EYLÜL´ÜN ELLERİ - 2.4.2015

672 kere okundu

Bazen gevezeliğim tutar kâğıt kalemden yana, kelimeler kovalar birbirini. Ara ara toplanıp cümleler kurmaktır niyetleri. Başlarında ben, onlar kendi içinde özgür. Ve satırlar, satırlar… Keşke olsa ama olmaz her şey. Dile kolay on beş yıl, yirmi yıl dile kolay. Her şey için çok uzun zaman, bir şeyler ölmeli ki diğerleri ile devam edilsin yola. Tek bedene sığdıramazsınız her duyguyu. O yüzden başlamadan önce adı geçen satırlara küçüklerin ellerinden, büyüklerin yanaklarından öpmeli. Seviyorum kızımın ellerini öpmeyi çünkü. Aldatamam o elleri gözleriyle. Uyumadan hemen önce, kapanırken gözler usul susul, gittim deyip kalırken… Kim bilir kaçıncı iyi gecelerle hoşça kal arası. Kalkar gelir şimdi içerden minik adımlarla, uzatır kafasını bakar. Gidip almamı ister, biraz ben geldim biraz da sen gel der. Öpülesi elleri aklımın baharlarında… Ve cemre düşer gönlüme her öptüğümde.

Bir erkek ve bir kadından ibaret dünya. Giderken arkada bırakılan pirinçler ya da buğdaylar ya da her ikisi birden işin kandırmacası... Hoşça kal demek için mi merhaba denir sanki? Gelirse kalmalı uzun uzun bahar, nisan mayıs kime yeter. Yaz günü kuşlar toplar o buğdayları, kaybolur izin. Her güzelin kusuru var, seninki üç oldu şimdiden. Pirinç birincisi ya da buğday, ikincisi seçtiğin ayakkabı rengi, üçüncüsünden bahsetmek istemiyorum bugün.  Sahi horlar mısın gerçekten, ne ayıp dimi. Ben yorgunken horlarım mesela. Rica ettim birkaç kişiye, uyurken seyredin beni dedim. Biri kördü, biri dilsiz. Biri hem kör hem dilsiz. Üçünün de ortak özelliği sağır olmalarıydı. Yorgundum üstelik. Anladığım kadarıyla gece uyumadan önce de Brad Pitt’e benzemiyormuşum sabahın erken saatlerinde de. Ama yazarken güzelleşiyorum işte, öyle yazdı dilsiz olan, kör olan evet dedi.  Gel de takılma peşime. Sahi kitap yazdım ben, okuyun diye yazdım, kızıma miras bırakmak için yazdım, öpülesi minik elleri boş kalmasın diye yazdım. Ki cemre düşer gönlüme her öptüğümde.

Gergin olmak için sebep mi yok. Olur olmaz saatlerde sabah olmasın lütfen. On birde olsun ya da on ikide. Yedi sekiz bünyeme ters. Hadi geçtim ondan, on birden, almış başını gitmiş akrep ve yelkovan. Akşamüzeri uyuyup gece yarısı uyanmışım. Tut işte alakasız bir sabah. Gerginim işte gelme üstüme. Güzel memleket uyku.  Güzel memleketlerin tadını çıkarttıkça güzelleşeceksin. Git hadi, bakma ardına. Pirinçlerini ve buğdaylarını da al, kokunu bırak bana. Söylerim esmez rüzgâr, yağmurdan rica ederim yağmamasını. Kaybolmaz kokun, yolun silinmez aklımın kıvrımlarından. Sen hoşça kal dersin bende merhaba gülümser, sen iyi geceler dersin günüm aydınlanır. Hepsi o küçük eller yüzünden. Beni hayata bağlayan, dünyayı yaşanır kılan minik eller yüzünden. Cemreye hasret gönül, düştüm işte kalkamıyorum. Ki cemre düşer her öptüğümde; hem gece eylül, hem gündüz Eylül.

O SEVMEK HANGİ MEVSİMDEN KALMIŞTI - 6.4.2015

1597 kere okundu

O sevmek hangi mevsimden kalmıştı, hangi derde devaydı. Kasvetinden sual mi olunuyordu yokluğun, varlık aşkla mı sınanıyordu bu kez. Hadi ben susayım da sen anlat. Süslü cümleler kur bana. Kes ayağımı yerden. Martın puslu havasından alıp nisanlara mayıslara götür. Temmuzda yak sıcağınla. Kasımda aşık et kendine, şubatta sarıp sarmala. O sevmek kimden yadigardı sana, kim öğretmişti böyle ustaca. Kurak topraklardan kaçıp gelmenin bir sebebi var elbet, sen sen ol ve yarım kalan düşlerimi tamamla.

Soğuk geceleri ısıt inadınla. Ayak dire yokluğa, kimsesiz hallerime kimsem ol, acıyan yerlerime merhem, susan dillerime ses ol. Bir şiir oku Orhan Veli’den, İstanbul olalım henüz vakit varken. Serin sularında yıkanalım boğazın, arınalım kirlerimizden. Masallar anlat, dizine yatır usulca, yüzümü okşa. Parmakların kaybolsun saçlarım arasında, nefes nefes sen olayım, usul usul sokul bana. Rüzgarında üşüdüğüm şehir aşkıyla yaşatsın bizi. Sen olayım ve sen kalayım sonsuza dek. Adı konmasın bu kez, alıp götürmesin uzaklara. Kokun kadar kal aklımda, sevdan kadar yaşa.

Martılar hırçın ve yırtıcı demiştim ya. Aklıma geldikçe korku işliyor parmak aralarıma. Bir ses, bir ses daha... Çöküyor gece üzerime, yardım beklediğim dağlardan kurt sesleri geliyor. Eriyen karlar taşırıyor içimdeki nehirleri, akıp gidiyorum, yolunu bulamıyorum, sürüklüyorum ne var ne yoksa. Bu susmalar hayra alamet değil, bu kez çok güçlü fırtına. Ürküyorum ama faydasız, yalnızlık gözlerini kırpmadan bakıyor bana. Bir kez daha kazanacak belli, bir kez daha siyaha yenik düşecek beyaz. Çakallar parçalayacak bir ceylanın etini. Kan kokusu cezbedecek martıları. Siyaha yenildiği yetmezmiş gibi kan bulaşacak beyaza. Birileri kirli dönecek temiz sulara. Yıkansa da arınmayacak. Ceylanın kanı bulaşacak pençelerine.

ROMANTİK TRAJEDİ - 12.4.2015

1195 kere okundu

O tırtılın ayakları var defalarca ve kıvrımları... Tesadüfen yaratılmış olamaz, gelişigüzel bir hali de yok. Tamam, belki bir Alex değil ama zaten hangimiz öyle ki. Sırf bu yüzden bile size cümlelerinize ara vermeniz gerektiğini söyleyebilirim. Söylemesem bile bu aklımdan geçebilir. Geldiğiniz yer kötü olabilir, sizi sevmemiş olabilir, siz de onu sevmemiş olabilirsiniz. Bilmiyorum, fikir de yürütmek istemiyorum ayrıca. Muhtemel bir hayal kırıklığı bu. Küçük çaplı bir trajedi. Rastlantı zannedilen ama tamamen matematikle açıklanabilen bir hayat kesiti. İçinde başarısızlıklar barındıran kıvrımlı bir tırtıl hikayesi.

Hayal kırıklıkları biriktirmek hatadır. Ağırdır ve taşıyamazsınız. Ayrıca kesiklere yol açarlar ve kâğıt kesiklerinden çok daha fazla acıtırlar. Uzun sürerler ve nereye gitseniz peşinizden gelirler. Yara bandı ile kapatamazsınız. Teramisin sürmenizin hiçbir faydası olmaz. Çok daha fazlası vardır belki, bilmiyorum. Çünkü bu sizin sorununuz benim değil. Baktığım kadarını görürüm ben, aklımın aldığı kadarını bilirim. Ki o akıl bencildir, kendisi için çalışır en çok. Kırıklarınızın içini sırf merak ettiği için sorar, derdi yükünüzü paylaşmak değildir. Boş ümitlere kapılmayın. Çağımız insanının ilgisi merakı geçene kadar sürer sadece.

Ayrılığın acısı zamanla geçer, terk edilmek bir ego sorunudur ve ilk kim giderse o daha güçlü görünür. Ama bunun matematiği yoktur. Candan Erçetin bir şarkısında buna benzer bir şeyler söylemişti. Gecenin üçünde her şeyi hatırlamamı beklemeyin. Şarkıcıyı ve ana fikri hatırladım, sözler için yormayacağım kafamı. Hafta sonu tatil için yaratılmış bir zaman dilimi ve kafam gelişine vurur gibi yazmaktan başka bir şey yapmak istemiyor. Sırf terkedilen mutsuz değildir ya da terk eden güçlü. Özellikle bağlanma güçlüğü çeken erkeklerde görülen bir durumdur terk etmek. Hatta ziyadesiyle piç olanları vardır ki terkedilmek için elinden geleni yapıp ihaleyi kadının üzerine yıkarlar. Böylece vicdan azabı çekme derdinden de kurtarırlar kendilerini. Giden de üzülen de kadındır. Piç olan dümeni çoktan başka bir limana kırıp yelkenini rüzgâra açmıştır muhtemelen. Gerçi günahını almayalım. Belki de yalnız kalmak istiyordur bir süre ama sadece bir süre! Kesin olan bir şey vardır ki o da kadının gururuna ve kendi vicdanına kıyak geçmiş olduğudur.

Tırtılla bu bahsedilenlerin ne alakası vardır demeyin. Her şeyin her şeyle alakası vardır bu hayatta. Hafta içi olsa, yani kafa tatilinde olmasam anlatırdım ayrıntısıyla. Ama siz yine de aklınızda tutun bunları. Acı zamanla geçer. Her terk eden haksız değildir ya da her terk edilen güçsüz.  Hugh Grant'ın arabada zenci bir fahişeyle basılmış olması romantik komedi filmlerindeki pozitif tavrını etkilememiştir. Piç olan adam ıssızlaştırılıp yumuşatılmaya çalışılsa da ayrılığın üstünden birkaç yıl geçince nasıl bir şerefsiz olduğu… Tamam, sustum.

Sonuç olarak söyleyebilirim ki kadınlar acıtılmak için yaratılmıştır ve bu gerçeği hiçbir kuvvet değiştiremez. Ve yatılacak adamlarla ciddi düşünüp, evlenilecek adamlara naz yaptıkları sürece de mutsuzluklarına çanak tutmaya devam edeceklerdir. Zira hiçbir kuvvet bir erkeği hem yatılacak hem de evlenilecek insan yapamaz. Eğer size öyle birisi rastlamışsa biliniz ki büyük bir düzenbazla aynı yatağı paylaşıyorsunuz. Hemen oradan kalkın ve misafir odasına gidin. Çünkü eninde sonunda sizin yeriniz orasıdır.

MUTLULUK YARATMAK - 13.4.2015

984 kere okundu

Norveç’ten ithal ediliyorlar, palamudun olmadığı yerde palamut gibi davranıyor, ucuza ekmek arası balık oluyorlar. Uskumru adı, bazıları tarafından kültür balığı olarak bilinse de okyanuslarda özgürce yaşayan bir tür. Avlandığı gibi, henüz teknenin güvertesinde iken şoklanarak soğuk hava depolarında saklanır. Eminönü’nde balık ekmek olarak satılır en çok. Doksanlı yılların başından beri hayatımızın içindedir. Pek çoğumuzun burun kıvırmasına inat Omega 3 deposudur. Bu akşam iki yarım ekmeğin arasında dört parça olarak tarafımdan iç edilecektir. Canı sıkılmasın diye bolca marul ve soğan kendisine arkadaşlık edecektir. Ve biraz tuz ve biraz limon.

Yemek yapmak bir zorunluluk olmasaydı ev kadınları dünyanın en mutlu insanları olabilirdi. Mutfakta geçen zamana paha biçilmesinin tek nedeni akşam eve geldiğinde şefkat göstermek yerine yemek bekleyen göbekli, bıyıklı, kravatlı canlılardır. Ki hepsinin bu tarife uymasına da gerek yoktur. Kot pantolonun üzerine tişört giyip sinekkaydı tıraş da olabilirler. Ama bu öküz olmaları gerçeğini değiştirmez ne yazık ki.  Tereyağı, tereyağı ve tereyağı diyor No Reservations filminde Aeron Eackhart Catherine Zeta-Jones’a. Fransız mutfağının en önemli üç elemanı tereyağı, tereyağı ve tereyağı.

Mutluluk yaratmak istemez miydiniz? Julyen doğradığınız kırmızı ve yeşilbiberleri dilimlenmiş mantarla birlikte harlı ateşte kavururken arpacık soğanlarını da eklemek istemez miydiniz? Sonra biraz köri sosu ve çok az pul biber. Diğer ocakta dilimlenmiş panga balıklarını soya sosunda ve yine yüksek ateşte kıvama gelecek kadar kavurduktan sonra biberli soğanlı tavaya eklemek hanginizi mutlu etmezdi. Sonra birazcık öğütülmemiş nane ve maydanoz. Yine yüksek ateşte birkaç çeri domatesiyle keyfe devam. Herhangi bir yerde tatsanız bir daha tatmak için kendinize söz verirsiniz inanın bana. En güzel yemekleri yediğinizde yaşadığınız mutluluğun kaynağıdır mutfak. Ama zorunluluklar ve göğsü kıllı, göbekli öküzlerin hayatı çekilmez kılmasının başka bir yoludur bu. Sizi mutlu olduğunuz yerlerden soğuturlar. Sonra bir başkasına ısınırsınız ama o da zamanla soğur. Ve çok az yemek soğukken eski

SENDE KALIR AKLIM - 21.4.2015

985 kere okundu

Hız arttıkça zaman yavaşlarmış. Hızlı yaşayalım desem tüketmeyelim dersin, biraz yavaşlayalım desem zaman akıp gider. Ne yapmak gerek bilmiyorum. Ama yaşamadan da durulmuyor. Öldük mü şimdi gidince, uzak kalınca zamanı azat mı etmiş olduk. Akrep kim, yelkovan neresi, bu yağmur neden aynı anda ikimizi de ıslatamıyor.

Başka şehirlerin kabahati hep bunlar; Arnavut kaldırımından bozma asfaltların, türlü hilelerle yıkılan mavi panjurlu evlerin, onların yerine dikilen apartmanların. Ben uyurken aralarında yürüdüğün ağaçların kabahati hep. Ne söylesem boş, kimse duymaz sesimi bu saatlerde. Bütün kelimeler içimde kalır, hem sana hasrettirler hem duygu dolu cümlelere. Toparlanıp yanına gelemezler bir türlü. Boynuna taktığın yeşil fuların güzelliği akıllarında kalır, içlerinde kalır sevda sözleri. Susmak için doğru gecedir, gitmek vardır kaderde, sızı da senden ötürü keder de.

Bir martının kanadı kırılır, bir balık kaybeder yolunu derin sularda. Sevilmez zaman, saatler soğuk akmaktadır. Yokluğun susmakla sınanır, benimle sınanır varlığın. Kırmakla gitmek arasında bulurum seni. Öyle narin, öyle kırılgansın ki… Güneş çıksa gölgeyi kıskanırım, yağmur yağsa saçakta kalır aklım. Ve o kolların, beni sarmadığın kolların. Git dedin ya şimdi, nereye gitsem sende kalır aklım.

EZGİ SEZGİN - 28.4.2015

1167 kere okundu

Biliyorum kimsenin hoşuna gitmiyor ama yaşlanıyoruz. Anne babalarımız yetmişli yaşlara merdiven dayadı, biz otuzları ha bitirdik ha bitireceğiz. Gözlerimizin kenarlarında ki kırışıklıklar alnımızdakilerle yarışmaya başladı. Kemal Sunal öleli çok olmuştu zaten, Barış Manço gitti, Müslüm Gürses gitti, Yeşilçam filmlerinden hatırladığımız tüm tonton dedeler gitti, geçen hafta Kayahan da gitti. Çocukluğumuzun tanıdık yüzleri teker teker terk ediyor bizi, adım adım yaklaşıyoruz sona.

Üç güzel yılım geçti Konya’da. Evet Trabzonluyum, Kocaeli’de yaşadım şimdi de İstanbul’dayım. Ama ailemi saymazsak en değerli hissettiğim yer Konya. Osman’la şakalaştık okey oynarken. Kafamı bozma kalkar giderim dedim. Bu saatte nereye gideceksin dedi. Gece yarısı da olsa sabahın körü de olsa Konya’da gidecek yer var çok şükür. Güzel arkadaşlar var güzel günlerden kalma.

Kimse kalmamış okulda; Keriman şehir dışındaydı, Kadir evine gitmişti. Boş duvarlara, bahçenin bitişiğindeki kanala bakıp döndüm. DSİ’de sadece Ahmet Abi vardı. Lafladık öteden beriden, eski günlerden söz ettik. Henüz bahçenin bakımı yapılmamış. Perşembe günü ara ara yağan karı da düşünecek olursak bunu normal karşılamalı. Ne havalar yaza hazır henüz ne de biz. Ergül Bey’in ufaklık hastaydı, görüşemedik, Orhan Bey kızını evlendirecek, arayamadım, Durmuş Abi’yi unuttum, Şevket Abi’ye ulaşamadım. Veliyle oturup lafladık biraz. Akıllanmış, büyümüş…  Cumartesi sabahı Seyit Ahmet Abi ve İlker aradı, buluşalım dedi. Tamam dedim. Çayımızı içtik, tatlımızı yedik, konuştuk, güldük, eski günleri yad ettik. Yaşlanıyoruz vesselam, eski dostlarımız eskimiyor belki ama biz eskiyoruz.

Ezgi beni sevmezse ben de Ezgi’yi sevmem. Ama beni sevse iyiydi, belki benim de onu sevesim vardır. Ezgi Sezgin Osman Sezgin’in çirkin kızı, suratsız kızı. Osman Sezgin Murat’ın abisi, Ferhan’ın kardeşi, halamın oğlu. Yaşlanıyoruz vesselam ve yaşlandıkça elimizdekilerin kıymetini daha iyi anlıyoruz. Zaman tükendikçe geçmişten gelenlere sarılıyoruz, kıymetini biliyoruz bilmemize izin verenlerin. Ezgi Sezgin hem Osman’ın hem Özge’nin kızı, güzel mi güzel, uslu mu uslu, akıllı mı akıllı. Ozan Ezgi’nin kardeşi. Bakmayın ilk zamanlarda uslu durduğuna, yaramazlık yapmak için fırsat kolluyor hep. Güzel insanlarla güzel bir hafta sonu.