DÜZEN ÜZERİNE - 13.04.2026

28 kere okundu

Çok da keyifli bir süreç değil artık hayat. Sıradan bir tuali eski fırçalarımız ve solmuş renklerimizle elimizden geldiğince boyamaya çalışıyoruz. Olmuyor genelde ama biz ittiriyoruz. Soran olursa da öve öve bitiremiyoruz. İşe git, işten gel, beş on günde bir gece sokağa çık, edindiğin arkadaşlarla lak lak yap, sonra yine ev ve iş. Yüzümüz asık, içimiz gecik, etraf karışık, gelecek ümitsiz… Neresinden bakarsan bak yani elde avuçta olanın elde avuçta olması istenenle alakası yok.

Olmak istediğin yer ile olduğun yeri arasındaki fark sorununun büyüklüğünü ifade eder. Sorunlarımız var ama çözümüz yok. En büyük yokluk da bu sanırım. Kime elimizi uzatsak boş dönüyor geri. Bize el uzatanların da bizden farkı yok. Kimse kimsenin yarasına merhem değil. Kaçamak mutluluklar, minik anlar, birkaç yudum çay, Arnavut kaldırım, bahar esintisi. Sonra yine dönüyoruz başladığımız yere. O yer ki çoğu zaman olmak istediğimiz yer değil.

Sonra bir rüzgâr çıkıyor, ardından yağmur geliyor. Toprak kokar diye bekliyorsun ama toprak yok. Rüzgarda uçuşan yaprakların da olmadığı geliyor aklına ve geceleri gökyüzüne baktığında göremediğin yıldızlar... Çocukca mutlulukları bilerek ve isteyerek esirgemişiz  kendimizden, ne karşılığında üstelik! Yaşıyoruz bu hayatı yani. Evden işe, işten eve. ..Kazandığımızdan fazlasını emrinde çalıştığımız insanlara geri ödediğimizden bahsetmiyorum bile. Düzen böyle çünkü, biz minik keyifler karşılığında düzülmeyi seçenleriz.