BEN BİLMİYORUM - 24.11.2020

133 kere okundu

Çizgi budur esasen, gidenin ardından en artist halinle fırlatacaksın parmaklarının arasındaki sigara izmaritini; o bilmeyecek ama sen biten sigaran kadar üzüleceksin gidene. Paketten de bahsetmiyorum üstelik, tek dal. Yanında paket taşıyanın tuzu kuru, dal sigara da her yerde bulunuyor artık. Ben Yeşilaycıyım.

Tom Hardy öyle yapıyor rol arkadaşı hoş bir kadının ardından. Kadının adı yok, olsa da yazan bilmiyor. Hem ne olacak ki bilinse. Bazı şeyler unutulmaya mahkûm. O sigara izmariti daha akılda kalıcı. Yazmış yazan, senarist olan. Çekmiş almış içine okuyanı, seyredeni. Ben yazamıyorum mesela. Ki yazsam da oynayan yok. Kendin yaz kendin oyna olur benden en fazla. O da kadere imana ters. Yazan belli, senin görevin oynamak diyormuş kitap... Yoksa taşlanırsın dinden çıktı diye. Herkes biliyor her şeyin doğrusunu. Sesi çıkmayan kim varsa cahil!

Sahi nasıl gidiyor oyunlarımız, çok mu güzeliz ya da çok mu güzel sanıyoruz kendimizi çok zaman olduğu gibi. Ben güzelim mesela, çok güzelim; gece karanlığında, uyku mahmurluğunda, koşuştururken ordan oraya. Durunca duruyor her şey. Ah o özgüven o. Lütuf mudur dert mi bilen beri gelsin. Gereği nedir, ölçüsüne kim karar veriyor değişiyor mu zamana göre, mekâna göre. Ya da daha önemlisi insana göre de değişiyor mu? Hak etmeyen birilerine tanıdığımız hakları tanımadığımız birilerinden esirgiyor muyuz yine. Cezalandırıp linç ediyor muyuz renksiz dünyalarımıza renk gelsin diye.

Velev ki bir ağustos gecesi. Ki hep o ağustos gecesi. Kısırım ben de. Yazamıyorum her şeyi. Sansür var, her yerde ve her şeyde var. Bahanem de var, yazamıyorum her şeyi. Yaz deseler yazabilecekmişim gibi de cümleler kuruyorum. Dönüp dolaşım o ağustos akşamına geliyorum ve sonra hızlıca gece oluyor. Kumsalda yürüyor kadın çıplak ayaklarıyla, parmaklarının arası kum doluyor. Ay ışığı düşüyor suya. Yakamoz da giriyor mevzuya. Anlatırken her şey iyi ama yaşarken ekim, kasım. Soğuyor havalar, uzaklaşıyor insanlar birbirinden. Araya mesafeler giriyor, bahaneler giriyor. Yazılmış deniyor, bize düşen oynamak. Ve kaçınılmaz olarak sabah oluyor.

Çizgi budur esasen. Devri daim olmuyor kimsenin. Kendiyle sevişebilen en mutlusu oluyor eninde sonunda. Kavganın kimseye karı yok. Başkalarında kendini arayıp da bulan yok. Yol boyu doldurmuşsan içini kendinle yolun sonu aydınlık. Ama boş bırakmışsan kendini karanlık çöküyor. Ağustosta da çöküyor karanlık kasımda da. Sokak lambası arıyorsun kendine aydınlık için ama ne fayda. Herkesin ışığı kendine. Kimse aydınlatmıyor kimseyi sebepsiz yere. Yok artık kapıya geleni boş çevirmemek. Herkes geldiği gibi dönüyor evine. Ev ki soğuk, ev ki kasvet dolu her odası, ev ki çıkartılmış ev olmaktan. Boş bıraktığın ev sokağa atmış seni sen anlamadan.

Oyun bunlar hep; alın yazısı, kader. En iyi oynayanımız baş tacı. Gerisi figüran olmakla yetinmek zorunda şimdilik. Yarın şartlar değişir, döner devran belki. O zamana belki roller de değişir. Hoşça kalın o güne dek, iyi bakın kendinize. Sabır da alın yazısı gibi bir şey neticede. Öyle diyor kitap. Anlamadığınız yer varsa bana sormayın ama. Ben bilmiyorum