KURBAN OLDUĞUM ALLAH - 19.11.2022

120 kere okundu

Gece yarısı kalkıp yemek yedim. Güzel çünkü, canı çekiyor insanın. Neymiş efendim akşam şu saatten sonra bir şey yememek gerek. Çekiyorsa can ki bu senin canın yemek gerek. Kime ne. Çokbilmiş amcalar ve teyzeler yiyemediklerine yansınlar. Zaten bu boktan dünyada keyif veren ne varsa ya yasaktır ya günah. Ya da zararı vardır vücuda. Ben hor kullanıyorum vücudumu mesela. Hatta kullanmak isteyen başkaları da varsa buyursun gelsin. Tadını çıkaramayacaksam, sefasını süremeyeceksem ne edeyim ben bu hayatı. Doğdum ama yaşamadım. Geldiğin yere geri dön kardeş, buralar hiç senlik değil.

Mutlu olmaya düşmanlar. Yan gelip yatmaya, aylak aylak dolaşmaya, güzel kadınlara ve adamlara, kusana kadar atıştırmaya, bıkana kadar sevişmeye düşmanlar. Yapamadıklarına siz de ortak olun istiyorlar. Tereyağı zararlı diyorlardı bir zamanlar. Dedem seksen yaşında yüz elli gram tereyağını peynirli pidenin içine gömer öyle yerdi. On yaşından beri kaçak tütün içerdi. İlk iki eşi öldü ama üçüncü sağlam çıktı. Babaannem de gitseydi dördüncü eşini alacaktı muhtemelen. Dedem kadar olamadım ama niyetim kötü biliyor Allah. Misal uyku tutmadı. Kalkıp buzdolabına daldım gece yarısı. Yiyebiliyorken yiyeceksin arkadaş. Diğer şeyler için de geçerli bu.

Günah diyor iç sesim. Ah o iç sesim. Zannedersin beş vakte beş daha katıyor. Sabah akşam oruç tutuyor sürekli aç doyuruyor... İsraf desen hiç yok zaten. Onlarca ayakkabı ve düzinelerce pantolon gömlek hep Afrika’ya yollanmak için bekliyor dolapta. Zaten günah boyu aşmışken hesap kitap yapıyoruz. Yatacak yerimiz yok zaten. Öyle diyor toplayıp çıkarınca. Yok ben kandıracağım kendimi diyorsan bildiğin sen bilirsin. Ama yukarıdaki yemiyor bunları bilesin.

Bir de şu sabahları erken kalkmalar olmasa. Yatak keyfi istenildiği kadar uzatılabilse. Beş gün sekiz saat çalışmak yerine dört gün on saat çalışma mevzusu bize yetişmez ama süper fikir. Sayın devlet büyüklerim, sizden istirham ediyorum halledin bu işi. Hem daha iyi seçim vaadi gelmiyor aklıma. Aynı maaşı alıp dört gün yan gelip yatma ihtimali komünist partisini bile iktidar yapabilir. Zaten komün hayatı yaşıyoruz. Sonuna bir ist ekledik mi topyekûn onlardan olduk. Ama biz onlardan olunca onlar onlar kalır mı bilemem. Üç gün yan gel yatı bilirim. Yiyip içmeyi bilirim. Sevişmeyi bilirim. Sağlıklı beslenip ve zaman zaman da savaşmak isteyen varsa lütfen uzağımda tepinsin. Ben insan sevmiyorum zaten. Balık olsun, dana olsun tercih ederim. Tavuk göğüsleri büyütüyormuş. Hiçbir döneminde süt vermeyecek olan memelerin gereksiz yere büyümesine karşıyım zira. Gerçi erkeklere de karşıyım ben ama ağır işleri yaptırmak için birkaç tanesi civarda olabilir.

Ben istediklerimi yazdım Allah’ım. Saçlar dökülünce alnımdaki açıklık büyüdü. Boş kalan yerlere sen de seveceğim bir şeyler yaz lütfen. Ne yapıyorsun diye çemkiren olursa alın yazım böyleymiş derim. Sevgilerimle… Kulun; Burak

 

BİR ÇAYINI İÇERİM - 30.10.2022

90 kere okundu

Çay ister misin dedi. Hayır dedim, kahvem var. Tamam dedi, içersen var burada çay. Gülümsedim… Uzaklaştık birbirimizden.  Onların yanına gitti. Ben gidip duvara yaslandım. Sonbahar güneşinin gölgedeki soğukla itiş kalkışı devam ediyordu yanı başımda. Dönüp onlara baktım, kalabalığa. Telaşları, korkuları, keyifli sohbetleri, gülüşmeleri… O kadar sahiydi ki halleri, bilmesem gerçekten varlar sanırdım. Ama biliyordum; uzun süredir yoktular.

Sokaklar boş kalmasın diye, binalar, parklar terkedilmiş görünmesin diye yaratılmışlardı. Hepsi birilerinin varlığına borçluydular varlıklarını. Birbirlerinin varlıklarına borçluydular. Farkında değillerdi ama. Özel hissediyorlardı. Değerliydiler aynaya baktıklarında. Fertlerini gerçek dertler sanıyordular. Onların da bir hayatı vardı. Bilmiyordular gözden kaybolduklarında yok olduklarını. Sahneleri bittiği an okus pokus; yok oluyordular. Ta ki sahne sıraları tekrar gelene dek. Arada geçen zaman yoktu ve yokluk varlıklarını da kapsadığı için fark edilemiyordu. Rollerini bu kadar ustaca icra etmelerinin de sebebi bu olsa gerekti.

Kahve severim ben sabahları. Hem çay yerine geçiyor, hem de kahvaltı. Daha önce neden keşfetmemişim bilmiyorum. Seçimlerini çokça etkiliyor insanların kültürleri. Çay vardı bizde. Haliyle kahvaltı da istiyordu canı insanın. Kimi mükellef bir sofra olsun isterdi, kimi ayaküstü birkaç lokma. Ben sevmezdim sabahları ve kahvaltıları. Dinliyor musun beni dedi. Evet dedim. Ne konuşabilirdi ki. Söyleyeceği her şeyi daha önceden duymuştum zaten. Yazılmış metne oyunculuğu ile eşlik ediyordu. Gerçek bir şeyler istiyorum ben dedim. Ne ilgisi var anlattıklarımla dedi. Ne anlatıyordun ki dedim. Diniyordun ya hani dedi. Evet dedim. Eskiden hep ben konuşmak isterdim. Hep söyleyecek bir şeylerim vardı. Şimdi de var ama biliyorum artık. Kimse kimseyi dinlemiyor. Kendin söylüyor, kendin umursuyorsun. Ya da umursamıyorsun. Umursuyor musun sen dedi. Neyi dedim. Boş ver dedi.

Verdim yıllar önce. Sonra daha kötü şeyler oldu. Biraz daha verdim. Ben verdikçe kötüleşti her şey. Sonra susmak gerekti. Kimse dinlemiyorsa sen de konuşmuyorsundur. Kayda geçmiyordur çünkü. Sesin güzelse şarkı söylersin. Değilse boş vermen gerekir. Bir yerden sonra önemi kalmaz pek çok şeyin. Sonra sevdiğin biri çeker gider, bir başkası ölür. Etrafına bakarsın. Bir dolu insan sağa sola koşmaktadır. Sahi dersin niye var bunlar. Sonra büyük resme bakarsın. Olmasalardı tuhaf olurdu. Sokağa çıkacaksın kimse yok. Fırına gideceksin ekmek almak için yine yok kimse. Marketler, pazarlar, sokaklar bomboş. Delirir insan. Sen delirme diye var hepsi aslında. Merkezinde senin olduğun bir hayatın dolgu malzemeleri onlar. Bir de sevdiklerin var. Sevdiğin sürece var olanlar. Sevmeyi kestiğin an yok olanlar. Onlar ne düşünüyor bu konuda dedi. Benim için onlar neyse onlar için de ben oyum dedim. Yüz milyar tane insan varsa bu dünyada yüz milyon tane de dünya var. Herkes herkesin dolgu malzemesi. Ana fikri var mı bu saçmalığın dedi. Sesin güzelse bir şarkı söyle dedim. Dinlerim ben.

Çay da severim aslında ama kahve daha tok tutuyor insanı. Hem çayın daha bir ustalık istiyor. Herkesin yaptığı çay içilmez ağız tadıyla. Seni sevdim dedim. Beni yormayacaksan bir çayını içerim.

PAYIMIZA NE DÜŞERSE ARTIK - 8.10.2022

128 kere okundu

Payımıza ne düşerse artık; kimine gündüz, kimine gece. Kimine akşam, kimine sabah. Kimine demli bir çay, kimine filtre kahve. Kimi keyifte, kimi küfür kıyamet. Yol yapmışlar söylenmeyecek sözleri. Gidilmeyecek yerleri ağızlarına sakız yapmışlar. Yemek yerken cümle kuruyorlar. İnsan ne dediğini değil de ne yediğini merak ediyor. Çok şeyi merak ediyor bir yere kadar insan. Öğrendikçe de öğrenesi geliyor. Öğrenmeyenin tuzu kuru. Bilmeye bilmeye bilmekten vazgeçiyor. Payımıza ne düşerse artık, benimkine Kadıköy düştü.

Ulan diğer parti yapsa kızıl kıyamet olurdu. Koskoca Kadıköy’ün çarşısı yıllardır inşaat alanı. İki sokağa taş döşemek bu kadar mı zor. Onca zaman geceden sabaha boş dur -ki onca zaman dediğim her güne bir insan versen, yan yana dizilseler Kadıköy’den Gebze’ye varırlar- sonra gel karınca gibi insanın olduğu Cuma gecesi yol yapıyorum de. Yaptığın ayrı dert, yapmadığın ayrı. Zaten semtin takımı da şampiyonluk nedir unutmuş. Başarıya hasret bir coğrafya. Varsa yoksa başkasını suçla. E iyi de demezler mi adama bu saatte mi kaldırım yapılır. Yapılmaz efendiler yapılmaz, bu iş sizin yaptığınız gibi yapılmaz. Tut işte İzmir; belediyeciliğin doruk noktası. Eskişehir’den, şüpheleniyorum. Acaba Yılmaz Hoca bunlardan değil mi?

A ve b’den başka bir şey bilmez bunlar. A’ya laf edince kesin B’cisin, B’ye laf edince de A’cı. Alfabede yirmi dokuz harf var oysa. Payımıza ne düşerse artık, bizimkine zulüm düştü.

Ben giderdim buradan da halamgiller salmadı. Yoksa ne güzel yerler var Ege’de, Batı Karadeniz’de. Trakya’da hatta. Doğu Karadeniz demeyin, insanı tipim değil. Kalabalıkta sorun çıkartacak biri olacaksa ben olmalıyım. Ankara’dan ötesi benden beter oysa.

Fakiri ev bark sahibi olmak peşinde, işi gücü parayı vurmak. Parayı vuran da köye dönüp huzur bulmak peşinde. Mutlu olduğu yere dönüyor yani günün sonunda herkes. E iyi de biz bu boku niye yedike geliyor mevzu. Dönüp dolaşıp sahip olmaya, güce, paraya geliyor mevzu. Para dediğin de dolar değil, bildiği Türk parası. Bir Türk’ün bir gavura bedel olduğu zamanlardan bir gavur parasını yirmi Türk parasına denk olduğu zamanlardayız. Bırakın kaldırımları düzeltmeyi. Çamur olsun ilk yağmurda. Boğazımıza kadar boka batmışız nasılsa. Ne yaparsanız yapın Kadıköy’e huzur gelmez. Hikayede adı geçen köy burası değil zaten. Yol yakınken uyanın, dönün geri. Ne varsa kendi köyünüzde var. Filtre kahve falan bozar bizi. Çaylar demli olsun. Herkese benden olsun üstelik. Orhan Çam’a da verin bir bardak…

 

YAZDIM BEN - 2.10.2022

80 kere okundu

Ben yazdım olmadı. Yazabiliyorum sanmıştım ama yanılmışım. Öyle ben yaptım demekle olmuyor. Yaparım demekle de olmuyor. Hani diyorlar bir zaman sonra. Sonrası zor yani. Akıp giden zaman getirip önüne yığıyor bir dolu şeyi. Yük oluyor, zor oluyor. Zordu biliyorum ama yine de denedim. Yazdım ama olmadı.

Olan ile olmayanın farkı vardı. Vardım farkına. Sabahın ilk ışıklarıyla kalktım yatağımdan. Kahve koydum kendime, sütlü… Şekersiz. Öyle şeker katınca tatlanmıyor her şey. Heba etmemek lazım şekeri de bir şeyleri de. Sabahları bana verseler bari dedim. Ne yapacaksın demişti bir zaman biri. Sen geceyi seversin… Geceyi sabaha bağlamam gerek demiştim. Yoksa gecede kalıyor insan. Gece karanlık olur. Önünü göremez insan. Ön dediğin de bir garip hal. Bazen gitsen de aklın arkada kalır. Olan ile olmayanın farkı var neticede. Ben yazdım, olmadı. Sonra demedim bir şey. Sustum. Sabah olmuştu neticede. Konuşsam duymayacaktı kimse.

Oysa ne güzeldi eylül. Ekimden de güzeldi kasımdan da. Eylülde denedim en çok. Yazdım ama olmadı. Tohumu da gördüm filizi de, dala da tanık oldum yaprağa da. Sonra sararacağını düşünemedim. Tozpembe sanıyor insan hayatı. Çocuğuz ya, büyümek istesek de gelmez o günler sanıyoruz. Geliyor da geçiyor. Alıp gidiyor geçip giderken bazı şeyleri. Bazı şeylerin yokluğu çok koyuyor insana. Sararıp düşüyor dalından yaprak. Anlıyorsun, son bahar bu. Ama konduramıyorsun ekimi kasımı. Eylül uzun sürsün istiyorsun. Bir de bakıyorsun kasım olmuş, aralık olmuş. Ocak olmuş bakıyorsun. Uzun uzun yazdım ocak olmasın diye. Olmadı dedim baştan yazdım hatta. Yırttım attım bir dolu sayfayı. Yeniden yazdım. Ama hep oldu ocak. Yazmakla olmuyor. Ben yazarım sandım ama yazılanı yaşamak gerektiğini öğretiyor hayat. Ben öğrendim. Öğretti zaman.

 

GÜÇ - 8.09.2022

150 kere okundu

Güce mahkûm ruhların amelesi gövdelerimizle bir sonraki günümüzün bir öncekinden iyi olacağını umarak yürüyoruz yolu oysa. Yol dediğin de varmayacak bir yere aslında. Anlayana kadar bitiyor yarısından çoğu. Sevgilerin, ümitlerin, sevinçlerin bittiği yerde fark ediyoruz bazı şeyleri. O şeyler ki en iyisini biz biliyoruz bir zaman. Sonra, pek çok nefesi daha heba ettikten sonra yeni bir şey daha anlıyoruz. Bildiğimiz pek bir şey de yokmuş…  

Kırıp dökerken de haklıyız, eğilip bükülürken de. Ya görmüyoruz kendimizi ya da görüp göz ardı ediyoruz. Edemiyoruz kendimizle, eğip bükemiyor, çekip çeviremiyoruz. Kabul ediyor ve başkalarından da bunu bekliyoruz. Güçlüysek hele vay halimize. Vay bizimle olanların haline!

Herkes sahip olduğu kadarının sarhoşu gücün.

Ayırmalı gücü kendine yetenle başkasına yeteni henüz vakit varken. Ayırmalı yaşamak denen macerayı heba edenle etmeyeni.

Güce mahkûm ruhların amelesi gövdelerimizle bir sonraki günümüzün bir öncekinden iyi olacağını umarak yürüyoruz yolu oysa. Yol dediğin de varmayacak bir yere aslında. Anlayana kadar bitiyor yarısından çoğu. Sevgilerin, ümitlerin, sevinçlerin bittiği yerde fark ediyoruz bazı şeyleri. O şeyler ki en iyisini biz biliyoruz bir zaman. Sonra, pek çok nefesi daha heba ettikten sonra yeni bir şey daha anlıyoruz. Bildiğimiz pek bir şey de yokmuş…  

Kırıp dökerken de haklıyız, eğilip bükülürken de. Ya görmüyoruz kendimizi ya da görüp göz ardı ediyoruz. Edemiyoruz kendimizle, eğip bükemiyor, çekip çeviremiyoruz. Kabul ediyor ve başkalarından da bunu bekliyoruz. Güçlüysek hele vay halimize. Vay bizimle olanların haline!

Herkes sahip olduğu kadarının sarhoşu gücün.

Ayırmalı gücü kendine yetenle başkasına yeteni henüz vakit varken. Ayırmalı yaşamak denen macerayı heba edenleri etmeyenlerden.

 

HOŞÇA KAL - 1.09.2022

244 kere okundu

Ah bu kısır döngüler… Yaşlanıyoruz kendi eksenimiz etrafında dönerken oysa. Başımız dönüyor bizle beraber. Allak bullak her şey içerde. Biz içerde, bizle beraber bize kapılıp gidenler de içerde. Şanslıysak arada bir çıkış yoluna rastlıyoruz, az biraz akıllanmışsak atıyoruz kendimizi dışarıya.

Bahar gelmiş memleketimin deniz kenarlarına. Pembe ve mor menekşeler çimenlerin arasına doluşmuş. Renk renk serçeler daldan dala uçuşmakta.  Dalga sesleri geliyor aşağıdan. Kaldırıp kafanı bakıyorsun. Esmer bir mavi boydan boya. Ufka yaklaştıkça açılıyor renk. Karşısı sonsuzluk. Ne gelen var ne giden.

Gidiyorum dedi, var mı bir söyleyeceğin. Gülümsedim… Senin demenle mi oluyor dedim, nereye öyle. Daha yaz bitecek, güz var daha. Diyemedim çok özlemiş de. O kadar çok özlemiş ki de ağaç olsa kururdu. Gülümsedim… Nasıl yakıştırır kendine ölümü insan... Güzel günler geldi aklıma. Diyemedim bir şey, kelimeler düğümlendi boğazımda. O güzel insanlar ve o beyaz atlar geldi aklıma. Hiç unutmadım, hep aklımda de diyemedim. Nereye dedim, senin demenle oluyor mu o iş. Oysa diyen demiş dediğini; dolmuş vade, kesilmiş hesap. Hoşça kal dedim içimden; çok sevdin dedim ve çok da sevildin. Keşke senin kadar olabilsek biz de dedim. Üzülme sakın dedim. Bekliyordur seni. Havalara uçar görünce. Ne çok şey vardır anlatacağın. Sorar da sorar şimdi. Günlerce dinler hiç uyumadan. İyi şeylerden bahset hep diyemedim. Aklı burda kalmasın!

Her ağaç güçsüz düşer zamanla. Sararır yaprakları, düşer toprağa… Azalıyoruz yavaş yavaş.  

Ah bu yol… Varmanın bir önemi olduğunu anlayana dek ne çok yürüdük. Biz bitemeden biten yol. Kendi bitmeden bizi bitiren yol. Yolun yolcuyla güzel olduğunu geç anladık. Yorulmuştuk. Dizlerimiz ağrıyordu. Kimilerini geride bırakmış, kimilerinin de gerisinde kalmıştık. Oysa yoktu önü arkası. Yol işte; dursan da aynı yürüsen de aynı yol.

Ben oturdum kenarında seyrediyorum. Kimi ileri gidiyor kimi geri. Kimi kaybetmiş yolunu, kimi yol gösteriyor diğerine. Ben oturdum kenarında seyrediyorum. Gelip geçende görüyorum kendimi. Demir alma vakti gelecek elbet limandan. Diyemedim sarıl deliler gibi, çek içine kokusunu diyemedim. Milyonlarca kez öp ellerini yüzünü diyemedim. O da gelecek de diyemedim. Ne kaldı şunun şurasında. Ömür dediğin göz açıp kapayıncaya dek.

 

SEKİZ - 30.08.2022

82 kere okundu

Sekizden dört çıkartınca eskiden dört kalırdı. Şimdi ne sekiz var ne de dört. Kimse kimseyi kendine katmadığı için çıkmıyor da kimse kimseden. Elde hep çok az var. Öyle üç dört ara ki bulasın. Biri bulsak şükredeceğimiz günlerdeyiz. Sekizin içi boş.

Kimseye anlatmanız gerekiyor kendinizi. Kimsenin de sizi anlamasına gerek yok. İhtiyaç değil bu durum. Az kafası çalışan bir şeyler uydurup itelemiş bize. Bilgiye olan saygımızdan inanmışız biz de. Yok efendim olur mu hiç öyle dediğimiz yerde biri çıkıp gözünü belertmiş. Mahcup olmuşuz, pişman olmuşuz söze başladığımız yerde. Başa dönüp evet demişiz. Ne kadar da haklı.

Sekizde iki tane oyuk var, iki kara delik, iki sonsuz yol. Ne çıkarsa çıksın içinden azalmaz aslında. Öyle diyor kitap. Yasaklar olan kitaplardan değil bu ama. Yasakları olan kitaplara sorgusuz sualsiz kulluk eden insanların hiç hoşuna gitmeyen bir kitap bu. Kapağı mor, sayfaları yeşil, yazılar pembe ve sarı. Bi noktalama işaretleri siyah ki oralarda da durmak zorunlu değil. İster yarım nefes dinlen, ister kaptır git. Tutan yok seni. Olmaz öyle diyen yok. Sekizden dört çıkınca illaki dört kalmıyor yani.

Geçiyor zaman bizden bağımsız. Kalmıyor geriye bir şey posamızdan başka. Posamız ki ne kula yararı var ne Allah’a. Sekizin içi boş zira. İçi boş sekizin. Dört umurunda değil kimsenin. Kimsenin içinde yok kimse aslında. Yarım kalmıyor sekiz dördünü çekip alınca. Kara bir delik o. Yutuyor ne varsa. Aklı olan uzatsın ayaklarını keyfine baksın. Belki baktığı yerde hoşuna giden bir şeyler vardır.

 

FİLLER SULTANI VE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA - 17.07.2022

336 kere okundu

Filler sultanı ile kırmızı sakallı topal karıncanın hikâyesini bilir misiniz? Ben bilmem. Yeni yeni öğreniyorum. Şimdi bu bizim filler sultanı karıncalar ülkesi hakkında çok iyi şeyler duyuyor, belli ki hoşuna da gitmiyor duydukları. Ben ki koskoca filler ülkesinin sultanı, nasıl olur da bende olmayan ufacık karıncaların ülkesinde olur diyor. Halep oradaysa arşın burada diyor. Bir de kuş var buna haber getiren, bunun pohpohçusu. Diyor siz nasıl isterseniz sultanım. Gidip ufacık karıncaların ülkesini mahvediyorlar. Bir karınca çıkıyor karşılarına, kırmızı sakallı bir karınca. Savaşta bacağını kaybetmiş topal bir karınca. Yok diyor, olmaz diyor bu zulüm böyle. Elbet diyor sorulacak bunun hesabı. Yakalayın bana getirin şu zındığı diyor filler sultanı ama ne çare. Gözden kayboluyor kırmızı sakallı topal karınca. Anlıyoruz ki bir isyan başlayacak ve bu isyanı da kırmızı sakallı başlatacak. Sonra diğer karıncalar giriyor devreye. Aman diyorlar sultanım biz ettik sen etme. Bağışla bizi. Sen ne istersen biz hazırız yapmaya.

Ben o fili hiç sevmedim. Zaten içinde hortum olan ve hoşuma giden tek şey bahçe sulamak olmuştur bugüne dek. O da hortum takılı ve bahçeye kadar ulaştırılmış olmalı. Kırmızı sakallı karıncadan da haz etmem. Sana mı kalmış, salak mısın sen. Bırak kim nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşasın. Kimseyi kurtarmaya çalışmayacaksın bu hayatta. Ki muhtemelen kurtarmaya çalıştığı karıncalara rağmen yapacak bu işi. Salaklık işte. Hem karınca dediğin şeyin ömrü ne ki. Fil bir yanda otursa, karınca diğer yanda, bekleyerek geçirseler bu savaşı. Fil hayvanı karıncanın torununun torununun torununu bile görür. Hatta abartısız yüz neslinden fazlasına tanık olur düşmanı karıncanın. Gelelim sultanım diyen yavşak karıncalara, onların lafını bile etmeye değmez. Ne selam veririm, ne de alırım selamlarını.

Diyeceğim o ki hayat kısa, kuşlar uçuyor. Takılmak varken bir tanesinin kanadına ne gerek var öteyle beriyle uğraşmaya. Senden öncekiler kurtarabilmiş mi ki dünyayı da sen kurtaracaksın. Yok, biliyorum bu yangın sönmez ama en azından tarafım belli olsun diyorsan deme. Benim de tarafım belli ama sönmeyecek yangına su taşımıyorum. Hem sen kuşlardan akıllı mısın? Uç sen de. Ayağını yerden kesecek bir şey ya da birisini bul. Zaten yapacak bir şey bulamayanların ya da doymayanların sevdası hep birilerini kurtarmak. İtfaiye eri misin sen kardeş, sana ne. Ben değilim mesela; bana ne!

Temmuz boktan bir ay mesela. Hiçbir özelliği yok. O kadar ki insanlar çalışmak bile istemeyip izin kullanıyorlar bu zamanlarda. Malak gibi yatıp güneşin altına yanıyor, arada da denize giriyorlar. Deniz de olmasa temmuza ihtiyaç kalmaz yani. Kurtaracaksanız temmuzu kurtarın bu depresif halden. Eylül gibi olsun o da nisan gibi olsun. Kasım ya da mart olsun. Bir şey olsun yani. Kurtardığınıza değsin. Zaman insanlara benzemez, nankör değildir. Kurtarılmış, anlam kazanmış zamanlar size hep iyi şeyler kazandırır. Oysa kurtardığınız her insan ayağı düz bastığı an harcar sizi. Temmuzu kurtarın yani. Bırakın göt file yalakalık yapan karıncaları. Fili de bırakın, ona güzünüz yetmez zaten. Hırpalamayın kendinizi boşuna. Yok efendim vicdanım rahat. Olmasın rahat efendim, hiç olmasın. Önce kendine karşı sorumlusun. Kendi ömrünü başkaları için harcadın diye rahat edecek vicdanın hiç olmasın. O vicdan ki yenik düşmüştür zayıflığa, mahalle baskısı yüzünden harcamaktadır seni dinleme onu, beni dinle sen. Varsın vicdansıza çıksın adın. Tarih vicdanlıların değil, vicdansızların mutlu hayatlarını yazar zira.

 

ÇEYREK BİR BEN - 15.07.2022

219 kere okundu

Bir müzisyen olsam mesela, ünlü bir müzisyen, herkesin tanıdığı… Gider bir gün bir sokak ortasında, gitarımı ya da bağlamamı, ya da her ne çalıyorsam alıp elime bir şeyler çalarım. Allah’ın bana lütfettiği yeteneği zamansızca paylaşırım insanlarla. Bir şair ya da yazar olsam herkesin sevdiği. Hadi derdim, yarın deniz kenarında x çay bahçesinde sohbet edelim. Ya da futbolcu olsam her gün gazeteleri süsleyen. Yılda bir kez bile olsa hiç tanımadığım birileri ile halı sahada maç yapardım. Çünkü geçiyor ömür. Çünkü bazı şeyler paylaşmak için lütfedilmiş insana. Sırf senin istediğin gibi değil, onların da istediği gibi bazen. Onlar kötü olabilir, onlar hadsiz olabilir. Ne diyeceklerini, ne yapacaklarını bilemiyorlar olabilir. Ama kimse ölmez birkaç saatini bahşetmekten.

Bu ego öldürecek bizi en çok. Yaşamadan öldürecek. Çiz bir fotoğraf.  Ki ne kadar iyi bir ressam olduğun da şüpheli. Sonra gir o resmin içine ve hakkını vermeye çalış. Oysa belki de bu boyalar bu fotoğraf için yeterli değil. Sen kış çizersin yazdır mevsim, bahar çizersin güzdür. Bıraksan olurunu ne olur sanki. Evet, örselenirsin zaman zaman, hırpalar seni hayat ama dümdüz giden bir yol hem istediğin yere varmaz hem de o yolu yürümenin bir keyfi olmaz.

Tamam, bazımız aceleci, arabaya binecek, uçak kullanacak varmak için ama zaman bol. Ne yapacaksın varınca, yeni yerler mi arayacaksın, yeni yollar mı? Varmak değil mesele diyeceksin yolun sonuna yaklaşınca, yürümekmiş asıl keyif. Ama ne hal kalacak ne yürüyecek yoldaş.

Bir cambaz olsaydım mesela; bir ip gererdim şehrin ortasına, çıkar üzerinde yürürdüm. Düşme numarası yapardım zaman zaman heyecanlansın diye insanlar. Bir ressam olsaydım boyardım olur olmaz yerleri. Altına imzamı da atardım. Varsın kendini bilmezin biri bıyık yapsın resimdeki adama, Feridun Zeynep’i hayvanlar gibi seviyor yazsın ortalık yerine resmin varsın. Sonsuza dek yaşamıyor hiçbir şey. Ölümlüyüz biz bile. Ki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan yok bizim gibi. Yok yani, yok hiçbir şeyin önemi.

Önemsiz şeylere önem katan birisi olmak isterdim. Kıymetimi bilsinler diye beklemeden, önemsenmeyi içten içe bile olsa önemsemeden. Kendimden vazgeçtiğim zamanlarım olsun isterdim. Başkaları için bir şeyler yapan bir ben daha olsun. Diyor ya Yunus “Bir ben vardır benden içeri.” Fazlasında gözüm yok; çeyrek bir ben olsun isterdim benden içeri

 

AH BU GÖNÜL ŞARKILARI - 5.07.2022

265 kere okundu

Seninle doğan güldür bu gönül, ah bu gönül şarkıları. Sözlerini unuttuğumuz, bestesi çok eskilerde kalan, kazara duysak gönülden eşlik ettiğimiz gönül şarkıları. Ah o geçmiş zaman, çekip gidenler, arkasındaki boşlukları dolduramadıklarımız, eksildiklerimiz, yerle yeksan olduklarımız. İstemeden gitmiş olsalar bile bizi yalnız bıraktılar diye gönül koyduklarımız.

Bir gençlik masasında, ikimizin arasında, ah bu gönül şarkıları… Eskidendi o gençlik dediğin, masanın bacakları sallanıyor artık. Çay bardağında rakı var yarısına kadar dolu. Bir dikişlik hali kalmış. Şerefine kardeş. Öleceksek ölelim bu gece. Hem nasıl da güzel bir gece. Ölecekse böyle bir gecede ölmeli insan. Kayarken bir yerlerde yıldızlar. Usul usul eserken akşam meltemi. Sahildeki sarhoşların hep ayrı ağızdan söyledikleri şarkıyı dinlerken. “Taşır senin adını bu gönül, ah bu gönül şarkıları.”

Yirmisinde kaparken gözlerini hayata genç bir adam; öğretmenim diyor, bir çocuk esirgeme kurumuna verseler adımı. Orda büyüyen çocuklar bilse şehit olduğumu, bir amaçları olsa. Amaç dediği de ölmek; vatan için ölmek, millet için ölmek. Öğretememişiz genç adamlara vatan için yaşamayı, millet için yaşamayı, kendileri için yaşamayı öğretememişiz. Bilseler gönül koyardılar bize. Ölmek ne garip şey anne diyor türküsünde Ahmet Kaya, öptüğüm kızlar geliyor aklıma. Belki bir kızı öpemeden, sokulup boynuna kokusunu içine çekemeden kapıyor gözlerini hayata. Bilseler ne uğurda olursa olsun ölmenin değil de yaşamanın güzel olduğunu. Ah bir bilseler.

Yavaş yavaş unutuluyor her şey. Sesler unutuluyor, yüzler unutuluyor, isimler unutuluyor. En çok da kokular unutuluyor. Ben kokuları yüzlerle eşleştiremiyorum. Seslerden isimleri çıkartamıyorum. Eskiden de öyleydim ama yaşlandıkça umursamaya başladım. Gönül koyuyor insanlar. Çok insan var. Yetemeyeceğim kadar çok insan var. Onlar hatırlıyor beni bir şekilde. Ben de hatırlıyorum çoğu zaman ama kimdi, nerden tanıyorum bilmiyorum. Gönül koyuyorlar belki, önemsenmediklerini zannediyorlar. Oysa herkes kadar önemsizler ve herkes kadar önemli. Sorun onlarda değil yani, bende. Unutmakta iyidir bazısı, bazısı hatırlamakta. Ben pek çok şey gibi insanları da tutamıyorum aklımda. Keşke onlar da beni unutsalar.

Zamansız gidenleri unutmuyorum, yaşananları, duyguları unutmuyorum. Ama insanlar başka bir dünya. Bir kızı öpemeden vatanı yüzünden, bakın vatanı uğruna demiyorum vatanı yüzünden ölen o genç adamı da unutacağım. Herkes unutacak onu. Annesi bir yuvaya bırakmış, orda büyümüş kendi başına. Diğer insanlarla karşılaştırınca yaşamış bile sayılmaz belki. Ama ölmüş vatanı yüzünden, bakın vatanı uğruna demiyorum vatanı yüzünden ölmüş. Ve biz bir cumartesi gecesi Kadıköy Çarşı’da meyhaneler arasında gezinirken duyduğumuz o şarkıya eşik ediyoruz gönülden. “Kavuşmanın tadını, ayrılık feryadını, taşır senin adını bu gönül…”

Ben unuttum şimdiden. Sözlerini de unuttum, bestesini de. Kim söylerdi, nerede kime söylerdi onu da unuttum. Nerede başlamıştı yol, ilk adım ne yöne atılmıştı unuttum. Orda kala-sam mı daha iyiydi yoksa burası mı bilmiyorum. Dönmeye karar versem geldiğim yolu unuttum. Kavun mevsimi… Eskiden Ankara’dan gelirdi, Manisa’dan gelirdi. Şimdi her yerde yetişiyor. İyisi hangisidir bilmem. Rakıyı da sevmem ben. Eş dost muhabbetinin hatırına. Her yudumda yeniden hatırlarım tadının kötü olduğunu. O yüzden bir dikişte bitirmek isterim de yapma der arkadaşlar. Yaparım ben. Gücüm yettiğince kafama eseni yaparım. Yaparım dediğim de tozla duman. Rüzgâr dinince kalmaz ortada bir şey. Her akşam da içilmez bu meret unutmak istediğin derdin yoksa. Dert dediğin de gidenler, eksik bırakıp gidenler. Aşk dediğin gökkuşağı gibi; yağmurdan sonra bir zaman görüverirsin, sonra ara ki bulasın. Ben annemi ararım zaman zaman bulamayacağımı bile bile. Okusa yirmisinde vücuduna saplanan mermilere yenik düşen genç adamı gözleri dolardı. Ama o da bir şey yapmazdı benim gibi, bizim gibi hiçbir şey yapmazdı. Öldüğüyle kalır çünkü ölen, gittiğiyle kalır giden. Sonra bardaklar tokuşturulur kalabalık yerlerde. Kahkahalar sigara dumanına karışır. Her ne varsa gönüldendir! İçi geçmiş kavunlara methiyeler dizilir ikinci kadehten sonra. Dilde yine o eski şarkı; “Ah bu gönül şarkıları…”

Seninle doğan güldür bu gönül, ah bu gönül şarkıları. Sözlerini unuttuğumuz, bestesi çok eskilerde kalan, kazara duysak gönülden eşlik ettiğimiz gönül şarkıları. Ah o geçmiş zaman, çekip gidenler, arkasındaki boşlukları dolduramadıklarımız, eksildiklerimiz, yerle yeksan olduklarımız. İstemeden gitmiş olsalar bile bizi yalnız bıraktılar diye gönül koyduklarımız.

Bir gençlik masasında, ikimizin arasında, ah bu gönül şarkıları… Eskidendi o gençlik dediğin, masanın bacakları sallanıyor artık. Çay bardağında rakı var yarısına kadar dolu. Bir dikişlik hali kalmış. Şerefine kardeş. Öleceksek ölelim bu gece. Hem nasıl da güzel bir gece. Ölecekse böyle bir gecede ölmeli insan. Kayarken bir yerlerde yıldızlar. Usul usul eserken akşam meltemi. Sahildeki sarhoşların hep ayrı ağızdan söyledikleri şarkıyı dinlerken. “Taşır senin adını bu gönül, ah bu gönül şarkıları.”

Yirmisinde kaparken gözlerini hayata genç bir adam; öğretmenim diyor, bir çocuk esirgeme kurumuna verseler adımı. Orda büyüyen çocuklar bilse şehit olduğumu, bir amaçları olsa. Amaç dediği de ölmek; vatan için ölmek, millet için ölmek. Öğretememişiz genç adamlara vatan için yaşamayı, millet için yaşamayı, kendileri için yaşamayı öğretememişiz. Bilseler gönül koyardılar bize. Ölmek ne garip şey anne diyor türküsünde Ahmet Kaya, öptüğüm kızlar geliyor aklıma. Belki bir kızı öpemeden, sokulup boynuna kokusunu içine çekemeden kapıyor gözlerini hayata. Bilseler ne uğurda olursa olsun ölmenin değil de yaşamanın güzel olduğunu. Ah bir bilseler.

Yavaş yavaş unutuluyor her şey. Sesler unutuluyor, yüzler unutuluyor, isimler unutuluyor. En çok da kokular unutuluyor. Ben kokuları yüzlerle eşleştiremiyorum. Seslerden isimleri çıkartamıyorum. Eskiden de öyleydim ama yaşlandıkça umursamaya başladım. Gönül koyuyor insanlar. Çok insan var. Yetemeyeceğim kadar çok insan var. Onlar hatırlıyor beni bir şekilde. Ben de hatırlıyorum çoğu zaman ama kimdi, nerden tanıyorum bilmiyorum. Gönül koyuyorlar belki, önemsenmediklerini zannediyorlar. Oysa herkes kadar önemsizler ve herkes kadar önemli. Sorun onlarda değil yani, bende. Unutmakta iyidir bazısı, bazısı hatırlamakta. Ben pek çok şey gibi insanları da tutamıyorum aklımda. Keşke onlar da beni unutsalar.

Zamansız gidenleri unutmuyorum, yaşananları, duyguları unutmuyorum. Ama insanlar başka bir dünya. Bir kızı öpemeden vatanı yüzünden, bakın vatanı uğruna demiyorum vatanı yüzünden ölen o genç adamı da unutacağım. Herkes unutacak onu. Annesi bir yuvaya bırakmış, orda büyümüş kendi başına. Diğer insanlarla karşılaştırınca yaşamış bile sayılmaz belki. Ama ölmüş vatanı yüzünden, bakın vatanı uğruna demiyorum vatanı yüzünden ölmüş. Ve biz bir cumartesi gecesi Kadıköy Çarşı’da meyhaneler arasında gezinirken duyduğumuz o şarkıya eşik ediyoruz gönülden. “Kavuşmanın tadını, ayrılık feryadını, taşır senin adını bu gönül…”

Ben unuttum şimdiden. Sözlerini de unuttum, bestesini de. Kim söylerdi, nerede kime söylerdi onu da unuttum. Nerede başlamıştı yol, ilk adım ne yöne atılmıştı unuttum. Orda kala-sam mı daha iyiydi yoksa burası mı bilmiyorum. Dönmeye karar versem geldiğim yolu unuttum. Kavun mevsimi… Eskiden Ankara’dan gelirdi, Manisa’dan gelirdi. Şimdi her yerde yetişiyor. İyisi hangisidir bilmem. Rakıyı da sevmem ben. Eş dost muhabbetinin hatırına. Her yudumda yeniden hatırlarım tadının kötü olduğunu. O yüzden bir dikişte bitirmek isterim de yapma der arkadaşlar. Yaparım ben. Gücüm yettiğince kafama eseni yaparım. Yaparım dediğim de tozla duman. Rüzgâr dinince kalmaz ortada bir şey. Her akşam da içilmez bu meret unutmak istediğin derdin yoksa. Dert dediğin de gidenler, eksik bırakıp gidenler. Aşk dediğin gökkuşağı gibi; yağmurdan sonra bir zaman görüverirsin, sonra ara ki bulasın. Ben annemi ararım zaman zaman bulamayacağımı bile bile. Okusa yirmisinde vücuduna saplanan mermilere yenik düşen genç adamı gözleri dolardı. Ama o da bir şey yapmazdı benim gibi, bizim gibi hiçbir şey yapmazdı. Öldüğüyle kalır çünkü ölen, gittiğiyle kalır giden. Sonra bardaklar tokuşturulur kalabalık yerlerde. Kahkahalar sigara dumanına karışır. Her ne varsa gönüldendir! İçi geçmiş kavunlara methiyeler dizilir ikinci kadehten sonra. Dilde yine o eski şarkı; “Ah bu gönül şarkıları…”