YAZDIM BEN - 2.10.2022

80 kere okundu

Ben yazdım olmadı. Yazabiliyorum sanmıştım ama yanılmışım. Öyle ben yaptım demekle olmuyor. Yaparım demekle de olmuyor. Hani diyorlar bir zaman sonra. Sonrası zor yani. Akıp giden zaman getirip önüne yığıyor bir dolu şeyi. Yük oluyor, zor oluyor. Zordu biliyorum ama yine de denedim. Yazdım ama olmadı.

Olan ile olmayanın farkı vardı. Vardım farkına. Sabahın ilk ışıklarıyla kalktım yatağımdan. Kahve koydum kendime, sütlü… Şekersiz. Öyle şeker katınca tatlanmıyor her şey. Heba etmemek lazım şekeri de bir şeyleri de. Sabahları bana verseler bari dedim. Ne yapacaksın demişti bir zaman biri. Sen geceyi seversin… Geceyi sabaha bağlamam gerek demiştim. Yoksa gecede kalıyor insan. Gece karanlık olur. Önünü göremez insan. Ön dediğin de bir garip hal. Bazen gitsen de aklın arkada kalır. Olan ile olmayanın farkı var neticede. Ben yazdım, olmadı. Sonra demedim bir şey. Sustum. Sabah olmuştu neticede. Konuşsam duymayacaktı kimse.

Oysa ne güzeldi eylül. Ekimden de güzeldi kasımdan da. Eylülde denedim en çok. Yazdım ama olmadı. Tohumu da gördüm filizi de, dala da tanık oldum yaprağa da. Sonra sararacağını düşünemedim. Tozpembe sanıyor insan hayatı. Çocuğuz ya, büyümek istesek de gelmez o günler sanıyoruz. Geliyor da geçiyor. Alıp gidiyor geçip giderken bazı şeyleri. Bazı şeylerin yokluğu çok koyuyor insana. Sararıp düşüyor dalından yaprak. Anlıyorsun, son bahar bu. Ama konduramıyorsun ekimi kasımı. Eylül uzun sürsün istiyorsun. Bir de bakıyorsun kasım olmuş, aralık olmuş. Ocak olmuş bakıyorsun. Uzun uzun yazdım ocak olmasın diye. Olmadı dedim baştan yazdım hatta. Yırttım attım bir dolu sayfayı. Yeniden yazdım. Ama hep oldu ocak. Yazmakla olmuyor. Ben yazarım sandım ama yazılanı yaşamak gerektiğini öğretiyor hayat. Ben öğrendim. Öğretti zaman.

 

PAYIMIZA NE DÜŞERSE ARTIK - 8.10.2022

128 kere okundu

Payımıza ne düşerse artık; kimine gündüz, kimine gece. Kimine akşam, kimine sabah. Kimine demli bir çay, kimine filtre kahve. Kimi keyifte, kimi küfür kıyamet. Yol yapmışlar söylenmeyecek sözleri. Gidilmeyecek yerleri ağızlarına sakız yapmışlar. Yemek yerken cümle kuruyorlar. İnsan ne dediğini değil de ne yediğini merak ediyor. Çok şeyi merak ediyor bir yere kadar insan. Öğrendikçe de öğrenesi geliyor. Öğrenmeyenin tuzu kuru. Bilmeye bilmeye bilmekten vazgeçiyor. Payımıza ne düşerse artık, benimkine Kadıköy düştü.

Ulan diğer parti yapsa kızıl kıyamet olurdu. Koskoca Kadıköy’ün çarşısı yıllardır inşaat alanı. İki sokağa taş döşemek bu kadar mı zor. Onca zaman geceden sabaha boş dur -ki onca zaman dediğim her güne bir insan versen, yan yana dizilseler Kadıköy’den Gebze’ye varırlar- sonra gel karınca gibi insanın olduğu Cuma gecesi yol yapıyorum de. Yaptığın ayrı dert, yapmadığın ayrı. Zaten semtin takımı da şampiyonluk nedir unutmuş. Başarıya hasret bir coğrafya. Varsa yoksa başkasını suçla. E iyi de demezler mi adama bu saatte mi kaldırım yapılır. Yapılmaz efendiler yapılmaz, bu iş sizin yaptığınız gibi yapılmaz. Tut işte İzmir; belediyeciliğin doruk noktası. Eskişehir’den, şüpheleniyorum. Acaba Yılmaz Hoca bunlardan değil mi?

A ve b’den başka bir şey bilmez bunlar. A’ya laf edince kesin B’cisin, B’ye laf edince de A’cı. Alfabede yirmi dokuz harf var oysa. Payımıza ne düşerse artık, bizimkine zulüm düştü.

Ben giderdim buradan da halamgiller salmadı. Yoksa ne güzel yerler var Ege’de, Batı Karadeniz’de. Trakya’da hatta. Doğu Karadeniz demeyin, insanı tipim değil. Kalabalıkta sorun çıkartacak biri olacaksa ben olmalıyım. Ankara’dan ötesi benden beter oysa.

Fakiri ev bark sahibi olmak peşinde, işi gücü parayı vurmak. Parayı vuran da köye dönüp huzur bulmak peşinde. Mutlu olduğu yere dönüyor yani günün sonunda herkes. E iyi de biz bu boku niye yedike geliyor mevzu. Dönüp dolaşıp sahip olmaya, güce, paraya geliyor mevzu. Para dediğin de dolar değil, bildiği Türk parası. Bir Türk’ün bir gavura bedel olduğu zamanlardan bir gavur parasını yirmi Türk parasına denk olduğu zamanlardayız. Bırakın kaldırımları düzeltmeyi. Çamur olsun ilk yağmurda. Boğazımıza kadar boka batmışız nasılsa. Ne yaparsanız yapın Kadıköy’e huzur gelmez. Hikayede adı geçen köy burası değil zaten. Yol yakınken uyanın, dönün geri. Ne varsa kendi köyünüzde var. Filtre kahve falan bozar bizi. Çaylar demli olsun. Herkese benden olsun üstelik. Orhan Çam’a da verin bir bardak…

 

BİR ÇAYINI İÇERİM - 30.10.2022

90 kere okundu

Çay ister misin dedi. Hayır dedim, kahvem var. Tamam dedi, içersen var burada çay. Gülümsedim… Uzaklaştık birbirimizden.  Onların yanına gitti. Ben gidip duvara yaslandım. Sonbahar güneşinin gölgedeki soğukla itiş kalkışı devam ediyordu yanı başımda. Dönüp onlara baktım, kalabalığa. Telaşları, korkuları, keyifli sohbetleri, gülüşmeleri… O kadar sahiydi ki halleri, bilmesem gerçekten varlar sanırdım. Ama biliyordum; uzun süredir yoktular.

Sokaklar boş kalmasın diye, binalar, parklar terkedilmiş görünmesin diye yaratılmışlardı. Hepsi birilerinin varlığına borçluydular varlıklarını. Birbirlerinin varlıklarına borçluydular. Farkında değillerdi ama. Özel hissediyorlardı. Değerliydiler aynaya baktıklarında. Fertlerini gerçek dertler sanıyordular. Onların da bir hayatı vardı. Bilmiyordular gözden kaybolduklarında yok olduklarını. Sahneleri bittiği an okus pokus; yok oluyordular. Ta ki sahne sıraları tekrar gelene dek. Arada geçen zaman yoktu ve yokluk varlıklarını da kapsadığı için fark edilemiyordu. Rollerini bu kadar ustaca icra etmelerinin de sebebi bu olsa gerekti.

Kahve severim ben sabahları. Hem çay yerine geçiyor, hem de kahvaltı. Daha önce neden keşfetmemişim bilmiyorum. Seçimlerini çokça etkiliyor insanların kültürleri. Çay vardı bizde. Haliyle kahvaltı da istiyordu canı insanın. Kimi mükellef bir sofra olsun isterdi, kimi ayaküstü birkaç lokma. Ben sevmezdim sabahları ve kahvaltıları. Dinliyor musun beni dedi. Evet dedim. Ne konuşabilirdi ki. Söyleyeceği her şeyi daha önceden duymuştum zaten. Yazılmış metne oyunculuğu ile eşlik ediyordu. Gerçek bir şeyler istiyorum ben dedim. Ne ilgisi var anlattıklarımla dedi. Ne anlatıyordun ki dedim. Diniyordun ya hani dedi. Evet dedim. Eskiden hep ben konuşmak isterdim. Hep söyleyecek bir şeylerim vardı. Şimdi de var ama biliyorum artık. Kimse kimseyi dinlemiyor. Kendin söylüyor, kendin umursuyorsun. Ya da umursamıyorsun. Umursuyor musun sen dedi. Neyi dedim. Boş ver dedi.

Verdim yıllar önce. Sonra daha kötü şeyler oldu. Biraz daha verdim. Ben verdikçe kötüleşti her şey. Sonra susmak gerekti. Kimse dinlemiyorsa sen de konuşmuyorsundur. Kayda geçmiyordur çünkü. Sesin güzelse şarkı söylersin. Değilse boş vermen gerekir. Bir yerden sonra önemi kalmaz pek çok şeyin. Sonra sevdiğin biri çeker gider, bir başkası ölür. Etrafına bakarsın. Bir dolu insan sağa sola koşmaktadır. Sahi dersin niye var bunlar. Sonra büyük resme bakarsın. Olmasalardı tuhaf olurdu. Sokağa çıkacaksın kimse yok. Fırına gideceksin ekmek almak için yine yok kimse. Marketler, pazarlar, sokaklar bomboş. Delirir insan. Sen delirme diye var hepsi aslında. Merkezinde senin olduğun bir hayatın dolgu malzemeleri onlar. Bir de sevdiklerin var. Sevdiğin sürece var olanlar. Sevmeyi kestiğin an yok olanlar. Onlar ne düşünüyor bu konuda dedi. Benim için onlar neyse onlar için de ben oyum dedim. Yüz milyar tane insan varsa bu dünyada yüz milyon tane de dünya var. Herkes herkesin dolgu malzemesi. Ana fikri var mı bu saçmalığın dedi. Sesin güzelse bir şarkı söyle dedim. Dinlerim ben.

Çay da severim aslında ama kahve daha tok tutuyor insanı. Hem çayın daha bir ustalık istiyor. Herkesin yaptığı çay içilmez ağız tadıyla. Seni sevdim dedim. Beni yormayacaksan bir çayını içerim.