OROSPU ÇOCUĞU BUKOWSKİ - 13.05.2021

249 kere okundu

Bukowski’yi bilir misiniz, ben bilirim. Orospu çocuğunun tekidir kendisi. Gece gündüz içen, kadınlar dışındaki insanlardan pek haz etmeyen ki kadınları da becerebildiği için sever, hayatı umursamayan ama milletin uf ne laf etti diyeceği boktan cümleler kuran yaşlı bir ayyaştır kendisi. Gençken de ayyaştı ama yaşlı ayyaş demek daha bir acınılası pislik havası veriyor muhatabına.

Yeraltı edebiyatı diye bir şey var. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru çıkalım artık şu salon beyefendisi çizgimizden demiş yazabilen birileri. Başlamış küfürlü konuşmaya, içinden gelenleri, namusmuş, kanunmuş, edepmiş, hayaymış umursamadan dile getirmeye. İçinizde sakladığınız ama belki de sizi siz eden şeyleri çat çat diye yüzünüze vurmuşlar. İyi de yapmışlar. Bu ikiyüzlülük bir yerde son bulmalıydı çünkü. Becermek istediğiniz kadına gözleriniz çok güzel demenizin anlamı yok.

Bu yaşlı göt herif de bunlardan biri. Hatta en önemlilerinden. Kıyısından köşesinden tanıyan herkes çok büyük yazar der ona, şair der. Ama herhangi bir kitabını okusa şüphe duymaya da başlar. Geçici bir şüphedir bu. Koskoca Bukowski benim düşündüğüm kadar kötü olamaz der. Kendisini suçlar ama çaktırmaz. Çok büyük yazar der, bayıldım. İşte tam da burada devreye giren şeydir bu yeraltı edebiyatı. Siktir git der yavşak, tuvalet kağıdı bile olmayacak sayfalardan oluşan bir kitaba iyi mi diyorsun cidden. Ya ikiyüzlüsün, ya da geri zekalı.

Bukowski’nin harika denebilecek bir şeyi vardır ki o da açık sözlü olmasıdır. Belki yatakta da harikadır ama kesin bir şey söyleyemeyeceğim. O yirmi yaşındaki iki alman kız aynı gece aynı yatağı onunla paylaştıklarında şüphelerim başlamıştı bu konuda ama içimden küfürlü cümleler kurarak kapatmıştım bu konuyu.  

Ne çektiysem açık sözlü olmamdan çektim ile başlayan aptalca cümlelere tanık olmuşsunuzdur sıkça. Ne çektiniz sevgili aptallar, ne çekebilirsiniz ya da. Kötü olana kötü dediniz diye selamı mı kesti birileri. Sevmediğinize sevmiyorum dediniz diye yalnız mı kaldınız hep. Küfretmek istiyorsan etmelisin, kötüye kötü demelisin, durmak istemediğin yerden çekip gitmelisin. Ki içinizden geldiği gibi davrandınız diye işleri artmıyor bu psikologların. İstemeye istemeye yaptıklarınız ve yapmak isteyip de yapamadıklarınız sizi delirtiyor. Yeraltı edebiyatı bunlar işte hep. Nefretin sahtesi olmaz. Ama sevmek öyle mi. Milyonlarca yalandan seven var ya da sevdiğine yalanlar söyleyen. Oysa nefret ediyorsanız gizlemeniz gerekmiyor. Kusuyorsunuz içinizdekileri ve rahatlıyorsunuz. Ruhun orgazmı diyor buna Bukowski. Demiyor da olabilir, kimin umurunda’ mezarından çıkıp bana hesap soracak hali yok. Ki gelip sorsa da kimin umurunda. Üç kitabına kırk lira verdim. Bir boka benzemiyorlar, paramı geri ver diye kafasını becerirdim o hesap sorana kadar.