APTALLIK ÜZERİNE - 12.07.2021

102 kere okundu

Kandırabildiğin kadar akıllısın diyor yazar ve kandığın kadar da aptalsın. Kitabı okuyan düşünüyor bunun üzerinde; kandığın kadar değersizsin diye geçiriyor aklından ve kandırabildiğin kadar değerli.

Önce inanacak birisini bulmak gerek. Ya da bulduğun birisi varsa onu inanacak kıvama getirmek gerek. Bu da sana kalmış tabii ki. Hiçbir armut pişip hiç kimsenin ağzına düşmez. Kafa patlatmak gerek, dirsek çürütmek gerek. Herkesin anlayacağı yalanların yolundan geçip kaşarlanmak gerek. Karada yaşamayı öğrenmek için denizi tüketmek gerek.

Ne gerek var bunlara diyen de çıkar. Çok haklı… Güneşi de engelliyor şemsiye yağmuru da. Aç şemsiyeyi otur olduğun yere. Ama o şemsiyenin başkasının elinde olduğunu ve hiç olmayacak bir yerde açıldığını anladığın gün geri dönmek zor. Öyle diyor kitap.

Kadınlar ve erkeklerden ibaret dünya; yaşın kaç diye soruyorsa olmamıştır o, kandırabilirsin. Çünkü olanı yaşa başa takılmaz. Rüzgârı severse açar yelkeni, sevmezse akıntıya bakar, onu da sevmezse günü olduğu yerde geçirmek için güzel bir sebep bulur kendisine. Sen bulduğunun tadını çıkar, bıkana kadar çıkar üstelik. Çünkü sen tadını çıkarmazsan da bıkma olayı kaçınılmaz son. Harcadığın zamana değmeli. Zaman tek seferlik bir hak! Kullandın kullandın, kullanamadın geçmiş olsun.

Kanmaya karar vermişsen söylenen yalanı umursamazsın diyor kitap. Ama çok da aptalına rastladıysan sonraki sayfayı çevir, kendini ucuza sattıkça piyasan düşer. Aşağısı rüzgârsızdır belki ama keyfi de yoktur. Heyecanı azdır, sıkılırsın. Sıkılmak beladır başa. Önce kendin sıkılırsın, sonra başkasını sıkarsın. Bir de bakmışsın etrafın sıkıcı insanlarla dolu. Yukarısı iyidir. En iyi yalana kan ki ucuza gitme. Ucuz hiçbir şeyi değeri yoktur. Kandırabildiğin kadar değerlisin zira ve kandığın kadar aptal sansınlar seni varsın.

KADINI SEV - 30.07.2021

234 kere okundu

Hem yenik düşelim, ağlayıp sızlayalım, yalnız kalalım, neyse yaşanması gereken yaşansın. Ölümden ötesi mi var. Çölde kum tanesiyiz, kim umursar bizi. Dost sandığın en kötü gününde ses vermez sesine, sevgilin o kadar da sevgili değildir, sen tırmalar durursun. Gün gelir sırt çevirir kardeşin, annen çeker gider dönmemek üzere ya da baban. Yenik düşelim zamana, hayata. Ne varsa bizi imtihan eden ona yenilelim, zayıfız işte, yerle yeksanız. Düşüp kalkarız belki, belki de kalkamayız. Bitmiştir yol. Gidecek yer yoktur daha, ötesi yoktur. Yoklukla sınanıyordur varlık. Varlık dediğin de koca bir yokluktur zaten. Belki anlarız, belki anlamayız.

Düzelmez bu işler. Su akıp bulmaz yolunu, açmaz bu çiçek. Kolay kolay bitmez kış, bahara yüzlerce yıl var daha. Ah o hanımeli kokusu, ah o ilk gençlik. Bir daha doya doya çekebilecek miyim seni içime. İçim geçmeden dönebilsem içime. Ah o içim; için için küle döner içim.

Kadını sev diyor kitap, parayı harca, bir sandalye at denizin kenarına, bir kahve yap kendine. Seyret sonra olup biteni. El salla gidene, gelene hoş geldin de, tebessüm et kendini sev önce, sonra maviyi ve turuncuyu, sonra kahvaltıda eski kaşarla simit yemeyi. Sonra kalk sandalyeden yürü biraz kumsalda, dalgalar okşasın ayaklarını. Sonra… Sonrasını bilmiyorum, işim çıktı, bıraktım kitabı elimden, bir daha da almadım. Kitaba mı ihtiyaç var sanki! İçinde insanın kitap. İnsansan sensin kitap. İnanacaksan kendine inan. Kadını sev ama, o önemli.