MİNİK BİR YOL HİKAYESİ - 7.06.2021

138 kere okundu

İnanmadım kimseye ben, inkâr da etmedim. Rüzgâra uydum, yağmurla aktım, renk değiştirdim mevsimler değiştikçe. Al ile al oldum, mor ile mor. Üzülenle üzüldüm, sevinenle sevindim. Sinmedim kendi içime, ezilmedim. Kendimi kaybederek coşup çağlamadım da. Aldığım kadar verdim nefes, yaşadığım kadar keyif aldım. Ve gördüm dinlemek gerekiyorsa konuşmanın anlamı yokmuş.

Bildiğim şeyleri öyle bir iştahla, öyle keyif alarak anlatıyordu ki ruhum sanki ilk kez görüyordu bu manzarayı, kulaklarım ilk kez duyuyordu bu cümleleri. Aklım yeni kavrıyordu olup biteni sanki. Yıllardır uğraşarak, didinerek edindiğim her şeye yeniden sahip ediyordu beni. Biliyor ama bilmemezlikten geliyordum. Kanıyordum göz göre göre.

Hep ben konuşuyorum farkında mısın dedi. Çok farkındayım dedim. İyi ki de farkındayım, konuşarak büyüyü bozardım yoksa. Hangi büyüyü dedi hınzır bir gülümsemenin dudak arasından. Her şeyi bilenimiz sensin dedim. Sana vereceğim hiçbir cevap sendekinden fazlası olmayacak. Hem bırak da keyfini çıkarayım. Neyin dedi. Senin dedim. Ah bu adamlar dedi, ne güzel de kandırıyorsunuz bizi. Yok dedim, sıra bizde. Kandıran sen olacaksın bu kez, ben kanmaktan yanayım. Ne güzel yürüyorsun sen öyle dedi. Düşerim birazdan dedim, gözün üzerimde olsun. Tutup kaldırırsın beni. Düştüğün yer güzelse kaldırmam dedi, ben de düşerim belki. Devam etti konuşmaya.

Su akıp yol yapıyordu kendisine. Kâğıttan bir kayıktaydım, gidiyordum suyla birlikte suyun ardı sıra. Yol hanımeli kokuyordu, bahar bitmek üzereydi. Yeşil çiçeklerle süslenmişti. Ben diyeyim mayıs sonu, siz isterseniz haziran başına yorun. Yağmurlar yeni dinmiş ama soğuk hala zaman zaman da olsa ısırıyordu tenimi. Ama nasıl sıcaktım ben, temmuz birmiş ağustos başlamıştı. Kışın tepelerime yağan karlar çoktan erimişti. Kahverengi kırmızıya, beyaz yeşile el vermişti.

Çok eskiden buralar hep bağlıktı dedi. Girdim araya, biliyorum o hikâyeyi dedim. Bildiğin bir şeyler bulduğuma sevindim dedi, belki artık sen de konuşursun. Sevincin sevincimdir ama bırak aksın su dedim. Hangi su dedi. Yolunu bulması gereken dedim. Kar suyu dedi, bildim. Aynı dili konuşmak güzel dedim. Aynı cümlelerle olmasa da mı dedi. Ne önemi var ne dediğinin dedim. Dinlemiyorum ki seni aslında. Seyrin güzel dedim. Hani dinliyordun az önce dedi. Haklısın dedim, ama öyle güzel ki akıntı, kapılışımı seyretmeyi seçtim dedim. Bitmez o yol dedi. Varamasam da yolda ölürüm dedim. Ölme dedi. Peki dedim, ölmem.