MÜKEMMELİZ BİZ - 01.11.2016

744 kere okundu

Ne çok haklıyız, ne çok doğru her sözümüz. Öylesine eminiz ki top vursa yıkılmaz fikrimiz. Çok şey bilmemize de gerek yok. Kendi kendimize referans olup, kendi kendimizi destekleriz. Çevreden de bize paralel üç beş kişi bulduk mu değmeyin keyfimize. Diyor ya şair; “bi biz güzeliz, başka herkes çirkin.”

Aşk, siyaset, sosyal yaşam, iş…  Neye el atsak elimizde kalıyor. Adı ne olursa olsun, içeriğini umursamadan mutsuzuz yaptığım işten. Çok iyi değiliz ve bunun kabahati sürekli başkalarında. Az kazanıyor çok çalışıyoruz. Hak etmeyenler ödüllendirilirken bizim payımıza ceza düşüyor.

 Aşık olsak karşılığı olmuyor, olsa istediğimiz kadar iyi hissettirmiyor, yetmiyor hiç. Evlensek büyü bozuluyor, boşansak çocuk perişan oluyor. Adamlar odun, kadınlar sürtük. Kimi sevsem sana benziyor derken çok da iyimser değiliz. Sonsuza dek süren aşklar filmlerde oluyor ki onlardan da sıkılıyoruz. Yeter artık, bitsin bu dizi diyoruz. İnanmadığımız aşkı kendimiz için şiddetle talep ediyoruz ama sesimizi duyan olmuyor.

Bize kazık atmayan arkadaşımız yok gibi. Sürekli birilerinden soğuyup birilerine ısınıyoruz. Yeterince tanıdığımız herkesin yeterince kötü olduğuna inandırıyoruz kendimizi. Şekillendirdiğimizden sıkılıyor, şekillendiremediğimizi suçluyoruz. Vermeden almak niyetimiz. Çevremizdekilere bir şey katmasak da onlardan hep bekliyoruz. Kırıp döküyor ve özür bekliyoruz. Kötü davrandıklarımızdan minnet bekliyoruz. Merhaba demediklerimizden selam, iyilik yapmadıklarımızdan teşekkür bekliyoruz. Yanlış davranışı anında yargılayıp yanlış davrandığımızda hoşgörü bekliyoruz. Hayat beklemekle geçiyor ve payımıza hayal kırıkları düşüyor.

Önce birisini seviyor sonra onun her fikrinin taraftarı oluyoruz ya da sevmediğimiz liderin rakibine gönül veriyoruz. Bilgimiz olmadan karar verip bütün kalpsizliğimizle duyarlı görünmeye çalışıyoruz. Kapalı algılarımızı sadece işimize gelen uyarılara geçiş izni veriyor. Doğru ile yanlışı ayırmaktan uzak olmakla yetinmeyip altı boş doğrularımız tüm insanlık tarafından benimsensin. Bunu aptallıkla açıklamak iyimserlik olur. Kötüyüz biz, bilerek ve isteyerek kötüyüz. Kendimizden ve en yakınlarımızdan başka hiçbir şeyi düşünmeyiz. Haklı çıkmak uğruna dünyayı yakmak alışılagelmiş özelliklerimizden biridir. Kendi hayatımızı bile yoluna sokamamışken memleketleri idare etmeye kalkarız. Hadsiz ve patavatsızız. İşte, aşkta ve arkadaşlıktaki mükemmel performansımızı siyasi arenada da göstermekten çekinmiyoruz. Çünkü mükemmel olmasak da mükemmele yakınız. Bu belirsiz yakınlığı başkalarına yutturmaya çalışarak yolun sonuna doğru hızla yürüyoruz.

ÇARŞAMBAYI ANLAT - 03.11.2016

1661 kere okundu

Çarşamba gelir, sen gör çarşambayı; salıdan gör, pazartesiden, hatta hafta sonundan gör. Hazırla kendini. Erken kalk sabah, soğuk suyu çarp yüzüne, çapakları temizle gözünden. Aç gözünü, gör çarşambayı. Özensiz bir şeyler giy, anla çok da önemli olmadığını. Geç olmadan düş yola. Yanına badem al, kavrulmamış olsun. Sıkıldığın zamanlar olacak, birkaç badem at ağzına. Leblebi alma sakın; fakir kuruyemişidir. Fakirliğim belli olmasın diye yemem ben, sevmemeyi de öğrendim zamanla. Ya da boşver bunları, çarşambaya odaklan sen. Geliyor çünkü, gör çarşambayı.

Çarşamba gelir, yolda karşılaşırsınız. Salıdan bahset ona, bilsin. Bilsin ve vazgeçsin başına buyruk davranmaktan. Bilsin ve durulsun biraz. Yeşile çalsın, maviye çalsın, çok kırmızı gözü yorar. Senden bir gün önce de, sabahın beşinden altısına kadar uyudum de, deliksiz bir uyku çektim. Sen yoktun de, birbirini umursamayan insanlar, trafik karmaşası, akşam haberleri, mahalle pazarının çığırtkan esnafı yoktu de. Yarısını yaşadım ölümün de, sen yoktun ve benim umurumda değildi de. Bilsin! Yarın yine olmayacaksın ve yine umurumda olmayacak de. Gece on birde yatacağım, beş dakika sonra uyuyacağım ve umurumda olmayacaksın. Ama sen bil, gör çarşambayı; pazartesiden, salıdan gör.

Yoklukla öğrenilir varlığının kıymeti ve varlıkla öğrenilir yokluğunun kıymetsizliği… Anlat ona! Düzgün cümleler kur. Öğlen olunca yemeğe git, garsondan karışık yemek iste. İzmir köfte, orman kebabı ve türlü. Bir şeyi tam yapmanı öğütler bilenler, sen dinleme onları. Her şeyi yarım yap, bil hepsini, tadına bak. Karışık yemek istesen olmaz derler ama o lokantanın o garsonu demeyecek. Doğup büyüdüğü kuzey şehrinde, mesleğe ilk başladığı yazları ve kışları yağışlı, her daim nemli o memlekette bilir herkes. Karışık yemek isteyebilirsin. O da oradan bilir. Her şeyi biraz bilir ve hiç bir şeyi tam bilmez. Kravat takan beyaz gömlek giyip üst perdeden konuşan adamlardan olmak isterken patronunun ağız kokusunu çeken bir garson olmasının da tam olarak budur sebebi. Hiçbir şeyi tam olarak bilmemek. Sonra pilav söyle, üzerine kurunun suyundan döksünler. Ve tatlı, o da karışık olsun. Yemekten sonra çay gelecek masana ince belli bardakla. Her yudumda bir cümle kur, çok konuşmaktan kaçın. Çok konuşursan dikkate almaz seni, doğruların kaybolur gider kalabalığın içinde. Bahşiş bırakma garsona. Çünkü çalıştığı dükkânın kazanacağı paradan daha çok önemser kendi alacağı bahşişi. Yanlışa prim vermiş olursun. Mutlu olmaz zaten sen ne yaparsan yap, milyonlarca sebebi vardır kızıp gerilmek için. Küfredecek ardından, umursama. Çarşamba gelecek salıdan sonra, gelir hep, gör onu.

Yürürken sigara içmeyi sevmez çoğu. Hareket etmeden içince daha keyifli olsa gerek meret. Aldırma sen onlara. Geç kalma işine, durduk yere mutsuz olmak için sebep arama kendine. Sen yarının bugünden farkını ara, bugünün düne benzerliğinde ara bu farkı üstelik. Gözünü aç, kulağını da aç ama konuşma. Susmak iyidir her zaman, sustukça anlayacaksın. Bir ona konuş, anlat ona. Yağmurdan sonraki toprak kokusunu anlat. Çamurlanan ayakkabılarını çimlerde gezdirerek nasıl temizlediğini anlat. Tenine değen her damlada yaşadığın hissi anlat. Üzerine üzerine gelen beton yığınlarını, gökyüzüne baktığında göremediğin yıldızları, kendini dinlediğinde duyduklarını ve duyamadıklarını anlat. Mayıs akşamlarından bahset, ateş böceklerinden. Oruç tutmuyor olsan da hevesle oturduğun iftar sofralarını, üzerine şeker serpilip fırına verilmiş ramazan pidelerini anlat. Tebessüm edecek sana, sen de tebessüm et anlatırken. Yine toprak kokusu de heyecanla, sonra sus bir an, dal git uzaklara. Boşver de, hisset bu tek kelimelik kocaman cümleyi iliklerinde. Git de, döneceksin ama yine de git de.

Çarşamba gelir, sen gör çarşambayı her şeye rağmen. Uykusuz geçen bir gecenin isteksiz sabahında gör. Ayakların geri geri giderken mahkûm olduğun için gittiğin işte gör. Ödediğin faturada, sudan sebeplerle küstüğün arkadaşında, mesajına geç yanıt veren sevgilinde gör. Çarşamba gelir sen gör onu. Zoraki günaydınlarda, yapmacık gülüşlerde, her seferinde içinden tüh dediğin kaçan fırsatlarda gör. Küçük bir kız çocuğunun güzel yüzünü açığa çıkartan yeşil ve kırmızı saç tokasında gör. Elde edilene kadar paha biçilemeyen, elde edildikten sonra kıymeti kalmayan her ne varsa hepsinde tek tek gör. Gör çarşambayı, önceden gör ve hazırla kendini. Şaşırma, üzülme, sevinme, korkma. Bil çarşambayı. Bir gün önceden bil, birkaç gün önceden bil. Söyle ona, o da bilsin değerini ve değersizliğini. Varlığının değerini bilsin, yokluğunun değersizliğini en içinde hissetsin ki aşmasın haddini. Kıymetine kıymet versin. İtibar etsin sözüne. Varlığına değer versin. Bil çarşambayı, bil ve hayatın sürprizlerle dolu onladığını anla. Salının çarşambadan, temmuzun ocaktan, gidenin kalandan farkı olmadığını anla. Anla gidenin kalandan kötü olmadığını. Her ne olursa olsun güneşin doğacağını ve batacağını.

Çarşamba gelir; sen gör çarşambayı. Kuşun kanadında gör, denizin dalgasında, taze istavritin kokusunda gör. Annesinin memesine iştahla saldıran bir bebeğin gözüyle gör. Gör ve anla onu. Anla ve anlat ona, herkese anlat, susarak anlat. Konuşursan dinlemezler seni, konuşmadan anlat. Yaşa ve seyretmelerine izin ver. Görmek isteyen görsün, görmek istemeyenlere görenler söyler belki. Anlamak istemeyenle harcama zamanını, anlamak isteyene anlat. Çarşambayı gör ve anlat, çarşambaya anlat. Birini anlatırsan hepsini anlarlar, birine anlatırsan hepsi duyar.  Kimsenin kimseden farkı yok, anlat.

SÖZ VE ATEŞ - 12.11.2016

1363 kere okundu

Gürültüden korkan çocuklar gibi iki kulağımı iki elimle sıkıca kapatıp duvara yapıştırdım gövdemi. Koridordan gelen ve sistematik şekilde sinir uçlarımı tekmeleyen sesten uzaklaşıp sokağın nispeten daha iyi tanıdığım ama daha az rahatsız eden uğultusuna verdim kendimi. Olmadı ama, başaramadım. Ellerimi kulaklarımdan, gövdemi duvardan uzaklaştırdım. Birkaç adım atıp masama yaklaştım ve mor üzerine kahverengi lale desenli bardağıma uzandım. Soğumuştu çay, yine de yudumladım. Karşı koyamıyorsan zevk almayı dene dedim kendi kendime. Kulağımı sese verdim; ya ben ya o dedim yine kendi kendime. Kapa şu lanet çeneni artık diye bağırdım. Duymadı ya da duyduysa bile aldırmadı Sevmediğiniz şeyleri sevmeye zorlamayın kendinizi. Olmuyor; ben onu da denedim ve onu da başaramadım.

Şoförün arkasından üçüncü koltuk, cam kenarı, sekiz numara. İstanbul’dan kalkan arabamız Taşkent’e varmak üzere. Kaçıyoruz. Ben ve bana benzeyen herkesi, her şeyi yanıma aldım dün gece. Bildiğim bir şehirde bilmediğim bir hayatı yaşamaya gidiyorum. Temiz sokaklara, beyaz binalara, yaygarasız kalabalıklara gidiyorum. Eski hayatımı geride bırakıp yeni hayatıma, eski beni geride bırakıp yeni bene, bir şehri bırakıp başka bir şehre gidiyorum. Bana benzeyen her ne varsa ve her kim… iki bavul, bir sırt çantası ve birkaç kitap.

Arkadaş edinirken fazla seçici olmayın, dost sıfatını herkese yakıştırmayın, insanlara ve yerlere bağlanmayın, çok fazla kural biriktirmeyin. Başkalarına söyleseniz de kendinize yalan söylemeyin. Affetseniz de unutmayın. Sevseniz de koy vermeyin. İnanmayın her gördüğünüze. Çekildiğinde düşeceğiniz kadar güvenmeyin kimseye. Yaşayın, yaşatın, verin, istemeyin, beklemeyin, sizi üzen insanlar için üzülmeyin, sizi seven insanlar üzülmesin diye kendinizden ödün vermeyin.

Göründüğü kadar güzel olmaz çoğu zaman uzaktan baktıklarınız. Büyü bozulur tanıdıkça, davulun tadı kaçar sese yaklaştıkça. Ne istediğinizi sorun kendinize. Huzur istiyorsanız uzak durun insanlardan. Para istiyorsanız uzak durun benden. Öğrenmek için okuyun ya da yaşayın.  Kolay olan okumaktır, keyifli olan ise yaşamak. Eski insanların yeni şeyler öğrenmesi zordur. Yeni şeyler öğretecek hayatlar önce sıcak gelse de zamanla soğur. Eskiyle yeniyi karşılaştırıp eskiden yana olunur. Ama bu ne yeninin kötü olduğunu ne de eskinin iyi olduğunu gösterir. Bu insanların değişmekten korktuğunun ispatıdır sadece. Çünkü güvende hissetmek ister her canlı. Ve en güvenli yer en bilindik yerdir. Siz güvenmeyin hiçbir yere ve hiç kimseye. Aşık olun, çılgınlık yapın, düşün ve kalkın, en keyifli yerinde son verin keyif verene, sınayın kendinizi, yine başlayın, yine düşün ve yine kalkın, korkun, vazgeçin, ağlayın… Ama ne yaparsanız yapın alışkanlık haline getirmeyin. Gül bahçesi değildir hayat, yabani ottur kötü kokar, sarmaşıktır dolanır ayaklarınıza, yılandır ısırır ve zehirler sizi.

Tekerlekli koltuğumu, penceremi, kalem kutumu götürüyorum yanımda. Ardımda bırakıp tüm gürültüleri denize doğru yol alıyorum. Güneş doğuyor uzaktaki dağın üzerinden, cama vuruyor önce, sonra yüzüme. Aynı şarkı geceden beri dördüncü kez çalıyor, dördüncü kez keyif alıyorum gidiyor olmaktan. Arkamda bırakıp arkamda kalması gerekenleri “dostlar sohbette görsün günaydınlarını, çok güzel görünüyorsun yalanlarını, yarın akşam bize gelsenize mecburiyetlerini” gidiyorum. Radyoyu açıyor şoför. Haberler bildiğiniz gibi. Bildiğiniz kötü insanların yaptığı bildiğiniz şeylerden yine bildiğiniz diğer kötüler şikâyetçi. Ben de şikâyetçiyim herkesten, her şeyden şikâyetçiyim. Canımı sıkacak kadar değil ama, elimde olsa canlarını sıkacak kadar sadece. Uzaklarında ve yakınlarında, görüntülerinde ve kokularında, dostlarında ve düşmanlarında her neleri varsa hepsinde, her an anlarında şikâyetçiyim. Huzuru seçiyorum bilmediğim insanların arasında, bildiğim ama yaşamadığım korkularla.

Şimdi zil çalacak ve dağılacağız. Her ev, her sokak saklayacak bizi birbirimizden. Rüzgâra karışacak kokumuz, beton duvarlar içine çekecek bizi, dışarda kalacak sözlerimiz, uçup gidecek rüzgârla. Sonra yazıyı icat edecek birimiz. Kâğıda değecek kalem. Kalem söz olacak. Söz ateş olacak yakacak kâğıdı. Bütün paragraflar bağımsızlık kazanacak. Bütün cümlelerde kafa karışıklığı…