20.32 - kaderde beklemek var - 01.05.2011

0 kere okundu
     Caddeyi doldurmuş Feneri bahçeliler, bir yanı sarı bir yanı lacivert olmuş iyi bir şeymiş gibi. Kalk dedim kızım giyelim formalarımızı renklensin cadde, mavi arkadaş olsun bordoya, cadde adam görsün.
     Keyfi yerinde serserinin, kan gazı biraz yüksek çıksa da yeterince beslenip yeterince uyuyabiliyor. Annesi de sık sık yanına gittiğinden hiçbir eksiği yok diye biliriz küçük hanım için.
     1 Mayısmış, yokmuş dershane, işçi amcalar bayram yapacakmış ama bayramlaşmaya da gerek yokmuş.  İnternetten baktım, yürümüşler Taksim’de, yine karıştırmış ortalığı soyu bozuklar, polise saldırıp kurallara uymaya çalışanları yumruklamışlar. Hayatı kirletenlerin yeri diğer taraf ama öldürmeyen Allah öldürmüyor işte.
     Üç gol attı Trabzon’um sporum, ilk yarı gerekeni yapıp ikinci yarı top çevirmekte. Her ne kadar boz baykuşlar saldırsa da, Feneri federasyonun gazıyla yanan bahçeliler iki gol attılar ilk yarı itibariyle. Beklemekten başka çare yok, su akar yolunu bulur nasılsa, bize düşen seyretmek.

12.10 - yine bahar - 04.05.2011

0 kere okundu
     Bir sarı zülüfe verdim kalbimi,
     Denizi bol memleket özler mi beni,
     Gönlümü boğazın suyuna serdim,
     Kuru bir merhaba yeter gel kurtar beni.
    
     Yine geldi çattı bahar, yine yeşile döndü yüzünü doğa, içimde bir hüzün, içimde bir neşe, bir nisan, bir mayıs ve kır çiçekleri buram buram.

09.06 - okuldan kesitler - 07.05.2011

0 kere okundu
     Öğleden sonra üçte dediler ödül töreni ama değilmiş, bir dolu adam konuşacak, sunucu bir şeyler geveleyecek ve aralarda da minik filmler gösterilecekmiş. Sadece biz kırk kişi gittik, diğer okullardan da bir dolu insan, salon doldu pek alışık olunmadığı halde. Konuşmalar uzadıkça çıktı birileri, ardından diğerleri ve diğerleri. Saat beşe gelmişti ödül verilirken ama salonun beşte dördü evin yolunu tutmuş, konuşmacılar aldırmadan devam etmiş, bendeniz de usul usul uyumuştum. Mert Kemerci birinci oldu, koca kafalıya ipad2 verdi kaymakam amca. Koordinatörü olmaktan geçtim, zaten savunmasına ben gidemeyince Mesut’un adını yazmıştılar ama hiçbir öğretmenin adını bile anmadılar. Benim güzel memleketimde öğretmene verilen değer minibüs şoföründen az olduğu sürece sokağa çıkıldığında karşılaşılacak hayvan sayısı her geçen gün artacaktır. Hak ettiğiniz gibi yönetilirsiniz denir ya, hak ettiğiniz gibi de eğitilirsiniz canlarım benim. Gerçi eğitim denen şey cümle kurarken önemseniyor sadece, afili görünmek için eğitim şart deniyor yoksa kimsenin umursadığı yok, çocuğum öğrensin üniversite kazansın derdinde anne babalar, iyi bir insan olmak için gerek ve yeter koşul eğitim değil asla.
     Koca kafa geldi ağlamaklı, hocam telefonumu çaldılar dedi, nasıl oldu dedim, Esra çantama koymuş ama şimdi yok… Aşık mısın be serseri, niye milleti yorarsın, hem neden okula telefon getirirsin, bak işte Esra daymış telefon.

23.15 - annem geldi - 08.05.2011

0 kere okundu
     Çıktı bebiş hastaneden, yerleşti geçici evine, abim geldi ardından annem…
     Cuma akşamı koştura koştura hastaneye yetiştirdik Derin’i, anneannesi çocuk komaya girdi dedi, annesi ağlamaya başladı, babasının yüzü düştü… Ataşehir’den koştura koştura Kızıltoprakta ki Florace Nightingale’e ulaştık, doktor evinden geldi, sedyeye yatırdık ve uyandı. Uyuyormuş kızcağız, başındakilere gülücükler saçtı bize inat.
     Annem geldi dün sabah, uçağa binmeye korktuğundan on altı saatlik bir otobüs yolculuğu sonunda vardı İstanbul’a.

09.53 - Fatih Medikal Park - 10.05.2011

0 kere okundu
     Yine başladı hastane günlükleri, yine yoğun bakım olarak değiştirdi ikametgâhını Derin hanım. Kilo alamadığı için götürdük doktora, yatırıp burada besleyelim dediler, peki dedik mecburiyetten, ufacık bebe elden bir şey gelmiyor. Fatih Medikal Park yeni yerimiz, Trabzon’dan önerilen doktorumuz Fatih Aydın’ın gözetimindeyiz 72 saat.
     Gün boyu kucağımdaydı yine, sohbet ettik bir dolu, sanki hasta olan o değilmiş gibi gülücükler hediye etti amcasına en tatlısından. Siz arabayla dönün dedim biz kızımla vapura bineceğiz ama kısmet değilmiş şimdilik. Yattığı yerde bir dolu bebe var, diğerlerinin iki ay farkla ablaları olduğundan biraz da olsa havalı fikrimce. 50 gram vermiş serseri, tamam sıfır beden olmak için çabalıyorsun da annenle babanı karşına alıp konuştuktan sonra yapsan bunu olmaz mı?

11.14 - bu canlılar kimin eseri - 11.05.2011

0 kere okundu
     Yolda ilerliyoruz içinde olduğumuz arabanın yardımıyla, okul yeni dağılmış, çocuklar evlerine ulaşma telaşında. Yolun ortasından yürüyor bir tanesi, hatta birkaç tanesi… Araç yolunu kapadığından çok değerli “üniformadan ibaret öğrenci kişi”, geçemiyor bekliyoruz beş on saniye ama tık yok, basıyoruz kornaya bakıyorlar, aaa diyor biri Ömer hoca. Yolun en ortasından yürüyen, en öğrenci, en on ikinci sınıf mağduru ki burada ki mağdurluk onca yıl okula gidip yolda nasıl yürüneceğini öğrenememekten geliyor “kocaman yol yandan geç” diye çıkışıyor bize, öğretmenlerine. Peki diyorum evladım, bir daha ki sefere öyle yaparız. İnsan olmadan önce kadın olmayı öğrenmiş ama değil büyüklerine nasıl davranacağını daha “çok değerli” gövdesini sokakta nasıl taşıyacağını öğrenememiş… Muhtemelen aynaya bakınca Engelina Jolie gören ki sokaktaki havası kesinlikle zekâsından kaynaklanmıyor, muhtemelen en önemli işi olan eğitim konusunda dört işlemden ileri gidemeyen, belki de sorsak yaşadığı ülkenin başkentini bilmeyen üzerindeki forma dışında hiçbir önem arz etmeyen sevgili öğrenci… Bizde midir kabahat ailede mi, bizde midir kabahat sistemde mi, bizde midir kabahat kişinin kendisinde mi? Tamam aile bir şey vermedi, sistem de bozuk, sistemin ürünü öğretmen de bozuk diyelim oldu olacak ama insan aynaya bakınca insan aramaz mı, bulamayınca birazcık kendine bakmaz mı? Fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi, içerken de hayal kurar bütün insanlar gibi diyor ya Alpay amca, bizim kızlarımızda sanırım fabrikada tütün sararken ya da bir konfeksiyonda tezgâhtarlık yaparken hatta erkenden evlenip çocuklarına bakmaktan fırsat bulduğu anlarda sabah kuşağında Seda Sayan’ı seyrederken soracaktır kendisine ben nerede hata yaptım diye ve her seferinde başkalarını suçlayacaktır içinde ki insana hasretinin farkına varmadan. Nedir doğru cümle, hangi kelimeler hangi tonda söylenmeli formülü yok, yirmi yaşına merdiven dayamış birisine yirmi yıldır öğrenemediği insanlığı öğretemezsin âlemi cihan olsan bile.

01.39 - tıkırında dönüyor dünya - 13.05.2011

0 kere okundu
     O zaman sussun müzik, yok ne halim ne de vaktim oynamayacam, o zaman sussun müzik, evim barkım yok adım sanım bilinmez oynamayacam, o zaman sussun müzik söyledim ya oynamayacam.
     Kuş arabayı pisler, boyaya zarar verir, ben baktım o kuşlardan değil der Erol abim, göbekli Metis Elektiriğim. Zaten tatsız tuzsuz çilekleri de bana yedirirler her seferinde, “balkonda ki çileklerden yesene Salim”. Çağırırsınız kapıyı açmazsınız, meyve ikram etmezsiniz, dondurma ağız yakar, e hadi gidelim oldu olacak, çok huysuzum çoooook.
     Orada havalar nasıl diye başlar muhabbet, denize mi çıkacaksın balıkçı Vahit, varsın fırtına kopsun, sele gitsin dağ taş. On beş senedir ayrıyım baba ocağından ana kucağından ve on beş senedir babam hava durumunu sorar benim durumumun hemen ardından.
     Kalabalığa da alıştık artık, yolda izde cümbür cemaat, hele Medical Park’ın lobisi anlatmayla bitmez. Adam önce kazağını çıkardı sonra ayakkabılarını ardından da kuruldu oturdu koltuğa. Biz güleriz adam maça bakar, annem sırtını çevirmiş, biz yine güleriz de başımıza kötü bir şey gelmese. Fatih bey içimde kötü bir his var dedi Cansu, çocuk nasıl? Yüz kırk gram almış kirpiği güzel, amcasının kirpiği kadar güzel, daha ne olsun.
     Ben sana küstüm, bir kedim bile yok diyorsun da sevmezsin kedileri hatırlamıyorsun yanaktan ibaret. Hem o yanak ki kirpik kadar kadar güzel, ufş ufş ufş.

02.16 - Annem... - 15.05.2011

0 kere okundu
     Sıkıldı annem, evi özledi Trabzon’u, ben gideyim diyor. Anne doktorla işimiz bitsin gidersin diyorum, tahlil sonuçları çıkınca gidip gösterirsin, bana gerek yok artık diyor ben gideyim. Neden erken yattın anne diyorum, biraz rahatsızım, keyfim kaçtı diyor, ilacını aldın mı diyorum, yok almadım diyor. Her gün alması gereken kırk tabletlik bir hapı üç ayda bitiren annem ihmalkâr mı tutumlu mu siz karar verin. Elini korkak alıştırma, zaten SSK ödüyor diyorum, sen karışma işime diyor. Annem…
    “Sözün dinlenir hâkimsin, sözün dinlenmez sen kimsin” diyor, kızarken duygu sömürüsünü de eksik etmiyor. Yılların egemenliğini oğullarına bırakmaya hala alışamamış, eskisi gibi her şey kendi istediği gibi olsun istiyor, olmayınca da kızıyor bazen, bazen de küsüyor ne kadar küsebilirse en sevdiklerine. Eskiden bizi yetiştirmekti amacı, şimdi biraz uzaktan seyrediyor ve her zaman sıkıntı edecek bir şeyler bula biliyor. Annem…

 

21.42 - karşıyım arkadaş - 16.05.2011

0 kere okundu
     Bilirsiniz bu sayfalarda politikadan bahsetmem pek, Ali iyi Veli kötü söylemenin, tırı vırı bir sayfada taraftar olmanın hiçbir anlamı yok. Dün akşam aramızda konuşurken bir şey söyledi içimizden biri, dikkatimi çekti…
     CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun bir vaadi var, çalışmayan her aileye aylık 600 lira vermekten bahsediyor. Sorgulamadan değerlendirecek olursak çok güzel bir uygulama, fakir bir ailenin en azından 600 lira gelir elde etmesinden daha güzel ne olabilir. Ama gelin bunu biraz sorgulayalım, en fazla işsiz vatandaş hangi bölgede yaşıyor, aynı bölgenin işsiz vatandaşları belki can sıkıntısından, belki, bilinçsizlikten belki de seçmen sayısını artırmak amacıyla önlenemez şekilde çoğalıyor.  Her ne kadar kendi hayatlarına çok fazla değer vermeyip dağa çıksalar da, kavga gürültüde heba olmaktan korkmasalar da bir dolusu yaşlanıp aile kurabiliyor. Memleketimin pek çok gelişmemiş bölgesinin aksine nüfus artışı çok yüksek olan bu bölgede işi gücü olmayan pek çok aile ortaya çıkıyor. Ben mi ne yapıyorum, çalışıyorum efendim, vergimi peşin peşin veriyorum, en fazla iki üç çocuk yapıp onlara bile yeterli imkânları verememekten korkuyorum. Şimdi saygı değer Kılıçdaroğlu amca benden aldığı vergiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ki insanlara beleş para verecek. Zaten elektrik beleş, su beleş, bir dolu şey beleş… İstemiyorum arkadaş, benden alınan vergilerin birilerine peşkeş çekilmesini istemiyorum. Zaten var olan hükümet kısa bir zaman öncesine kadar hak etmeyen insanlara milli gelirimizi ve toplumsal değerlerimizi bedelsiz olarak verdi. Neyse ki nankörlüğün farkına varıldığından yavaş yavaş var olan yanlıştan dönmekteler. İstemiyorum arkadaş, benden aldığınız vergiyi vermeyin onlara. Biraz çalışsınlar, birazcık gayret gösterip çağdaş medeniyetin gerekliliklerini yerine getirmek için uğraşsınlar. Ondan sora varsın verdiğimiz tüm vergileri hediye etsinler aynı ülkeyi paylaştığımız milliyeti hiç de önemli olmayan insanlara. Ama o zamana kadar benim paramı çar çur etmeyin, vermeyin üç kuruş bile vermeden beş köfte isteyenlere, alamayınca hır çıkartanlara.
     Bunun politika ile ilgisi yok, cari açıkmış, dış borçlanmaymış çok umurumda değil, benim düzeltebileceğim şeyler değil zira. Ama verdiğim vergilerin göz göre göre yatarak ve dilenerek yaşamaya alışmış insanlara verilmesine karşıyım.

02.37 - beklemek - 21.05.2011

0 kere okundu
     Sağa sola koşturarak geçiyor hayat, işe gidip eve dönerek,  sonra yine iş ve yine ev… Değişiklik yapıp sinemaya ya da konsere gidiyoruz,  gezmelere alış veriş merkezlerine deniz kenarlarına, yukarıya ve aşağıya.
     İyileşmedi Derin, önce kalp sonra mide uğraşıp duruyor bir başına yoğun bakımlarda, doktorlara ve hemşirelere emanet. Önce aort daralması, ardından kalp deliği, şimdi de reflü çıktı başımıza. Bir an önce iyileşse de dönse aramıza minik bıldırcın. Çaresizce beklemek kötü şey arkadaş…

12.41 - sonbahara çok var - 22.05.2011

0 kere okundu
     Derin’den yana açan çiçeklere don vurur durur, kurumaya yüz tutar dallar, üşür hava, üşür içim, üşür küvezinde Derin bir başına, gecedir… Gün açar huzurla, içimiz bildiğin iç, sanki akşam ki Trabzon Karabük maçı önemliymiş gibi, biraz daha neşeli olsak şampiyon olacakmışız gibi… Dünden iyi bebek, huzurlu, konuşmuş annesi babasıyla en masum dilden, gönülden. Varsın bahçesinde fener yansın üst komşumun, varsın yüz yıl daha bordo ve maviye donanmasın dünya ne gam, iyi ya derin varsın son maçını da kaybetsin bizim uşaklar.
     Dün epey bir koşturduk abim ile haziran sonu gibi planlanan ameliyat gelecek haftaya alındı, doktorlar bir şeyler söyledi, biz bir şeyler sorduk, tekrar doktorlara geçti söz sırası. Haftaya yapalım dediler, Levent bey de gelsin yurt dışından, onunla da bir konuşalım karar verelim dedi Türkoğlu Halil.
     Aldım bize getirdim abimleri, öteden beriden lafladık, dağıttık kafamızı, Faroz Pide’den peynirlileri katık yaptık muhabbete, eski fotoğraflara baktık, üniversite günlerine, Esra gaz verdi fırsat buldukça, Cansu dünden hazır merakından hırçınlaşmaya, abimin derdi minik kızı…
     Hayat bundan ibaret işte anne, çiçek açar güneşte, ardından don vurur kurur dallar, içte kalanlarla devam eder yol, hep bir yürüyüş ve hep bir telaş. Hayat bundan ibaret işte anne, kimse bize gül bahçesi vaat etmedi, dikenler varsın acıtsın etimizi, ölüm var ayrılık var, ayrılığı yaşadık on beş yıl oldu, ölüm dediğin sonbaharda güzel ki o sonbahar kim bilir hangisi, bildiğim daha yürünecek yol olduğu…

18.43 - 25.05.2011 çarşamba - 25.05.2011

0 kere okundu
     Uyudum bugün, güzeldi… Yazlıklarımı çıkartıp kışlıklarımı kaldırıyorum tedavülden şimdi. İşe yarar bir gün…

01.23 - parayla satın alınabilen ayaklar - 27.05.2011

0 kere okundu
     Lig bitti ve biz yine şampiyon olamadık. Elini sallasan Trabzonlu koca kafalı bir adama çarpan bu memlekette Fenerbahçe lobisiyle baş edemedi bizimkiler.
     Faruk Özak ki hakkıyla sevilmektedir Trabzon’da seçimde oy kaybetmek korkusuyla Fenerbahçeli başbakanı savunmakta. Trabzonlunun sevgisini siyasete değişmekte kurduğu cümlelerle. Keşke ligde onca dalavere dönerken de konuşsaydın, bırak bizi savunmayı yetkililerin tarafsız olmasını sağlasaydın da bugün taraftarı olmayan cümleler kurmak zorunda kalmasaydın. Yok efendim Kartal’da ki benzin istasyonundan 25 milyon dolar kazanmışız. Üç büyüklerin şehrin göbeğinde ki statları senin Trabzon’unu satın alır sayın bakan, sen tutmuşsun 20 yılda kazanılan üç kuruş para için başbakana secde edin diyorsun. Seni mi kıracağız, hepimiz Fenerliyiz, hepimiz başbakanız.
     Egemen efendi imza atmış Beşiktaş’a, bir dolu da para alacakmış. Zaten kaptanlıktan alınmasının sebebi olan açgözlülüğünü az para ile gideremezdi kanadı kırık kartallar.
     Selçuk Efendi, Avrupa’ya gideceğim, ilk terciğim Trabzon, takımda kalmak istiyorum masallarını anlatırken sattı kendini eşek yüküyle paraya. Geçmişi tek bir başarıyla tıka basa doldurulmuş Terim’in askeri olmak ne kadar zevkli olacak yaşayıp göreceğiz.
     Karabük maçından önce satın alınan Emenike’ye imza attırmış bahçesi Fenerliler. Hiç şaşırmadık ki bu habere, zaten biliyorduk zira.
     Lig TV mi iptal ettim, teminatınız var fazladan para ödersiniz dediler. Bir kez öderim dedi Fenerbahçe’nin televizyonu gibi davranan  “delikanlılar”a, silin beni listenizden.
     Satın alınabilen adamların her zaman var olduğu bu futbol diyarında neden mi başarılı olamıyoruz? Çünkü aslında o kadar da paramı yok. Küçük bir ligin büyük takımları, büyük liglerin küçük takımları karşısında tel tel dökülürken satılık ayakların yüreksizliğine hep bir bahane bulacaklardır.

09.53 - eş dost - 30.05.2011

0 kere okundu
     AÖF ile geçti hafta sonu, az yağmur, çok bulut, Adanalı Dostlar ve kumpir. Vildan çamur, Naile bilmez, Ömer yemeye sevdalı, üçü de yokuş yapar kaybedince iddia. Naile’nin yemek borcu var aylar oldu ödemez, Vildan neden borçlanmıştı onu bile unuttum, tişört borcuna faiz işletsem takım elbise olurdu, Ömer’in de vardır defosu iyi anlaştıklarına göre, e hadi o zaman kebapçıya gidelim öğlen vakti, duydun mu parmak şıklamasını ah benim dertli başım, tahsilât defom, şampiyonluğu kaçan Trabzon’um ah…
     En iyisi taş çalmak arkadaş, okey dediğin kazanınca güzel ama benim kuralına göre oynayasım tuttu. Ulan Allahın keli, bir tarafta Ömer bir tarafta Vildan, akılları havada zaten, nereden bilecekler taş çaldığını. Bir dahakine söz…

01.51 - cenneti gören denyo - 31.05.2011

0 kere okundu
     Çarşamba sabahı zor bir ameliyata girecek Derin, derin bir sessizliğe gömülüp bir kaç saat sonra daha sağlıklı bir şekilde dönecek aramıza. Yirmi gündür  bir kez gördüm serseriyi, o da eko çektirmek için yoğun bakımdan çıkıp alt kata indiğinde.
     Adı derin limon ağacımın, abim ile birlikte aldık, bodur limon. İlk meyveleri daha büyüyemeden döküldü, miniğin telaşından havalandıramadık, güneşle buluşturamadık. Balkonda şimdi bir dolu meyvesiyle birlikte, hayat normale dönünce salondaki yerini alacak bodur limonum, kokusu odayı dolduracak, belki abartıp salatama lezzet olacak. Pendik’te iken saksıda domates ve salatalık yetiştirmeye çalışmış başarılı olamamıştım, yine deniyorum. Koçtaş’a gidip tohum ve saksı aldım, süs olsun, yeşile ve kırmızıya yarenlik olsun diye. Belki bu sefer şansım yaver gider, elimle yetiştirdiğim domateslerden salata yaparım. Gerçi tek bir meyve almaya da razıyım…
     Öldüm diyor şarkısında artistin biri, öldüm diyor, kollarında cenneti gördüm. Çıkış kapısında sigara içilen cennet mi olur be cemaati Müslim. Eğer o meret iyi bişi olsa cennette içilir, yok iyi bir şey değilse neden cenneti görmenin rahatlığını yaşarken keyfe meze olur. Şimdi nereden çıktı bu diye aklından geçirenler olacak. Tam ben yatmaya giderken adam hatunun biriyle seviştiğini hatta cenneti görmek gibi hissettirdiğini anlatıyor notalar eşliğinde. Sabah kalkıp çorak tarlalara tohum ekmeye gidecem ben, dersim var, işim gücüm var. Ağır bir şeyler söyle de uyku etkinliğini artırsın diyecektim ki şarkı bitti powerı Türk olan müzik kanalında.