ZİYAN - 11.11.2025

124 kere okundu

Her şeyi istiyor ama hiçbir şey vermiyoruz. Şikâyet ediyor ama kendimize bakmıyoruz. Anlamak istemiyor, içimizdeki ateşi suyla söndürmeye çalışıyoruz her seferinde. Çoğu zamanda harlıyor ateşi o su! Nasıl yaşanacağını öğrendiğimizde yaşanacak hayat kalmamış oluyor. Beklesek oysa, yanması gereken yansa, dumanı tütse biraz, tava gelse…

Geçiyor zaman, hiçbir şey sevdiğimiz gibi kalmıyor. Yerler eskiyor, insanlar değişiyor, heves kaçıyor. Tek seferlik hakkımız var ve ya biz çar çur ediyoruz ya da başkaları itip kakıyor. En zayıf yerimiz neresiyse orası acıyor hep. Darbe neremize gelirse gelsin hep aynı yerde hissediyoruz sızıyı.

Ne kuşun uçuşundan keyif aldık ne balığın yüzmesinden. Ne rüzgârda savrulabildik özgürce ne de akıp gidebildik yağmurla. Ya biz tutunduk bir yerlere ya birileri izin vermedi çekip gitmemize. Belki mutlu da olduk elimizden geldiğince. Mutlu ettiklerimiz de olmuştur elbette. Ama kaçımız yaşadı hayal ettiği hayatı, kaçımız yürüdü istediği yolda özgürce!

Gün geliyor değişiyor fikir gerçi, duruluyor gönül, hırslar bitiyor, istekler azalıyor. Ama yol da bitmiş oluyor. Meyve olgunlaşınca yani düşüyor dalından. Fırın tava gelene dek hamuru ziyan ettiğimize yanıyoruz, akıl başa geldiğinde ömrü tükettiğimize…

HACEL OBASI - 19.11.2025

143 kere okundu

Hacel Obası’nı diyor evin mi sandın diyor; ne olur sansak diyemiyorsun. Yersiz yurtsuzuz zaten, eşsiz dostsuzuz. Ucu bucağı olmasa bir yerlerin, bir şeylerin, sonu gelmese, para pul da istemiyoruz, yol istiyoruz sadece. Potin var ayağında diyor zengin mi sandın. Yirmisinde değiliz ki paraya itibar edelim diyemiyoruz, potin her daim muteber yaşadığımız kültürde. Ne kadar vazgeçebiliyorsak o kadar büyüyoruz. Büyümek dediğin de yaşla değil, ne kadar yol aldığınla ilgili. Her olur olmazı dediği yerde kopuyor film. Kıymet bilmeyene verdiğimiz değerler el ele tutuşsa burdan köye yol olur diyoruz ama yine bıkmadan usanmadan kıymet veriyoruz değer bilmeyenlere. Her yanılgı örselese de bizi sırf içimizdeki iyi şeyler yozlaşıyor. Onlara benziyoruz biz de. Sanki felek vurgunuyum diyor, bu halime gülen zalim. Zalime güldürüyoruz kendimizi. Ay da geçti göremedim yar seni.

Özlemez mi insan… Özler elbet; kimi sevdiğini özler, kimi anasını babasını, kimi kardeşini özler. Kimi de güzel günleri özler. Yol uzar gider ayakların altında. Sağ taraf çam ormanları, sol taraf deniz. Şehirden kaçmışsındır olur olmaz bir zamanda. Kalabalıktan uzaklaştıkça huzur dolar için. İçinde bahardan kalma bir gün, camını indirirsin arabanın, kış girer içeri biraz; bir yanın yeşil, bir yanın gri. Yaylada yeni yetme birileri eskilerden bir türküyü söyler… Suya gider bir incecik yolu var, sıktırmış kemeri ince beli var, söylerim söylemez tatlı dili var, ay da geçti göremedim yar seni… Özlemez mi insan… Özler elbet; kimi çoluğunu çocuğunu özler, kimi güzel günleri izler, incirin dalını, üzümün asmasını özler, arkadaşlarıyla körebe oynarken arkasına saklandığı tümseği bile özler.

Sonra büyüyoruz tabi. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor pek çok şey. Zaten kanundur; güzel şeyler kısa sürer hep. Ben nelere gark oldum diyor radyodaki ses. Değdi mi diye sorsam değmedi der herkes. O zaman niye geldik buralara, niye koşturduk bu kadar, neydi zorumuz. Boyumuz mu uzadı büyüyünce, birbirimize benzeyince daha mı iyi oldu. Sahi hangimiz daha kötü, iyi kaldı mı aramızda. Bi Mustafa var o da safça biraz. Her olur olmaza kıymet veriyor hala. Kıymet bilmeyenler de dengim değilsin diyor Mustafa’ya. Ahh Mustafa, nasıl öderiz hakkını! Ağzımızdan burnumuzdan taşan pisliği sana da bulaştırıyoruz.

Bir zamanlar 3 kardeş Gedik ovasına (Şarkışla) gelmiş ve kendi obalarını kurmuş. Zaman geçtikçe bu obada güzeller güzeli, alımlı ve gençler tarafından erişilmez bir Ayşe kız yetişmiş. Konak sahibi bir ailenin varlıklı kızıymış. Ayşe'ye yanıp tutuşan gençlerden biri de Mustafa'ymış. Bu sevgisi Ayşe'de de karışık bulmuş ve gizli gizli buluşmaya başlamışlar. Aşkları bir zaman sürer ta ki Teğmen Nazım'ın Şarkışla'ya gelesiye dek. Nazım okumuş çabalamış ve Teğmen olmuştur. Ailesine ziyarete gelmiş. O zamanın okumuş tahsil görmüş adamı olduğu için bütün ahali konuşur olmuş Nazım'ı. Bir gün Ayşe'yi Nazıma isterler. Ayşe'de kendince “Mustafa ‘ya varıp ta ineğin dananın içinde rezil olacağıma memur karısı olur vezir olurum” der ve kabul eder. Yeni elbiseler, takılar Ayşe'nin başını döndürür. Fakat bir yandan Mustafa'yı her görüşünde utanır yaptığından, konuşmaz onunla. Lâkin Ayşe'nin zamanla nispet yapar gibi davranması Mustafa'yı deli eder.

Hacel Obası’nı der Mustafa engin mi sandın? Ayağında potini var zengin mi sandın? Her olur olmazı zengin mi sandın? Ayşe mutlu mudur teğmen Nazım’ın yanında Allah bilir. Ama bir şeylere ya da birilerine rağmen mutlu olan pek de kimse yok. Mustafa da istediği hayatı yaşamıyor muhtemelen, Ayşe de Teğmen Nazım da!

YALNIZLIK ÖZGÜRLÜKTÜR - 22.11.2025

226 kere okundu

Sabahları kimse sizi uyandırmadığında, geceleri kimse sizi beklemediğinde ve ne dilerseniz yapabildiğinizde özgür müsünüz yoksa yalnız mı diyor Bukowski. Yalnızlık ne kadar umurunuzda değilse o kadar özgürsünüz oysa. İkisi aynı kefe için çok büyük; ateş suyu buharlaştırır, su ise ateşi söndürür. Biz yan yoldan gidelim, ağır ağır gidelim üstelik, etrafı seyredelim, bazı şeyleri gözden kaçırıyor olsak da diğer bazı şeyleri seyredelim. Seyretmek güzeldir çünkü, dinlemek güzeldir, dokunup hissetmek de güzeldir. Anayoldan güzeldir yan yol. En iyi Bukowski bilir bunu belki de.

Bahçeli bir evi olacak insan dediğinin, evi olmasa da bahçesi kesinlikle olacak. Çıkartıp ayaklarını istediği zaman toprağa basabilecek. Köpeği olacak belki sağa sola koşturup oynayabileceği. Sırtüstü yatıp geçip giden bulutları seyrederken o da yanına kıvrılacak. Temmuz olacak aylardan, denizden uzak olacak. Ha deyince ulaşamayacak her şeye, her canı isteyen ona ulaşamayacak. Gece istediğinde uyuyup, ne zaman isterse o zaman kalkacak. Ne beklediği olacak mesela ne de bekleyeni. Aylardan Ekim de olabilir, zamanın pek bir önemi yok. Hak etmediği önemi yüklediği önemsiz şeyler güncesinden uzak olacak.

Beauvoir sorumluluk derken Sartre özgürlükten bahseder. Hiçbir sorumlu özgür değildir. Ve hiçbir özgür ruha sorumluluk yüklememek gerekir. Kendimize benzeterek öldürürüz insanı çünkü. Bizim için kendisinden geçsin isteriz. Benim için nelerden vazgeçebilirsin diye sorar biri diğerine. Diğeri bilmiyorum der, umarım kendimden geçmem…  Bir insanın diğeriyle bencillikten uzak bir ilişki kurabilir mi? Cevap hayırdır! Çünkü bir taraf kendisinde var olanı fazlasıyla verirken, çoğu zaman karşısındakinde olmayanı ister karşılık olarak. Bu adil değildir ama veren hep mağdurdur. Ve mağdurların haklılığı diğer bütün değişkenleri gölgede bırakır.