BEN TANRI DEĞİLİM - 15.01.2023

185 kere okundu

Yoktan var eden tanrıdır, ben tanrı olmadım hiç. Olanı şekillendirdim, yolu değiştirdim, varı yok ettim en fazla. O da zor sayılmazdı pek. Yoktan var edenlerle dönüyor bu dünya çünkü, benle değil. Varlığım yokluğum kadar önemli ancak. Yarın yok olacağım mesela, kimsenin umurunda olmayacak. Ay denize dokunacak kadar alçalmış olacak. Yakamoz olacak. Gece olacak, bir Pazar gecesi. Saat dokuz, bilemedin on. Bir haber gelecek birisine, bir telefon çalacak. Telefondaki ses benden bahsedecek kısa cümlelerle. Kapanacak telefon. Sonum olacak. Ben tanrı değilim, öğretmediler bana yoktan var etmeyi. Vardım ben kendimi bildiğimde, yapabileceğim tek şey vardan yok olmak.

İlhan İrem çalacak radyoda, yarının telaşı başlamış olacak evlerde. El ayak çekilir hep, yine öyle olacak. Bana kalsa nisan, mayıs isterdim ama bana kalmayacak. Ocak olacak yani, soğuk mu soğuk. Son bir kez denizi görmek isterim. Çıplak ayaklarımla yürümek isterim kumsalda. Kimseler olmasın ama. Elimde bir kadeh şarap ve sigara. Aramızda kalsın sigara içmem ben, alkolden de hiç haz etmem. Şekilli olsun mevzu diye sırf. Gidiyoruz ya… Gelişim nasıldı hatırlamıyorum. O zamanlar böyle tantanalar yoktu. Hoş gelmiş, sefa gelmişten ibaretti meseleler. Misafire bisküvi ikram edilirdi çayı yanında. Finger ya da petibör. Kremalısı az bulunurdu, fındıklısı etiler, Nişantaşı… Biliyorum pek anlaşılmıyor ama dert değil. Anlaşılır olmak istediği zaman başlıyor dertleri insanın. Sen git yolunda, gelen varsa peşinden eyvallah, anlamak isteyen varsa anlatırsın. Ama gayret içinde olmak yoruyor insanı. İnsanlar yoruyor insanı. Şarap sarhoş olmak için, sigara da cilası. Ayık kafayla yaşadık bu boktan dünyayı, bari giderken kafamız güzel olsun. İlhan İrem’i de evde unuttuk, söyler durur şimdi bir başına; “kalsaydın varlığında yok olmazdı bu şehir…”

Göz yanılsaması aslında pek çoğumuz. Var sanıyorsun ama yoklar. Yok sandıklarından biri var oluyor bir gün. Göz ardı ediyorsun. Çünkü aklın var sandıklarında. Ne kötü şey sanmak. Bilsek ne olur sanki. Tadı mı kaçar hayatın, heyecanı mı eksilir. Sanki soluk soluğa yaşıyoruz boktan günleri, heyecandan kalbimiz pata küte atıyor sanki. Sanmayı sevmiyorum ben, elimde olsa her şeyi bilirdim. Diyeceğim o ki yanlış sanıyor İrem, kalsaydı da bi boka benzemezdi şehir. Gideceksin arkadaş, kalmakla düzelmiyor hiçbir şey. Ben kaldım mı gittim mi bilmiyorum mesela. Bilmek istiyor insan. Tanrı olmak ne güzeldir kim bilir, her şeyden haberin var, kimseye muhtaç değilsin, herkes seni anlamaya çalışıyor, umursuyor…  Gerçi şu herkesin senle ilgilenmesi biraz sıkıcı olabilir. Kafanı dinlemek istiyorsun ayda yılda bir ama aşağıdan bir dangalak bağırıyor, yeni bir arabam olsun lütfen. Eskisi götüne mi batıyor pezevenk. Her şeyi de yukarıdan bekleme. Elindekiyle yetinmeyi öğren.

Ben tanrı değilim. Hiç olmadım. Olana da heves etmedim. Büyük başın ağrısı da büyük olur. Yoktan var etmek özel bir durum. Biz elini sallasan çarpacak insanlarız. Vardan yok ederiz ancak. Onu da beceremeyip elimize yüzümüze bulaştırdığımız olur çokça. Sonra İlhan İrem söylesin de kafam dağılır belki; “Sen gideli buralara olanlar olmuş.” Bir bok olduğu da yok ha, abartıyoruz sadece. En fazla ölürüz ki mevzu ölene dek, sonrası huzurlu bir sessizlik. Kim istemez ki!

 

KAVGAMIZ ÇAMUR İLE - 31.01.2023

146 kere okundu

Saçma salak bir bataklık, birbirine benzeyen günler, hiç hesapta yokken soğuyan hava. Dönüp duruyoruz olduğumuz yerde. Yağmur yağmış toprağın üzerine, biz dönüp durdukça çamur olmuş, çamura batıyoruz bile bile. Bir kötü zaman, bir istenmeyen hikâye, ipe sapa gelmez kahramanlar. Yazanın aklı nerede kim bilir, ne düzeni var ne başı ne de sonu. Nereden başladığı, nereye gittiği belli değil. Çamur sadece, üste başa bulaşan, bulaştıkça rahatsızlık veren bir çamur… Kendi çamurumuzla kirleniyor, kirimizle kavga ediyoruz. Pişmanız da üstelik…