cemre - 4.3.2013

255 kere okundu

Gökyüzünde yıldız gördüm bu gece, dilek tuttum üç kez; üçünde de seni tuttum aklımda, bir yere gidemezsin artık diye yazdığımda mevsim bahardı aylardan mart. Havaya cemre düştüğünde mevsim kıştı aylardan şubat. Sahi gören var mı cemreyi, duyan ya da sezen var mı? Aman görmesinler, aman duymasın ve bilmesinler. Bu cemre de bizim olsun oldu olacak, gözden ve kulaktan uzak olsun bu sefer.

Kayda geçsin baylar ve bayanlar; 02.03.2012 tarihinde Derinim bana ilk kez amca dedi. Varsın olmasın dört yapraklı yoncam, kaymasın yıldızlar ben bakarken varsın. Ben bir dilek tuttum yıldızlar şahit…

kelebek midur serçe mi - 6.3.2013

201 kere okundu

En sevdiğim yer yok benim, en sevdiğim renk, en çok dinlediğim şarkı, en iyi yaptığım spor yok. Hiç en iyi arkadaşım olmadı, şunu da yapayım başka bir şey istemem demedim ömrümce. Bana özel mükellef bir sofra kurulsa kesinlikle şu da olsun diyemem. Enlerimi çalmışlar benim, mutluluk pınarımın suyunu kurutmuşlar sessiz sedasız. Kimseye deli gibi aşık olmadım, kendimden geçmedim bir yerleri görünce, Tarkaaaaan Tarkaaan diye bağırmadım en megastraı görsem bile. Enlerimi çalmışlar benden habersiz, mutluluğun yamacında terketmişler kendi halime.

Ve başlıyor bando bilmediğim bir notadan, maestro ellerini kaldırırp kaldırıp indiriyor kendince bir ritimle… Dağ başını duman almış, güneş ufukta şimdi doğar… Ne sözlerini biliyorum ne de başına ulaşmışım dağın. Yamacındayım birinci paragraftan beri, iki adım ileri bir adım geri. Güneş ufukta şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar…

Sabahın yedisinde mi başlar gün, gecenin on birinde mi biter. Ne işim var burda benim, ben aslında caz severim. Jülide Özçelik çalıyor radyoda… “Ah yalan Dünya’da yalan Dünya’da, yalandan yüzüme gülen Dünya’da.” Yanağım avcumun sıcaklığında, avcum kelebeğin kanadında, serçenin dudağında… Ve girer araya bir dış ses, Ceyhun Trabzon’dan bildiriyordur… Yıllar öncesinden üstelik… “ne serçesi o arkadaşım, bildiğin kanıyla canıyla domuz.”

Şimdi ölsem ben avucumda geçen bir uykunun sabahında, araba çarpsa bana minibüs yolunda, kolum bir yana bacağım bir yana, kalmasa dudak izi yanağımın soğukluğunda. Şimdi ben ölsem mesela, yarının garantisi yok ya, ümit yok ya sonsuza dek yaşayacağımıza. Hırsıza çıkar adımız zamandan mutluluk çaldık diye, hakkımız yok hakkımızı almaya, aramaya sormaya hakkımız yok. Bir yağmura borçludur gökkuşağı varlığını, iyi şeylerin kısa sürdüğü bir dünyadır yaşanan, yağmurun ardı sıra kaybolur gökkuşağıda. Ne kadar yürüsen de geçemezsin ardından, hazine dediğin başkasına yar. Seni seviyorumla başlayan hayat susarak bir kez daha bir cana kıyar. Adın hırsıza uğursuza çıkar.

Gara Ayşe - 9.3.2013

182 kere okundu

Uçaktan indiğimde saat daha beş olmamıştı.

Normalde şehre geçer, her zaman gittiğim tavuk dönercide dürümümü yer öyle geçerdim eve.

Ama Derin’in doğum günüydü ve muhtemelen pastadan börekten yana zengin bir menü bekliyordu beni, haksızlık olurdu.

Bannemi kontrol için hastaneye bırakıp öyle gelmişti beni almaya abim.

Yolda ilerlerken Derin’in ameliyatlarından, yaşanan sürecin zorluğundan bahsettik, hayatın garipliğini geçirdik aklımızdan.

Hem Cansu’nun ailesi hem bizim aile hazırdı, Derin hazırdı, yemekler hazırdı, bir yaşına daha giriyordu amcasının kızı.

Kalabalıktan uzak durmaya çalışıp gecenin kahramanını da bana eşlik etmesi için kaçırıp kaçırıp duruyordum.

Yemekler, fotoğraflar, kahkahalarla bölünen sohbetler ve her anın kaydedildiği fotoğraflar…

Dokuz civarı telefonu çaldı abimin, hole geçip konuştuğunu ve yüzünün değiştiğini gördüm.

Yanına gittim ne olduğunu öğrenmek için, soramadan söyledi “babannem ölmüş”

İyi de köye giderken yanına uğrayıp konuşacaktık, o konuşmayı uzattıkça uzatacaktı, şikayet edecekti birilerini yanıma uğramıyorlar diye. Cümleleri bitse de kaçsak yanından diye bakacaktık birbirimize. Yanından ayrılınca “seksen yaşına gelse de hiç değişmez mi bir insanın huyu” diyecektik.

Ne yanına gidip görebilecektik, ne bıktıran cümlelerine burun kıvıracak, ne de offf babanne diyebilecektik. Gara Ayşe ölmüştü.

yine kandıramadın beni - 11.3.2013

300 kere okundu

Bugün günlerden Pazar, kötü insanlarla dolu bir dünyaya açıyorum gözlerimi… Günaydın.

İyi olmak erdem değildir, insanlığın gereğidir, kötü olmak ise en azından dürüstlük gerektirir.

Kötü olmanızdan da kötüsü ikiyüzlü olmanızdır.

Seni seçtim bugün, pikaçu oldun sihirli güçleri olan.

Hadi oynat burnunu ve iyi ol, sünger çek kötü bakan gözlerinin üzerine.

Beyaz bak siyahtan en bıkmış halinle; ortak kararımız olsun “o artık iyi”.

Yine kandıramadın beni, yine haklı çıktım hiç istemesem de.

Hayat seçimlerin toplamıdır, sen griden korktuğun için siyahı seçtin; beyazla baş edemeyeceğin için.

Bakma öyle artık, iyi değil kötülük.

Bakma öyle artık, sevmeden yaşanır yer değil bu memleket.

Bakma öyle artık, mevsim değişip bahar oldu sen siyaha bürünürken.

kırmızı ...
11.3.2013 Pazartesi

ve ben griden korktuğum için siyahı seçtim; beyazla baş edemeyeceğim için .. ve ben hala kötü ...

yaşıyorum ve her şey yolunda - 16.3.2013

143 kere okundu

Gece olunca pembe de siyah görünür mavi de, gerçek yüzü çıkar ortaya renklerin. Gündüz kolaydır, güneşten alırız rengimizi. Ama hava kararınca zorlaşır hayat, renkleri çıkar ortaya insanların, gerçekler gösterir kendisini. Yalancı pembeler, düzenbaz maviler yenik düşerler uykuya. Ve kimse yalan söyleyemez uyurken, kaybolur yeşil ve sarı, sahte turuncularda döner aslına, morlar da.

Altı doldurulamayan değerler yükleriz insanlara, büyütürüz gözümüzde küçük olanı. Üşüdüğünüz zaman ısıtmaz, düştüğünüz zaman kaldırmaz, sustuğunuz zaman konuşmaz olurlar. Birlikte düşmek değildir bu ya da suskunluğun keyfini yaşamak… Bilinen anlamında her zaman rastlanılan bir yanılgıdır bu; konu insandır ve milyonuncu kez tarih tekerrür etmektedir.

Ölümden başka her şeyin çaresi vardır der batıda birileri, doğudan destek gelir; yaşıyorsanız her şey yolundadır. Yaşıyorum ve her şey yolunda.

kıymalı poğaça tadında bir pazar - 17.3.2013

203 kere okundu

Merve’nin annesinin yaptığı kıymalı poğaçaları yerken ilkokul günlerim geldi aklıma, seksenli yılların başına döndüm. Mustafa ve Serpil’in çoğu gün yanlarında getirdikleri zaman zaman da bizimle paylaştıkları kıyma kokan, anne eli değmiş pastalar geldi aklıma. O zamanlar lügatimiz bu kadar afili olmadığından un ile yapılan ekmek dışında ki her şey pasta olarak anılırdı. Öğle paydosu diye bir şey vardı, yemek yenmesi için diğer teneffüslerden daha uzun tutulmuş çok sevilen bir zaman dilimi. Bizim ev okula çok yakın olduğundan yanımızda bir şey getirmeyip yemek için eve giderdik. Çoğu zaman da yanımızda halamın çocukları Osman ve Ferhan olurdu. Sanırım en sevdiğimiz öğle yemeği erimiş tereyağıydı, hevesle ekmek bandırır keyifle yerdik. Mustafaların evi deniz kenarında olduğundan ki deniz kenarı okula bir kilometreden uzaktı bizim çocukluğumuzda yanlarında hep “azık” getirirlerdi. Dediğim gibi çoğu zaman da “kıymalı” pasta. Serpil de Mustafa da şimdi Yomra’da yaşıyorlar; biri çoluk çocuğa karışıp anne olmuş diğeri küçük canlılara Tarih öğretmek peşinde…

Ben yapamadım siz yapın, yatın uyuyun Pazar bugün. Ya da uyanıp geviş getirin, bir sağa bir sola dönün yatakta. Kalkın tuvalete gidin, bir sandviç yapın içine krem peynir ve zeytin ezmesi sürüp. Yanında koca bir bardak su ile yatağa dönün. Kırıntıların yatağa dökülmesini umursamadan ısırın ekmeği, sudan bir yudum alın. Doymazsanız tekrar kalkıp gidin mutfağa, çikolata ya da bisküvi bulun çekmeceleri karıştırıp. Bilgisayarınızı da yanınıza alın. Yorganın sıcaklığına sığınıp açın bilgisayarınızı, eski bölümlerini seyretmediyseniz game of thrones, seyrettiyseniz the mentalist’in yeni bölümlerini izleyin. Yok, ben yabancı dizi sevmiyorum diyorsanız Kuzey ve Güney’in ya da Karadayı’nın kaçırdığınız bölümlerine bakın internetten. Bisküvi susatsın sizi ama üşenin tekrar su almaya. Filmi seyrederken sızın mesela, uykuya dalın pazartesiye çarşambaya inat. Ben yapamadım siz yapın, bugün Pazar yatın uyuyun.

Hava soğuk, Eylül sıcak. Biber ve soğanlar ince ince doğranıp biraz da rendelenmiş havuçla birlikte tereyağında harlanıyor. Sonra köri sosu ve küp küp kesilmiş domatesler. Balık çorbası varsa işler yolundadır der hiç tanımadığım bir balıkçı. Aksini ispat etmeye çalışan da peşin peşin Fenerbahçeli olsun bu adı bahar kendi kış günde.

Satılmadı vosvos Kerim Ustam, çalışmıyor zaten çoğu zaman. Maltepe Köprü’süne çıkmak için Bostancı’ya gidip geri döndüğünü söyleyenler de var, yokuş yukarı tekliyormuş şekilsiz. Yağ akıtıyor sürekli, içine etti kaldırımın. Yakındır sahibinin bıyıklarına laf etmem. Dur bakalım, üç beş gün daha sabredelim.

ne sevmeyi becerebildim ne sevilmeyi - 25.3.2013

297 kere okundu

Yazacak ne çok şey var susmaya inat. Kelimeler kovalıyor birbirini, cümleler göz kırpıyor olur olmaz zamanlarda. Zaman dediğin akıp giden bir su, bir görünen bir daha görünmüyor, son rastladığından bir daha haber alınmıyor. Saçlar beyazlıyor, göz kenarları kırışıyor, duvar takvimlerinden koparılan kâğıtlar eskiyip gidiyor. Yazacak ne çok şey var aslında konuştukça susan bana inat, sana inat, ona ve diğerlerine inat. Azat ettim seni zaman, gidebilirsin benden.

Bedeller ödemek mevsimsiz bir durum, affedecek kadar büyümedim henüz. Kindar bir hafızam var, iyi bir kalbim ve kötülüğe de çalışan aklım. Kalbimi kullanmadım suyun yolunu benden habersiz bulduğunu öğrendiğimden beri ama hafızam ve aklım hep fazla mesaide. Unutamamak defom benim, iyiyi ya da kötüyü…

Yok, ben o değilim aslında, ben öleli yıllar oldu. Daha liseyi yeni bitirmişken, Mustafa ağabeylerden eve gelirken daha. Nereyi kazanmışım diye sordum, istemediğin yeri dediler istediğimi zannedip. Peki dedim, iyi dedim yüzümde niye sevindiğini bilmeyen aptal bir çocuğun daha aptal bir yüz ifadesiyle. Fındık ayıydı sanırım, dedemin harmanının kenarından yürüyordum, dedem ölmüş babaannem sağdı. Ben o gün ölmüş olabilirim işte ya da o gün başlamışım ölmeye. Ayrılmamalıydım oradan hiç, adam olmak için elimde ki en kolay seçeneği düşüncesizce harcamamalıydım. Neden geldim İstanbul’a, takıldım kaldım biçare diyor ya türkücü kardeş… Nereye gittiğinin önemi yok, mutlu olduğun yerde kalmayı seçebildiğin kadar yaşıyorsun bu hayatı. Sonrası kavga gürültü.

Haklıyken haksız duruma düştün diyor korkak arkadaşım. Size değer vermediğini tavırlarıyla gösteren insanlara her şeyi yapabilirsiniz. Değer vermeyenlere değer vermek defodur, onların hatalarını görmezden gelmek, cezalarını affetmek defodur. İyilikten ne doğduğunu herkes bilir, fırsatınız varken kötülükten maraz çıkartın, hak edene hak ettiğini demir daha tavındayken verin. Varsın birileri hayvan desin, olmadı desin diğerleri. İnsanca yaşayabilmek için insanlığınızdan taviz verin. Yoksa bilincini süslü cahilliklerinden alan bu kalabalıklar dünyayı çekilmez hale getirir, sınır bilmez, had hudut gözetmez olurlar. Çizdim ve yine çizerim. Benim ilkokulda da resmim güzel değildi zaten, çizgilerim özensiz boyalarım uyumsuzdu. Üstelik güzel çizenlerin çizgisini sevmez, boyanan hayatların tadı olacağına ihtimal vermezdim. Haklı çıktım kendi kendime. En iyisini ben bildim, defolar biriktirdim güncemde.

Sevmek üzerine de bir paragraf eklerdim buraya ama nafile. Sevmek dediğin tekil bir eylem; ne sevilen hak eder sevilmeyi, ne seven verir hakkını sevmenin. Bir kısır döngüdür ağızda acı bir tat bırakan. Ne günü yaşamakla olur ne yarını düşünmekle. Her durumda boka batmıştır sevda, her durumda ölümlü hep çaresizdir. Ölmek vardır içten içe, öldükçe körelmek sevgiden yana. Ben yaktım gemilerimi bile bile mahsur kaldım limanda. Üstelik annem bana küsmemişken henüz, tüm şehir düşman değilken hala. Sevmek üzerine bir paragraf eklerdim buraya ama yapmadım; ne sevmeyi becerebildim çünkü ne sevilmeyi.

suya bulandı kömür gözler - 26.3.2013

137 kere okundu

Ben o kardan adamın eriyeceğini biliyordum, bu soğuk havalar çok sürmez farkındaydım. Düştü işte havuçtan burun, suya bulandı kömür gözler, atkı bere ıslandı. Ben bu kışların yaza gebe olduğunu biliyordum, hiçbir beyaz sonsuza dek kirlenmeden kalamazdı. Kitaplardan biliyordum, kötüydünüz siz ve sizi sevmiyordum.

Etrafınıza bir bakın, siz misin kötü onlar mı? İyi bakın, sakınmadan gözlerinin içine içine bakın. Ya gözlerini kaçıracaklar ya da çıkışacaklar size. Kötüler gözlerini teslim edemez diğer gözlere. Kendilerini görüp rahatsız olurlar, huzurları kaçar fark edilecekler diye. Fark ettim sizi artık her yaptığınızdan haberim var.

Diyor ki bir şeytan, bir zamanlar tanık olduğum, ulan olsa ne olur dediğim şeytan. Kirli çamaşır kalmasın banyoda, meydana çıksın halı altında ki pislikler. Ne biliyorsan yaz senle ilgisi olsun ya da olmasın. Kimse o kadar da ak değil bilsin herkes, anlasınlar birbirlerinden farkları olmadığını. En kötüsünün de en iyisinin de ne halt olduğu çıksın ortaya. Kalmasın bir bir yüzüne bakacak yüzleri ya da boş versinler şerefi haysiyeti, nasılsa herkes aynı diyip devam etsinler yollarına güle oynaya. Diyor ki şeytan, o inadına serseri şeytan. İnceldiği yerden kopsun, dibe vursun artık dipte olması gereken kim varsa. Yazdım… Zamanı gelecek diyorum zaman kazanmak için.

Dün başlamıştım ama gece devam edemedim, kısmet bugüneymiş sanki bekleyeni var gibi. Cümle işte kıyısından köşesinden, el alemden aşırma kelimeler topu topu. Yaz yaz nereye kadar kıştan sarkmış bu bahar gününde. Susanı adam zannedenlerin dünyası, “gidi”si kadar var Konyalının.  Çıkıp yağmur altına ıslanalım, bir ümit temizlenip devam ederiz yola.

boku çıkmış memleketin - 27.3.2013

267 kere okundu

Çevrenizde bu kadar boktan insan varsa siz de pek masum değilsinizdir. Bir yerinizden bulaşmışsınızdır pisliğe, bir şeyler çekmiştir sizi kötü olana. Kötüye hayır diyemeyenle evet diyen arasında çok az bir fark vardır ama bu fark ikisini de kurtaramayacak kadar azdır.

Kaldırıp kafanızı bakıyorsunuz, Ayşe diyor Zeynep, arkadaşının arkasından konuşur, Ali; kimsenin iyi olmasını istemez, Serpil; içerik önemli değildir onun için, varsa yoksa çul çaput, Suat; beş para etmez birisi olduğu halde herkese yukarıdan bakar, beğenmez, Elif; güveniyorsan sırtından vurulmayı da göze almalısın, Yağmur; iyidir ama ağzının ayarı yok, her an her yerde keyfinin içine edebilir. O kadar kötü mü diyor Zeynep, daha da beteri var diye üsteliyor dış ses. Ceren; iyilik yap denize at, balık unutmaz o unutur, bildiğiniz nankör, Havva; sakın ondan, bire bin katıp ispiyonlar herkese, Temel; kendi işi çıksın diye babasını bile harcar… Ben köyüme dönüyorum diyor, yapma diyorum hiçbir anlamı yok. Köy kent birbirine karışmış, boku çıkmış insanlık denen vasfın, kaçırmışlar tadını. Görmezden gelelim o zaman diyor, yaptığımızın bundan ne farkı var diyorum. Gerçekten görsek selam verir miyiz birbirimize. Bizden doğan çocuklar masum olsa da bizim büyüttüklerimiz bize benzeyecek ne yazık. Kötülükle beslenip şikayet ederek yaşamayı seçtik. İyisi mi kahve içip falımıza bakalım, yalanlar söyleyelim birbirimize.

Kapat televizyonu anne bizi kandırıyorlar diyemeyiz artık, Esra Ceyhan’ı arar olduk sabah kuşağında. Ucuz pezevenkler evde kalmışlara düzüşmeleri için yardım ediyor uluorta. Koca koca kadınlar da seyrediyor ağzı açık. Nereye el atsak elimizde kalıyor, boka batıyoruz derin nefesler ala ala.

Ne çok küfrettim dimi, ağzım da bozuk benim arkadaş, yenilir yutulur sığır değilim.

Aliminyum folyo alabilir miyim biraz dedi eleman içeri girip, tamam dedi saf olan. Ne yapacak biliyor musun diye sordum gidenin ardından, bilmiyorum dedi aynı saf. Tahmin edin ne yapacak şerefsizler, ne işlerine yarayacak folyo?

Yok aga yok boku çıktı memleketin, ben kızımın yanına gidiyorum.