EKSİLDİM BEN - 1.12.2019

828 kere okundu

On on beş sayfaydım topu topu zaten; ne arttım ne eksildim, ne sustum ne söylendim. Yaz dedi içim yazdım. Sil dedi sildim. Yazdıklarım bana dert oldu, sildiklerimi umursamadı kimse. Anlatmak isterdim sana uzun uzun ama ömrüm yetmez. Yetse de can sıkar zaten.

Kim dinlemek ister balkabağına dönüşen arabanın hikâyesini artık, geride kalan ayakkabıyı, sahibini ayakkabının... Çocuk değildik, büyüdük önce isteyerek, sonra istemeden. Dönülmez artık geri. Çok uzaklaştık kıyıdan. Kimimiz öğrendi yüzmeyi, kimimiz derin sulara bırakıp kendini yok oldu. Kimimiz direndi akıntıya, kimimiz teslim oldu; hem yaşadı, hem öldü.

Şimdi bir kötülüktür almış başını gidiyor; baş dediğin baştan çıkmış, yoldan çıkmış baş dediğin. Gel de dön bu saatten sonra dönebilirsen. Hayallerine dön, gece uyumadan önce annenin sesinden dinlediğin masallarına dön. Kapat gözlerini her şeye rağmen. Görmezden gel kötü olan ne varsa. Sevmediğin seslere tıka kulaklarını, pembeye alıştır gözlerini ve yeşile. Beyaz kasımpatı koksun her yer, beyaz bir elbise giy üstüne, çıplak ayaklarınla bas toprağa. Bir ümit iyiye dair, bir heves her şeye rağmen…

Biliyorum, düşünmeden konuşuyorum hep. Sussam umursamıyor kimse, unutuyorum. Kendimi unutuyorum, seni unutuyorum. Gök gürlüyor önce, ardından yağmur yağıyor. Çağırıyor beni sokaklar, çıkıyorum. Sen yoksun ya ben hep boşa ıslanıyorum. Dert oluyor akıp giden su, konuşacak onca şey varken sus diyorsun, susuyorum.

Eksildim ben; satır satır tükendim, cümle cümle eksildim. Sen kalmak isterken sensiz kaldım. Yoklukla terbiye ettiğim ruhumu, yandım. Kolayıma geliyordu inanmak; kandım. Sen sandım, sen değilmişsin oysa.

ADAM & KADIN - 4.12.2019

467 kere okundu

Kadın ne güzel şeylerden bahsediyor oysa; yağan yağmurdan, araba teybinden yükselen türkü sesinden, yaz sonu gittiği tatilden… Adam ise yapıyor gereğini, avuçlayıp sıkıyor kadının bacağını hoyratça. Öküzlük kazanıyor hep, naif olmak kimin umurunda.

Şimdi efendim buralar parçalı bulutlu, yağmurlu hatta. Mevsim kış, aylardan aralık. Karadeniz’e kıyısı olan bir şehre sıkışıp kalmanın tadını çıkartıyoruz topyekûn. Çıkmasa da sıkıyoruz bacağını kadının belki çıkar diye. Ne ilk bacak ne de son kadın. Erkek olmanın gereğini yerine getirirken görünmeyen salyalar akıyor ağzımızın iki yanından. Bakmayın üstümüzdeki süslü giysilere, altımızdaki donanımlı atlara. Ne biz prensiz ne de herhangi bir beyazlık var durumumuzda. Öyle olması gerektiğini düşündüğümüzden olsa gerek ya da kendimize karşı koyamadığımızdan hep aynı sona çıkıyor yol. Sıkıyor kadının bacağını en olmaz yerde adam.

Değiştir diyor kanalı sevmedim bunu. Neyi sevdiğimiz de belli değil. Yüz tane kanal var. Sevdiğini bulsak daha çok sevdiğinde kalıyor aklın. Akıl dediğin de akıl değil aslında ama lafın gelişi öyle. Nerde o eski akıllar diyesin geliyor diyemiyorsun. O eski akıllar akıl olsaydı bugün buralarda olmazdık. Ağaçların arasından uzanıyor yol. Yapraklar birikmiş kenarında. Terkedilmiş ürkek yapraklar. Kimse bakmayacak taraflarına artık. Saatin her tik takında bir adım daha geride kalıyorlar. Kayboluyorlar hem gözden hem gönülden. Gönül dediğim de ayran kıvamında zaten; bugün bir bacakta, yarın başka!

Kadın güzel şeylerden bahsediyor. Yüreğinde ılık bir nefes, her geçen gün kalbi daha bir keyifle atıyor. Şiir ezberledi dün gece. Bu sabah hayat dolu başladı güne. Dilinin ucunda hep bir şarkı, keyifle söylenmekte. Adam ise bildiğiniz gibi!  

SEVİYORUM DALGALARINI - 5.12.2019

1135 kere okundu

Film seyrediyorum dedim, astım bugün işi. Güzel dedi, yavan ve kısa bir cümleyle. Sensin güzel dedim, öyle yazıyor. Nerede yazıyor dedi. Yüz elli ikinci sayfanın birinci paragrafı dedim; soğuk bir kış sabahı yatakta kalmak güzel, bir yaz akşamı sessiz bir deniz kenarında senle yemek yemek güzel, özlemek güzel ve sen güzelsin. Normalde söylemem bunu ama bu kez söyledim, istersen şımarabilirsin. Akıllı denizciler şımarık denizlere yelken açmaz diyor yüz elli ikinci sayfanın başında ama sen şımarınca da güzel kalabilirmişsin, öyle diyor kitap. Sorma hangi kitap diye, bu kez söylemeyeceğim.

Günaydın; işim o kadar zor değil aslında. Sabah kalkıp tuvalete gidiyorum, yıllardır böyle. Sonra duş alıyorum. Kışları her gün yapamıyorum bunu, soğuk çünkü. Seviyorum soğuk olmasını ama yatağı da seviyorum. Yatak sıcak oysa; sıcağı da seviyormuşum, yazarken farkettim. İnsan sevgisine kıstas koymamalı. Birbirine tamamen zıt şeyleri de sevebilmeli. Ev çok güzel ama evden çıktıktan sonra da pek çok şey güzel. Geri dönülmez bir yol artık. Giyinik olduğun için soğuk pek umurunda olmuyor. İnsan az oluyor. Hele de deniz kenarında bir yerlerdeysen birazcık şanslısın demektir. Ben sahil yolunu kullanıyorum, biraz uzun ama kafanı sol tarafa çevirince gördüğün manzara pek çok şeye bedel. Çalışmak güzel ama insanlar kötü. İnsanı olmayan bir iş isterdim, zor olup olmaması hiç sorun değil. Bir de kahve isterdim, sabahları çaydan daha içilesi. Süt olsa da olur olmasa da.

Arabayı kenara çekip yanına yürümek istiyorum. Bir şeyler anlatmak istiyorum sana. Gözlerimi kapatıp yüzünün ayrıntılarından bahsediyorum. Aklımda kalan her ne varsa; omuzlarında göğsüne uzanan saçlarını, yüzünün ortasına gidecekmiş de biraz soluklanmak için ilişmiş gibi duran burnunu, itinayla çizilmiş dudaklarını, sevimli çeneni, burnunun kenarından dudaklarının kenarına doğru kendini göstere göstere inen çizgini, bakmak istese de kendisini geri çeken gözlerini, kısa cümlelere sığdırdığın sözlerini. Orda dur diyorsun. İstemesem de duruyorum. Neden diye bakıyorum gözlerine. Kısıyorsun gözlerini yine. İçimde büyüyor soğuk; mevsim kış, aylardan aralık. Ama dik tutuyorum kuyruğu, hiç yalpalamıyorum. Peki diyorum. Geri dönüp arabaya biniyorum. Gözüm sol tarafta hep, denize bakıyorum. Sana benziyor, seviyorum dalgalarını.

Kolay olan şeyleri yapıyorum ben. Bir kerelik hak hayat. Zora sokmanın ne anlamı var. Kafamda süslüyorum bu düşünceyi. Her dalına bir yama bağlayıp dilekler tutuyorum. Ağustos akşamlarını tutuyorum, Ege’de pek kimsenin bilmediği ıssız bir koyu tutuyorum. Birkaç kadeh şaraptan sonra denize giriyorum. Sen de gel diyorum. Korkuyorsun. Israr ediyorum sanırım gel diye. Hatırlamıyorum sonrasını; geldiysen güzel olmuştur, gelmediysen de severim ben denizi. Gündüz gece hiç farketmez. Uyandığımda yoksun, beş aralık diyor takvim. Aldırmıyorum, devam ediyorum aklımda güzel şeyler tutmaya. Güzel şeyler düşünürseniz hayatınız daha güzel olur diyor televizyondaki kadın. Kumandaya uzanıp kırmızı düğmeye basıyorum. İnsan makine değildir, herkese aynı öğüdü vermek en iyimser ifadeyle ahmaklıktır.

Pantolon askısı seviyorum ben. Başkaları tuhaf buluyor. Başkalarının tuhaf bulduğu şeyler yapıyorum. Başkaları beni de tuhaf buluyor. Her sabah aynı saatte uyanıp, her gün aynı işe gitmek tuhaf değil. Yirmi yıl aynı saç modeliyle gezmek de tuhaf değil. Milyonlarca insan gibi okulu bitirmek zorunda hissedip en güzel yaşları aptal aptal şeyleri öğrenmek için harcamak da hiç tuhaf değil. Uykun geldiği zaman değil de sana öğrettikleri ve senin de kabul ettiğin uyumanın gerektiği boktan bir saatte uyumak da çok normal mesela. Pantolon askısı tuhaf mesela. Evet çok tuhaf, utanıyorum kendimden. Ve seni görmek istiyorum şimdi. Kimseyi umursamadığımız bir yerde kahve içip a harfinin neden alfabenin ilk harfi olduğuna dair aptal ama ilginç hikâyeler anlatmak istiyorum sana. Gözlerini kısmadan bak istiyorum: yüzüne baktığımda artık gece denize girmekten korkmadığını görmek istiyorum. Sonra dağılabiliriz istersen. Biliyorum çünkü toplarız bütün dağınıklığı her istediğimizde. Ve seviyorsa insan hiç önemli değildir; süt olsa da olur kahvede olmasa da

İNANIRSAM NAMERDİM - 13.12.2019

931 kere okundu

Keyfe keder en çok özlem; çünkü yerini özler keyif. Özlemlere son vermek lazım. Yerinden yurdundan edilmiş keyfin kimseye karı olmaz. Olsa da ne başı olur ne sonu, tadı tuzu olmaz. Biz Avrupalı değiliz ki; tat da severiz tuz da ama keyfe karşı bir çekincemiz var nedense. Ne zaman keyifli birilerini görsek, bunun başına bir gelecek var deriz. Gelsin kim gelecekse, ne gelecekse gelsin. Keyfi olmayan insan yarım insandır, eksiktir. Kural nizam dediğin şey kötü insan işi. Kitabı bile var; kural kitabı. Yemin ederim kitaptan soğuturlar insanı, dinden çıkartırlar. Gerçi dinler de bir alem. Keyif veren ne varsa yasak. Zannedersin Allah kulunun mutlu olmasını istemiyor. Herkes tasavvuf ehli değil neticede, kaç kişi var aramızda eren. Yunus bile yıllarca aramış da bulamamış. Bizim neyimize mutluluk. Çözüm kümesini soruyorsun, cevap sıfır. Nedir çektiğimiz b sıfırcılardan.

Sorsam kırk yıldır yaşıyorum der; öpmemiş bir kadını sokak ortasında, çıplak gövdesini teslim etmemiş yağmura, açmamış kollarını koşulsuz bir teslimiyetle Allah’a. Sorsam yaşıyorum der; külliyen yalan. Varken fırsat yaşayacaksın arkadaş. Hayat kısa, Cemal Süreya’nın kuşlarını biliyorsunuz… Uçmadan kuşlar sevin onları, sevmelisiniz çünkü. Öyle diyor bütün kutsal kitaplar; sev. Kanat seslerini duyduğunuz kuşlara dokunamamanın acısı büyüdükçe içinizde anlarsınız yaşayamadığınızı. Uzaklaşır ses zamanla, duyulmaz olur. Uçup gitmiştir kuşlar, hayat kaymıştır avuçlarınız içerisinden. Sorsam yaşıyorum der, inanırsam namerdim.

Hadi yazdan geçtim, hadi kıştan da geçtim ama baharlarımı almayın benden. Senden de geçtim ama bendeki seni almayın benden. Sen vazgeç; kendinden geç, kuşlardan geç, yaşamaktan geç. Ama ben kalacağım karışma bana. Keyfim yerine gelene kadar beklerim. Yerinde güzel çünkü keyif. Ben keyifliyken güzelim. Gözümün rengine, burnumun şekline bakma. Keyfime bak bakacaksan. Çünkü ben keyfime bakıyorum ve keyfime baktığım için güzelim. Kendi gözünle bakma bana, göremezsin. Beni görecek gözün olsun istiyorsan sen de bak keyfine. Günah olsun varsın, yasak olsun. Yatarı neyse yatar çıkar insan. Yatmak da keyifli zaten zaman zaman. Günahı neyse çekeriz; sevap kadar günah da bizim için. Ne ilk günahımız ne de son olacak. Bakacaksan güzele bak illaki, keyfe bak yerindeyse. Değilse bekle bekleyebildiğin kadar; ya o vazgeçip inadından geri dönecek ya da sen gideceksin peşinden. Beni bırak sen, kendine bak. Hem günahın çok, hem de keyfin yok.