havalar ısınıyor - 2.4.2009

0 kere okundu

     Bahar yüzünü gösterdi, toprağa düşen cemre ısıttı tohumları, fideler baş verdi güneşe doğru. Çıkardık parkalarımızı paltolarımızı,  artık sırtımızda mevsimlik montlarımız var. Güneş 3-4 gündür iyi davranıyor içimizi ısıtıyor.

     Dün gece geç yattım, tarzım olmamasına rağmen Stephen King’in The Stand isimli dört bölümlük korku filmini seyrettim. Çok iyi değildi ama yine de katlandım. Değişen bir şey yok hala hoşlanmıyorum korku türünden, itici geliyor bana. Korkutmuyor ve ürkütmüyor, gördüğüm tek şey iğrenç yaratıklar. Ki son zamanlardaki tam anlamıyla iğrenç filmlerde daha da beteri var. Birbirinin kolunu bacağını kesen sapık ruhlu iki bacaklı canlılar. Ve çok güzel yapımlarmış gibi ekranın başına geçip o filmleri seyreden aptallar.

     Sabah iki kez çaldı saat. Uyandığımda işe gitmek için 20 dakikam vardı. Apar topar hazırlanıp evden dışarı attım kendimi. Güneşli olsa da hava rüzgâr hafiften üşütüyordu. Gözlerime soğuk vurdu, yaş süzüldü birkaç damla, kızardılar. Okula vardığımda kimse derse girmemişti. Yüzümü yıkadım, bir çay aldım kendime.

     12. sınıflara demokrasi dersim varmış, konu anlatımı vermiştim. Genelde derste gevezelik yapar nutuk atarım çocuklara sanki çok ihtiyaçları varmış gibi. Ama bu kez oturdum sadece, onları dinledim, ders anlatışlarını seyrettim.

     Üç saatti dersim ki ikinci ve üçüncü saat basketbol maçında saha komiseriydim; güvenlikten sorumlu koca kafa.

     Dershanede bir grubum var kadınlardan oluşan. Hepsi iyi öğrenciler ama nedense inadına tembeller. Haftaya sınav var ama hala Windows2un işletim sistemi olduğunu bilmeyen var aralarında. Derslerine girdiğimde kendimden geçiyorum, uykum geliyor. Ölü toprağı serpilmiş sanki sınıfın üzerine. Üstelik sene başından beri aşamadım bu olayı. Sanırım o kadar da mükemmel değilim.

     Dershane çıkışı Maltepe’ye geçtik. Üniversite yıllarında iskender yediğimiz bir yer vardı, nostalji yapıp orada karnımızı doyurduk. Sonra sahile inip çay içtik denize karşı. Güzel yer Maltepe, belki seneye oraya taşınırım. Hatta kiralık bir evin fiyatını sordum telefonla. 650 TL imiş. O kadar da çok değil. Medeniyete yakın olmaya değer.

ziya yarın evleniyor - 4.4.2009

0 kere okundu

     Nasıl bir akıllı varlıktır ki insan aklının hakkını vermemek konusunda sınırlarını bu kadar zorlar. Nasıl bir varlıktır ki insan küçüklüğünü görmezden gelip haddini bu kadar aşabilir haksız olduğunu aklının ucundan bile geçirmeden.

     Sabah her zamanki gibi okul yolunu tuttum. Uyandığımda saat sekiz buçuktu, dolmuşta Volkan ile karşılaştık. Sekizde de kalksak, sekiz buçukta da kalksak okula aynı saatte gidiyormuşuz, tuhaf şey.

     Olaylı bir basketbol maçı finali yaşadı bugün okulumuz. Maç yarıda kaldı, abuk subuk cümleler havada uçuştu, öğrenci mahalle serserisi oldu, öğretmen insanlıktan çıktı. Hak ettiğini yaşadı daha kötüsünü hak eden toplum. Ben de nasibimi aldım kötü olan her şeyden, yaşadım ve yaşattım. Bir öğrenciyi disipline verdim sonuç olarak.

     Okul çıkışı Pendiğe indim, balıkçım aramıştı, taze hamsi var diye. 10 adet yarım kiloluk kestirip temizlettim ve derin dondurucuma attım. Yaz gelince hamsiyle dostluğumuz sürsün diye.

     Nedendir bilmem bugün yazasım geldi, bir dolu satır karaladım, bir dolu bir şeyler yazdım. Dün kitap yazmaya karar verdim. Web sayfamda yazdıklarımı kitapta toplayacağım bir terslik olmazsa. 20011 yılında bir kitabım olacak.

     Yarın sınav var, açık öğretim sınavı. 2 gün görevliyim ama yarın akşam saat 5 de Ziya’nın nikâhı var Küçükçekmece’de ve benim gitmem gerekiyor. Umarım bir terslik çıkmaz.

ziya evli artık - 5.4.2009

0 kere okundu
     Koştura koştura çıktım evden sabah. Kırımlı Fazilet’de sınav vardı. Okula vardığımda saat sekiz buçuk olmamıştı.
     Sabah oturumundaki öğrencilere elimden geldiği kadar yardımcı oldum, bu belli sayıda insanın kazanabileceği bir yarış sınavı değildi. İyi not alan bir üst sınıfa geçecekti. Yardım etmemek için hiçbir neden yoktu yani. Ama aynı sınıfta görev yaptığımız müdür yardımcısı hanımefendi rahatsız olmuş pek çok sınıf sınavı bitirip gittiği halde onun hala öğrencileri bekliyor olmasından.  Öğleden sonra kulağıma geldi, şikâyet etmiş birilerine beni öğrencilere yardım ediyor diye. Öğleden sonraki sınava da geç geldi, sabahki bahanesi saati kurmayı unutmaktı, öğleden sonraki bahanesi ise yıllardır aynı yerde bulunan trafik ışıkları. Birileri beni şikâyet etmiş hocam dedim, küçük dinleme aletleri var hani böcek gibi onlardan şüpheleniyorum ben dedi ciddi ciddi. Sınıflar dinleniyor galiba diye de ekledi. Ben de böceklerden şüpheleniyorum dedim.
     Kırımlı Fazilet’in müdürüyle Pendiğe indik ilk sınavdan sonra, öğlen 13.30 da birlikte geri dönecekken bir öğretmen arkadaşın annesinin cenazesine gitmemiz gerekti. Koca kafalı hoca ayaktaki cemaate 1 saate yakın lak lak etti, bir kişi düşüp bayıldı beklemekten, bir diğeri hoca sussun diye mikrofonu kapadı, bir dolusu ana avrat küfretti. Adam uzattıkça uzattı vaazı. Gına gelmemesi mümkün değil anlayacağınız.
     İkinci sınav 14.30 da başladı. Yarım saat sonra izin alıp çıktım Küçükçekmece’ye gitmek için. Önce Pendik, sonra banliyö ile Söğütlüçeşme, ardından metrobus ile Küçükçekmece. Ziya’nın nikâhı vardı. Beklediğimden kalabalık olmasına rağmen beklediğim gibi pek neşeli olmayan bir ortamdı. Ziyanın anne babası ile bir dolu dedikodu yaptık. İstemeye istemeye gelmişlerdi nikâha. Ziya Trabzon’u terk edip kızın peşine İstanbul’a yerleşmişti. Üstelik kızı ailesiyle tanıştırmamış, bir dolu abuk subuk davranış sergilemişti. Oğullarını evlendirmelerine rağmen buruktular yaşlı kadın ve kocası. Aman oğlum kız aklına bakıp anneni babanı üzme sen diye sıkı sıkı tembih etti Seher teyze.
     Ümit araba yarışı oynuyor kanepede oturmuş, beni ise yatak çağırıyor ısrarlı bir ses tonuyla.

korkuyorum - 6.4.2009

0 kere okundu
     Bugün büyük gün ve ben gerçekten korkuyorum.

güzel biten kötü bir gün (altıya 2) - 6.4.2009

0 kere okundu
     Beklediğimden kolay geçti bugün, ne mutlu ki her şey yolunda, şimdilik tek zarar yaşanan stres.
     Pazar günü hareketliydi, sabah sınava gittim ama topu topu 40 dakikalık bir olaymış sınav dediğim. Mlum bilgisayardan anlıyorum biraz ve daha da kötüsü ki bu kötülük sırf bana, hayır demek konusunda başarısızım. Sınav çıkışı öğretmenin birisinin laptopuna bakım yaptım. Diğerleri dışarıda mangal yaparken ben milletin angaryasıyla uğraştım yani.
     Kahvaltıda misafirim vardı, zorla da olsa angarya bakım işini başımdan savıp, mangal keyfinden feragat edip evin yolunu tuttum. Güzel bir kahvaltı, biraz laklak sonra yine sınav.
     Öğleden sonraki sınav da 40 dakika diye umuyorduk. Oysa 80 dakika sürdü. Sınav çıkışı Pendiğe indim, Trabzonspor’un maçının ikinci yarısına baktım. Yanal denen dik kafalı akılsız başımızı yakacak bu sene. Beceriksiz forvetler Gökhan ve Umut babasının oğluymuş gibi her hafta oynatıyor onları. Trabzon hep bir yürekten kahroluyor ama umursayan yok.
     Maçtan sonra Bowlinge gittik, ne zamandır oynamıyorum. Belimdeki sakatlık bu aralar nüksetmiş durumda, bowling toplarını kaldırmada sorun yaşıyorum. Netice itibariyle çekişmesiz bir oyunu 2. Sırada bitirdim.
     Bugünü anlatmayacağım, bana özel. İnsanların sık yaşamaması gereken durumlar söz konusuydu.

abim buralarda - 9.4.2009

0 kere okundu
     Hayat normale dönüyor nihayet, bahar ile birlikte huzurda gösterdi yüzünü.
     Dün icraat yoktu hayatta, okul her zamanki gibi. Sıkıcı öğrenciler, sıkıcı dersler, sıkıcı saatler. Allahtan karşılığında para veriyorlar, yoksa yenilir yutulur gibi değil.
     Sabah erken kalktım her zamanki gibi ve yine her zamanki gibi okulun yolunu tuttum para uğruna. Az dersim var bugün, saat 11 deyince ben elimi ayağımı çekiyorum günden. Okul çıkışı eve geldim, dinlendim biraz, misafirim vardı lafladık, yemek yedik. Laptopuna format attım falan felan. Sonra Kartal’ a geçtik beraber. Ya da o giderken beni Kartal’a bıraktı da denebilir.
     Kartal’daki işimi bitirdikten sonra Şeyhmus ile Mustafa’nın büroya uğradım. Tesadüfen Mustafa’nın karısı ile daha üç aylık bebeği de oradaydı. Fatma’yı 6-7 yıldır görmüyordum. Şeker bir bebekleri var.
     Annemle konuştum, kötü bir haber verdi. Komşumuz Memiş Mustafa ölmüş. Yetmiş küsür yaşındaydı. Ölüyor hep birileri, zaman çarkını döndürüyor birilerinin üzerinde. Ve her ölüm zamanın geçtiğini gösteriyor. Köye her gittiğimde tanıdık birileri kaybolmuş oluyor. Ne acı.
     Abim geldi bu akşam. Uçaktan inince aramış beni, mutfakta akşam yemeği için bir şeyler hazırlıyordum.  5 dakika sonra geri aradım açmadı. 1-2 saat sonra konuştuk. Geçerken uğrayacakmış koca kafa. Artık sonra görüşürmüşüz. Pazar gününe kadar burada.  Ben de buralardayım sevgili ağabeyciğim. Ne zaman istersen uğra.

09:15 - uyumak - 10.4.2009

0 kere okundu

    Yatak keyfi ne güzel bir şey. Malak gibi yatmak upuzun, saatlerce kalkmamak, dile kolay 15 saat. Dün uyudum eve gittikten sonra, hiçbir şeyi umursamadan, kendime iş çıkarmadan, çalan telefonlara kulak asmadan.
     Dün güzel bir okul günü geçirdim son 2 aya oranla. Geçen hafta it oğlu it deyip hakaret ettiğim öğrencimden özür diledim, Yusuf’u hiç hırpalamadım, sınav yaptığım sınıflarda sorun yaşamadım, laboratuarımda abuk subuk bir şeyle karşılaşmadım.
     Okul çıkışı koştura koştura eve gittim. Yemekte çorba, kalamar, patates kızartması, köfte, bezelye yemeği ve salata vardı. Biliyorum birbiriyle alakası olmayan şeyler. Ama nasılsa midemde karışacaklar. O yüzden çok ta önemli değil.
     Yemekten sonra Avrupa Yakası’nı seyrettim internetten. O bitti ben bittim, vurdum kafayı uyudum. Sabah 8 idi uyandığımda. Bir rahatlamışım ki değmeyin keyfime.
     Şimdi dersteyim, 10SOSC sınıfına uygulama sınavı yapacağım. Hadi bana kolay gelsin.

14:40 - yaşa yaşa bitmez anasını satayım - 11.4.2009

0 kere okundu

     Şu yaz gelse de kemiklerimiz ısınsa diyordu Taner dün, şu yaz gelse de tatile çıksak, öğrencileri görmek zorunda kalmasak diyorum ben de.
     Dün güneşliydi hava kısmen de olsa, ders aralarında bahçeye çıktık. Ama aynı bahçede bir dolu insanı görmek zorunda kalmak güneşe gölge düşürmedi diyemem açık sözlü olmam gerekirse. Meleklerimle vakit geçirdim biraz, büyüyorlar her geçen gün,  attıkları her adım hayata biraz daga katıyor onları. Seyretmek güzel.
     Abimler geldi dün, atlamış Kadıköy’den arabaya gelmişler. 2-3 saatliğine geçiyordum uğradım muhabbeti. 3-5 yıl önce olsaydı keyfim kaçardı. Sanırım taşlaşma her bölgede kendini gösteriyor. Umurumda olmadı hiç, oysa o abim, biricik abim, birbirimiz için yapmayacağımız şey olmayan! Abim. Lazanya güzel olmuş vesselam, değmeyin akşam yemeği keyfime.
     Sedal aradı dün akşam. AÖF sınavında çıkmış sorulardan Karacan’ın bildiklerini tespit edecektik. Sana verdiğim kağıtları getirsene bu akşam dedi. Bu saatten sonra gelemem yarın geleyim dedim. Tamam dedi, zaten yarın sabah deneme var, gelirsen gözetmenlikte yaparsın dedi. Kandırdı beni vesselam, tamam dedim.
Sabah  erkenden kalkıp gittim, oysa yedi günün birinde uyuyabiliyorum o da cumartesi, üstelik misafirim de var. Saat 9 da başlayan sınavdan 1 saat sonra çıkıp evin yolunu tuttum. Önce biraz uyku, sonra kahvaltı, şimdi ise tekrar iş zamanı.  Pendiğe ineceğim para peşine. Ne güzel hayat değil mi. Yaşa yaşa bitmez anasını satayım.

20:15 - hiç zannetmiyorum - 12.4.2009

0 kere okundu

     Dün geceyi kendime ayırdım, yemek yerken film seyrettim, sonra yine film seyrettim, yine film, yine film... Uyuduğumda saat 3 vardı sanırım, uzun süredir aynı gün 2 film birden seyretmemiştim. Geçmişi yad ettim anlayacağınız.
     Uyuyakalmışım, uyandığımda sabaha yakındı, kalkıp yatağıma gittim, güzel yatağıma, sıcak yatağıma. Ve saat kalkma vaktidir diye çalana kadar da uyudum horul horul. Malum bugün dershane günü, banyo edip attım kendimi soğuk sokağa. Bere almalıymışım dedim dövünerek, saçsız kafa üşüdü soğuk rüzgarda. Sorsalar bahar geldi der herkes. Baharda kellesi üşür mü insanın, üşüyor işte.
Dün kimsecikler yoktu derste, bugün de aynısı olur diye umuyordum, yanılmışım.  Bir dolu öğrenci vardı, oysa pazar sabahı beni dinlemenin hiçbir çekiciliği yok fikrimce. Bana bile sorsalar kendimi dinlemektense uyumayı tercih ederim. Madem gelmiş “sevgili öğrencilerim” 2 ünite birden anlattım.
      Evdeyim şimdi, 4 hamburger yuvarladım az önce, biraz da çiğ köfte. Bu satırları yazarken kahve yapmak  için su ocağın üstüne koyduğum çaydanlığı da yaktığımı söylemeden geçmeyeceğim. Varlıklarının hiçbir değeri olmayan fener ve galatanın maçını seyretmeye dalmışım. Ki dikkat ederseniz baş harfleri küçük, ekleri de ayırmadan yazdım. Bilmem anlatabildim mi. Emre ile Sabri adında iki değersiz varlık kapışıp duruyor sahada, çok zevksiz görüntüler. Acaba biliyor mudurlar ne kadar itici göründüklerini, sokaktaki serseriden farkları olmadıklarını. Hiç zannetmiyorum.

23:50 - 15 nisan - 15.4.2009

0 kere okundu
     Bugün ekstra uyku günüydü, 5 gibi uyuyup sekiz buçukta uyandım ve şu an uzatmaları oynamaktayım, gidip yatağıma gömüleceğim.
     Dün KVK’ dan telefonumu almaya gittim Bostancı’ya. Resetlemişler telefonu, oysa aynı işi Pendik’te bir telefoncuya da yaptırmıştım. Ne kötü eğil olmayanların eğilmiş gibi davranması. Bostancı dönüşü Ertan’a uğradım, sen başından beri uğrayacağımı söyleyip fırsat bulamıyordum. Hasan Abi ile de görüştük, mahalleden komşumuz Hasan Abi; Hasan Erdoğan.  1973 yılında çıkmış Trabzon’dan, benim yaşımda oğlu var, İstanbullu olmuş iyice anlayacağınız. Biraz lafladık, dolaştık okulda. Sonra çıktık birlikte Ertan ile. Real’e geçip çay içtik, sonra beni Pendiğe bıraktı. Malumunuz Salı akşamları 19-21 arası meşgulüm.
    Okul bildiğiniz gibi, sevimsiz ve itici. Ama katlanıyoruz mecburen, birileri bir şeyler yapmalı, yoksa nasıl yeşerecek bu ağaçlar. Yabani ağaçlar yüzünden ormandaki tüm ağaçlar feda edilemez. Güzelliklere sahip çıkmalı, onları açığa çıkartmalı. Ama keşke daha kolay bir yolu olsa.
     İşkur ile anlaşma yapmış dershane, bir terslik olmazsa haziran ayında Kadıköy, Mecidiyeköy, Pendik ve Bakırköy’de derslere gireceğim. Ama önce Milli Eğitim’den izin almam gerekecek, zorluk çıkarmazlar sanırım. Yaza girerken ekstra para hiç fena olmaz doğrusu.
      Denizbak’a gittim, geçen ay hesap işletim ücreti diye 4TL kesmişler hesabımdan, Amerika’ya bağışlarım onlara bağışlamam bu parayı. Hani benim 4Tl diye dikildim karşılarına. Oysa onlar benden çirkefler, vereceğiz diye oyalıyorlar. İki taraf içinde büyük bir Mebla;4TL. Her şeye değer anlayacağınız.
     Yapı Kredi Bankası’ndan ilk maaşımı aldım bu arada. Vatana millete hayırlı olsun, özelliklede bu vatanın en önemli millet parçası olan bireyine, bana…
     Evimin dağınıklığını özlemişim bu arada, yaşanmışlık hissi veriyor derdi abim, kesinlikle öyle, an itibariyle tüm odalarımda buram buram hayat kokusu var, yaşanmışlık hissi var.

22:40 - içli köfte ve Gıyaseddin Abi - 17.4.2009

0 kere okundu

     Sabancı Öğretmenevi’ne gitmek gibi bir düşüncemiz vardı 1 yıldır. Çok güzel bir mekân, boğaza sıfır, üstelik ucuz da, çevresindeki işletmelerin yarısı kadar ancak fiyatları. Bir büyük rakı 50TL mesela. Ki markette bile 30-40TL civarı yanılmıyorsam. Tavsiye ederim.
     Kendime gelmeye başladım yeni yeni, hayatın içine girmiyordum birkaç aydır. Artık bir şeyler kıpırdanıyor, cemre’mi düştü ne bana da.
     Yapı Kredi bankasını sevmedim arkadaş. Bu ay maaş ödemelerimiz Yapı Kredi Bankası’na geçti. Havale başına 2,5 TL alıyor uyanıklar. Paramı çekip Denizbank’a yatırdım. Ki Denizbankı´da sevmem ama her havale için 2,5 TL bayılamam üçkâğıtçı bir bankaya. Salağız tamam ama o kadar da üzerimize gelmeye gerek yok. Salaklığın da bir sınırı var, en azından benim için.
     Aydos Tenis Kulübü’nün web sitesini tamamlamaya karar verdim, biraz çalıştım üzerinde bu gece, yarım kalan bir dolu işimden biriydi. Bu hafta bitireceğim ama söz.
     Hafta sonu Ümit’e gideceğim, annesi gelmiş. Boş ta gitmeyeceğim giderken, okuyorsa hazırlığını yapsın ümit’in annesi, 1kg kıyma alıp içli köfte yaptıracağım kötü günlerde kullanmak üzere derin dondurucumda depolamak için.
     Yıllar önce İzmit’te yaşarken bir berberim vardı, Gıyaseddin Abi. Tanıdığım ilk Muşluydu. Üniversitenin 1. Sınıfında iken çalıştığım elektrikçi sayesinde tanışmıştık. Yeni ev yaptırıyordu Gölcük yolu üzerinde. Elektrik tesisatını biz almıştık. Bir keresinde yemek yaptırmıştı bize, Muş usulü içli köfte. Yediğim ilk ve en güzel içli köfteydi.  Temmuz 99 depreminde yıkıldı o ev, karısı ve yanlış hatırlamıyorsam 4-5 tane de çocuğu göçük altında can verdi. Bir çocuğu ve kendisi kurtulmuştu. İçli köfteden konu açılınca hep Gıyaseddin Abi gelir aklıma; tanıdığım ilk Muşlu ve yediğim en güzel içli köftenin aşçısı.
     Bu arada antlaşma değil anlaşma olacakmış, bir de Mevla yazmışım mebla yerine, uyardı koca kafalı bir arkadaşım, eski öğrencim. Teşekkürler.

18:05 - ölü doğmuş bebek - 19.4.2009

0 kere okundu
     Orhan ile konuştum telefonda, İstanbul’a gelmiş. Akşam dışarıda buluşup yemek yiyeceğiz birlikte. Bir hafta boyunca şehrin ışıklı yerlerine akacağız birlikte.
     Dün sabah uykusunun tadını çıkardım. Öğleden sonra ders vardı dershanede. Çok neşeli bir sınıfım var, 3. Sınıf İşletme bölümü öğrencileri. Birkaç kez huysuzluğuna ses çıkarmadığım bir öğrencim ipin ucunu kaçırdı dün ne yazık ki. Malumunuz bu tür olaylara gelemem hiç. Gereğini yaptım hiç içimden gelmese de, tepeledim hak ettiği üzere…   Kaç yaşında olduğunun bir önemi yok, iyi davranmak her zaman hazımsızlık yapıyor insanoğlunda.
     Akşam dokuzda halı sahada maçımız vardı. Sinan hoca çağırdı, Kadıköy Karaca’ndan öğretmen arkadaşlar ve öğrencilere eşlik ettik maçta. Bizim elemanlar jübile yapmış manav eskileri gibi top oynamaktan habersizdiler. Netice olarak da 10 farktan fazla bir sonuç oluştu. Ama keyif kaçıran mevzu kendini bilmez ve de beş para etmez tiplerin geyik mahiyetinde de olsa “Kürdistan”isimli babası iktidarsız, annesi kısır üstelik sevişme özürlü bir çiftin hiç doğmamış ve de doğmayacak bir bebekten bahsetmeleriydi. Bir tanesi bu ölü bebeğin gol kralıymış. Neden hakkı olmayanlara yaşam hakkı tanınır bu toplumda, ne kadar kötü şeydir haddini bilmeyenler için demokrasi denen düzmece.
    Belimdeki fıtık ve sol ayağımdaki nasıra zeval getirmeden bitirdim maçı, yaşlandım artık ne yazık, bu işler benden geçti geçiyor. Ama inadına direnmeye çalışıyorum sonu belli olan maçta zamana ve fiziksel yetersizliklere. Ölsem de yeniden hayata gelsem diyorum bazen ama reenkarnasyon olayı konusunda bana garanti veren birine ulaşabilmiş değilim hala. Tek yol beklemek ite kalka.

12:10 - tatil sabahı - 23.4.2009

0 kere okundu
     Dün okulu astım, iyi haber almak için karşıya geçecektik. Ve aldık da iyi haberi, Çarşamba güzel gündü vesselam.
     Saat bir de dersim vardı, koştura koştura Pendiğe döndüm. Yarım saat geç kalmışım, önemli değil. Bir çırpıda iki ünite birden anlattım.
     Sonra Carrefour’a gittim, sağanak yağmur altında. Akşam tiyatroya gitmek var planlarımız arasında.
     Salı günü nihayet geldi formatörlük yazım. Gelecek hafta itibariyle bilgisayar dersleri dışında derse girmeyeceğim.  Öğrencilerle tek ilişkim 12 saatlik bilgisayar dersim, ne güzel değil mi. Arda kalan zamanda okulda teknik servis işleri ile uğraşacağım.
     Tayin olayı üzerinde çalışıyorum, aradığım birkaç okul bizde açık yok dediler. İnanmıyorum koca kafalara, kendi adamları tercih edecek diye kadromuz kapalı diyebilirler, çok bilmişlere inanmaktansa işimi sağlama alırım. Büyük bir okulda çalışmak istiyorum, göze batmamak, büyük denizde kafasına göre yol alan bir balık olmak…
     Reşat Nuri Güntegin’in Balıkesir Muhasebecisi idi gittiğimiz oyun. Beklediğimizden çok iyiydi oyunculuklar. Adı üstünde; Şehir Tiyatroları. 2 adımlık yol, arada gitmek gerek. Ama biz abuk subuk işlerden vakit bulamıyoruz güzel şeylere.
     Ümit’in annesi ameliyat oldu, bugün hasta ziyaretimiz var. Orhan’da gidiyor yarın sabah. Hayat yine normale dönüyor. Tabi ki eksik değil tuzu biberi.

10:45 - bir yoldur uzar gider - 26.4.2009

0 kere okundu
     Sabah oldu, gün doğdu yeniden. Dün cumartesiydi, bugün Pazar ve yarın ne olacağı belli şimdiden. Hava puslu ki aksi olsa da değişmeyecekti yarının akıbeti. Bir yoldur uzar gider, nereye gittiği belli, nedeni belirsiz…
     Sabahları uyanmaktan bıktım usandım, bir gün uykunu alamasan 1 hafta toparlayamıyorsun kendini. Üç kuruş para için heba ediyoruz ömrümüzü, çekip gitmeli köye, domates biber dikmeli bahçeye, geçinip gitmeli… Biliyorum saçma diyorsunuz içinizden, size katılmamak mümkün değil ama sabahları kana kana uyumak istiyorum, bu yaban ellerde uyutmuyorlar adamı.
     Dün dershanedeyken telefon çalmış, geri aradım. Ali İhsan Abi’nin eniştesiyim, bizim çocuklar modemi bozmuş gelip yapabilir misin hoca dedi karşımdaki ses. Ali İhsan Abi benim geçen yıl rahmetli olan ev sahibim, eniştesi ise umurumda olmayan sıradan bir adam. Belki 2 kez konuşmuşumdur, onlar da gereklilikten. Çağır bilgisayarcı yaptır arkadaş, banane. Ama adam 10 küsür kez aramış, beleş hizmet nasılsa.Tamam dedim, yarın akşam ararsın hallederiz. Ben mi daha çok salağım, bu insanlar mı daha fazla yüzsüz bilemedim. Sanırım elemanın bilgisayarına kalıcı hasar vereceğim, yoksa bir dahaki arızada yine beni çağırır.
     Dün ilçe şube müdürü Yasin Hoca’yı gördüm sokakta, ben de seni arayacaktım Burak dedi. Formatörlük onayın geldi, bir ya da iki gün gider misin Kırımlı Fazilet’e diye sordu. Müdürüm izin verirse olur dedim.  Muhtemelen haftanın bir ya da iki günü Kırımlıdayım.
     Sivas dağıttı bizi dün, sağlık olsun. Nelere alıştı bu Trabzonspor taraftarı, Sivas’ın dağıtması da neymiş. Yalama yapmış bir kalabalığa Sivas´ın üç golü de koymaz, şampiyonluğun Kafdağı arkasına kaçması da.
     Dün gece film gecesiydi, iki tanesini seyredip üçüncüsüne bakarken uyuyakalmışım.
     Okula olan sevgisizliğim hafifledi biraz. Sanırım formatörlük onayı sağladı bunu. Ama yine de 2 hafta buradan uzaklaşıp Erzurum’a gitmek durumu bana çok iyi hissettiriyor. Gerçi o iş de belli olmadı hala. Bekliyorum

03:20 - ilk sıranın sahibi vardı hep - 28.4.2009

0 kere okundu
     Gecenin üçü, elimde kahve kulaklarımda Volkan Konak’tan bir ezgi;  …baştabip geliyor yaramdan acı, anam ay acı, hasta düştüm yüreğime dert oldu, anam dert oldu, ellerin vatanı bana yurt oldu, anam yurt oldu. Hasta değilim çok şükür, ellerin vatanı yurt da olmadı bana ama yinede kötü uzakta olmak, bahçeye çıkınca tertemiz deniz rüzgârının yüzüne vurmaması, dağlardaki seyrek ev ışıkları, alabildiğine gökyüzü, alabildiğine ana kucağı, baba ocağı, alabildiğine Trabzon…
     Gecenin üçü ve bilgisayar başındayım,  uykuya hep soğuk başmış bir adam olarak ne yapacağımı bilmeden ayakta olmanın tadını çıkartıyorum. Lost’un son 4, Prison Break’in son 2 bölümünü seyrettim bu gece.  Tadını çıkarmak dedimse göreceli bir durum anlayacağınız... Yoksa eve 3-5 hatun attığım falan yok. Çok şükür bir başımayım.
     Kuran-ı Kerim’i okumaya karar verdim bu yaz. Duş alırken düşündüm bunu nedense. Ne zamandır diğer tarafla ilişkilerimi soğuk tutuyorum. Bedenimin huzur bulacağı yok, bari ruhum hidayete ersin. Gerçi yarıda kalan 1 milyon tane işim var, onları da bitirmeye karar veriyorum haftada bir kez.
     Az sonra yatağıma gidip yönetim bilgi sistemi dersine çalışacağım, her ne kadar zevk alsam da zor bir ders. Üstelik ben dersin öğretmeniyim yani anlamamak gibi bir lüksüm yok. Oysa dersin yarısı tamamen işletme içi sistemlerle ilgili. Ben kıçı kırık bir bilgisayar öğretmeniyim üstelik saçım bile yok.  Yine de durum kötü değil, sadece 1 kişi vizeden zayıf almış. Benimde üç beş kuruşluk katkım vardır sanırım bu duruma.
     Abim aradı bugün, 2-3 aydır aramamıştı beni. Sanırım Cansu kuşu cıvıldamış kulağına sevgili abimin. Annemlere av yaptıracağız sonbaharda. Umarım bir terslik çıkmaz. Abim de yalnız yaşamak istiyor, hakkı koca kafanın. 34 yaşındaki bir adamın ailesi ile yaşaması çok çekilir bir durum değil. Gerçi iki evin arası en fazla 50 metre olacak, annem rahat bırakmaz abimi, kokar kafasına.  Bu arada dayımı hastaneye yatırmışlar yatıştırıcı haplara isyan etmiş olmalı vücudu. Geçmiş olsun dayı bey. Bir dolu şey bildiğini söylüyorsun ama o şekerlerden kullanmaman gerektiğini anlayamadın yıllardır. Yorumu sana bırakıyorum.
     Ayişeme yan gözlan kimseler bakmayacak, o yaylaya çıkmadan çiçekler açmayacak… İlk aşkımı getirdi aklıma Volkan Konak bu şarkısında ama kadınlardan bahsetmiyorum burada değil mi,  hem kadınlardan bahsetmeye sıra gelirse ilk sıranın sahibi var. Herkesin yeri ayrı bir güzel yine de.  Yaşanmış yaşanmıştır,  sevgiyle anmak gerek hatta yaşanmamışları bile.