adapazarı demek - 2.8.2013

436 kere okundu

Ne zaman yolum düşse yeşili kandırır beni, yaşanası derim, koşup gelinesi derim. Hele bir de yağmura rastlamışsam uf derim, yaşayanına heves ederim. Şimdi değil de on beş gün önce burada olsaydım mesela, ani bir kararla mesela, tam da mevsimiyken mesela.

Adapazarı demek Katlı Pazar demek, türlü türlü taze meyve ve sebze demek, taze balık demek, Sadık ve Nalan demek, Irmak demek, ekmek ve tuvalet kâğıdı demek, neşe ve huzur demek. Adapazarı demek yaşanılası bir coğrafya, memleketim insanları, kalabalık ama sakin bir şehir, alabildiğine mısır tarlaları demek. Adapazarı demekle olmuyor, gelip görmek yetmiyor yaşamak gerek. İstanbul orospusundan kurtulup, sakin bir limanda demirlemek demek Adapazarı.  Bu şehirden bahsederken kuru kuru Nalan diyip geçmemek gerek; içten bir dostluğa, güzel bir kalbe vurgu yapmak da gerek.

Islama köfte yemek için yapılan seçim kötüydü, servis kötüydü ama az yemiş olmanın keyfi her şeye bedel. Zaten ne o öyle zengin iftar sofraları, yiyeceğinden fazla nevale. Hele bir de açık büfe olayı var ki bırak da kaç zaten gün boyu aç durmuşsun, saldırıyorsun gözü kapalı. Hamile kadın kıvamına geldiğini fark edene kadar üç kişilik yemek yiyorsun. Yetmezmiş gibi aç gözlülüğüne yenik düşüp birkaç çeşit tatlıyla cila çekiyorsun. E sonra sokakta yürüyeceksin. Seni gören çocuklar hamile zannedecek. Hamile kalmak için denediğin türlü türlü pozisyonlar aklına gelecek. Gözünün sağ alt köşesinde kırmızı bir nokta belirecek. Off off offf. Açık büfe iftar sofralarından uzak durun agalar, külliyen günah. En iyisi salaş lokantalardır, yılların birikimi tatlardır. Varsın peçetesi birinci kalite olmasın, varsın garsonu papyon kravat takmasın, hesabı kazık olmasın. Hem benim bildiğim sütlaç havada karada döver sufleyi.

Üstelik hiçbir maçında yenilmedi Trabzonspor. Ne zaman bu şehirde maç seyretsem yüzümde tebessümle kalktım televizyonun başından.  Daha ne ister memleketi cennet olan, daha ne ister tarafı belli olan.

Amcanın yüzü güldü. Burnunun kocaman olduğunu göz ardır etmiş olsam bile dedim bu amca Müslüman, bu amca bizden. Fener golü yiyince gözünün içi güldü. Uzatmalarda beraberlik golü gelince de kalk gidelum dedi torununa. Daha ne duracuk! Nerelisin amca dedim, Akçaabat dedi. Anladım Müslüman olduğunu dedim, güldü. Deme öyle dedi, o da bizim takımımız sayılır. Takım bizim de taraftarı gavur dedim, güldü yine. Gülünce kızaran yüzü kocaman burnunu daha bir öne çıkarttı, memleketim koktu hava, evim geldi aklıma. Adapazarı güzel yer dedim yine içimden. Sadık bizi dinliyor ve gülüyordu…

 

Geziyorum, Adapazarı´nda bir köydeyim - 3.8.2013

214 kere okundu

Geziyorum, Adapazarı'nda bir köydeyim

Dışarıda tuhaf sesli bir hayvan çığlık atar gibi bağırıp geziniyor

Korktukça Eeylül’e sokuluyorum

Ezan okundu, davulcu bir saat önce geçmişti zaten

Ama ben yarın oruç tutmuyorum

En güzel ibadet en rahat olduğun yerdedir fikrimce, evindedir

Hem bir günden bişicik olmaz inşallah

Yine bağırıyor hayvan çığlık çığlığa, yine ben Eylül’ün yakınına

Uykusunda bile çok cesur, en cesur hatta

O’nun öğrendiği tek korku yataktan düşme korkusu

Sesler umurunda değil keşfediyor, görüntüler renk katıyor hayatına

Geziyorum, Adapazarı'nda bir köydeyim

Dışarıda çığlık atan hayvanı tanınamazlıktan geliyor

Fırsat bu fırsat diyip Eylül’e sokuluyorum

Öpüyor ve kokluyorum

Aman duymasın, okumasın eşek şımarır

Canım kızım, Eylülüm…

Sanırım seni kendimden bile çok seviyorum

Geziyorum, Adapazarı'nda bir köydeyim

 

iyi bayramlar olsun - 8.8.2013

203 kere okundu

Şimdi nerede ve ne halde olduğumu bilseniz, beni bir görseniz oturup ağlar mısınız yoksa gülmek için kıçınızı mı kullanırsınız bilemem. Bildiğim bir şey var yarın bayram ve an itibariyle hal perişan. Sabah namaz var ama katılamam, sonra bayramlaşma faslı orda olamam, yatamam, kalkamam, çekip gidemem, gitsem dönem, dönsem bulamam, her yan kan revan.

Bitti bir güzel mevsim daha, son ezan okundu, son oruç açıldı. Şükürler olsun gördük bir ramazan daha. Trabzon’da başladı, İstanbul’da devam etti, yolu hastaneden de geçti ve bitti Yarımca’da. Özlemedik eski ramazanları, ey gidi demedik kendimizi kandırarak. Çünkü ramazan hep aynıydı ve değişen insandı. Ümit yoktu demedik ey gidi eski insanlar, Gara Halalar, Mehmet Agalar.

Yoruldum aga, evimi özledim. İnsan en iyi evinde dinlenirmiş bir kez daha anladım tatili bitirirken. İşini bilmeyen çavuşlar olarak dönüp bir şeyleri avuçlayacak vakit bırakmadık. Bilmediğimizle kaldık güneşin alnında, yaz ortasında.

Kültürel etkinlik sıfır, sosyal faaliyet sıfır, gezip görme sıfıra yakın, deniz suyu ya da havuz sıfır… Sıfır ayarında bir tatilden iyi bayramlar herkese. Orucunu tutana ramazan, tutmayana şeker bayramı olsun, iyi bayramlar olsun efendim.

yaşasın ilkel hayat - 10.8.2013

418 kere okundu

Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır. Döndüm, dolaştım ve geldim, kürkçü dükkânındayım.  Gündüz farklı odalarda gece yataktayım. Hava sıcak dardayım. Hastayım ve canım acıyor zordayım. Kafamda türlü türlü planlar, sabah Adıyaman’dan keko gelmiş. Kafamda türlü türlü planlar, Maltepe’de ne bok işim var o saatte.

İncir mevsiminde patlıcan incirini ağacından yiyebileceğim bir yerlerde olmalıyım. Burada değil, bu boktan şehirde değil. İnsanı en az olan memlekettir İstanbul bilir misiniz? Bakmayın on beş milyon canlının iki ayağı üzerinde yürüdüğüne. Aldatmacadır hepsi, göz yanılması, beyin tutulmasıdır. Tutmayın beyninizi dikkatli bakın. En iyisi bile sokağa çıkınca ne hale geliyor dikkat edin. Kaçın gidin geldiğiniz yerlere, ben gidilesi yerlere gidemedim siz boşaltın şehri. Hayaller ve hayaller gerçekleşmeyeceğini bile bile. Söylemiş miydim ben yirmi yıldır çok az plan yaptım ve hiç hayal kurmadım. Hayal dediğin birilerini kandırmak için ara gazı. Yazdım yine yazarım.

Televizyonda da bir şey yok. Grey’s Anatomy seyrediyorum ama nafile. Ne işim olur benim doktorla. Hem bunlar Türkçede bilmiyor, dilimden anlamazlar dillerinden anlamam. Doktor dediğin yüz soru soracaksın yüz birinciyi de sor diye ağzının içine bakacak. Bu gâvur doktorlarının hepsi taş; erkeği ayrı kadını ayrı güzel. Üç gün hastanede yattım gördüğüm en güzel insan bendim, doktorların neye benzediğini siz düşünün artık. Doktorla olmaz aga, diğer seçeneklere bakın derim.

Bu dolapta ki en kötü insan sen değilsin diyor adam batarya arayan arkadaşına. Fırtına var, yağmur var, elektrikler yok. Sahi elektriğin olmadığı bir dünyada insanlar ne kadar kötü olabilir ki. Bu gecenin kötüsünü seçtim; kahrolsun elektrik, yaşasın ilkel hayat.

taşbaşı´ndan kemeraltı´na - 14.8.2013

82 kere okundu

Siyah önlüklü bir çocuk düşer aklına, annesinin Taşbaşı’ndan ya da Kemeraltı’ndan aldığı gri renkli pantolonu görüp göreceği tek ütüyle jilet gibidir. Apar topar yapılan kahvaltıdan sonra atar kendini sokağa. Sokak dediysem köy yeri, minik bir patika önce, sonra üç yol ağzı ve kısacık okul yolu. Su birikintilerinin hiç birini es geçmez, basar gözüne gözüne baştan aşağı çamur olacağını bile bile. Zaten her gün dayak yemek için bir sebep vardır, öyle de çekilecektir ceza böyle de. Siyah önlüklü bir çocuk düşer aklına, elinde ki çalı parçasıyla lastiklerinin altında ki pisliği temizleyen. Okula girmek zor, kapıda iki nöbetçi, yetmezmiş gibi hademe Ahmet.

Siyah önlüklü bir çocuk düşer aklına; aklı yirmi karış havada. Birikir bir damla yaş ağlayamaz. Her şeyi öğrenmiştir de ağlamayı öğrenememiştir. Ne alnında ki kırışıklıklar yardım eder, ne kitaplar dolusu cümle. Yol seçilmiş kararlar verilmiştir. Dik duracaksın hayatta, ezecek ama ezilmeyeceksin, ağlatacak ama ağlamayacaksın.

biraz daha gezeceğim - 15.8.2013

145 kere okundu

Dert midir yokluk, balık kokusu ihtiyaç mıdır? Bir saatim bile yok, anlıyor musun? Sarı yaprak gördüm içim kıpır kıpır. La sattım anasını ne olacak sanki. Adam çıkmış digiturk yüzüncü kanalda çığırıyor; budala, budala. He işte o adam, Gökhan Özen. Hani numaradan denizde kaybolmuştu da falan filan. Bi kız tanırdım eskiden,  uzak durulması gereken kıçı yere yakın bir kız. Bayılırdı salağa. Adı üstünde salak, nesini seversiniz, neden seversiniz… Her neyse dağılmasın konu. Ne diyorduk Sübelim Alaşım… Alt paragrafa geçip direksiyonu toplayacağım…

Salak mıyım millet tatil yaparken ben çalışacağım, astım bir kâğıt dükkânın camına kapadım kapıyı geldim eve; Tatil iyi geldi, biraz daha gezeceğim. Ham ne zamandır balık da yememiştim. Malumunuz sağlık sorunları, ameliyat falan. Mezgit kavurma yaptım kendime, bol köri soslusundan üstelik. Bir de çipura götürdüm kıyısından köşesinden. Bu takviye üç gün idare eder beni. Canım çekince gider açarım yine dükkânı, bi istavrit yaparım kendime, bir de yeşil salata. Rakı makı sevmem ben aga, günahtır, yazıktır balığa. Yok ben havalı olsun diye rakı balık severim diyorsan git benden uzağa, ne bok yersen ye.

Bahadır ile lafladık bugün internetten. Epeydir görüşmemiştik, belki iki yıl oldu. İyi misin diye sordu, arada karamsar yazılar paylaşıyorsun dedi. İyiyim arkadaşım iyiyim dedim. Hem eli ayağı tutan, gövdesini her akşam eve getiren bir kafası olan adam neden kötü olsun. Hep o ipne Cezmi Ersöz yüzünden… Mutluluğun edebiyatına pek rastlanmaz. Edebiyat dediğin karanlık bir şeydir zaten, gülen oynayan neşe dolu satırlara ne çok rastlanır ne de rastlanınca tarafına bakılır. Ama karamsar cümleler hep hatırlanır. Cümleler insanlar gibi değildir, bunalımda olanı makbuldür. E bizim amacımız da milletin gözüne girmek. Bugün çok keyifliydi şeyimi kuma serip güneşlendim diye yazsam küfredersiniz bana. Ama yine sensiz sabahladım desem saat on iki olmadan yatağa girdiğimi bilmez ulan bu da benden dersiniz. Arz talep meselesi yani.

Şimdi biraz çikolata yiyip yatmayı düşünüyorum. Gerçi film de seyredebilirim. Twit falan da atarım belki. Bişiler bişiler yani.

havadan sudan - 20.8.2013

807 kere okundu

Yokluğunu umursamayacağınız insanların varlığı kalabalıktan ibarettir demişim bir zamanlar. Ne güzel de demişim kalabalığına benzin döküp kibrit çaktığım İstanbul’da.  Sokakların tenhalığı sıcaktan, hava kararınca çıkıyorlar gizlendikleri yerlerden, işgal ediyorlar sokakları. Bi çüşünüz ne olur bi göstermeyin olmaz olasıca gövdelerinizi.

Birkaç gündür dağıtıp topladığım laptopumun klavyesi tekliyordu. Ama iki vida artırınca bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Gerçi anlayınca uzamıyor boy, altmış lira verip klavyeyi değiştiriyorsun. Allahtan eleman tanıdık, yoksa yüz lira dırt. Üstelik yan sanayi orijinal de değil. Kadıköy’e gitmek zorunda kalmak da çabası. Gerçi metro diye bir şey var, bilmez köylüler. Biz şeeerli sığırlar olarak metrodan inip vapura, metrobüsten inip trene bineriz her gün. Medeniyet dediğin böyle bir şey işte. Yerin altı soğuk oluyor biliyon mu, deseler Trabzon’a kadar gidiyor gelir misin, yok derim. Koltukları rahat değil, götü kırılır insanın o kadar yolda. Götüne güvenen gitsin yine de diyeceğim ama Ulusoylar varken bizim oraya değil metro, oyuncak tren bile yapılmaz. Kadıköy’e gittim işte, bilgisayarcıya. Paragrafın ana fikri bu. Gerisi tırı vırı.

Cumartesi de paladium’a gitmiştim. Yiğidi öldür hakkını ver aga. Maltepe carrefour’da ki müşteri profili paladium’dakinin yanında bildiğiniz leş. İnsan dediğin canlının içi beni ilgilendirmez, ben çuluna, oturup kalkmasına bakarım. Hatunların hepsi bakımlı, erkekler az ter kokuyor. (erkek bu, en iyi yerde de olsa pis kokar azıcık) üstelik her yerde rastlayamayacağınız markalar da mevcut. En babası da çin yemeği. Ulan ciks görünmek için çin yemeği yiyenleri en çiğ yerinden asacaksın. Ulan bizim orda eskiden köpeğe bile pişmiş balık verirdik. Ama şimdilerde millet havalı olsun diye çiğ balık yiyor. Kafanıza sıçayım sizin diyerek bitireyim bu paragrafı da.

Azıcık da twitter’a kayayım. Ne yazdığınızın değil de kim olduğunuzun önem taşıdığı bir mecra burası. Sen en baba lafı yapsan kimse umursamaz. Ama koduğumun salağı en boktan lafı amk ile bitirir bin tane RT, beş yüz tane FAV alır. Çünkü onun pipisi seninkinden uzun… Değil aga değil. Sığırın otuz bin tane salak takipçisi var. Çoğu da hatun. Bokumda boncuk buldum dese beş dakkada beş yüz kere RT alan salaklar var. Adam “moralimi bozanlardan nefret ederim yazmış;  bin iki yüz on bir RT, üç yüz on bir FAV. Bir diğeri “sevgili dediğin evde seninle halay çekebilecek usta” demiş; bin seksen yedi RT yedi yüz küsür FAV.  En salağı da bu…  Eleman '' Zevkler ve renkler  tartışılmaz diyonda belki benim zevkim zevkler ve renkleri tartışmak nerden biliyon,DEME” yazmış, bin iki yüz RT, üç yüz elli FAV almış. Ben bunlara kızmıyorum, bunları adam yerine koyan geri zekalı sürtüklere kızıyorum. Benim yılandan çok yalandan korkan delikanlım bu sürtüklerin birine selam verse burun kıvırıp adam yerine koymazlar. Ama ciğeri beş para etmez twitter ibnelerinin kıçlarını yalarlar. Sonra Tayyip amca bas bas bağırsın üç çocuk yap diye. Heee, yap anasını satayım. Bırtlat sal sokağa. Ondan sonra biz nerede yanlış yaptık. Yatakta yaptınız yanlışı aga yatakta. İki dakkalık zevk için bu salakları yaptınız. Ondan sonra işini bilmeyen çavuşlar olarak avuçlayacak kıç arayın. Yok aga yok twitterdan uzak durun. Alışmayan başta şapka durmazmış. Sosyal medya dediğin bizim gibi az gelişmiş hayvanlara göre değil. Kültür fukarasıyız biz, seviye fakiriyiz. Bize var mı günde iki öğün zopa. Üzerine de musluk suyu.

Erik kompostosu yapmıştım, soğumuşsa bir bardak içeyim. Son paragraf hararet yaptı. Hadi öptüm öpülmeye değer olanlarınızı efendim.  Yine yazacağım, altmış lira verip klavye yeniledik.

empati yok hükmündedir - 21.8.2013

116 kere okundu

Nasıl bir milletiz biz; nasıl hoşgörüsüz, nasıl kaba, nasıl düşüncesiz…

Bizden olmayana hayat hakkı tanımayız; ya bizden olmalı ya da olmamalı bahsi geçen her kimse.

Haksızsın denilmesine tahammül edemeyiz, sanane denince deliye döneriz.

Her sözümüz mutlak doğrudur bizim, her şeye karışmaya görev biliriz.

AK Partili değilsen CHP’lisindir, Galatasaraylı değilsen Fenerli, iyi değilsen kötü…

Ya siyah vardır ya beyaz; ara renkler yok hükmündedir, mavi sadece denizin rengidir, yeşil yaprağın...

Gri is ve dumandan ibarettir, evlat olsa sevilmez.

Camiye gidersen yobazsın, Anıtkabire gidersen putperest.

Gezi parkında ölenlere üzülürsen darbecisin, Mısır’da katledilenlere gözyaşı döksen şeriatcı.

İnsan olmak neresinde bu hayatın, çok mu zor, çok mu fena.

Mısır’a selam göndermek için dört parmağını gösterir biri, diğeri dalga geçer dört bira der.

Gezi’de can veren fidana ağıt yakar anası, bir ay geçmeden Mısır’a selam gönderecek olan zaten o teröristti demeyi marifet sayar.

Hayat bu kadar mı ucuz, can bu kadar mı değersiz.

Parmağına diken batsa kıyameti kopartanlar baharında sararan yapraklara, insan hayatına ihanet eder.

İnandığı her ne varsa; Allah’a, Buda’ya, doğaya, ışığa ve suya ihanet eder.

Sizin tarafınızdaysa herkes fikrini söyleye bilir.

Spor da siyasete alet edile bilir din de.

Kulüp başkanı mitinge gider, futbolcu partiye itaat eder.

Yok, sizin tarafınızda değilse fena…

Kanunlar, yönetmelikler devreye girer.

Gönüllere kilit vurulamaz belki ama kesilir sesler.

Kimse diğerinden daha suçsuz değildir.

Çarşı siyaset yapınca el üstündedir mesela, kulüp başkanı yapınca tukaka.

Herkes her şeyin en iyisini bilir.

Herkes her zaman haklıdır ve aksi iddia edilmemelidir.

Empati diye bir kelime takılır dile süslü cümlelerde kullanmak için.

Anlamı bilinen ama gereği yapılmayanların yanında yerini alır.

Düşmana küfredenin sırtı sıvazlanır, dosta ses çıkartana tekme atılır.

Aynaya bakılmaz, akla sorulmaz.

Kalp kararmıştır kendisinden olmayana, on yedisinde Esma vurulup düşer canı acımaz.

Oysa bir halk başka halklara ağlayabildiği kadar insandır.

Oysa bir halk insan olabildiği kadar hayattadır.

Sevmek sözle başlar kalple devam eder.

Kalbi kararmış olana insan demek her dinde günahtır.

denize girmeden çocuk olunmaz - 30.8.2013

1801 kere okundu

İlk nerede mutlu olursan hep oraya dönersin yüzünü diyor yazar; annemi işaret ediyor, okul yolunu,  üç yol ağzını Gadani'yi gösteriyor her seferinde. Kaçıp git diyor önünü arkasını düşünmeden, çek git diyor gidemeyeceğimi bile bile. Annem hep ilk günkü kadar sevgi dolu olsa da üç yol ağzında eski arkadaşlar yok artık bilmiyor. Gadani yerine suni çimlerin üzerinde top oynuyor her biri. Öyle nefesleri tükenene kadar değil üstelik, para biriktirip Şükrü Reis’ten aldığımız plastik toplarla değil. Ne ayakta kara lastik var ne de gol atınca kale arkasındaki dikenli tellerin topu patlatma ihtimali. Saatlerce yürümek yerine arabalarla gelinip gidiliyor, maçtan sonra musluktan değil pet şişelerden içiliyor sular. Terden su olan atletler sıkılıp tekrar giyilmiyor, maçtan sonra duş alınıp ütülü pantolonlara, gömleklere emanet ediliyor değerli gövdelerimiz.

Büyüdü herkes, abim büyüdü, Osman büyüdü, Halis büyüdü, ben büyüdüm. Büyük adamların büyük dertleri olur bilirsiniz. Rahat bir hayat satın alacağımızı zannedip teslim ettik kendimizi düzene. Ya çalıştık ya da çalışmak istedik, ya kazandık ya da kazanmak istedik. Eski arkadaşlara rastlayınca dudakta eriyip giden bir tebessümden ibaret kaldı çocukluğumuz. Ey gidi günler derken bile bir yerlere yetişmek için koşturduk. Serdallar’ın evinin yanında ki değirmende öğütülen mısırlar gibi öğüttük kendimizi. Bilemedik; ne çorba olurdu bizden bu saatten sonra, ne kuymak ne de ekmek.

Kaçıp kaçıp denize giderdik, izin almadan üstelik, dayak yemeyi göze alıp. Denize yaklaşınca koşmaya başlar, en önce kim girecek diye yarış ederdik. Yanımıza yiyecek bir şey almadığımızı acıktığımızda anlardık, susadığımızda fark ederdik suyun yokluğunu. Çocuktuk işte, sonunu düşünmeden yaşar günün kahramanları olurduk. Eve dönerken yolun üzerinde ki meyveleri talan eder, ilk gördüğümüz çeşmeye yumulurduk. Yokuştur bizim oralar, denize gitmek ne kadar kolaysa eve dönmek bir o kadar zordur. Tuzlu su ter olup akardı tenimizden; yorulurduk ama aldırmazdık. Yirmi arkadaşımı saysam size beş tanesi bir kere bile denize girmemiştir bu yaz. Oysa denize girmeden çocuk olunmaz, tene deniz suyu değmeden temiz kalınmaz.

Biz güzel cümleler kurmayı seçtik, güzel kıyafetler giyip güzel arabalara binmeyi seçtik. Biz çabucak büyümek için içimizdeki çocuğu heba ettik. Biz yaşamayı seçtiğimizi zannedip yaşamaktan vazgeçtik. Biz dönülmez yollara girdik; kabullenemeyeceğimiz hatalar yapıp inatla arkasında durduk. Kendimizi biraz daha harcarsak belki biraz daha mutlu olacağımız zannettik ama yanıldık. Geç kaldık geriye dönmek için. Gadani'ye, Lambat’a geç kaldık. Ganzilis keyfini bir daha yakalamamak üzere kaybettik. Paraya sattık kendimizi, masumiyetimizi bizi daha mutsuz edecek güçlerle takas ettik.

Dünya neden bu kadar kötü diyoruz, insanlar neden böylesine acımasız. Oysa dünya biziz, o insanlar bizden ibaret. Kendimizi heba ederken ardımızda temiz bir şeyler bırakmamak için de mücadele ettik. Düzene direneni dışladık, yargılayıp mahkûm ettik. Kime sorsam içimde bir çocuk var der yalan olduğunu bile bile. Biz ne gövdemizi koruyup kollayabildik ne de ruhumuzu adam ettik. Çocukken iyiydi her şey, büyüdük ve ne var ne yok berbat ettik.