TEK BAŞINA - 28.01.2021

90 kere okundu

Yirmi dört saatten fazlası vardır çünkü. Olan biten her şey bildiğimiz gibi değildir. Öğreniriz eninde sonunda; istemesek de öğretir birileri, bir şeyler öğretir. Kaçamazsınız; kaçılmazdır çünkü, kaçınılmazdır.

Tutmadı uyku, bir sağa döndü bir sola. Ya da tuttuysa bile o fark etmedi uyuduğunu. Uyanıktı hep. Yol vardı, upuzun yol. Madem uyunmuyor kalkayım diye düşündü. Kalktı da. Saat gecenin iki buçuğunu gösteriyordu. Duş aldı kendine gelmek için. Bir kahve yaptı. Eşyalarını yatmadan önce arabaya yerleştirmişti. Üstünü giyinip çıktı. Kahvesi elindeydi.

Tek başına gelir insan hayata. Birileri olsa da etrafında tek başınadır yaşarken de. Ve ölür yine tek başına. İyi midir bu kötü mü bilinmez. Çünkü bazıları iyi der, bazıları kötü. Bazıları beceremez tek kalmayı, bazıları için ise zulümdür kalabalıklar.

Bomboştu sokaklar… Çok olmuştu el ayak çekileli. Kış ölüm demekti bu saatlerde. Ölüm kötüydü. Geri geri gidiyordu ayakları. Hiçbir başlangıç bu kadar keyifsiz olmamıştı. Bağlantı yolundan sahile indi. Deniz sağ tarafında kalıyordu. Ah o deniz, canım deniz. Bakası yoktu hiç, göresi yoktu. Hiçbir şeyi göresi yoktu, kimseyle konuşası yoktu. Hiçbir şeyi duyası yoktu. Arabanın teybinden Cem Adrian’ın sesi yükseliyordu. “Aramıza girmiş dağlar denizler, gelemem diyorum, sen gel diyorsun…” uzanıp susturdu sesi. Karın yağdığını, izlerin örtüldüğünü duymadı. Biliyordu bulamayacağını, düşünmemek için her şeyi yapabilirdi. Vitesi büyütüp gaza bastı.

Ne kadar yaşanırsa yaşansın eksiktir bir şeyler. Eksik kalacaktır. Dolmayacaktır yeri. İstenmeyecektir de dolması. Çaresizlik öğrenilecektir çeke çeke acıyı. Bir dolu bilinmeyenli denklemin her şeyi biliniyormuş gibi davranılacaktır artık. İnanılacaktır bir şeylere emin olunmasa da. Çünkü yoktur başka yolu, böyledir düzen. Her canlı tadacaktır bunu eninde sonunda. Ve her zaman kötü olacaktır sonu. Çünkü çıkmayacaktır hiçbir yol aydınlığa. Hiçbir kayık sürülmeyecektir maviliklere. O güzel insanlar o güzel atlara binip gitmiştir çünkü. Çocuklara yalan söylemenin de anlamı yoktur artık. Görülmeyecektir o vadedilen güzel günler!

Kaç kişi aynı duyguları yaşayarak kat etmişti bu yolları kim bilir. Ne ilk olacaktı ne de sonuncu, biliyordu. Ama çözmüyordu hiçbir sorunu bilmek. Kahvesinden bir yudum aldı. Sıcacıktı hala. Bir yıl olmuştu bu minik termosu alalı. Ne çok işine yaramıştı. Ne çok ısıtmıştı içini. Hatta bir o ısıtmıştı içini çoğu zaman. Son bir ayda üçüncü kez gidiyordu aynı yolu. Bir yudum daha aldı. Hızlıca geçiyordu yanından arabalar. Göstergeye baktı, yüz onu gösteriyordu. Bu kadar hızlı nereye gidiyorlar acaba diye düşündü. İmrendi bazılarına, insanın gidince mutlu olacağı bir yerlerinin olması ne güzeldi.

En güzel masalların bile biter. Hiç hesapta yokken biter hatta en gerçek olanları. Ve sanılanın aksine mutlu da değildir sonları. Değiştirebileceğiniz bir şey de yoktur. Başa saramazsınız, yeniden yazamazsınız, yaşayamazsınız. Bitmiştir, yoktur tekrarı. Geri dönülmez bir yoldur zaman, her adımda kötü bir şey öğretmiştir size, istemeye istemeye öğrenmişsinizdir. Sindirmeniz gerekir ama sindiremezsiniz. Güçlü sanırsınız kendinizi, her şeyle baş edebileceğinizi düşünürsünüz. Ama öyle değildir aslında. Utanırsınız güçsüzlüğünüzden, ezilirsiniz.

Hiç bitmeyecekti artık bu yol, her kıvrımı ayrı bir eziyetti. Denizden uzaktaydı artık. Karanlığın içinde gitmek istemediği bir yere, yüzleşmek istemediği bir gerçeğe doğru yol alıyordu. Uzanıp açtı tekrar arabanın teybini. Eskilerden bir ses; “Gonca güllerim vardı burcu burcu kokardı, rengi soldu sarardı sevip tutana kadar.” Bilsen şimdi nerdeyim dedi. Bilsen aklın bende kalırdı. Yavaş kullan derdin, dikkat et. Gelme derdin hatta. Derinden bir iç çekti, anne dedi sessizce, "ah be anne" dedi... Yol büyüyordu gözünde, aylar öncesine geri dönmek istiyordu sadece.