KAHROLSUN KAPİTALİZM - 5.06.2024

45 kere okundu

Özgür bir toplumda yaşamıyoruz! Çok haklısınız. Peki siz var olan özgürlüğünüzü genişletmeye mi yoksa var olan hareket alanınızı da daraltmaya mı oynuyorsunuz. En yeni arabayı almak gayretinde misiniz altınızda işinizi gören bir araba varken. On tane pantolonunuz varken on birincinin peşinde misiniz? Hayal ettiğiniz tatil en lüks otellerde mi? Şu dünyada dikili bir taşım olsun diye değerinin çok daha üzerinde evlere sahip olmak için eşek gibi çalışıyor musunuz? Elinizdeki, cebinizdeki işinizi gördüğü halde daha iyi telefonlar, daha iyi tabletler, bilgisayarlar peşinde misiniz? Evet kesinlikle haklısınız. Bunların hepsi hakkınız. Telefonunuz var, arabanız da, eviniz de var; olsun da... Peki kaç kez tiyatroya, baleye ya da operaya gittini?. Kaç kitap okudunuz? Hangi sosyal sorumluluk projelerinde görev alıyorsunuz? Onlara zaman mı bulamıyorsunuz! Anlıyorum… Özgür müsünüz cidden, yoksa tam da kapitalizmin istediği noktaya mı gelmişsiniz. Hani şu nefes almadan eleştirdiğiniz düzenin bile isteye kölesi misiniz? Ama eleştiriyorsunuz… O zaman sorun yok, eleştirerek Apple’ı da iflas ettireceksiniz belli ki, Tesla’yı da, zincir otelleri de. Ben de çok devrimciyim ama inanmazsınız diye anlatmıyorum!

BEDEL - 2.06.2024

63 kere okundu

Suyuna gittiğiniz insanların size katlanmasından ibaret bir dünya bu. Daha fazlası kesinlikle değil ama daha azı olabilir. Size katlanmaktan vazgeçebilirler. Daha katlanılır birisini bulmuşlardır belki ya da artık onları eğlendirmiyorsunuzdur. Sevildiğinizi mi zannediyorsunuz. Onların istediği gibi birisi olmaktan vazgeçin ve görün neler olacak. Önce sizi uyaracaklar, iyiliğinizi istediklerini söyleyecekler. Vazgeç bu davranışlardan, doğrusu bu değil diyecekler. Sonra keskinleşecek cümleleri. Yanağınızı okşayan eller tokat olup inecek suratınıza. Oysa aynı insansınız. Tek yaptığınız onların olmasını istediğiniz kişi olmaktan vazgeçip kendi doğru bulduğunuzu yaşamak. Herkes seni değiştirmek ister ama kimse kendini değiştirmek istemez. Bu katlanılmaz bir durum. Sıradan biri olup toplumda sivrilmemelisin. O senin için bir şeylerden vazgeçiyorsa bunun bir bedeli var ve bunu sen ödeyeceksin. Sen de vazgeçeceksin bir şeylerden. Çünkü her şeyin bir karşılığı var, her şey ticaretten ibaret; ruhunu satarak arkadaşlıklar edinebilirsin.

DENİZ TÜKENİYOR - 9.05.2024

334 kere okundu

Dönüşü zor bir yoldayız, azımsanmayacak kadar da ilerledik. Kültür yoksunu kalabalıkların ayağı yere basmayan doğmalarla oluşturmaya çalıştıkları bir düzenin içerisine terkedilmiş gibiyiz. Ne şiddetin dozu akıl alır bir seviyede ne merhametin, ne iyilik hak edene gösteriliyor ne de kötülük. Kim daha kalabalıksa o haklı, kimin sesi daha çok çıkıyorsa onun dediği oluyor. Akıl tutulması yaşayan küçük bir kesim de çaresizlik içerisinde fotoğrafı seyretmek zorunda bırakılıyor. Çünkü ne sayıları çok, ne de bağırıp çağırmayı kendilerine yakıştırabiliyorlar.

Kadere herkesten çok inanan kesim hastanede ölen yakını için doktoru suçlayıp tekme tokat saldırabiliyor. Eğitime en çok ihtiyacı olan kalabalıklar ise evde ya da sokakta katlanılan çocuklarına tepki gösteren öğretmeni öldürebiliyor. İnsan hayatının hiçbir kıymeti yok, kamu hizmeti veren vatandaşların güvenliği ve güvencesi yok, kanun yok, nizam yok, hak hukuk gözeten yok, saygı ve sevgi zaten yok evladı yok. Yokluklar içinde yol alıyoruz ama gittiğimiz yer hiç hayra alamet değil.

Kimse mükemmel değil, her kesimden insan hata yapabiliyor, kabahatli olabiliyor. Adaletin olduğu toplumlarda kanunlar, kültür sahibi toplumlarda örf ve adetler, din, ve görgü kuralları toplumu düzenler. Ama ahlakını yitirmiş toplumlarda ne örfü umursayan vardır, ne de inandığını söylediği dini. Zaten kanun da kontrolünü çok önceden kaybetmiştir. Toplumsal kurallar etkisini kaybetse bile kanunun zorlayıcılığı pek çok sorunu çözebildiği gibi çürümenin de önüne geçebilir. Ama gel gör ki balık baştan kokmakta, kalabalıklar bağıra çağıra uçurumdan aşağıya yuvarlanmaktadır.

Yüzsüzlüğün uyanıklık olarak değerlendirildiği yerde ahlak da iki bacak arasına sıkışmaktan kurtulamıyor. Tenhada işlenen günahlar kalabalıklar önünde örtbas edilebiliyor. Kötü yeterince güçlüyse iyiye söz hakkı verilmiyor. Çalan çaldığıyla, ölen öldüğüyle, isyan eden de çaresizliğin verdiği can sıkıntısıyla baş başa kalıyor günün sonunda. Karanlığı satın aldıkları mum ışıklarıyla yok ettiğini sanan hükmedenler ise mum sönene kadar her şeyin mükemmel olduğu yalanıyla hem kendilerini hem de başkalarını kandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Deniz bitiyor, su tükeniyor, temiz hava azalıyor, insanlar nefes almakta güçlük çekiyor…

YANLIŞLAR ÜZERİNE - 20.04.2024

213 kere okundu

Yanlış olan rüzgârın esmesi, suyun akması yanlış. Kaldırımda ilerleyen kadın, çöpü karıştıran kedi, denizin üzerinde gezinen martı yanlış. Durmalı zaman, akrep ve yelkovan ara vermeli sonu gelmez koşturmaya. Telaş bitmeli, haber saatinde yurttan sesler korosu şarkı söylemeli radyodan. Erik dalında usulca etrafı seyretmeli minik serçe, yaprak bile kıpırdamamalı. Yanlış olan zaman, değişen mekân, çoğalan insan… Biz değiliz yanlış olan. Biz biz bile değiliz artık, olamıyoruz telaştan.

Doyumsuz bir sohbeti süslemeli gözler, kelimeler sakince el ele vermeli. Devrik cümleler kurmalı güvenli bölgeden çıkıp. Günü de göze almalı geceyi de. Güneşe dönmeli yüzü ve gözleri hafifçe kısıp fısıldamalı. Gürültüye doyduk, kargaşaya doyduk, koşturmaya ve varamamaya doyduk. Yeşile açız, pembeye ve usulca akan sulara açız. Akıp bulur yolunu hep, seyretmeye açız. Eksikliğini hissettiğimiz şeyleri bilmiyor olmamız en büyük mesela. Doymuyorsak yanlış şeyleri yiyoruzdur belki de. Doğru olana açız.

Yanlış olan şehirler, beton yığınları yanlış. Arnavut kaldırımlarından vazgeçmek ne kazandırdı bize. Asfalt döktük hatıraların üzerine. Ne ayak isimiz kalıyor artık yürüdüğümüz yerlerde ne de dokunduklarımıza nüfuz ediyor kokumuz. Yaşadığımızı bile unutuyor ardımızda kalanlar. Yanlış olan biz değiliz, yanlış olan olmaya çalıştığımız şey.

YİNE GELDİ BAHAR - 8.03.2024

226 kere okundu

Uzun paragraflar gerek insana; alçalıp yükselen, eğilip bükülen cümleler gerek. Altından girip üstünden çıkmak gerek gereksiz zamanlarda. Kelimelere anam yüklemek, cümleleri her zaman gittiğinden başka yerlere götürmek gerek. Dur dur nereye kadar sonuçta, söz de alıp başını gitmek ister belki, kurallara uydu diye ödül vermiyorlar kimseye sonuçta.

Bir şeyler ters gidiyorsa kabahati birilerinde ararız, başkası sanırız sebebi bazı şeylerin. Oysa herkes hiç kimse olmaya çalıştığı için sorun anında, suçlu yok hükmünün belirtisiz nesnesi olmaktan öteye geçemez. Nesneye de suç yüklemek akıllıca değildir. Başkasına laf yetiştirmekten kendimize diyecek sözümüz kalmaz. Misal ayağın taşa değse taştır kabahatli, paran kaybolsa suç hırsızındır, denize düşsen yılana sarılmaktan başka çaren yoktur çoğu zaman. Ve akar gider zamanın azı da çoğu da her zaman. Akıl başa gelince kafada saç, içte gönül kalmamıştır. Bitse de gitse deriz. Bu kez de durur yerinde zaman, eziyet olur döner durur etrafında.

Neyse deyip kaldığı yerden devam etmek ister söze. Oysa bahar gelmiştir. Sabah hevesle kalkılıyordur yataktan. Manavda erik fahiş fiyatlarla satılıyor olsa da bedavadır hava, betondan arda kalan yerler yeşile dönmüştür yüzünü. Sabah erken, akşam ise geç olmaktadır. Yaşayası olanı upuzun günler beklemektedir. Ve her beleyen gibi güzel sanılan için sabırsız zamanlar geçmek bilmemektedir. Neyse deyip kaldığı yerden devam eder söze. Nisanın on üçüdür, günlerden Salı. Kimse sevmez salıyı nedense, oysa kötülüğü dokunmamıştır kimseye pazartesi kadar. Cuma gibi bir türlü gelmemezlik de yapmaz. Ama kaderidir bazı şeylerin, bazı kimselere sevdiremez kendisini. Mevsim bahar olsa da değişmez kader. Neyse deyip devam etmekten başka çare yoktur belki de…

Veyası olacak uzun cümlelerin çokça. Ve ile bağlamayacaksın bir şeyi başka şeye. O olmazsa bu olacak, bu da olmazsa bir başkası. Amaç olması zaten mevzunun, içi karartan olmaması. İllaki bir şeyleri karartacaksan gözün olacak o, için değil. Yaz var önümüzde diyeceksin. Üç beş güne erik de ucuzlar zaten. Kirazlar al al doldurur Pazar esnafının tezgâhlarını. Beyazı da var diyorlar ama ben sevemedim onu. Kiraz dediğin kırmızı olur. Anadan babadan öyle gördük biz. Neyse deyip devam edemiyoruz anadan babadan gördüklerimiz söz konusu olunca. Biz o kadar güncelleyemedik kendimizi. Hadi babadan gördüğümüze cümleler kuralım da ana deyince akan sular duruyor. Alışmıyor insan bazı yokluklara. Bandı kaldırıyorsun iyileşti mi diye yara, sızlıyor. Neyse deyip devam edemiyor cümle. Kesilip atılıyor, ya sen değişiyorsun ya da konu.

Bir şeyler ters gitse de bazı şeyler hep güzel. Sözü vardı, yine geldi bahar.

YOLU OLMAYAN KÖY - 18.02.2024

249 kere okundu

Yolu olmayan bir köy yaşadığımız. Ne geleni var ne gideni. Eskisi gibi bereketli de değil toprakları, düzeni bozulmuş, iklimi değişmiş, insanları tuhaf. Başı sonu belli değil zamanın. Sadece geçiyor ama ileri mi gidiyor geri mi belli değil. Sürüklüyor kalabalıkları; mutlu kalabalıkları ve mutsuz kalabalıkları. Yolu olmayan bir köy yaşadığımız. Geldiğimiz yeri biliyoruz ama nereye gittiğimiz belli değil. Ufukta güzel şeyler yok. Karamsar olmanın kimseye bir fayda sağladığı görülmemiş. Ama ufuk iyimser olmak için yeterince aydınlık değil. Sabah meltemi dinmedi henüz, denizin kokusunu da getiriyor ardı sıra. Yarını dert etmek için iyi bir gün değil, geçmişin muhasebesi de akıl karı değil. Akşama kim öle kim kala… Elimizde kalanla yetinmek diyor bazısı, bazısı günü kurtarmak diyor, kıvamında demlenmiş bir bardak çay ve deniz kokusu yeter de artar bile…

Eskiden Türkçe kitaplarında metinler olurdu. Önce okur sonra anlamaya çalışırdık. An fikrini, temasını, bilinmeyen kelimelerini bulurduk. O günün bilinmeyen kelimeleri gelecekte bildiğimiz kelimeler olacaktı. Bilmezdik o zamanlar. Zor gelirdi çoğumuza, bazılarımız ne gerek var derdi. Ne kadar çok şey bilirsen o kadar çok anlam katabilirsin hayata. Ana fikri nedir yaşananın, neye değinmek istiyor anlarsın. Belki mutlu etmez seni farkına vardıkların ama huzurlu bir duygudur içinde bulunduğun. Bilmediğinden korkar insan, tedirgin olur. Bildiği ile ise bir şekilde yaşamayı öğrenir. Bugün öğrendiklerimiz yarın bileceklerimizin yapı taşlarıdır. Hem belki yolu da vardır yaşadığımız köyün de biz bilmiyoruzdur.

Yolu olmayan bir köy yaşadığımız. Kargaşadan kaynaklı gürültü kulaklarımızı sağır ediyor. Kapatıyoruz kendimizi dış dünyaya. Ne varsa bu zamana kadar heybemizde biriken onlarla idare etmeye çalışıyoruz. Sevmiyoruz artık, sevinmiyor ve üzülmüyoruz. Hemen geçiyor kızgınlıklarımız. Üzüntülerimiz de sabun köpüğü gibi. Hemen yeni bir üzüntü ediniyoruz eskisinden kurtulmak için. Ne tavuk besliyoruz bahçemizde ne de ineklerimiz var. Köylüyüz biz sadece. Biz köye ait değiliz ama köy bize sahip. Kaçıp kurtulmak isteyenlerin gidecek yeri yok. Yolu yok köyümüzün. Yürüsek aklımıza gelmiyor bile. Altımızda bir koşu bandı telaşla dönüp duruyor, yorgunuz sebepsiz yere.

İYİ Kİ VARLAR - 25.01.2024

163 kere okundu

Hep baştan alıyoruz, sınandıklarımızla sınanıyoruz tekrar ve tekrar. Ağlıyoruz bazen gizli gizli ya da içimizde biriktiriyoruz. Acıyoruz, acı çekiyoruz ama yolumuzdan da şaşmıyoruz.

Küçük hesapların insanları olmaktan alıkoyamıyoruz kendimizi. Kime sorsan dürüstlük abidesi, kime sorsan empati zengini. Herkes çalışkan, herkes işinin ehli. Madem herkes nu kadar veriyor işinin ve yaşamın hakkını bu it kopuk neden adam olmuyor. Bu insanlar neden eğitilmiyor. Bu başıbozukluk, bu hır gür hep başkalarından mı kaynaklanıyor. “Ayna ayna söyle bana, var mı benden güzeli; Pamuk Prenses var diyorlar ama o da yatakta kötüymüş.“

Elimizdeki çuvaldızı kendimize batırmayı öğrenemeyeceğimiz aşikâr ama bari iğnenin ucuyla azıcık acıtsak canımız. Ama ne mümkün. O kadar mükemmel varlıklarız ki kabahatli olmak gibi bir seçenek asla mümkün değil. Geçtim başkalarını kandırmaktan kendimizi de suyla götürüp susuz çeviriyoruz dereden. Anne babadan başlıyoruz mükemmel olmaya. Doğurduğumuz ya da büyüttüğümüz bir canlının hatasının olması demek bizim üretimimizin sağlıksız olduğu demek. Bu da kabul edilemez bir durum. Yatakta kötü olan Pamuk Prenses, biz ise herkesin de bildiği üzere mükemmeliz!

İçki yok, kumar yok, kadın yok, çalıp çırpma yok; hak hukuk var. Yersen… Ben yiyorum. Yemesen ne olacak sanki, aç kaldığın her günü dert edeceksin kendine. Değiştiremeyeceğin şeyleri kafana takma diyor kitap. Üç beş saydır, birkaç sitem et ve kapat konuyu. Vegas’ta olan Vegas’ta kalır. Her yer Vegas bize artık, günahın dibine vurmuşuz. Eğer anlattıkları gibiyse diğer tarafta sıcak zamanlar bekliyor bizi. Onun da çaresi var gerçi, inanmayıverirsin ölene dek. Sonrası Allah büyüktür…

Hep sınanıyoruz eleştirdiğimizle ve hep zayıf notumuz. Sınıfta kalmayı kaldırdık neyse ki, yolumuza devam edebiliyoruz durmadan. Vardığımız bir yer var mı ya da gitmek istediğimiz yer mi vardığımız irdelemiyoruz. İrdelesek de kabahati yükleyecek birileri hep var. Çok seviyoruz insanları, onlar olmasa kimleri suçlayacaktık. Hadi sokak köpeklerini suçladık o da bir yere kadar. Alıp karşına söylensen umursamaz seni. Delirir insan bir yerden sonra. Allah aklımızı korusun ve bizim kadar mükemmel olamayan insanlar hep var olsun.

KİM BİLİR - 28.12.2023

181 kere okundu

Sen öyle yeşili baharın, güzün sarısı. Sen öyle salınarak gelirdin ya sabahları parkın yanındaki yoldan. Sen öyle güzelsin ki ne desem eksik kalıyor söz. Sonra hanımeli uzuyor duvar boyunca, çiçek açıyor, sen gibi kokuyor üstelik. Gel de sevme nisanı, mayısı sevme gel de. Gel seninle bir yerlere gidelim, baharın ilk günlerine gidelim ardımızda bırakıp güzün sarısını.

Takılıp kalabiliyor insan güzel şeylere; usulca akan bir derenin kenarına mesela, vapur peşinden koşturan bir martıya, lapa lapa yağan kara, güzel bir söze, sana… Öpüyor saçlarını serin bir rüzgâr, tüylerin diken diken. Varlığım yokluğunla sınanıyor, yok oluyorum her aklıma geldiğinde. Kalabalıklardan ayırıyorum kendimi, kayboluyorum gözden, gittim sanır ardımdan bakan, bilmez sana geldiğimi. Nasıl güzel yol, anlatsam seversin sen de. Ama yetmiyor söz, kesiliyor nefes. Nefes nefes çekiyorum seni içime, soluk soluğa kalıyorum sonra. Sırtımı toprağa yaslayıp gökyüzüne bakıyorum. Bulutlar yarışıyor sana benzemek için, karar veremiyorum hangisi daha sen.

Sen öyle gün ortası bir ses gelir uzaktan. “Ben denizde bir gemi, dalgalar vurur beni, ben ağaçta bir yaprak, rüzgar savurur beni…” Sonra sana savurur beni, ben ağaçta bir yaprak… Sen öyle huzuru varlığın, yokluğun son baharı. Yağmur başlar birazdan, üşür sensiz kaldırımlar. Sen öyle sarısı yaprağın, damlası yağmurun, kasımı hüznün. Kim bilir; belki çıkar gelirsin baharda.

SEN İYİ OL - 8.12.2023

141 kere okundu

Sen iyi ol, hallolur gerisi. Bir deniz buluruz kendimize. Bir martı uçar üzerimizden. Çıkartıp ayaklarımızı kumsalda yürürüz. Dalağalar kuma karışır ayak izlerimizde. Sen iyi ol; biter kış, bahar gelir bir nisan sabahı. Sevinçle kalkarsın yatağından, pencereden içeri dolar gün. Günaydın dersin incir dalında öten serçeye, mor menekşeye günaydın dersin. Bir meltemle çıkar gelir deniz kokusu, yaşadığını hissedersin yeniden. Bir kahve koyarsın kendine, radyoyu açıp sevdiğin bir şeyler ararsın.

Sen iyi ol, döner göçmen kuşlar gittiği yerden. En sevdiğimiz film artistleri yeni filmler çekerler. İple çekeriz cumartesi gecelerini. Pazar günleri evet der demez havaya zıplar Erkan Yolaç. Kaybetsek de mutlu oluruz. Tırnaklarımızı keser aynı günün akşamı annemiz. Banyo etikten sonra mis gibi bir uyku çekeriz el işi yorganlarımızın altında. Aklımız ertesi günkü okul yolunda.

Bir yerden başlamalı çok geç olmadan. Affetmeli önce kendini, sonra başkalarını. Çünkü herkes kendi hayatını yaşıyor. Başkasındaki sen senin istediğin sen olamıyor diye gönül koymamalı. Hem ne kaldı şunun şurasında. Ömür dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman. Gözümüz yeni açıldı, kapanır da birazdan.

Sen iyi ol yine de; günler uzar yine, biter karanlık. Deniz kenarlarına koşar apar topar kurtuluruz üzerimizdeki fazlalıklardan. Sen iyi olunca şehrin bütün sokakları denize çıkar zaten. Bütün vapurlar bize uğrar geçerken. Bütün şiirlerde geçer adın, bütün şarkılar seni söyler. Sen iyi olunca yüzü güler kaldırımda sek sek oynayan çocuğun, evladında aklı kalmaz annenin. Babası eve dönerken tahinli çörek alır Mehmet’e. Sen iyi ol; ölmek sorun değil lakin yaşamak güzel şey.

BENİM HALA UMUDUM VAR - 3.11.2023

175 kere okundu

Buralar hep Salı, çarşambanın canı cehenneme. Kıyıya uzak bir kere; cumartesiye de çok uzak pazara da. Salı ve Perşembe köpekbalığı. Ben tekir seviyorum. Eskiden esmerler daha güzeldi ama sonra kızılı keşfettim, sıkılana kadar sevmekten yanayım. Belki fener kavurma yaparım kendime zamanla, şimdi ne desem yanlış olur. Film seyrediyorum, gecenin üçü. Göte göt dedi diye bana benzeyen bir adamı eleştiriyorlar. Sonunda adam mutlu oluyor ama artık göte göt demekten vazgeçiyor. Ben de vazgeçtim. Etraf göt dolu oysa. Sen günaydın demek zorundasın. Etraf yavşak dolu, sen iyi akşamlar demek zorundasın. Saçların çok hoş olmuş diyorsun ve ayrıca hiç de yaşlanmamışsın... Yalan kardeşim, vallahi de yalan billahi de. Saçların kuraklıktan çıkmış gibi, suratın da rahmetli dedemin buruşuk götüne benzemiş.

Bu ikiyüzlülük öldürecek bizi. Ben eskiden böyle değildim mesela, zaman geçtikçe medenileştim. Diyor ya Mehmet Akif tek dişi kalmış canavar diye. Maskara ettiler bizi bize. Aynaya bakmaya utanır insan. Medeniyet diye deli gömleği giydik, gömlek boyalı olunca da kendimizi bir bok zannettik. Değiliz arkadaş, yeminle değiliz. Gömlek tek renk, ölüm kokuyor, kötü şehirlere çıkıyor yolu, sokaklarını farelerin işgal ettiği şehirlere. Yağmur sularının sürüklediği pislikler tıkamış tüm mazgalları. Yaşamaya çalıştıkça pisliğe bulanıyoruz. Ölmek de çare değil, toprak kabul etmez bizi artık.

Küfrediyorum ben, karşıma çıkan herkese küfrediyorum, önümde duran, arkamdan konuşan, giydiği deli gömleğiyle kendini olduğundan farklı sanan her şeye küfrediyorum. Delisiniz siz, bilerek ve isteyerek, sistemli olarak delirdiniz. Ve o kadar kalabalıklaştınız ki sizden olmayanları deli zannediyorsunuz. Delisiniz siz. Eleştirdiğiniz her şeysiniz. O pis koku sizden geliyor, o çöp yığınları sizsiniz. Sustun diyor biri. Gülüyorum...

Ve cuma gelir çatar. Çok depresifmiş hava. Neymiş efendim bulut varmış da yağmur yağabilirmiş. Yağmurdan güzeli mi var. Havadaki bütün pisliği temizliyor, temiz bir soluk almak için bulunmaz fırsat. Ve cumartesi… Ben dağınık yatakları seviyorum, geceden kalmaları. Plansız miskinlikler gibisi yok. İnsandan uzak üstelik. İyiyse de senin, kötüyse de. Hele bir de seviyorsan değme keyfine. Başkasını değil ha, kendini. Çünkü önce kendisini sevmeli insan der bütün yeni kitaplar. Ve sanırım söyledikleri tek doğru söz de budur. Yeni olan her şeyin canı cehenneme. Eskilerle devam edeceğim yola. Belki pazarı da görürüm. Cumartesiden iyidir hatta belki. Benim hala umudum var…