MUTLU ÇARŞAMBALAR - 2.04.2025

46 kere okundu

Neydi senin sabahını diğerlerininkinden ayıran, üstün ya da farklı kılan? Daha mı iştahla doğuyordu güneşin, havan sıcak mıydı diğerlerinkinden, cumartesi miydi her gün ya da Pazar? Neydi seni sen yapan, sabahın olur olmaz saatlerinde yataktan kaldıran, güne başlatan.

Yazacak bir şey bulamıyorsan başa dön diyor Borges, tekrar başla yeniden. Yazacak bir şeylerin varsa da başa dönebilirsin, aynı yolu yeniden ve daha bilerek yürümek için. Günlük tutarak başlamıştım yazmaya. Kimsenin umursamayacağı benden bahsederek çıkmıştım bu yola. Yürürken kendimden uzaklaşıp yoldan bahsetmeye başladım. Yol harikulade güzeldi, milyonda birini anlatabilmek bile renk katıyordu hayata. Benimkine en azından.

Sıradan bir Çarşamba sabahı; mahallenin pazarı bugün, pazarcıların bağrışları gelmese de biliyorum orada olduklarını. Çok keyifli bir ülke değil yaşadığımız uzun süredir. Herkes herkese dost, düşman herkes herkese. Volkan Konak öldü iki gün önce, gidişi yokluğu hissedildikçe anlaşılacak bir değer. Ekrem İmamoğlu’nu içeri attılar. Türkiye’de kimse masum değil ama suçlular içeri atılmaya başlanacaksa Ekrem Başkan’a kadar çok insan vardı. Güç kimdeyse onun dediği olur. Bugün vatandaş gücünü deneyecek, boykot var. Alışveriş yapılmayacak bugün. Kahvaltı yapacaktım yumurta yokmuş. Hazır boykot da varken üşendim bakkala gitmeye. Dondurucudan poğaça çıkartıp mikrodalgada yenecek kıvama getirdim. Gücümüzü sakladığımız donduruculardan çıkartıp kullanmamız gerekiyor bazen. Üşengeçliğin felsefi ifadesi olarak kayda geçti durumum.

Babam üçü bir arada içer, köylü babam, eski adam. Yok öyle americano ya da fitre kahve durumları. Ben bile yeni öğrendim. Kerem ne söylerse bana da aynısından diyorum. Geçenlerde kahveci dükkânındaki kadına ben anlamam öyle şeylerden, sütlü kahve ver bana dedim. Fark ettim dedi. Neyi fark ettiyse, babama benziyorumdur en çok. Kötü hissedeceğim bir şey değil yani. Kitap yazdım ben dedim, sen kendine baka. İçimden dedim tabi, duymadı kimse. Zannedersin yüz binlerce sattı kitap. Birkaç arkadaş okudu, onlar da anlamamışlar. Neyi anlıyorlar ki gerçi. Baba arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Anlamıyor kimse kimseyi ama herkes herkesi müthiş biliyor. Herkesin her şey hakkında fikri var. Benim de vardı ama artık yanıldığımı fark ediyorum. Dahası o kadar da önemli değil kimin ne düşündüğü, neyin aslında ne olduğu. Senin düşüncelerin ya da seçimlerin benim hayatımı etkilemiyorsa canın ne istese o ol, ne istiyorsan onu yap. Arada dikenli dilimi sana doğru uzatabilirim ama inanki niyetim kötü değil. Alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyor insan.

Çocuklar büyüdükçe fark ediyor insan. Başka yerlerde insanlar yaşarken biz burada hayatta kalmaya çalışıyoruz. Hayatta kalmaya çalışan insanlardan çok da bir şey beklememek gerek. Durup kendilerine bakmak gibi fırsatları olmayabiliyor. Kendilerini korumaktan başkalarını düşünecek zaman bulamayabiliyorlar. Ama yine de benim hayatımı etkiledikleri yerde kayıtsız kalamıyorum. Zaman azaldıkça değeri artıyor zira. Değerli şeyleri har vurup harman savurmamak gerek, ele güne meze etmemek gerek.

Sokağa çıkmak gerek, derin derin nefes alıp havayı içine çekmek gerek. Denize bakmak gerek. Elimizde en çok o kaldı, onu alamıyorlar bizden. Ah be deniz, iyi ki varsın. Denizi olmayan şehirlerin insanlarına üzülürdüm düşünceli birisi olsaydım. Düşünceli birisi olsaydım üzülecek ne çok şey olurdu. Günlerden Çarşamba, aylardan nisan. Şükür olsun bu günümüze de.