Bir dolu koca kafa gecenin ilerleyen saatinde dağıtmış durumda içmeye devam ediyordu. Ortada tanıdık bir sığır, kör kütük sarhoş, yerinde sabitlenmiş dalıp dalıp gidiyor güzel olmuş kafasının eşliğinde, Mr. Burhan Altintop… 2-3 saat kafa şişirip şişenin dibini de gördükten sonra Taksime çıkıp bir şeyler yedik, ardından ver elini ev. Uyuduğumda saat sabahın altısıydı.
     Sabah uyandığımda saat 12 olmuştu. Önce bakkala gidip bir şeyler aldım. Ardından turşu kavurması ve kuymağın da seçenekler arasında olduğu mükellef bir kahvaltı hazırladım. Yemek faslı bittiğinde dershane zamanı gelmişti ve kendimi sokaklara atmam gerekiyordu. Ben de öyle yaptım ve Pendiğin yolunu tuttum.
     Timuçin abinin nişanlısını sevdim. Bu zamana kadar yanında gördüğüm en şeker kız. Üstelik ben evden çıktıktan sonra bulaşıkları da yıkamış, aferin ona…
     Yarın okulu asacaktım ama fikir değiştirip öğlene kadar takılmaya karar verdim. Öğleden sonra Adapazarı’na geçip abimin bir davası için harç yatırmam gerek.

06:38 - uyan salim - 16.3.2010

0 kere okundu
     Uyan salim, sabahın körü, fırçala dişleri, al duşunu, vur yola. Ne varsa okulda her sabah, her sabah… Ne sıkıcı iş şu öğretmenlik, her gün aynı suratlarla yaşıyorsun hayatı, üstelik alabildiğine sıradan, alabildiğine kendi halinde.
     Pazar günü dönmemiş Timuçin Bilazer, Murat YILMAZYILDIRIM’ın konserine gitmişler, dönüşte uğradı.  Kanka olmuş adamla koca kafa, mesaj attı Timuçinciğim diye.
     Dün Adapazarı’na gittim, abimin bir davası için dosya masrafı yatırdım. Trene biniyorsun, bir dolu çuf çuf, öğretmenlikten daha keyifli.  Güzel şehir Adapazarı, her geçen gün gelişiyor, medenileşiyor.

21:33 - bugün çarşamba - 17.3.2010

0 kere okundu
     Bilmeyenler için üç dakika saygı duruşu, günlerden Çarşamba bugün, akşamında hamsi yediğim, en sevdiğim gün bugün.
     Dün gece rüyamda meleklerimi gördüm, Trabzon’a gelmişler, gözlerinde uykudan mıdır desem yoksa üzüntüden mi bir kızarıklık. Nedense ben de Trabzon’dayım ve günün akşamı birlikte dönecez eve. Ve o ev artık İstanbul olmuş, üstelik günlerden de Çarşamba değil.
     Güneş’e gölge düşmüş, haklı bildiği haksızmış, yersizmiş sözü, gözünün feri kaçmış, burnu akmakta grip… Hayatmış, istediği gibi olmazmış her an, bazen gülmezmiş oysa bir gülseymiş, bir gülseymiş, yumiş yanakları aşka gelseymiş, güneşmiş apaydın, üşümüş, çarşambaymış.
     Ananem hasta, şekeri organlarına zarar vermiş. Sömestr tatilinde Trabzon’a gittiğimde doktora götürmüştük dayımla, fizik tedavi uzmanı yürümezse bir daha yürüyemez demişti. Şimdi daha kötü, annem ve teyzemler yanında kalıyor hastanede. Severim anneannemi, iyi insandır, sevgisini hiç esirgememiştir bizden ama sanırım onun için çalıyor çanlar ve sanırım ben de anneannesiz kalacağım senin gibi.
     Ekvatordan selam gelmiş, eşek demiş kendine öykünüp güzele. Ben ne eşekler gördüm bakacak göz bulamadım yüzüne aklında ola. Aldım kabul etim selamını haberin ola.

18:26 - cibilliyetsizden sevgiler - 19.3.2010

0 kere okundu
     Arada bir sayfamın ziyaretçi defterine muhtemelen beni eleştirmek ya da hakaret etmek adına bir şeyler yazılır, çok absürt olmadığını düşündüğüm sürece yayımlamakta sakınca görmem.  Kendimle barışığım çok şükür, defolarıma rağmen seviyorum kendimi.
     İnsanlar eleştirmeye, hakaret etmeye, küfretmeye meyillidirler, bir çeşit kendini rahatlatma biçimidir bu. Bazen haklıdırlar da ama çoğu zaman içlerindeki kötülüğü kusmak adına yaparlar bunu.
     Bu hakarete cevaben hakaretler yazmayacağım zira hakarete hakaretle cevap verirsen karşındakinden farkın kalmaz. Hakaretin ve küfrün sahibi kendisidir, söyleyen ağzı yazan eli kirletir. Bana gelene kadar kaybolur gider rüzgârda. Karşılık vermek mutlu etmez beni aksine daha da rahatsız eder, içine çeker kötülüğün. Zaten hayat yeterince kötülük sunuyor bize İstanbul denen hayvanat bahçesinde, daha fazlasında gözüm yok biline.
     Dişi ya da erkek bir “canım benim”,  muhtemelen beni kastederek bir hikâye yazmış ziyaretçi defterime, cibilliyetsiz demeye çalışmış bana. Sevgili okurum, cibilliyetsiz kelimesini daha etkili olabileceğini düşündüğünden kullanmış muhtemelen. Yoksa yerine kullanabileceği karaktersiz gibi daha tanıdık bir hakaret mevcut, üstelik aynı anlama geliyor.
     İnsanları mutlu etmek güzel şey, sırf sen mutlu ol diye yayımladım hikâyeni. Bu arada fark etmedim zannetme, hikâyen çalıntı google’da cibilliyet yazınca ilk çıkan sitelerden birkaçında rastladım hikâyeye. Bu arada ne ilginçtir ki o sitelerden birinin ismi çok ironik. http://www.gerizekali.org/ordan-burdan-off-topic/3301-egitim-mi-onemli-cibilliyet-soy-sop-mi.html

23:55 - başlık bulmaya halim yok bugün - 21.3.2010

0 kere okundu
     Unutmuşum nasıl bir şey 3 büyükleri yenmek, beceriksizce bir sevinç yaşadım maç bittiğinde, yendik Galatasaray’ı Trabzon’da da olsa, iyi ki varsın TRABZON.
     Cibilliyet meselesiyle ilgili ikinci mesaj gelmiş, öylesine yazmıştım ben,  neden üzerinize alındınız ki diye. Mesaja lütfedip adını yazarsa sevgili okurum ben de yanlış anlamam. Zira bir dolu canlıya istemedikleri şekilde davranmaktayım her gün ve bu bir dolu canlı da hayır dualarını esirgememekte benden yine her gün. Ateş olduğundan dumanı da ateşten çıkıyor zannettim.
     Yoruyor hayat, kıymet bilmeyen insan denen canlıyla uğraşmak zorunda olmak ne kötü. Hepsinin ya küçük bir hesabı var, küçük dünyalarında büyük insanlar gibi yaşıyorlar. Biliyorum sık sık suçluyorum birilerini ama işim ve yapım gereği insanlarla sürekli iç içeyim, her gün bir salaklığa tanık oluyorum her gün bir adiliğe… Ucuz canlıların ucuzluklarına kayıtsız kalmayı beceremiyorum ve bu da baş ağrısı yapıyor.

01:09 - ha dedim - 23.3.2010

0 kere okundu
     Ha dedim sustum, sustum ve ha dedim, kiraz mevsimiydi, Taşkent’in sarp kayalarında göğe uzanan bir çam ağacıydı, sustukça büyüyordu ve sustum büyüsün diye, ha dedim.
     Güzel şey yaşamak, şükredecek bir şeylere sahip olmak mutluluk verici. Yorgunum diyorum ya yalan, inanmayın sözüme, yaşıyorum diyorum aslında. Hissediyorsam varım, yaşıyorsam şikâyet ediyorum, mutluyum çünkü susmuyorum ve konuşacak çok şey yok sırf o yüzden ha dedim
     Beyaz tüye meyilli istavrit, zaman kötü, balık bile seçer oldu siyahı beyazı. Oysa çok değil on-on beş yıl önce kancanın yanına koyun tüyü taksan tav olurdu vururdu oltaya istemediğin kadarı. Bu da lafın gelişi, istemediğin kadarı yani, yoksa mümkün mü ki istememek taze pişmiş istavriti kıraçayı. Yemek yerken konuşma derdi annem, yemek değil balık bu, sohbetle güzel, ha dedim.
     Ha dedim sabah oldu, ha dedim akşam oldu, yaz oldu, kış oldu, olan oldu anlayacağın Orhan Çam, yaşa al tadını payına düşenin. Bakma sen Ümit Yaşar Oğuzcan’a,  kedere ve aşka vurma kendini, yok öyle daha içelim daha içelim, kötüdür o zıkkımın tadı bilirim ben, hem çabuk sarhoş olursun, tadın kaçar demedi deme.
     İlk yanılışım değil insandan yana, son da olmayacak ne yazık. Vardı ya benim son sınıf oniki”B”, sildim güncemden, minik bir boşluktur artık, girmem derslerine bir daha, başka sınıfı alırım, başka insanlarda yanılırım. Anlayacağın sevgili arkadaşım, on yedisine gelince çocuk artık çocuk değildir, insan olmuştur, her şeyi bekleyebilirsin ondan kötüye dair ve en acıtacak olana bile bakarsın alışmış gözlerle, ben bunu tanıyorum dersin, insandır gördüğün, olabildiğince kirlenmişliğiyle büyümüştür artık, içindeki masum ölmüştür.
    
     Kötülükse en büyüğü budur
     Kirlenmişliğine terk etmişsindir onu
     Yürüsün kendi karanlığına
     Sen payına düşenle kal
     Ne mutlu ki yine bir başına

17:07 - akıl yazda, gövde uykuda - 24.3.2010

0 kere okundu
     Işığa aşık pervane gibi yaza aşıktır öğretmen, ders yılı bitse de kafamı dinlesem, birazcık keyif yapsam diye özenir durur.  Az kaldı, nisan, mayıs derken yaz geliyor, hoş geliyor, yüzüm gülüyor…
     Sabah uyandığımda niyetim de okula gitmek vardı ama aynaya baktığımda yüzümdeki gereksiz kılların uzadığını fark ettim. Hem üst baş giyineceksin, hem tıraş olacaksın, hem okula gideceksin… Üstelik dün çocuklarla yaptığım basket maçlarından ötürü belimde ağarmakta. Dedim salla okulu be koca kafa, dön sıcak yatağına, uyu mışıl mışıl. Ben saygılıyımdır, kendime kulak verir, itaat ederim. Attım hantal gövdemi sıcak yatağıma, teslim ettim ruhumu uyku kardeşe, astım okulu.
     Dün akşam Wik Wik’e gittim, yemekte tavuk vardı, bir de oyun vardı adını bilmediğim,  üstelik kazanmak için adını bilmeye de gerek yokmuş, oyun bitince anladım.
     Gözde meleğin sınav giriş yeri belli olmuş, somurtan bir yüz eşliğinde Messenger iletisi olarak Kozyatağı 30 Ağustos İlköğretim. Büyümüş de sınavlara girecekmiş, aferin ona.
     Özer ile Kadıköy’e gideceğiz az sonra, gitar alacağım kendime. İlk gitarımı kuzenim Engin’e vermiştim, zamansızlıktan uğraşamıyordum. Ölümlü dünya, zaman mı yok eğlenmeye, boş kalınca tımbırdatır kendimi iyi hissederim

00:33 - Yunus okulu bırakmış - 26.3.2010

0 kere okundu
     Hayat güzel, İstanbul güzel, Trabzonspor Antalya’yı yendi güzel, denize yakın olmak güzel, haftaya Salı olacak daha da güzel… İnsan daha ne ister hayattan, varsın sabahları erken uyansın Salim ne olacak sanki ne kaldı yaza şunun şurasında…
     Şimdi kıyısındayım gecenin, ha düştü ha düşecek gövdem, yazılı kağıtlarına bakıyorum, eksik biri… Yunus Emre okulu bırakmış, zaten beni kimse sevmiyordu okulda demiş arkadaşına… Eğleniyorduk ne güzel, şimdi ben kime sataşacağım? Siteye mesaj yazmışsın iğrenç diye, aldım kabul ettim ama kusura bakmayasın bir şeyleri değiştirmeyi düşünmüyorum ki düşünsem de zamanım yok. İstersen güzel bir şeyler yapıp bana hediye edebilirsin hatta karşılığında yemek bile ısmarlarım. Uzun lafın kısası iyi seçim fikrimce sevgili öğrencim. Okul denen mevzuda geleceğin yoktu senin, başka rüzgarlara bırak gövdeni, nasılsa su akar yatağını bulur. Her ne yapacaksan bu hayatta başarılar şimdiden.

14:42 - güzel bir gün - 27.3.2010

0 kere okundu
     Güzel bir gün, tatil üstelik perdeyi açınca güneş doluyor eve, mutluluk bu, yaşama sevinci, eksiği yok fazlası var cumartesi.
     Uyuya kalmışım gece film seyrederken, sabah uyanıp yatağa attım gövdemi ve öğlene kadar uyudum. Koltukların üzerindeki örtüleri yıkıyorum şimdi, sütümün son kullanma tarihi geçmiş yerine vişne suyu içiyorum. Annemi aradım ablam çıktı telefona Emine, evimizin direği, annemin korkusuz şövalyesi. İbrahim’in annesi kanser, ağırlaşmış, oraya gitmiş annem hasta ziyaretine, konuşamadım. Anneannem de hasta, günleri sayılı, yüksek şeker organlarına zarar vermiş, annem annesini kaybetmek üzere, her gün yanında teyzemler ile dayım da kalıyor anneannem, küçük dayımda, Ali’de. Güzel bir gün, kötü haberler… Hayat böyle bir şey, gündüz ve gece, sıcak ve soğuk, ölüm ve yaşam… Yaşadığın sürece işler yolundadır der bir Çin atasözü, yaşıyorum ve işler yolunda…
     Makinedeki çamaşırların işi bitsin sahile inmek var aklımda, Süreyya Plajı’na geçip kahvaltı, öğle yemeği karışımı bir şeyler yedikten sonra bir banka oturup Adalar manzarası eşliğinde BTT yazılılarını okurum bebelerin, merak ediyorlardır bekletmemek gerek. Gerçi Adalar demişken, vapura atlayıp karşıya geçmeli bisikletle ada turu yapmalı da diyor içimdeki hin bir ses, hadi hayırlısı…
     Birazdan çıkacağım, sakın ayrılmayın bir yere dönerim elbet, hava kararsın hele bir…

12:10 - öğle arası - 30.3.2010

0 kere okundu
     Öğle arası, okuldayım, hava güzel, ortam sessiz alışmadığım kadar. 10 C sınıfında dersteydim, güzel sınıf her ne kadar ders çalışmamak için ısrar etseler de. Güldük, eğlendik, ölçme dersinden sorular çözdük…
     Sınıf öğretmenliğimi değiştirdim,  12B sınıfıyla yollarımızı ayırdık nihayet. Okula yeni geldim ve öğrencilerle yeni tanıştım. Normal olarak kendilerini bana kabul ettirmeye çalışacak, kendini göstermek için beni kullanmaya çabalayacak veletler olacaktır. Bu yaşlar ilgi çekmek, kendini göstermek yaşları… Üzgünüm, ne zamanım ne de halim var öğrencilerin gereksiz eylemleri için canımı sıkmaya. Gayet düzgün, gayet derli toplu öğrencilerim vardı eski sınıfımda ama birkaç kişi yüzünden soğudum. Biliyorum öğretmenin böyle bir hakkı yoktur, sınıftan ya da öğrenciden soğuyamaz ama ben soğudum arkadaş, karşı çıkan beri gelsin. Her ne kadar kötü niyetli insanlar olmasalar da herkes gibi benimde sabrım var, iyi niyetimin sınırı var, büyük olduğunu söyleyip çocuk gibi davranıyorsan ben giderim arkadaş. Üzülmeyin çok şey kaybetmediniz, tırı vırı biröğretmen gider diğer bir tırı vırı öğretmen gelir, nasılsa siz hayatın tüm gerçeklerini kavramış, “olmuş” durumdasınız.  Doğrularınızla baş başasınız ve umarım haklısınızdır çünkü haksızsanız bir ömür kendinize katlanmak zorunda kalıp mutsuz bir hayat yaşamak durumunda olacaksınız. Demedi demeyin, hayat bize sık sık yalan söyler ve kanmak hep hoşumuza gider.
     İyi bir haber bekliyorum, ha geldi ha gelecek ama çalmıyor bir türlü telefon. En iyisi sınıflardan birine gidip işletim sistemlerinin temelleriyle ilgili bilinen gerçeklerden bahsedip ders anlatıyor numarası yapmak