AH BU İŞLER - 16.01.2020

508 kere okundu

Varsa bir makas alırım yanağınızdan, bir bardak şekersiz çayınızı içerim, dinlerim sohbetiniz güzelse, hiç ses çıkarmam. Yürürüm sizle yol keyifliyse, susarım susmak gerekliyse. Söyleyin ne olur hangi mevsimdeyiz.

Denedim ama beceremedim. Kolay değil öyle. Ya keyifli olacaksın ya da keyifsiz ama ille de kafan boş olacak. Boş dediysem sürahi gibi değil. Gereksiz şeylerden arınmış olacak. Ota boka yorulmamış olacak. Olmayacak şeyleri beklemiyor olacak. Biliyorum olmuyor diyorsun. Bir dolu gerekçen de var üstelik. Haklı bile olabilirsin ama boş vermişlik diye de bir şey var. Varlarla yürüyeceksin yolunda. Yokların yokluğunu da kanıksayacaksın. Yok ben öyle yapamıyorum diyorsan sıkıntı.

Eşantiyon hayat var yaşar mısın? Dört tane litrelik kolanın yanında bir tane seksen gram patates cipsi; tırtıklı. Aynen  diyor. Aynen kim diyorum, tanıyorsam eyvallah da tanımıyorsam yorma beni. Aptal aptal bakıyor suratıma. Çok güzel görünüyorsun diyorum. Yakışıyor bu ifade sana. Hangisi diyor. Boş ver diyorum. Boş vermek dünyanın en güzel şeylerinden biri. Diğerleri neler diyor. Şaşırtmaya mı çalışıyorsun beni. Aynenle başlayıp aynen ile biten cümlelerin var senin. Üstelik topu topu bir kelime. Neresinden tutsan kayıp gidiyor elinden. Eşantiyon yaşam gibi. Para etmiyor ama varlığı keyif veriyor. Kafam karıştı diyor, gülüyorum. Bu iyiye işaret. Sesli düşünüyorum. Suratındaki ifade belirginleşiyor. Vazgeçecek birazdan.  Vazgeçmeyi de yaz boş vermenin yanına.

Varsa bir derdiniz, dinlemem. Ağlarsanız silmem göz yaşınızı. Gülerseniz sormam neye gülüyorsunuz diye. Susarsanız konuşmam. İnceldiği yerden kopar çoğu zaman, zorlamak boşunadır. Hem yorar zorlayanı hem de zaman kaybettirir. Zamanın değerini bilenler kopartır inceldiği yerden.

Ah bu işler ah. Alıkoyuyor bizi olup bitenden. Dışımızda gelişiyor her şey, dışında kalıyoruz her şeyin. Sorarlarsa yetmiş yıl yaşadı dersiniz. Neti kaç yıl diye sormazlar umarım. Yanlış doğruyu götürse de elde kalanla yetinmekten başka yol aramamışız kendimize zira. Zorlamamışız olanakları, aramamışız içimize yeni yollar. Kim ne yöne ittiyse o tarafa gitmişiz. Belki mızmızlanmışız zaman zaman, sorun da çıkarmışız belki ama nafile. Git babam gel babam hep aynı şey.

Kaç yılda deliriyor insan, ne yaşaması gerekiyor kıvama gelebilmesi için. Ama öyle uyduruktan delilik değil. Laf olsun diye pazarda mal satar gibi ben deliyim diyenlerden sıkıldım zira. Hiçbir deli ben deliyim demez. Hatta en akıllınız benim der. Çünkü onun için delidir kendisinden gayrısı. Umursamaz, aldırmaz, duymaz, konuşmaz, görmez, işitmez. Kaç yılda delirir insan, kaç kez denemesi gerekir. Tarifesi nedir, hangi yollardan geçmek gerekir.

YATAK ÜZERİNE DENEMELER - 21.01.2020

1297 kere okundu

O iş öyle olmaz yalnız. Sabah uyanıp perdeden sızan ışığa tav olunmaz. Kalkılmaz yataktan, yıkanmaz yüz. Üst baş giyilmez özene bezene. Hayat o kadar da planlı bir eylem değil. Git gel Konya altı saat derdi Hasan Külünk. Hızlı treni çıktı, otobanı çıktı değişti her şey. Fişek gibi gidip geliyor insan. Ya da yatıp kalıyor en tembel haliyle. Geceden kapatmış oluyor perdeyi sıkı sıkı. Gün doğsa da perdenin ardında kalıyor. Yağmur sesi geliyor belki ama o da cana minnet. Kalkmak istemeyen gövdenin üzerine ölü toprağı. Kaldığın yerden devam et uykuya. Güzel memleket sonuçta. Bi gömülüyorsun içine ne dert kalıyor ne tasa. Yaran olsa iyileşir yeterince uyursan. Hem ruha deva, hem bedene.

Tamı tamına yirmi nokta üç kilometre. Biniyorsun mavi başlıklı dolmuşa. Şehir merkezinden geçip Derince ’ye doğru gidiyor, sonra Altmış Evler, Doksanbeş Evler derken alt yoldan varıyor varması gereken yere. İnip yürüyorsun biraz. İstasyon Kebap’ta hep birileri var, yirmi yıldan fazladır değişmiyor bu. Eskiden adı Lalezar'dı, Türklüğü ayırt edici bir özellik sanan arkadaşlar Türk kahvesi diye değiştirdi. Yer aynı yer ama ismi başka. Rayların üzerinden denize doğru yürüyorsun. Eski iki ev var karşılıklı, ikisi de terkedilmiş. Hemen yanlarında üçer katlı iki ev daha. Onlar da karşılıklı. Deniz tarafındakinin üçü de dolu. Tren yolu tarafındakinin birinci katı boş. Yıllar önce daha taşındıklarının haftasında adam göz göre göre karısını bıçakladığı daire. Adam hapis, iki çocuk öksüz, kadın rahmetli… O gün bu gündür kimse tutmadı, kaderine terkedildi üç oda bir salon. Üst katında hukuk fakültesinde okuyan üç öğrenci. İkisi Trabzonlu, biri Batmanlı. En üst katta bir oda, büyükçe bir oda. Balkonlu… Balkonunda beyaz, plastik bir koltuk. Şezlong gibi. Ayağını balkonun demirlerine uzatmış oturuyor bir adam. Gelip geçen yok iki saatte bir gürültüyle önce görünüp sonra yavaş yavaş gözden kaybolan yük trenlerini saymazsak.  Yine yağmur var. Yine kapalı hava. Deniz hiç bu kadar yakın olmamıştı.  Limandaki gemilerden birine atlayıp gözden kaybolmak ne güzel olurdu!

İnan bana göz açıp kapayıncaya kadar geçecek, on yıl dediğin ne ki. Yirmi yıllık mevzuyu daha dünmüş gibi hatırlayan adam söylüyor bunu. Yabana atma. Yormuş olacak seni hayat ama aynı zamanda olgunlaşacaksın da. Sırtındaki yüklerden bir bir kurtulacaksın. Değerini anlayacaksın geçen zamanın. Durduramayacağını da kavrayacaksın. Gözlerinin yeteneği azaldıkça aklınınki artacak. Her kaybettiğinin yerine yenisini koyabileceksin. Ama bu şansa bağlı olmayacak. Seçimler tamamen. Doğru seçimler yaparsan doğru yollara sapacaksın. İhtiyacın olan her şeye rastlayacaksın o yollarda. Önce biriktirmeyi öğrenecek, sonra biriktireceksin. Yükte hafif pahada ağır olanları. On yıl dediğin ne ki, inan bana göz açıp kapayıncaya kadar geçecek. Dua et de boşa geçmesin.

Kendini sevmeli insan, evini sevmeli, yatağın sevmeli. Yastığını sevmeli, huzurla teslim etmeli başını ona her gün bitiminde. Ve acele etmemeli başını kaldırmak için. “Harika bir tabloyu yakarak ısınmaya çalışan aptallardır çalışkan insanlar.” der Emre Yılmaz. Kimseye karı yoktur çalışkan olmanın parayı ve gücü sevenlerden başka. Para ve güç de sevilir bir şey değildir aslında. Hastalıklı akılların yanılgısından üreyen bulaşıcı bir hastalıktır. Büyüsüne kapılan aptallarla beslenir ve yine yer bitirir aynı aptalları. Hiçbir hayvan fazladan avlanmaz, yiyebileceğinden fazlasını saklamaz. Bir ağaca gereğinden fazla su verirseniz kurur. Yeterinden fazla çalışıp, yeterinden fazla kazanan her insan için de geçerlidir bu. Kim icat etmiş zaten sabahın köründe kalkıp işe gitmeyi; kahrolsun sanayi devrimi, kapitalizm demekle olmuyor yani. Uyumakla oluyor, az yemekle, tembellik etmekle oluyor.

Olmayanlardan vazgeçip, olanlarla mutluluğa ulaşanlardan eylesin bizi. Vazgeçmeyi bilip yanlış yolda yürümekten kendini alıkoyanlardan eylesin. Aylak aylak gezenlerden, güzel bir melodi duyunca içinden de olsa eşlik edenlerden eylesin. Kötüden uzak tutup iyiye dost eylesin. Hanımeli koksun deniz kenarları, yağmurla yere insin havadaki toz. Bütün uçak seferleri, vapur ve otobüs seferleri iptal edilsin. Gitmesin kimse kimseden. Bizi sevdiklerimizle bir eylesin. Mutluluğumuzu daim eylesin.

Biliyor O kendini…

Deniz Uyumak
21.01.2020 Salı

Uyumak uyumak en iyisi yaşam ve ölümde