nasıl mutlu olacaksan öyle olsun - 2.9.2013

378 kere okundu

Eylül gelmiş çatmış, yaz hikaye olmuş bir kez daha. Güz gelip kapıya dayanmış. Av sezonu açılmış mesela, balık kokar olmuş sokaklar, hamsi kafasını kaldırmış, palamut Çingene sevdalarda. Ben bıkmışım sıcaktan, vıcık vıcıktan yaka silmişim. Sabahın köründe yola düşmüş İstanbul’a gelmişim bok var gibi. Bok var gibi işbaşı yapmışım ipini koparmış angaryalara. La bi git kıvamında kim cümle kursa, kim yanıma yanaşsa tekme tokat havalarda. Sevmiyorum sizi insancıklar, bok mu var yanımda. O saç da berbat olmuş söylemesem bi tarafım şişer, gerçi dam ne bok ki saksağan ne bok olsun.

Annen baban varsa her şeyin vardır, gerisi tırışkadan mevzular. Olsa da olurlar, olmasa da olurlar. Kim ben seni çok seviyorum derse yalan söylüyordur. Mum alevinde cümleler kurarak ne kadar sever bir insan diğerini. Ki ben düzenbaz bakışlara dedektör olmuşum, uyanık yüzsüzlere tokat.

Birileri seni sevmiyorsa vardır bir sebebi. Beni sevmeyenlerinkini söyleyeyim. Doğru tespitleri bodoslama cümlelerle yaparım. Birisi geri zekalıysa ona geri zekalı derim, uğraşsan yaparsın demem. Değerli olan değerlidir, değersiz olan değersiz. İki günlük dünyada herkesin gördüğü oyunları oynamak ikiyüzlülükten başka şey değildir, yüzsüzlük de çabası. Görüyorum sizi oğluuuum. Ve kızım. Yalvarıp gül koklanacağıma yalvarmam bok koklanırım dermiş annemin babannesi. Sizin gibi olup gül koklayacağıma dik durup bok koklanırım. Sizin iki üç lakırdınızla da yıkılmam. Hem yıkılsam ne olacak, sürünerek gelir gazulet; anneeee, anneeee, anneeee.

Tebdili mekanda ferahlık var, yeni bir yer ve yeni dalga dümen. Ne var zaten bir yerde bu kadar çok duracak. Kapıdan kaçamadım bacayı deneyeceğim. Pilavdan dönen Manisa Kırkağaçlı olsun. Amcam orada askerliğini yapmıştı, ne önemli yerdi eskiden. Amcam asker olmuştu, üstelik kırkağaç’da komando. La amcamı neden komando yaparsınız, takın birisinin yakasına hayatından bezdirsin. Demiş ya Temel; “benim payuma düşen askeri gösterun, işimi gonişarak halledeceğum.”

Sahi bir insan kızına doğum günü hediyesi olarak ne alır? Oyuncak diyene salak derim, elbise diyene aptal. Takı diyen Trabzonlu, para diyen İzmitli olsun. Ben olsam yıllar geçtikce değerlenecek bir şeyler alırdım, pahada hafif değerde ağır bir şey mesela. Ne mi alırdım? Size ne lan geri zekalılar, kızımla aramda ki şeyleri ne zaman paylaştım sizinle? Geri zekalı dedim de gezi zekalı geldi aklıma. Yirmi yıl sonra da her şey aynı olacak Eylülüm, birileri haklı birileri daha haklı olacak. Birileri kötü diğer birileri daha da kötü olacak. Sana zamanın kafaları değiştirmediğini gösterirsem taraf olmazsın belki, bertaraf olamayacak kadar yere basmayı öğretmeyen baba da eşoğlu  eşek olsun. Gerisi sana kalmış, nasıl istersen, nasıl mutlu olacaksan öyle olsun. Biraz geç oldu ama kusura bakmayacaksın artık;  doğum günün kutlu olsun.

Habu da benden olsun, benum da bir tarzum olsun; dam üstüne çul serer leyli de yar loylu da yar loy loy loy. Yar dediğin Eylül’e anne olsun.

editör cevap
26.9.2013 Perşembe

teşekkür ederim :)

ECEM KÜÇÜKOĞLU EYLÜL´ÜN GELİŞİ
6.9.2013 Cuma

EYLÜL AYI GELİNCE AKLIMA SİZ VE SİZİN KIZINIZ GELİYOR AKLIMA. NASILDA BÜYÜMÜŞTÜR O GEÇEN 1 SENEDE. ALLAH SAĞLIKLI UZUN ÖMÜRLER VERSİN.

sevişebilme ihtimali - 9.9.2013

1367 kere okundu

Bir adın var mı diye sorar adam, kız gülümser… Ne dediğinin bir önemi yoktur, dişlerini göstermişse işler yolundadır. Laf lafı açar, bazen uzun bazen kısa sürer; bezen üç beş dakika bazen birkaç yıl. İlk kurulan cümlenin “bir adın var mı” olması da gerekmez ayrıca. Hatta ilk seferinde kadının gülmesi de. İlk cümleyi kuranın erkek olması da zorunluluk değildir. Ama kesinlikle konuşmak gerekir, anlamlı ya da anlamsız cümleler kurmak… Sonra sevişilir; bazen yumuşak, bazen hoyrat dokunuşlarla.  Bezen üç beş dakika bazen bir kaç saat. Bezen kadının keyfi yerindedir bazen erkeğin. Birbiri içine giren vücutlar, ihtiras dolu iniltiler, ter ve kan… Bazen de koyun melemesi gibidir, bir taraf hayal kırıklığı yaşarken diğer taraf buna da şükür demekle yetinir. İki tarafın da keyfi yerindeyse ki bu çoğu zaman gerçekleşmez cümle kurmaya değmiş demektir. Ama her şeyden önemlisi ve ulaşılmaya çalışılan nokta huzur dolu bir uykudur. Sevişirsin ve uykuya dalarsın…

Cümleler kur, seviş ve uyu.  Hayatın denklemi bundan ibarettir. Aslında direkt sonuca gitmek en akılca olandır. Cümleler kurma, kadına katlanma ve uyu. Ama eğer etrafta bir kadın varsa ya da kadınsız olmuyorsa tadını çıkart. Çünkü kadın varsa huzur yoktur bu dünyada. Ve dünya birazcık da olsa mutlu bir yer olsun istiyorsan cümleler kur dozunu kaçırmadan. Kaçamak bakışlar ve yumuşak dokunuşlarla süsle zamanı. Sonra seviş kana kana. Yoksa çekilmez olur kadın dolu bu dünya.

Dostoyevski insanları hayata geliş amaçlarına göre ikiye ayırmış. Bir bölümü ki çoğu kabul etmez bunu sırf türlerinin devamı için vardır. O kendini büyük bir adam zannetse de tek yapabildiği çiftleşmek ve çoğalmaktır. Daha fazlası gelmez elinden. Bir bölümü ki herkes kendini o gruptan zannetse de sayıları çok azdır toplumu ileriye götürmek için yaratılmışlardır. Ama onlar da fire vermekten alamaz kendini. Kadın denen canlı bir yolunu bulur kandırır, aslında sevişmek için varsın fikrini yerleştirir kafasına. Ama eğer toplumu ileri götürecek kişi kadınsa işi kolaydır, egemen erkek toplumunun kaba kuvvetine karşı koyabildiği sürece onu yolundan döndüremez kimse.

Devamını okumak isteyen kitap alsın; tırı vırı Dünya  :))

Uzaklardan Sevişebilme ihtimal
9.5.2014 Cuma

İlginç bir bakış..

hangi arkadaş - 11.9.2013

190 kere okundu

Kime iyilik yaptıysan ondan koru kendini diyor Mehmet Akif Ersoy… Yıllar sonra cevap veriyor Veysel; “Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır.”

Cebinizden bir demir para çıkartın ve havaya atın, kimseye söylemeyin bunu, göstermeye çalışmayın. Para yere düştüğünde paraya değil çevrenize bakın, kulak kabartın. Kimden yazı ya da tura sesi geliyorsa ona zaman ayırın. Çünkü diğerleri o kadar da umursamıyorlardır sizi.

Dostluk ya da arkadaşlık denen kavramlar o kadar boktan şeylerdir ki eninde sonunda kokusu çıkar. Bir şeyler yapmaktan hoşlandığınız, birlikte zaman geçirmekten zevk aldığınız kişilere arkadaş denir. Onlarlayken susmazsınız, yerinizde duramazsınız. Sürekli bir şeyler yapma ihtiyacı hisseder, durursanız biteceğini zannedersiniz. Dostlar öyle değildir. Bir ömür ayrı kalsanızda ilk karşılaşmanızda kaldığınız yerden devam eder her şey. Kıpırdamadan dursanız da hiç cümle kurmasanız da güzeldir varlıkları. Ona bir şeyler ispatlamak zorunda değilsinizdir, kendinizi ispat etmeniz gereksizdir. Çünkü siz onu bilirsiniz o sizi. Çünkü her nasılsa açılmıştır kartlar ve masada kalanlarla devam edilmektedir yola.

Arayıp sormayın arkadaşlarınızı. Doğum gününü es geçin mesela, bayramlarda hatırlamayın. Aradığında açmayın telefonu, bir daha aramasını bekleyin, hatta yine açmayıp biraz daha teslim edin kendinizi zamana. Önce elini uzatan siz olmayın, uzanan eli sıkıca kavramayın. Çok güzel olmuş saçını, mutlu geçen gününü umursamayın, sizden duymasın, sizden bilmesin. Bir yerlere çağırdığında mırın kırın edin, ağırdan satın kendinizi, kazanılmış toprak olmayın.

ya sev ya sittir git - 13.9.2013

518 kere okundu

Bu aralar ikili ilişkilere takmış durumdayım… Sevgililik olsun, dostluk ya da arkadaşlık olsun çıkar hesabı güden, bilinçli ya da bilinçsiz karşısındakini yaralayan salaklara fazlasıyla dikkat eder oldum. İki günlük dünya’da kendisine verilen değerin hakkını veremeyen herkes kiloyla salaktır, hatta öküz kere öküzdür.

Dün ya da ondan önce ki gün yazmıştım; arayıp sormayın kimseyi, boş verin varlıklarını. Yokluklarının sizde bir eksiklik yaratmadığını önce siz görün sonra onlara belli edin. Hatta sırf sizin görmeniz yeterli; belli etmeyin ibnelere, sittir olup gitsinler. Ver ver ver nereye kadar, bırakın biraz da onlar versinler. Hem vermekle kim iyi olmuş ki siz iyi olacaksınız. Ne demiş eskilerden biri; deveye diken insana…

Sizi ihmal eden sevgilinizi terk edin, hatta en kısa zamanda birini bulup tuzla ovun yarayı. Birincisi unutturmasa bile ikincisi, en kötü üçüncüsü unutturur her şeyi. Netice itibariyle sevgiliniz bir Mehmet Aslantuğ, bir Arzum Onan değil. Şimdi bunu okuyan yeni yetmeler onlar da kim derler. Haklılar da… Sinan Akçıl diye bir moron var mesela… ona bile aşık olanlar var. Selana Gomez var ecnebi, justin adında bir kız, pardon erkek var. Onlara bile tav oluyor milyonlar. Defedin gitsin yani, aldatın sevgililerinizi, sizi ihmal edeni siz daha beter edin.

Dost geçinen denyolar için de geçerli bu. Ayaklarınız yere sağlam basıyorsa kalabalığa gerek yok. Az insan çok huzur neticede. Geçen yıl bir balık lokantası açtım. Arkadaş, hatta dost diye geçinen bir dolu insanın aslında ne mal olduklarını görmemi sağladı ilk üç beş ay. Beklenilen değil de yapılmayınca göze batan meseleler var. Meğer bir dolu arkadaşım balık yemezmiş de benim haberim yokmuş. Akıl vermeye sıra gelince hepsi akıl tanesi, işe sıra gelince bırakıp kaçarlar. Benim ortak vardı Kandemir, o daha da beter. Adım attığımız yerde eşi dostu vardır, üstelik hepsi Karadenizli hepsi balık hastası. Ama gel gör ki adamlar yemeği başka yerde yiyor çayı bizde içiyorlar. Yiğidi öldür hakkını ver ama; Selim Hoca’nın yeri ayrı. Ben adamı yaptığı işten anlarım; lafla peynir gemisi yürümüyor neticede.

Kadıköy’deydim az önce. Az önce dediğim on ikiyi geçmişti saat. Gaz kokusu sahile kadar iniyordu. Çarşının içine bile giremeden gözlerimiz ve genzimiz yandı. Geri dönüp iskelelerin orada bir çay içip sonra da Bostancı’ya geçtik. Ulan geri zekalılar neyin peşindesiniz. Tayyip gidene kadar yürüdünüz, taşkınlık yaptınız. Eyvallah… Tayyip gitti öbürü geldi diyelim. Sonra Tayyip’in tayfa da çıkmayacak mı sokağa. Madem iktidar kavga gürültüyle değişiyor, al sana hodri meydan. Meydan dediğim de ekonominin en canlı olduğu yerler. Bir bakıyorsun Taksim, bir bakıyorsun Beşiktaş, Kadıköy… Hani emekçiydiniz, hani halkçıydınız… Emekçi işine gidemiyor, işine gitse müşteri yok… Gaz kokusundan, can korkusundan sokaklara girilmiyor. Halk halka açık sokaklarda istediği gibi gezemiyor, insanlar bakkala gidemiyor başlarına bir şey gelecek diye. İyi de biz sizin iyiliğiniz için yapıyoruz bunları diyecek çok bilmiş salaklar şimdi. Ulan geri zekalılar, izin verin de benim iyiliğime olanı ben bileyim. Hem ben sana ne zaman gel bana rağmen benim hakkımı savun dedim.

Polis şiddet kullanıyor, evet doğrudur. Yirmili yaşlarda ki genç polislerden ne bekliyorsunuz. Ben bile protestonun dozunu çoktan kaçırmış kalabalığa kızıyorum. Kaldı ki aldıkları üç kuruş maaşla gece gündüz halka karşı savaş veren bu elemanlar sağlıklı düşünecek. Ölüm ve yaralanmaların bu kadar az olduğuna bile şükrediyorum. Polisler barut gibi, muhtemelen üzerlerinde ki üniformaları ve görevlerini unutup dişlerini sıkarak saldırıyorlardır göstericilere. E hükümet de arkalarında, herkesin ortasında bir tanesi silahını bir göstericinin başına dayayıp tetiği çekse iç işleri bakanı benim polisim masumdur diyecek. Diyeceğim o ki al birini vur ötekine. Şirazemiz kaymış bir kere, bu saatten sonra iki taraf da kanat takıp melek olsa şeytan gibi görünür.  Olan da yanlışların demokratik ve hukuk yoluyla çözülmesi gerektiğini düşünen ve elinden geldiğince objektif olmaya çalışan halka olur.

İçinde insan olan her şey eninde sonunda boka sarar. En yakınımdakileri bile sevmiyorum bazen. Ve herkesten vazgeçecek kadar seviyorum kendimi. Çekirdek aile dışında ki herkes eninde sonunda fazlalık... Yıllardır yakınıma yeni birilerini sokmadım, kısa dönemli birkaç arkadaş dışında hep aynı kişilerle görüşüyorum yıllardır. Yüzde sekseni benden sivri dilim konusunda şikâyetçidir ama bir tanesi de defolup gitmemiştir. Hem yiyecek hem dudaklarına sürmeyeceksin. Oh ne ala memleket. Ben buyum arkadaş, değişmeyi de düşünmüyorum. Hem ne verdiniz bana benim size verdiğimden çok. Kalmayı seçen katlanmayı da öğ-re-ne-cek.  Bana müdahale eden bavulunu hazırlasın, biletini cebine koyması benden, gideceği yeri seçmesi ondan. Kapadım telefonumu, kapsama alanı dışındayım artık biline.

Bunları yazmamın nedeni bir kişi ya da bir olay değil. Dedim ya bu aralar bu mevzulara taktım diye. En yakınımla konuştum bu gece, katıldı her tespitime. Ki pek de âdeti değildir bana haklısın demek. Tespitleri dile getirirken kullandığım sivri dil de benim tarzım. Dedim ya, işine gelmeyenin bileti cebimde.

 

barakam yıkılmaz bugün - 14.9.2013

1242 kere okundu

Tarafını seç ve katıl oyuna, bugün cumartesi, bugün güneş, bugün tatil, bugün sokak… Oyun dediğim yere çizgiler çizip kareler oluşturuyorsun, ilk kareye koyduğun taşı zıplayarak diğer karelere iteliyorsun. Nesi kötü çocuk olmanın, çizik taş mı deniyordu gelmedi hatırıma şimdi. Sahi önce ben mi başlasam Eylül mü? Boşuna ısrar etmeyin sizinle oynamak istemiyorum.

Tatil bitti bitecek, pazartesi yelkenleri teslim ediyoruz rüzgâra. Dinlendik mi yorulduk mu belli değil, mutlu muyuz mutsuz mu karar verilemedi. Otuz yıldır ilk kez tatilin bitmesini istemeyen ben hayattan elimi ayağımı çekmek peşindeyim. Üstünkörü dokunuşlarla, artık ne kadar olursa ne reye kadar giderse kıvamında. Sahi ceketimi size verebilirim üşüdüyseniz.

Devamını okumak isteyen kitap alsın; tırı vırı Dünya  :))

editör cevap
26.9.2013 Perşembe

savaşarak kazanılan aşk görülmemiştir. bir kez boka saran bir kez daha sarar, on kez daha sarar... ben olsam tadını çıkartabildiğim kadar çıkartırdım, gittiği yere kadar giderdim. çünkü ne yaparsan yap su eninde sonunda yolunu bulacaktır.

gizemli aşk
14.9.2013 Cumartesi

birini seviyorsunuz, ama ne yapsanızda olmuyor, sürekli kendini düşünüyorsun, kendi gururunu düşünüyorsun.. Her seferinde b.k varmış gibi ayrılıyosun. ya siz ne yaprdınız. bırakıp kaçarmıydınız yoksa kalıp savaşırmıudunuz

hep o pazartesiden - 18.9.2013

1516 kere okundu

Bir çift görmedim ve duymadımla başlıyor hayat. Görmediklerini konuşuyor, duymadıklarını yazmaya başlıyorsun. Önceleri yalan olduğunu bilsen de zamanla kendin de inanıyorsun. Üç maymunun üçü de yalanı öğrenmiş. Sırra kadem basmış eski sevdalar, sevdalar kumu ardında bırakarak akıp gitmiş. Yaz günü üşüyor, kış ortasında yanıyorsun. Önce memnun zannetsen de zamanla şikâyet ediyorsun. Ne geçti pazartesiden bugüne şunun şurasında.

Yelkene rüzgâr dolmuyor yeterince, Salı çarşambaya çok uzak, Perşembe ve Cuma hayal gibi. Ah o hafta sonları, ah o tatil günleri, bayramlar. Zamansız uyandırılmışız Pazar sabahı, geceden kalmayız üstelik. Gözlerimizi ovuşturup etrafımıza bakıyoruz, tanıdık geliyor uzun siyah saçlı kadın. Kayboluyor dudağımda ki gülümseme, orta yaşı geçkin saçsız adam geliyor gözümün önüne. Asık suratı eskiden kalma; güneş ve yağmur değmemiş, huzur ve mutluluk görmezden gelmiş. Bir kahkaha duyuluyor en yapmacık haliyle, siyaha ve kızıla bürünüyor eller. Eller ki el kadar uzak. Kulaklarımı kapatmak için kullansam gözlerim açık kalacak, gözlerimi kapayıp görmesem kulaklarım her şeyi duyacak. Yorgun başladı yol ve bitmeyecek kadar uzakta hedef.

Ben kaybettim hedefimi pazartesiden. Ah o pazartesiden, pazartesiden… Ne geldiyse başımıza hep o pazartesiden. Bitse de gitsek, başlamasa hatta olmasa hiç. Bir çocuk sesi olsa, yürümeye yeni başlayan minik suratlı bir eylül. Duymasa maymunum, görmese ve konuşmasa ondan başkasını. Hayat cumartesi olsa, bir gün daha uzak olsa pazartesiye. Ne geldiyse başımıza tek suçlusu o, ne kadar bedduam varsa hepsi pazartesiye.

Söylemiş miydim sizi sevmediğimi, adaları ve kuş uçmaz kervan geçmez sahil kasabalarını sevdiğimi söylemiş miydim. Duracak kadar gücüm, gidecek kadar cesaretim olmadığını söylemiş miydim? Ne çok konuştum oysa, ne çok kelimeyi heba ettim cümlelerimle. Seni heba ettim gün be gün zaman. Pişman olmadığımı söylemiş miydim? Söylememiştim biliyorum söylememiştim.

çoban salatası - 20.9.2013

367 kere okundu

Domatesler Çanakkale’den, salatalıklar Çengelköy, soğan Ankara Polatlı’dan. Zeytinyağı Aydın, nar ekşisi Adana’dan. Tuz bildiğiniz iyotlu Billur. İnanın hiçbir fikrim yok ama öyle olsa daha iyi olurdu zannımca. Gerçi domatesler Çanakkale gibi duruyor hakkını yememek gerek ama bu mevsimde Çengelköy’de iki ayaklıdan başka hıyar bulmak mümkün değildir. Manavları saymıyorum. Şimdi kalkıp tuzun markasına bakardım ama hiç gereği yok. Çarşamba iki çipura iç ettim güveçte fırınlayıp, dün akşam da bir kiloya yakın Akçaabat Köfte. Yeter artık dur demek gerek. Göbek alıp başını gidecek, sonra dur uğraş küçültmek için. Mevsim kapanmak üzereyken patlattım bir çoban salata, yapan da çoban olsun yiyen de üstelik. Bu kadar salatayı bir seferde yiyene çoban derler zira bizim oralarda.

Benim bir gitarım vardı telleri dert görmesin. Arada tımbırdardı bozuk bozuk. Sahi hangi sevdaya yenik düştü, kime kaptırdı tahtını. Ah benim şu ayran gönlüm, kabarıp kabarıp sönen gönlüm. Gerçi parmağı da palamuda gazi verdik, bıçağı kaydırıp köpoğlunda canımıza zarar verdik. Ah Kandemir ahh. Ne demişti şair buna benzer durumda hiçbir fikrim yok; halim yok, şevkim yok, isteğim yok. Yok kere yok benden yana.

Ne güzel ay şu eylül. Hep buralarda kalsak bu kıvamda. Yağmur yağsa arada bir, ufaktan ısırsa soğuk. Tenhalaşsa kenarı denizin, mangalını zulaya kaldırsa şehrim öküzü. Dumansız hava sahası diyip geçmeyin çok önemli. Sigara halt etmiş sahilleri kebapçıya çeviren kekoların yanında. Ulan denize yakın oturan biz sefasını süren başkaları. Türk milleti piknik yapmak için yaratılmış sanki. Gerçi kürt kardeşlerimize de haksızlık etmeyelim. Şimdi ırkçılık yapıyorsun derler. Ki aratmazlar bizimkileri öküzlükte. Yiğidi öldür hakkını ver bir yerde, hatta mümkünse her yerde. Eylülü bile rahat bırakmıyor bu hayvanat bahçesinin insan müsvetteleri, neresinden girdik paragrafa neresine geldik. Yok aga inmiyorum sahile mahile. O görgüsüzler varsa ben yokum. Ulan danalar adam gibi yapacaksanız pikniğinizi amenna. Ama battaniyelere sarınıp günü gözümün önünde geçiriyorsunuz ya. Onca insanın içinde oturma odanızda ya da televizyonun karşısında koltuktaymış gibi davranıyorsunuz ya. Sizi bu şehre sokanın yatacak yeri yok şerefsizim.

Yine bozuldu asabım, atarım tutarım geldi yine. Oysa ne güzel bir mevsim, ne güzel bir ay ve gün. Sabahı güzel gün, yağmuru bol, havası kapalı gün. Sevdim seni bugün haberin yok.  Haberin yok onca uzaktayken. Ulan ne vardı gidecek ben buradayken. Şimdi salatayı paylaşmak vardı, kimsenin anlamadığı bir dilden cümleler kurmak vardı, minik öpücükler kondurmak vardı boynuna.

mevsim sonbahar - 24.9.2013

562 kere okundu

Mevsim sonbahar, eylül yüzünü ekime çevirmiş, rüzgâr soğumuş, güneş gitti gidecek. Sokaklarda uçuşan yapraklar resme renk katıyor. Tek eksiğimiz hüzün, o da usul usul sokulduğu köşe başından göz kırpıyor. Hoşgeldiniz, nerdeydiniz ey sevgili hüzün, anladım o çekmecede gizliydiniz, hoş geldiniz… Zamanı gelince gizlediğimiz yerden çıkarıyoruz duygularımızı, bilerek ve isteyerek yaşıyoruz. Öğrendik her şeyi, sevince ne olur bize, üzülünce ne yaparız biliyoruz… Gülüşlerimiz sevdalarımızda kaldı, yüzümüz de düşmüyor büyüdüğümüzden beri. Sahi ne vardı büyüyecek, ne vardı yazdan kıştan geçecek.

Pazartesi giderken götürse bizi de, uzak denizlere götürse, soğuk diyarlara, dağlara ve ormanlara götürse. Daha karla kaplanmadan yerler, Eylül’ü güneşin önüne katıp götürse. Salı olmasa, bitmese yolculuk, geri dönüş yolu kaybolsa.

Gel gör ki umursayan yok, bitmesin dediğin pazartesi biter, gelir çatar uğursuz bir Salı. Yıldızlar yarın ki güneşin habercisi, yol kısa, kar yok, Eylül uykuda. Bu saatten sonra kim anlar bizi, bu saatten sonra kim aklar bizi… Sahi o kadar da suçlu muyuz? O kadar mı çıktık yoldan? Ak dediğin nedir hem, ben siyaha vermişim gönlümü. Gel gör ki yastığa koydum mu kafamı, gel gör ki yumdum mu gözlerimi boydan boya sevda. Ben siyaha gidiyorum gece bir otuz.

dilim yandı defalarca - 25.9.2013

1132 kere okundu

Dönen şanslardan istiyorum, kem olmayan talihten, kara olmayan bahttan istiyorum. Lacivert bir terliğin üzerine mavi bir kot pantolon istiyorum ve beyaz bir gömlek. Terliğin tabanında beyaz üzerine kırmızı çizgi istiyorum boydan boya. Pantolon boru kesim, hafif düşük bel. Tişört düğmeli yaka olacak, hem vücuda oturacak hem de spor görünecek. Mehmet’i istiyorum yirmi bir yaşımın haziranında. Bodrum kalesinin hemen ardında bok kokan taşların üzerinde bir şeyler atıştıralım demesini istiyorum. On beş sene önce ki bok kokusunun aynısından, ulan başka yer yok mu bir şeyler yiyecekten, kaymakamlığın bahçesinde sızıp kalandan istiyorum.

Şakaklarıma yağan kar tutmuyor artık, çimen yok toprakta, sıcak eritiyor düşen beyazı. Yapraklar rüzgârla pek bir sıkı fıkı, ne selam veriyorlar ne sohbete uğruyorlar. Bir yoldur sonu belli, yürüsen de geçiyor zaman dursan da.

Maceralar başlar ve biter, başladı ve bitti. Yorucu bir yıl, güzel arkadaşlıklar ve parayla satın alınan tecrübe. Paşa’yla anlaştığımız bir konu olmasın varsın. Mustafa’nın suratımdan kan çıkartmayan tıraşını da unutalım, Salih’in çayını, Sait ve kardeşinin gülen yüzünü unutalım. Başa saralım desen istemem. Parayla para kazanılmaz her zaman, Mehmet’i İrfan’ı nerede bulacaksın bir daha, Paşa’ya hangi öykünün kıpırtısında rastlayacaksın. Her şeyin bir sebebi vardır bu hayatta, son bir yılın sebepleri cepkenimde. Kim zarardasın demişse halt etmiş.

Hayatın akışına bir kez müdahale ettin mi hep müdahale etmek zorunda kalırsın. Dilim yandı defalarca oradan biliyorum. Düzeltmenin düzeltmesinden, iptalin iptalinden biliyorum. Gören de zannedecek Lost tadında bir hayat yaşıyorum… Oysa bildiğiniz ekmek teknesi, ne fazlası var başkasından ne de azı. Ne kelimeler süslüyor hayatı ne de bağırış çağırışlar. Aylarca dönüp dolaşsan aynı yerde buluyorsun kendini. Ne kadar uzağa gidersen git ilk nerede mutlu olduysan oraya dönüyorsun yüzünü. Az kaldı anne, birkaç hafta sonra yanındayım…

gün de vasat günce de - 28.9.2013

48 kere okundu

Şimdi neden bahsetsem, kimden dem vursam. Oturup koltuğa kalkmasam mı, yatıp kalsam mı yatakta. Cumartesidir diyip pazara mı hazırlansam. Göbeği hafiften salmış gövdemi sokaklara mı atsam. Ayağımda ki terliklerle soğuğun tadına mı baksam. Bir deniz mi bulsam kendime yosun kokan, bir yağmura mı yakalansam yalınayak… Şimdi ne yapsam bu cumartesi gecesinde, Eylül’e mi yar olsam güneş’e mi… bir kadeh bir kadeh daha… Votka’ya kavun katmış elin gavuru, tutup kafayı mı bulsam üç beş duble sonunda…

Bir miskinliktir ki sormayın gitsin. Yatsam kalacağım yattığım yerde. Oysa dün gece bir dolu laf ettim uykusu gelenlere. İçli köftenin kıvamından mı humusun ve ezmenin tadından mı bilemedim ağırlık çöktü adamların üzerine. E siz yatın biz kahve içelime gelmişti ki mevzu oyunbozanlık yaptı sarı tişörtlü dev. Gidelim dedi ayağa kalkıp.

İrmik… İçinde dondurma gizli. Kim akıl eder böyle şeyleri bilmem ki. Pendik Gülistan’da yemiştim ilk; iyiydi, çok iyiydi. Sonraları bozdu her şey gibi, kalmadı ilk tadı. Başka yerlerde denedim zaman zaman, aynı kıvamı bulamadım. Kadıköy Beyaz Fırın’da yemiştim son. Normalde bademli irmik denir merete ama bunlar irmikli badem yapmışlar. Bir porsiyonu bitirebilen Kadıköy’den Gebze’ye yürüme geçer diye yazmayı unutmuşlar cama. Ben yarısını yedim, zaten evim de Maltepe’de olduğundan sahilden yürüye yürüye…

içine sıçtığım İstanbul - 30.9.2013

284 kere okundu

Yazmış olmak için yazılmaz; kimse para vermiyor bana sonuçta, öyle aman aman yazılarımı bekleyen de yok. Kafama esince üç beş kelime, esmeyince o da yok. Eskiden iki günde bir cümleler cümleler cümleler, şimdi bazen on gün geçiyor ama yine de tık yok. Yokluk zamanlarındayız sizin anlayacağınız, yazan var yazdıran yok.

Yağmur yağsın da öyle uyuyayım dedim; yağmur gelmedi ama saat gitti, sabahın beşi ve ben hala salak gibi ayaktayım! Salak derken hakaret anlamında kullanmadım, biraz sevimli, biraz kafasız, biraz pişman… Yağmurun da yağası yokmuş zaten sonradan düştü jeton. Ki kabahat jetonda da değil, yıllarca ihmal edilen kim olsa aynısını yapar geç düşer düşmesi gereken yere. Sahi jetonu olan var mı içinizde. Hani telefonu kullanabilmek için şaaptığımız jetonlardan.

Boktan bir haftaya uyanmak için yatıyorum şimdi. İçine sıçtığım hafta, içine sıçtığım İstanbul, en içine üstelik… Sen bana sinkaf ben sana sinkaf. İnceldiği yerden kopsun meret ve pilavdan dönenin… Fırsatını bulana kadar en azından, hem pilav dediğin kilo yapar, ben metal kaşık alayım lütfen.