YOL DA KÖTÜ YOLCU DA - 3.7.2014

1292 kere okundu

Eskiden mi cesurduk, şimdi mi korkağız? Yükümüz mü arttı, hayat mı çullandı üzerimize? Kimle başlamıştık bu yola, kimlerle devam ediyoruz? Zor her şey; gitmek zor, kalmak zor, inanmak zor, güvenmek zor, yol zor, yolcu zor… Kaç yılımız kaldı, kaç yılımız layıkıyla yaşandı. Herkes kendi derdinde, herkesin hesabı kendi üzerine…

Devamını okumak isteyen kitap alsın; tırı vırı Dünya  :))

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın

 

TUFAN - 21.7.2014

440 kere okundu

İnsan insanı öldürmez, öldürülen insansa öldüren hayvandır… Amerika’nın güneyinde, Afrika’nın medeniyetle tanışmamış ülkelerinde, petrolden kazandıkları parayla başları dönen Arap memleketlerinde, Ukrayna’da, Bosna’da, Moğolistan’da, Gazze’de… Eğer bir canlının canına bilerek ve isteyerek kıyan başka bir canlı varsa bu insan olamaz, olmamalıdır, olmayacaktır da. Hiçbir kutsal kitapta yeri yoktur bunun, hatta batıl dinler bile izin vermez buna, hiçbir canlının hayatını devam ettirmek dışında başka bir canlının hayatına son verme hakkı yoktur.

Geldiğimiz nokta ile başladığımız nokta arasında öyle büyük fark var ki. Adem ve Havva yasak olan meyveyi yedikleri için cezalandırılmıştılar, bizim yemediğimiz halt kalmadı ama yaratanın sınırsız hoşgörüsüne yasladığımız sırtımızın verdiği rahatlıkla, sigaramızın dumanını tüttürürken kazandığımız zaferlerin tadını çıkartıyoruz. Zafer dediğim de kazandığımız para, yenilgiye uğrattığımız insan, yaktığımız can, kırdığımız kalp. İnsanız biz, öyle yazıyor eskiden kalma kalın ansiklopediler, insanız ve bizden olmayanları umursamayız.

Kuzey Irak’ta Musul’u terk etmeyen ve Müslüman olmayan herkesin öldürüleceğini söylüyor İşid. Sağ olsun büyüklerimiz göz kırpıyorlar bu dini bütün Müslüman kardeşlerimize. Hemen birkaç adım ilerisinde Yahudi İsrail Gazze’deki Müslümanları katlediyor, sahilde top oynayan çocukları bombalıyor diye veryansın edenler de aynı kişiler. Oysa daha birlikte girdikleri yataklar sıcaklığını koruyor. Yine oysa İşid’in de İsrail destekli olduğunu karşı markette paketleme yapan küçük kız bile biliyor. Ama dostlar işte görsün, Müslüman öldürüyorsa vardır bir bildiği, Yahudi öldürüyorsa haydi kolayı boykot edelim.

Biri iyi de diğeri kötü mü? Rajova’da Kürtler öldürülünce ortalığı ayağa kaldıranlar Gazze’de öldürülen Müslümanlar için dudak ucuyla cümleler kurup İsrail’in bu eylemini gösteri yaparak kınayan İsraillileri de görmezden gelmeyelim diyorlar. Eleştirdikleri vicdansızlıkta kendileri de boğuluyorlar ama nafile. Düşmanımın dostunu öldüren o kadar da düşman olamaz, düşmanımın düşmanını öldüren benim de düşmanımdır.  

Bir tufan lazım bize gemisi olmayan, Nuh’tan haber alınamayan bir tufan… Boğularak ölmeliyiz kendi pisliğimizde, ne uzattığımız ele el veren olmalı, ne çığlıklarımızı dinleyen, ne bizi kurtaran olmalı ne son bir şans veren. Bir tufan lazım bize neyimiz varsa bir daha dönmemek üzere alıp götüren.

BİR GÜN DAHA YAŞAYACAKSINIZ - 25.7.2014

1386 kere okundu

Biz Pazar günleri uçan kaz Norton aşkıyla erkenden kalkan kuşağız, Pazar Sineması için bir hafta boyunca gün sayanlardanız. Kovboy filmlerine bayılırız, cumartesi geceleri ailece Türk Filmi seyretmenin keyfini tatmışlığımız vardır. Cüneyt Arkın Van Damme’dan daha iyi dövüşür bizim için, Tarık Akan Brad Pitt'ten yakışıklıdır, Fatma Girik, Hülya Avşar parmakla gösterilir. Hüseyin Peyda’yı, Erol Taş’ı, Kadir Savun’u, Ali Şen’i biliriz biz. Güzel zamanların güzel çocuklarıyız. Eritilmiş tereyağına ekmek bandırıp yemişliğimiz var çokça, balık tutmak için gittiğimiz dereler tanır bizi. Plastik topların peşinde geçmiş çocukluğumuz, beştaşı da biliriz fotukkayayı da, bokuç da oynamışlığımız var çelik çomak da.

Bir haftadır Hell on Wheels isimli az vahşi batıda geçen Amerikan yapımı bir diziye takıldım. Az önce ikinci sezonu bitti, saat sabahın beşini on yedi dakika geçiyor. Çocukluğum geldi aklıma son sahnede, Kızılderililerle tren yolu işçilerinin savaşı vardı, tıpkı eski günlerdeki gibi... Yaşlı başlı Lee Van Cleef, John Wayne, Henry Fonda amcaların genç delikanlı kılığında ortalarda koşturdukları westernler kadar iyi olmasa da beni bu saatlere uyanık tutan bir yapım. Yiğidi öldür hakkını ver demişler, ölmedi yiğit, sağ çıktı Siular’ın saldırısından, dikti tişörtlerde en çok rastlanan bayrağı demir yolunun üzerine. Ve soluk benizliler kazandı bir kez daha.

Gün açmak üzere, martıların seslerinden mesaiye başladıklarını anlıyorum. Çocukluğumun martıları denizden balık yiyerek beslenirdi, İstanbul’un martıları ise çöp karıştırıyor. Onlar da hayata ayak uydurmuş, taşı toprağı altın şehrin kirli sularında balık avlamaktansa daha kirli çöplerinde hayat arıyorlar. Kendimize benzetmişiz onları da; bizim gibiler, kirlenmekten korkmuyorlar. Gerçi azıcık da olsa farklılar; erkenden işbaşı yapmış olmaları bir yana, bizim aksimize işe uçarak gidiyorlar.

Bir varmış bir yokmuş olmadan önceki kim bilir kaçıncı sabah. Kim bilir kaç kişi berbat hissettiği hayatına bir kez daha merhaba diyecek az sonra. Kim bilir kaç kişi deli gibi sevdiği dünyaya bir daha açamayacak gözlerini. Ben ise bir daha uyuyacağım ve bir daha uyanacağım. Ölecek olsam içime doğardı sanırım ve yine sanırım en az bir gün daha yaşayacağım. Ezanın okunması gerekiyordu aslında, sabah olduğunu martılardan değil de ezan sesinden anlamalıydık. Müslüman mahallesinde yaşıyoruz sonuçta, resmi makamların kapısına Atlantis yazmıyor hala.  Ramazan dolayısıyla erkene alınmış vakit. Daha martılar işbaşı yapmadan Allahu Ekber diyor hoca amca, orda da bir düzen var, kafalarına göre düzüyorlar ya bizi, neyse... Martılar söz konusu, fazla irdelemek istemiyorum.

Çok zaman olmuş doğalı, bir asır sanki… Ama ne hikmetse hafızam yerli yerinde, her şeyi tek tek hatırlıyorum. Uçan Kaz’ın sırtındaki veletin adı Nils’di, bir de ipne tilki vardı, Rex... İpne dediğime bakmayın, çizgi filmlerdeki kötüler bildiğiniz kötülere benzemez. Yüz katlı binadan aşağı atarlar sizi ama burnunuz bile kanamaz. Bu da tilki işte, ısırır en çok.

Artık aydınlık her yer, sokaklardaki huzur birazdan yerini insanlara bırakır diyecektim ki beyaz gömleğini kumaş pantolonunun üzerine sarkıtmış kırk yaşlarındaki amcanın ayak sesleri duyuldu. Belli ki bir yerlerde işçi, çocukları var okutmak istediği. Elinde D&R poşeti… Kırtasiye malzemeleriyle uğraşacak birisine benzemiyor, okutmak istediği çocuklar poşetten geldi aklıma. Gerçek olan şu ki sokak hala huzurlu; süslü püslü adamların, sabahın köründe makyaj yapan gösterişli kadınların uyumak için bir saat daha vakti var. Bu saatlerde içine dışından daha çok önem verenlere rastlanır sokakta, ama yediden sonra her şey şekilden ibarettir. Siz siz olun erkenden çıkın sokağa, karışmayın içi boş kalabalığa, kaçmasın huzurunuz. Ve bu da benim size kıyağım olsun; siz de en az bir gün daha yaşayacaksınız.

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın

 

İSRAİL ve BOYKOT ÜZERİNE - 29.7.2014

301 kere okundu

Nemrut İbrahim Peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuştururmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanan çocuklar bile korkup kaçmış. İbrahim Peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrut’un bir kral olduğunu anlasın, görsün; insanlar bir daha ona karşı gelmesin.  Bu sırada bir karınca ağzında bir damla su ile hızla koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan ateşe doğru. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen;  "Bu acelen niye? Nereye böyle?" Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, "Duymadın mı" demiş. "Nemrut, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum. Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. "Sen şu ateşe dönüp hiç bakmadın mı" diye sormuş, ne kadar büyük... Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?" Su taşıyan karınca, "olsun!" demiş. "Hiç olmazsa tarafım belli olsun."

Pek çoğumuz bilir bu hikâyeyi ve pek çoğumuz anlatır da zaman zaman. Özellikle 80 sonrası insanların depolitize olduğunu düşünen ve özellikle oy verme konusunda hassas davranan genelde sol görüşlü insanlar buna önem verir. Bir işe yaramayacak olsa da tarafınızı belli edin derler. Gazze’de yapılan zulme sivil halkın verebileceği tek tepki İsrail kaynaklı ürünlerin boykot edilmesi. Bu ürünlerin başında da Coca Cola geliyor. Ama yine aynı dar kafalı sol kesim, hani şu çok duyarlı olan, hani şu kendinden olana hümanist, kendinden olmayana tarafsız olanlar bunu anlamsız buluyor. Kola’yı boykot etmek bir işe yaramaz diye Facebook’tan paylaşımlarda bulunup onlarca tweet atıyorlar. Biz de biliyoruz boykotun bir işe yaramadığını ama tarafımızı da mı belli etmeyelim.

Dün Bülent Arınç adında bir devlet canlısı kadınların kahkaha atmasını eleştirip ipe sapa gelmez laflar etmiş. Sanki tek derdimiz kadınlarmış gibi bilmem kaçıncı kez gereksiz cümleler kurulmuş. Kürtajdan tutun da, kızlı erkekli zaman geçiren öğrencilere, mini etek giyenlere kadar kadınlarla ilgili gereksiz ve alakasız görüşlerini dile getirmeye devam edecekler de. Artık bu adamları ciddiye alanlara gülüyorum, çünkü metres tutmakta sınır tanımayan bu zatların görüşleri içlerinin pisliğini sahnelemekten başka bir şey değil. Ama bizim kendine hümanist kalabalık yine mevzunun üzerine atlıyor ve onlarca kahkaha tweeti atıyor. Daha on iki saat geçmeden sıradanlaşan İsrail zulmü parkta oynayan çocukları hedef alıp sekiz tanesini öldürüyor. Bizimkiler ne yapıyor peki, kahkahaya devam… Çünkü kendi siyasi görüşleri parkta oyun oynarken öldürülen çocukların canından daha değerli.

İşid’in öldürdüğü Türkmenler ve Kürtler kadar, Esed’in öldürdüğü Suriyeli muhalifler ve İsrail’in öldürdüğü Filistinliler de can. Ama herkesin değerli değersiz bulduğu canlar var. İktidarın fikirleri önemli değil, üzerinde durmak bile istemiyorum. Çünkü yoldan çıkmış durumdalar, çünkü tarafsızlıklarını kaybedeli çok olmuş, çünkü tarafsız olmak gibi ne bir kaygıları ne de istekleri var. Ama bu hümanist bozuntularının ikiyüzlülükleri apayrı. Savaşa rağmen çocuk olduklarını unutmayan Filistinli çocukları, çocuk olmalarına rağmen parkta oyun oynarken katleden İsrail’in ruhlarında açtığı yara, Bülent Arınç’ın “kadınlar kahkaha atmamalı” sözünün açtığı yara kadar değil. Bu insanlık adına utanç verici.

Evet, İsrail dünyanın en güçlü ülkesi. Evet, biz ne yaparsak yapalım İsrail’in umurunda olmaz. Ama tarafımız da mı belli olmasın. Hem kola içmesek sağlığımız mı bozulur, L’oreal’in ürünlerini kullanmasak çirkin mi görünürüz, Nestle yemesek ağzımızın tadı mı kaçar, hayatımızda Mc Donalds, Yumoş, Danone ya da Cappy olmasa eksik mi kalırız. Ben söyleyeyim size cevabı, bir bok olmaz. Ama en azından insan hayatına önem vermeyen zalimlerin cebine bir kuruş olsun eksik para girer. Çünkü bizim elimizden gelen ancak bu. Yapmayalım mı bu kadarını da?

qqq itiraz
29.7.2014 Salı

Nedir bu solcularla alip veremediğiniz

BEN OLSAM ÇIKMAZDIM SOKAĞA - 31.7.2014

1558 kere okundu

Ben olsam çıkmazdım sokağa, bu sıcakta yürümezdim onca yolu, tere bulamazdım göbeği küçülmüş gövdemi. Oturup keyfi gelince sallanan sandalyeme bacaklarımı uzatırdım, açardım radyoyu, ne çıkarsa bahtıma artık… Funda Arar mı istersin, Sıla mı sen karar ver. Temmuz ayı bitmek üzereyken, gökyüzü güneşe doymuşken olmaz. Suya hasret, denize hasret, kumda sere serpe yatmaya hasretken olmaz. Ben olsam çıkmazdım sokağa. Şair haklıymış zaten; beni de bu havalar mahvetti!

Bizim derdimiz elimizdekinden memnun olmamak. Ne o öyle kış günü yaz gelsin diye çemkirmek. Geldi işte, pılını pırtısını toplayıp geldi. Pencereleri kapasan da, perdeleri çeksen de geldi. Kapının iki kilidini de sonun kadar cevir istersen, geldi. Anahtar deliği dediğin bolu tüneli, duvardan bile geçiyor meret. Aç klimayı, çalıştır vantilatörü, pencereyi, perdeyi arala, gir soğuk suyun altına… Yok efendim yok, biz kış günü yaz gelsin diyerek yaptık hatayı. Geldi işte gelmez olasıca, delikanlı olan kaçsın Norveç’e, Kanada’ya!

Denize gidemedikten sonra, dağa çıkamadıktan sonra yemişim iki ay tatili. İsteyen alsın bi tarafına soksun, ben istemiyorum çünkü. İrem Derici söylüyor; “sen varsan her yer huzur diyor...” Bu yaz gününde var olmak kolay mı, ter su içinde huzur mu olur. Olmaz ama oldurmaya çalışıyoruz işte, gündüzden geçtik gecede arıyoruz canımızın çektiğini. “Kalbimin tek sahibine” deyince Eylül geldi aklıma. Aramızda kalsın ama bu kızın şarkılarını indireceğim internetten. Yaz günü para verip albüm alamam zira. Kola alırım, ayran alırım, dondurma ve karpuz alırım ama albüm almam. Kola dediysem Bim’den Le’Cola, boykottayız malumunuz!

Menemen iyidir, domates ve soğan iyidir, biber ve yumurta da iyidir. Akşam yemeği iyidir, yemeli belli bir saatten önce neticede. Sıcak dediysek teslim olduk da demedik. Kanımızda var, direneceğiz. Hem ağustos temmuzu şutluyor bugün, eylül de ağustosu şutlar bir aya kadar. Laf aramızda en güzel yollar Eylül’e çıkar zaten ezelden beri. Balık düşünüyordum ama sıcak yüzünden dışarı çıkmadım, çıkamadım. Daha yazının başında demiştim “ben olsam çıkmazdım” diye. Dün akşam Deniz’in makarnasındaki karidesler üç beş gün idare eder beni. Karasu’ya gitseydim iyiydi, götürürdüm istavritleri, mezgitleri. Ama bir yıl daha bekleyip Ege Sahillerine kapak atmak da fena değil, çipura da bu memleketin balığı sonuçta. İyidir melemen, iyidir. Hem içinde domates olup ta adı kötüye çıkan ne vardır ki? Mevsiminde ama!

Köy domatesinden yiyemedik bu sene, eski baba ocakları, ana kucakları kalmamış. Her şeyin bir bedeli var ve eninde sonunda bedeli olan her şeyin parasal bir karşılığı! Para dediğin de mide bulantısı, etle tırnak arasına mesafe, şekerle çay arasına kalp kırıklığı, iki adımlık yollar arasına dağ, taş! Kim demiş bunların tek sorumlusu İsrail’den ithal edilmiş hibrit tohumlar diye. Ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz ve her seferinde vicdanımızı rahatlatacak bahaneler buluyoruz. O bahaneler ki cam kırıklarının üzerine serilmiş kuş tüyü yataklar gibi; yukarı baksan zevk, sefa, aşağı baksan kan revan. Belli bir yaştan sonra kan da soğuyor, kalmıyor eski sıcaklığı. Hele bir de başka başka damarlara akmaya başlamışsa!

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın