BAŞIM DÖNER ŞİMDİ - 11.05.2015

781 kere okundu

Yürümekten başım döner, taksiden inerken dizim döner, sen dönersin bir sabah gittiğin yerden, ansızın çalarsın kapımı. Hiç ummadığım bir anda çıkarsın karşıma, ben geldim dersin en sevimli yüzünle. Hoş geldin derim, kahvaltı hazırlıyordum ben de. Domateslerin kabuğunu yine soymamışsındır sen dersin. Yok derim, bu sefer soydum. Beyaz peynir tam yağlı orta yumuşaktır, reçel dağ çileklerinden yapılmıştır, sucuk vardır tavada, yumurta rafadandır. Benim sevdiğim sen ve senin sevdiğin her şey. Bir de kelebek dilimli kaşarlı minik tostlar. Başım dönmeden önce dönseydin ya derim. Dizin döndü diye döndüm dersin. Benim için değil yani derim. Hayır, dizin için dersin.

Anlat bana şimdi gittiğin yeri, deniz kenarlarını anlat, sevdalandığın genç oğlanları anlat. Anlat bana bir başkasına anlatamayacağın ne varsa. İçtiğin biraları, yediğin balıkları anlat. Gün batarken yaşadığın hüznü gün doğarken sevinçle anlat. Sesinle anlat bana ne var ne yoksa, en sevimli cümlelerle, en bilinmeyen kelimelerle anlat. Ben çok sustum yıllar oldu şimdi sen anlat. Bana döner gibi, nisana hoşça kal derken mayısa göz kırpar gibi, bana taşıttığın orkide gibi anlat. Kandırıyorlar bizi aslında, biz kır çiçeklerini severdik, orkideye alıştırdılar. Biz sessiz sakin sahil kasabalarını severdik, kalabalık şehirlere alıştırdılar. Varlığını severdim ben bilememişim, yokluğuna alıştırdılar. Bana kır çiçeklerinin nasıl koktuğunu anlat, çocukluğunun geçtiği sakin kasabaları, ilk gençliğini, sevdiğini ve sevmediğini anlat. Çok sustum ben yıllar oldu, şimdi sen anlat. Taze çay koydum, bilirsin iyi demlerim, yudum yudum anlat bitmesin hemen.

Kırılmayan yerlerimizden bile kırdılar bizi, savurdular kuytulara. Bir unutup bir hatırladılar, bir hatırlayıp beş unuttular. Unutulduğumuza da yandık hatırlandığımıza da, unutana da yandık unutulana da. Bir aptallıklarımıza yanmadık biz, sevdik onları. Biliyorduk çünkü, bir kere daha olsa yine eşekler gibi yaşardık, yine yapardık aynı aptallıkları. Hesap kitap yoktu, dün yoktu, yarın yoktu. Günü yaşamak gerek demiştiler bize. Söz dinleyen insanlar değildik ama dinlemiştik bunu nedense. Günü yaşarken yarını hesaplayanları nereden bilecektik. Biz dünden bile vazgeçmiştik çoktan, daha bugünden yarını mı görecektik. Anlat bana, seni üzenleri anlat, kırıp dökenleri, çekip gidenleri anlat bana. Bir parça kopar ekmekten, tereyağı sür üzerine, reçel sür, bir zeytin at ağzına, bir yudum al çayından. Belli ki anlatasın var anlat bana, dinlerim ben, çok isterim anlatmanı hem... Yarana merhem olmak değil niyetim, akıl vermem, izini sürmem gidenlerin… Dinlemedim çok zaman oldu, bu sefer ne var ne yok anlat bana.

Başım döner sana sokulsam şimdi, saçlarında dolaşsa ellerim, seni konuşmak isteyen dillerim, kaybolmuş senelerim… Kışlar bahara döner, filizler çiçeğe, yiyecek bulmaya gitmiş serçeler yuvaya döner. Sen bana dönersin bir cumartesi akşamı, başım döner sana sokulsam şimdi. Şimdi bir şarkı çalar, yeşil sarıya çalar, sen çayını yudumlarsın, yüzüm kırmızıya çalar. Ne demiştin unuttum şimdi, nereden başlamıştın konuşmaya nerede bitirmiştin sorsan söyleyemem. Zil çalar şimdi, sen dönersin gittiğin yerden, domateslerin kabukları soyulmuştur tam da istediğin gibi, masada kır çiçekleri, masada sen, masada mevsimi bahar yapan bir neşe. Tut elimden düşeceğim birazdan, varlığın öyle güzel ki başım döner şimdi.