ÇOCUKLARINIZ - 1.7.2018

851 kere okundu

Ne sanıyordunuz? Farklı mıydı diğerleri sizden? Biraz kül, biraz duman kim varsa… Sizin aklınızdan geçenleri cümle içerisinde kullanıyorum sadece. Sivri uçlar batıyor olabilir ama düşününce hak da vermiyor değilsiniz. Gözden uzakta tabiki. Genelde haksız bulmanızın nedeni ben değilim, sizsiniz; düşünmüyorsunuz çünkü. Ezberden yaşayıp, ezberden konuşuyorsunuz. Hükmünüz de ezberci. Sizden önce milyonlarca insan ne düşünüyorsa siz de aynı şeyleri düşünüyorsunuz. Sizsiniz kabahatli, ben değil! Patavatsızım belki, her doğrunun her yerde söylenmemesi gereğini göz ardı ediyorum inatla.

Dünün insanı bugünün insanı değildir demiş bir Yunanlı. Borges’in Kum Kitabı’nda okudum az evvel.  Adam haklı, Yunan olandan bahsediyorum…  Fakat bugünün insanı da insan değil vesselam.  Eleştirmek haddim değil adamcağızı. Yaşıyor olsa muhtemelen benim gibi düşünürdü. Ağzını bozar; “adam değilsiniz ulan siz” bile diyebilirdi. Değilsiniz çünkü, ben şahidim. İnanmayan bir kâğıda insan olmanın asgari gereklerini yazsın ve çek etsin kendi adına. Ama sevmezsiniz gerçeklerle yüzleşmeyi. Patavatsızın biri olan bitenden bahsetse yine boş boş konuşuyor dersiniz. İşte o benim, can sıkan gerçeklerin aptal çığırtkanı…

Afet olsa merdivenleri çok dar okulların diyor köşe yazısında gazeteci, çocuklar kaçamaz. Kimin umurunda bilmem ama benim değil. Önce kendimi kurtarırım vesselam, yara yara kalabalığı dışarı atarım kendimi. Beni evde bekleyen kızıma çocukları kurtarırken öldü demeleri ne beni mutlu eder –ki ben ölü olacağım- ne de kızımı. Hatta fırsat bu fırsat deyip çocukları kurtuluş burada bahanesiyle üçüncü katın penceresinden de atabilirim. Diğer her durumda en önde kaçan ben olurum. Kızımın babasını kurtarmak zorundayım.

Üstteki paragrafı okuyup da ciddiye alan herkes bana burun kıvıracaktır. Olur mu öyle şey diyecektir. Ama aynı kıvrık burunlu arkadaş sokakta dayak yiyen kadını, alenen istismar edilen çocuğu, ezilen güçsüzü de görmezden gelecektir. Çünkü konuşmak, eleştirmek kolaydır. Bir şeyler yapmak ise apayrı şeydir. Kimse sizden kahraman olmanızı beklemez. Ama insan olmanın bahsedilen asgari gereklerini yerine getirseniz fena olmaz. Sokak ortasında hayvanlık yapan insan müsveddesine bir kişi değil de on kişi tepki gösterse bir dolu şey değişebilir. Ama biz kıyafetlerimizi saymazsak değişimi de sevmeyiz.

Öğretmen saygı duyulan biriydi, para karşılığında çocuğunuza bekçilik yapan kişi değildi. Hem öğretir hem de eğitirdi. Anne baba ona güvenir o da bu güveni kötüye kullanmazdı. Çok değil 30 yıl önce çocuk kötü bir şey yaptığında herkes ona müdahale edebilirdi. Ama nasihat ederek, ama kızarak, ama ufaktan tozunu alarak… Tabiki şiddet iyi bir şey değil! Ama küfür ettim diye komşu teyzenin kulağımı çekmesi ne psikolojimi bozardı ne de beni travmaya sokardı. Bugün mümkün mü? Değil tabiki! Açık açık sen benim çocuğuma karışamazsın denmese bile, estirilen hava artık değil komşu amcanın, artık babaannenin, dayının ya da dedenin bile çocuğa karışmasına engel. Büyüklük de her şey gibi göstermelik. Uzun süredir herkes her şeyin en iyisini biliyor. Hayır demeyin, ben de sizin gibiyim. Sonuç ne oluyor biliyor musunuz? Psikolojisi bozuluyor diye çocuğa müdahale etmeyen anne babanın ve anne babası izin vermiyor diye çocuğa müdahale edemeyen aile büyüklerinin sayesinde ‘harika çocuklar’ yetişiyor. Anne ve babasının yanında bozmadığı ağzını anne ve babasının olmadığı her yerde bozabilen çocuklar yetişiyor. Ailesinin yanında yapmadığı, yapamadığı her türlü iğrençliği sokakta hiç çekinmeden –çünkü onun anne ve babasından başka büyüğü yok, öyle öğretilmiş- yapabiliyor. Şahsen benim çocuğuma kronik hale getirmediğiniz sürece uygun bir ortamda kabahati varsa kızabilirsiniz de, uyarabilirsiniz de. Hatta dayısı, amcası, halası ya da dedesiyseniz fiske atma hakkınız da var. Çünkü benim çocuğum değerli. Çünkü o çocuk sadece benim çocuğum değil, olmamalı da. Ve en önemlisi de biliyorum ki ona tek başıma her şeyi öğretecek kadar mükemmel bir insan değilim ben.

Sen karışıyor musun diye soracak olursanız cevabım net; hayır, karışmıyorum. Çünkü korkağım ben. Eskiden sırf sopa yerim diye korkardım, şimdi kızımın babası için de korkuyorum. Etrafımdaki çocuklara gelince… Onu ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Çok şükür hepsinin annesi babası var; dayı amca görüntüden ibaret. Hem huzur için düzene uymak en akıllıca olanı!

Küçük çocukların kaçırılması ya da istismar edilmesi ile ilgili haberleri duyuyoruz sık sık. Lanet okuyoruz birilerine, İdam edilsinler istiyoruz. Çok üzülüyoruz, gözyaşı döküyoruz hatta. Ama her türlü sapıklığı, aşırılığı alenileştiren karakterleri bize sevdiren TV programlarından da alıkoyamıyoruz kendimizi. Dizide kardeşini gözünü kırpmadan öldürebilen adamla gönül bağı kuruyoruz. Hasta kişiliklerini ekrana yansıtmaları için para alan itici tiplerin yarışma programını çoluk çocuk gözlerimizi ayırmadan seyrediyoruz. İsteyenin istediği ile istediği zaman yattığı aperatif dizilerin müdavimi olup, kızımız erkek arkadaşıyla çay içti diye olay çıkartıp namus bekçisi kesilebiliyoruz. Yanlışla doğru arasındaki çizgiyi kaybettiğimizi bile bile yapıyoruz bunları üstelik. Evet, biz her şeyin en iyisini biliriz. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, bu sapıklar biziz, bu yalancılar da… Küfrettiğimiz siyasetçiler de aynı insanlar, peşinden koştuklarımız da. Her şeyi gördüğümüzü zannediyoruz ama sonradan gördüklerimiz eğreti duruyor üzerimizde. Belli ki önceden de pek bir şey görmemişiz. Körlükle sınanıyoruz ve hep kaybeden taraftayız. Körüz, görmemekte ısrar ediyoruz. Yanılıyor aslında Yunan düşünür. Dünün insanı yeterince insan olsaydı biz bugün bu halde olmazdık belki de. Hamurumuz bozukmuş vesselam. Her ne kadar ekmekten anlamasam da bozuk hamurun maya tutmayacağını zamanında öğretmişti annem…