EFENDİLER - 01.07.2019

617 kere okundu

Batırmayın güneşi efendiler, güzel günler için lazım bize. Bulut lazım, rüzgâr lazım, yağmur lazım. Islanmayı yasaklamayın efendiler, kendimizden geçmemiz lazım. Huzur lazım efendiler, huzur lazım; konuşmayın vara yoğa, kesip biçmeyin, infaz etmeyin hemen yargılayıp. Affedebildiğinizi affedin efendiler, bir kez daha şans verseniz ne çıkar. Kendinizi sorgulayın efendiler,  önce kendinizi sorgulayın. Her doğru bildiğiniz bildiğiniz gibi değildir belki de. Yanlış öğretmiş olabilirler size. Çok tanık olduk çünkü, siz de bakın etrafınıza efendiler. Sizi sevmeyenlere de bakın, size nasıl baktıklarına bakın, kulak verin, dinleyin… Aynada hep kendinizi görürsünüz efendiler; baktıkça beğenirsiniz kendinizi,  kendinizi bu kadar beğenmeyin. Başkalarının kusurlarını ararken kendinizi ihmal etmeyin. Etmeyin efendiler etmeyin. Güneş batarsa gece olur. Karanlık saklar gerçekleri, görmek zorlaşır, sabaha çıkamayız belki efendiler. Bırakın aydınlık kalsın yüzümüz, güneşi batırmayın efendiler.

BALIK VE SU - 09.07.2019

823 kere okundu

Dokuz yüz gramlık bir çipura ile ne yapabilir insan. Pulları kazınmış, içi alınmış ve hatta kuyruğu kesilmiş bir çipura ile. Mangalın üzerine at ya da fırına diyenler çıkabilir içinizden. Yanına da bir kadeh rakı… Olmaz ama hiç olmaz. Der ki büyük düşünür; rakının yanında balık güzel olabilir ama balığın yanında rakı rezilliktir. Aslolan balıktır yani rakı değil. Selçuk Şahin’in yanına Alex harika olur ama Alex’in yanına Selçuk Şahin gereklilik değildir. Ben şahsım adına suyu tercih ediyorum. Eğer mükemmel bir tadın yanına başka bir mükemmel tat ekleyemiyorsanız mükemmellik bozulmasın diye en sade şeyi seçmelisiniz. Desenli gömleğin üzerine tek renk kravat gibi... Denize martı, gökyüzüne yıldız, kafası karışık kadına hiçbir şeyi umursamayan erkek gibi.

Ben çarşambadan yanayım ve cumartesiden. Pazar sıkıyor beni, pazartesi desen milletin dilinde. Millet dediğim kalabalık da varsa yoksa balığın yanına rakı. Alışılageldik kabuller kolaylarına geldiği için varsa yoksa eski izi takip et. Oysa yani maceralara açık olmalı insan. Derinine inmeli denizin, gecenin karanlığında kaybolmanın tadını çıkarmalı. Ve bekletmeli çipurayı zeytinyağında biraz kıyısına köşesine birkaç top karabiber sıkıştırıp. Hayat güzel yani yaşamasını bilene. Çarşamba da güzel cumartesi de. Pazarı sevmiyorum, bir şeyler yapmak zorunda hissettiriyor insana. Geçmişten gelen bir toplumsal baskının severek yaşatılması rezaleti.

Şair ölmez şiir varken okumak gerek. Ama benim insanım roman istiyor. Kayra ile Kinyas’ı istiyor mesela ya da bir çift yeşil su samurunu. Sonra oturup ağlıyor piedra nehri kıyısında. Derdin ne diye soran olursa “çok sıkıldım” diyor. Sıkılırsın tabi eşoğlu eşek. Yaşanmış şeyleri yeniden yaşamak için götünü yırtıyorsun. Aynı yolları aynı adımlarla kat edip, aynı insanlara günaydın diyorsun. Üstelik aymamış oluyor gün. Düzenbazsın çünkü, yalancı ve ikiyüzlüsün. En çok da kendinesin. Enstrümansız müziktir oysa şiir, notasız müzik. Ruhunu teslim edebilirsin. Bedenini istemez yanında. Hor kullanmaz. İşi bitince kaldırıp kenara fırlatmaz. Balığın yanında rakıya muhtaç etmez seni.

Kadehte siyaha çalıyor beyaz şarap
Ilık bir meltem kokunu taşıyor bana
Çıplak ayaklarında kum
Gözlerinde tebessüm
Göğsünde çocuk cıvıltısı
Ha düştük ha düşeceğiz
Elim belinde
Dudaklarım boynunda
He sevdik ha seveceğiz
Belki kendimizden geçeceğiz
Çirkin adamlar güzel kadınlara aşık olduğunda
Elbet değişeceğiz

Oysa hayat kısa, zaman almış başını gidiyor. He babam de babam koştur yakalamak için ama ne fayda. Yok olmaz bizden. Olmuyor da. Sakince akan bir nehrin kıyısında oturup ağlamak yerine akıntıyı seyretmek var. Karşı koymadan, medet ummadan tadını çıkartmak var. Bunca varın arasında yokluk bulabilen insanla değil ama. Balığın yanına rakıyı koyan insanla olmaz, bize balığın yanında su için insan lazım. Güzel insan lazım, sade ve dingin lazım. Gerektiğinde konuşup, gerekmediğinde susmaktan erinmeyecek insan lazım.

YENİ HAYAT - 10.07.2019

925 kere okundu

Üçün beşin hesabında değilim. Abartıyı sevmiyorum sadece; iyiliğin abartılmasını da sevmiyorum, kötülüğün abartılmasını da. Üç ise üçtür arkadaş, beş ise beş, üçü beş göstermek şovdan başka bir şey değil.

Bak diyorum kız çocuğuna ne güzel; ince, zarif… Erkek öyle mi ya. Kaba saba bir canlı. Küçüğü de gereksiz büyüğü de. Atatürk de gereksiz mi diyor velet. Velet dediğim erkek çocuğu. Bel altından vuracak beni, ters köşe yaptıracak. Kazanmak zorunda ya. Erkek işte. Alamıyor hızını Hz. Muhammed de gereksiz mi diyor. Sevmesem patlat tokadı. Vereceğin cevap davranış değişikliğine yol açmayacak. Yenilmiş hissedecek sadece, başka bir gün acısını çıkarmak için bilenecek. Erkek ya, sıkıntı…

İnsanlar ikiye ayrılır; insan olanlar ve kadın ya da erkek olanlar. İnsan olanlar da ikiye ayrılır. İnsan olarak var olanlar ve yaptığı bir işle, başarısıyla var olanlar. Evet Atatürk bir erkek ama Atatürk deyince aklınıza sadece erkek olduğu geliyorsa o da gereksiz. Oysa Atatürk işgal altındaki bir ülkenin düşmanlardan temizlenmesi için önayak olmuş, demokrasiyi ve pek çok inkılabı getirmiş. Sosyal ve siyasal hayatta yenilikler yapmış harika bir insan. Kadın ya da erkek olması kimsenin umurunda değil, yaptığı işler cinsiyetini milyonlarca kez geri planda bırakıyor. Peygamberimiz de öyle. Hz. Muhammed denince akla İslamiyet geliyor, yaptığı şey cinsiyetinin kat be kat üzerinde.

Ama gel gör ki bizim insanımız en alakasız şeyin karşısına bile kutsal değerleri ya da kişileri çıkartabiliyor. Size ket vurmak ya da önünüzü kesmek için toplum için, devlet için önemli kişileri karşınıza çıkarabiliyor. On bir yaşındaki çocuk bunu eğlence olsun diye yapıyor belki ama kırk yaşında ki, elli yaşında ki insanın niyeti bozuk. Tek derdi galip gelmek, kabul ettirmek, istediği şekle dönüştürmek.

Kanun diyor, adalet diyor ama anayasada yazanı değil, doğru bildiğini, içini soğutacak olanı istiyor. Aksini kabul etmiyor. Hayatı o kadar boktan ki, o kadar içinden çıkılmaz ki bilmiyor onlarca can alsa, binlercesine zulüm etse geçmeyecek hıncı, dinmeyecek içindeki yangın. Derdi insanlarla değil, kendisiyle, hayatla. Verdiği yanlış kararların bedelini başkaları ödesin istiyor. Kendi kabahati yok hiç, her bildiği doğru, her konuda fikri var. Ve aksini kabul etmektense belden aşağı vuruyor, seni yanlış yerlere çekip bak işte sen böylesin diyerek kendisini aklamaya çalışıyor. Oysa çok geç, dönülmez bir yolda hem hevesle hem de olabildiğince mutsuz bir hırsla yürüyor. Ve diyor ya eskinin bir politikacısı; aşınmıyor yollar yürümekle.

Üçün beşin hesabında değilim; üç ise üçtür beş ise beş, üçü beş yapmak şovdan başka bir şey değil. Oysa sadelik kurtaracak bizi, naiflik kurtaracak. Yüklerimizden kurtuldukça hafifleyeceğiz, mücadeleden vazgeçtikçe huzura ereceğiz. Okudun mu Osho’yu diyor amca. Yok diyorum okumadım, suyu akışına bıraktım ben. Oturdum kıyısına ırmağın akışı seyrediyorum. Belki öğreneceğim bir şeyler vardır. Onun bana öğreteceği bir şeyler yoktur belki ama benim ondan öğrenebileceklerim vardır. Kimse değiştirmeyecek sizi, kurtarmayacak kimse. Yirmisinde değiliz ki Orhan Pamuk romanında olduğu gibi bir kitap okuyalım hayatımız değişsin. Kimse değiştiremez sizi ve kimse kurtaramaz siz istemedikçe. Ve siz isteseniz de değişmediğiniz sürece kurtaramaz kimse sizi.