02.13 - buyurun cenaze namazına - 1.7.2010

89 kere okundu
     İkisi de bana göre değil kuzucuklarım, ikisi de huzur kaçırır çünkü. 
     Herkes bilir köprü üzerinde karşılaşan iki keçinin hikâyesini,  inatlaşır birbirlerine yol vermezler. Ama sonu tatlıya mı bağlanır, ömür o köprünün üzerinde mi geçer çok da merak etmeyiz. Bir ikinci seçenek daha vardır aslında, iki keçi de istediğini alamaz ve geri dönerler, köprüyü de yakarlar inatlarına. İşte o zaman film kopar köprüyle beraber. Nasılsa yayana gelme ihtimalleri yoktur ikisinin de. Kural yoktur artık, nizam kalmamıştır. Hangi keçi daha kötü olabilir, hangisi daha ileri gidebilir… Zaman gösterir her şeyi, köprünün iki yanı da gebedir artık kötülüklere. Kötülük ki başladı mı durmaz bünyede, beslendikçe büyür, büyüdükçe beslenir ve her yeri kirletir.
     Temiz kalmak zordur ve bir kere bulaşılmıştır pisliğe, geri dönmek erkeklikten sayılmaz. Erkeğiz ya hepimiz, öyle öğretilmiştir ya bize, aldık mı en yakın istasyondan gazımızı ki o gaz köprüyü yaktığımız gaz ile aynı pompanın ürünüdür kim tutar bizi artık.
     Bu da benden olsun, tutana da aşk olsun.
     Diyeceğim o ki, kimse derviş değil, kimsede peygamber sabrı yok… Çıkmışsa kılıfından silah ateşlemeden konmamalı yerine, önemi kalmamışsa kanın dökülmeli toprağa. Zira çocuk oyuncağı değildir silah, kullanmamak için elinden geleni yapmalı er kişi, öyle sağa sola aba altından sopa göstermemeli. Ölen ölür kalan sağlara uzun ömür versin Allah.
     Keçinin huyu budur da koyuna yazık oluyor şu ölümlü dünyada. Aslında saklıdır tüm bilinçlerin altında, kötü imana gelse keçilerden biri köprü için koyun olmaya razıdır. Ama o da dündür ve gün bitmiştir ne yazık.
     Uzun lafın kısası dört tekbirde kılınır, ilk tekbirde ve celle senauke ile birlikte Sübhaneke okunur, ikinci tekbirde Allahümme salli ve Allahümme barik, üçüncü tekbirde ise bilenler cenaze duasını bilmeyenler Fatiha süresini okurlar. Dördüncü ve son tekbirden sonra da selam verilip namaz bitirilir. Ölen ölmüştür artık, buyurun cenaze namazına.

18.18 - 2009 - 2010 eğitim yılı biti - 2.7.2010

0 kere okundu
     Sınavlar bitti, okul bitti, ağustosun yirmi altısına kadar yoğum eğitim piyasasında, değmeyin keyfime. Dershane var ama o da aperatif, eğitimden sayılmaz yani…
     Pazar günü ver elini Trabzon, sonrası yatış zaten demek isterdim ama ne yazık…

21.49 - sabahın körü ve imamın sesi - 2.7.2010

0 kere okundu
     Gün doğmadan kalkarmış Konyalı çiftçiler, o yüzden sela okunurmuş sabahın köründe.  Çiftçi amcalar ve teyzeler tarlaya gitmeden, öteki tarafa giden yine amca ya da teyzeye son görevlerini yapmak için plan yapabilsinler diye. Masal değil ama bu, bir önceki paragrafta anlatılanın masal olabilmesi için bir yerlere gitmek öneriliyordu. Burada yani Konya’da,  giden zat sürprizler diyarında olacağından  masal mı yaşayacak yoksa trajedi mi bilinmiyor halen. Çumra’da otuzun üzerinde cami vardır ve doğal olarak da hepsinin birer imamı. Doğal olmayan ise imamların sesidir. Şimdi birileri çıkıp çarpılacaksın diyecek, ne demek imamın sesi doğal değil  diyecek. Açıklayayım efendim, hoparlörden bir şeyler yapacaksan sesin güzel olmalı. Benim kadar güzel sese sahip 20 kişi aynı anda sela okuyunca ölesi geliyor insanın. Güzel güzel yaşanan bir yerde insanlar ölmek istiyorsa bu doğal değildir, eğer bunun sebebi imam emmilerin sesi ise şayet o ses de doğal değildir. Üstelik ilginç olan sabahın köründe kimsenin tarlaya gitmiyor olduğudur. Fikrimce sabah ezanını olur olmaz saatlerde okuyan imam efendiler,  sela için zamanın gelmesini beklemek yerine bir çırpıda o işi de halledip öğlene kadar uyumak haklarını saklı tutuyorlar. Aman ha bunu sağda solda söylemeyin. Ya dinsize çıkar adınız ya da saygısıza. Ben önce dinsiz oldum, cumaya gittiğimi gördüklerinde ise saygısız.

16.38 - uçma vakti - 4.7.2010

0 kere okundu
     Uçak 16.20 de ama rötar dolayısıyla 17.05’e kadar beklemek zorundayım. Sağlık olsun ki olmasa da yapacak bir şey yok. Son 3 uçuşumda da rötar yaptı uçak puştu. Ben geç kalsam beklemezler ama onların geç kalma lüksü var ve kimse sesini çıkartamıyor.
     Dün gece bir baş ağrısı aldı alışık olmadığım cinsten, eğilince başım döndü, tansiyon mudur nedir, yaşlılık mıdır yoksa… Yatak ilaç her şeye Allahtan, huzur ve güven, sağlık ve muyluluk. Öncesinde ki balkon sefası ve aheste çalan müziğe eşlik eden rüzgârın da hakkını vermek gerek.  
     İndi uçak, İstanbul’da yaşadığı için kendisini havalı gören ve muhtemelen bu hava olayını tüm Trabzon seyahati boyunca çevresindekilere hissettirecek olan çoğunlukla kadın, sonradan görme hemşerilerimin geç kalan uçağa tepkileri seyretmeye değer. Farkında değiller Yalova’nın il olduğunun, bir kaymakamlık sevdasıdır sürer gider.
     Beceri sınavı yaptık, son sınıfların mezun olabilmeleri için geçmeleri gereken en önemli sınav. Altı kişi kaldı, Atıcı, Pala, Elif, Onur ve iki öğrenci daha.
     Senenin son çikolatalarını da getirdi Ecem ve Elif, aramızda kalsın ama özleyeceğim ellerinde çikolatalarla gelen hallerini, Milka beyazı seviyorum, Toblerone da sürprizim, bilir KOCA KAFA.
     Hala konuşuyor salak kadın, git otur yerine, konuştukça batıyorsun, utandırıyorsun beni bir Trabzonlu olarak. Belki evde esir aldığın adam sözlerini dikkate alıyordur ama burada kimse umursamıyor, gürültü kirliliğinden ibaretsin…
     Kapılar açıldı, uçağa binme vakti, düşersem gözüm arkada kalacak, yırttığım Nike ayakkabıları hala geri veremedim. Çok dertliyim çoook.

18.22 - 2010 yaz tatili: gün1 - 5.7.2010

0 kere okundu
     50 dakika bekledim havaalanında, sevgili ağabeyim gelemedi bit türlü. Eve vardığımızda saat yedi buçuk olmuştu. Babam 3-4 aydır bitmeyen duvar ile uğraşıyordu.
     Akşam Hüseyin abiler geldi biz kalktık. Ceyhun ile buluşup Boztepe’ye çıktık. Bir semaver dolusu çayı kuş bakışı Trabzon manzarası eşliğinde lak lak ederek içtik. Ulaş’ı ve Dobiş’i arayarak lak lakımıza onları da dahil ettik Ankara ve Artvin’den.
     Gece eve döndüğümde annem de uyumamıştı kızlar da. 1-2 saat de onlarla dedikodu yapıp uykuya teslim ettik gövdelerimizi.
     Sabah kahvaltıdan önce eve gelen yolu kapayan taşları taşıdık yol kenarına babamla. Sonra bahçeleri gezdim, salatalık ve erik yedim dalından. Ardından Barış ile birlikte kiraz ağacına çıkıp kuşlardan kalanlarla ağzımızı tadlandırdık.
     Öğlen ezanı okunurken hafiften yağan yağmura inat hamakta uzanmış keyif yapıyordum. Ağaçlar yağmurdan koruyordu beni ve bir ömür yatılacak kadar güzeldi her şey.
     Saat üç gibi duş alıp yola vurdum kendimi, niyetim geze geze çarşıya inmekti ama Tüncay izin vermedi buna. Arabayla geçerken haydi gidelim Salim abi dedi ve yürüme keyfimin içine limon sıktı.
     Şimdi bir kafedeyim ve havasızlıktan nefes darlığı çekiyorum. Nemli havayla dolu sokaklar bekliyor beni...

19.33 - hendek ve deve hikayesi, bölüm 5-10 civarı - 6.7.2010

0 kere okundu
     İyi bir haber geldi İstanbul diyarından, sevindim ve içime attım. Güzel şey haberin iyisini duymak.
     Aklım deniz kenarlarında, şöyle Çanakkale’den başlayıp Antalya’ya kadar dolaşmalı, huzura yolculuk yapmalı.
     Yeni müdürümüz tanışma toplantısı yapacakmış, mazeretsiz katılımımız bekleniyor. İyi de canlarım uzaklardaydım ben, baba ocağında, ana kucağındayım. Hem küsmez mi bana Trabzon, kırılıp gücenmez mi bırakıp gidersem. Saygılarımı sunuyorum yeni müdürüm, ben ve Temmuzun on altısına kadar affımı istiyorum.
     Yine toza dumana gebe hava, yağmur ha yağdı ha yağacak. Bilirsiniz severim yağmuru, tozu dumanı da, üstelik sevimlidir de kaos. Tatlı dile boynum kıldan ince, hır gür mü dediniz, beklemezseniz darılırım vallaha.
     Selahattin geldi askerden, abimin büroya uğradı. 30 yıllık teyzemin oğludur ilk kez akıllı konuştuğunu gördüm, yaramış askerlik demek ki.
     Orhan Çam Beye de sevgilerimi gönderiyorum, dizimi 2 kat yaptım ve ilk fırsatta… Halit Ağa´ya sor anlatsın sana akıbetini. Öptüm yanaklarından derdim ama tarzım değil.

17.07 - yuttuğum tükürükler - 8.7.2010

0 kere okundu
     Neden yazıyorsun her gün buraya diyorlar, neden her yaptığını, her düşündüğünü açıklama ihtiyacı hissediyorsun diyorlar. Haklılar, gizli işler çevirmeye, yalana dolana o kadar alışmışlar ki ahmakça geliyor bu yaptıklarım.
     Kimse mükemmel değil, kimse kusursuz değil bu dünyada ama öyle şeyler ile karşılaşıyor ki insan, insanlığından utanıyor. Her hareketlerini nasıl bu kadar ölçüp biçebiliyorlar anlamak mümkün değil. Böyle yaşanmaz, bu kadar hesapla, bunca kinle mutlu olunmaz.
     Sevmedim bu gelişimde Trabzon’u, yalan dolan almış başını gitmiş, para için kendisinden vazgeçer olmuş eş dost, doğru yanlış olmuş yanlış ise yüzsüzlük. Kimin yalana bezeli olduğu önemli değil ama bildiğim bir taraf kesinlikle yalan söylüyor hem de sınır nizam tanımadan. Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal ya, yutuyorum tükürülmesi gerekenleri hep.
     Bütün kabahatler benim olsun iyisi mi, alıp götüreyim İstanbul’a, yaşayayım vicdanımla baş başa. Zaten kirli bir şehir İstanbul, biraz daha fazlasını umursamaz bile ama ne günahı var Trabzon’umun, onu kirletmek neden?

16.47 - ateşböceği - 10.7.2010

0 kere okundu
     Zaman hızlıca geçiyor, dünya derdi dünyada kalıyor biz yürüdükçe, arkada kalıyor gün ve gece tüm yaşanmışlarıyla. Ateş böceklerinin zamanı olsa gerek, gece rastladım birkaç kez ama dikkat edemedim. Sonradan anımsadım ne olduklarını, ne anlam taşıdıklarını. Yıllar öncesiydi, en az 30 yıl öncesi. Dedemlerle otururduk o zamanlar, yaz aylarına rastlamıştı Ramazan. Belki yanlış hatırlıyorumdur,  hesap yapıca tarih belirginleşir ama varsın yalan olsun, yanlış olsun. Dayım gelmişti, Sermet dayım yanılmıyorsam. Tepesinde kümes olan incirin yakınında bir yerlerde oturdukları geliyor hatırıma, ateş böcekleri geliyor, peşlerinden koşuşturduğum geliyor aklıma, çocukluğum…
     Dün gece Ceyhun ile dışarı çıktık, Sürmene Serender’de turşu kavurması, melemen ve kaygana yedik deniz kenarında. Lafladık biraz havadan sudan eve gitme vakti gelene kadar.
     Sinekler gavur dedim telefonda, sizin orada gavur sineği diye bir sinek mi var dedi, bizim burada sivrisinek oluyor sadece. Yok dedim, buradakiler de sivri ama gavur gibi vuruyorlar diye ekledim, haa dedi uzatarak, çocuk işte, öptüm yanaklarından.
     Ceyhun ile denize gidecektik ama genelde yaptığı gibi işlerini bitiremedi ya da beni salladı “sevgili” arkadaşım. Arar az sonra, işim çıktı der, bir dolu bahane sıralarken konuşturmam bozuk atarım ve uzar gider.
     Yarın abim ben ve Mustafa denize çıkacağız, olta ile kıraça, saçma ile mezgit tutmak niyetiyle.
     Abimin bilgisayarına Windows 7 yüklüyordum, bitti sayılır, gidip tatlı bir şeyler yiyeyim, ağzıma tat gelsin.

16.59 - işler kesat - 14.7.2010

0 kere okundu
     Bu yaz da bitmek üzere Trabzon, kaldı 2 gün. Tatil için geldim ama değil tatil yanından bile geçemedi. Bir kez denize girebildim başka da bir şey yapamadım koşuşturmadan.
     Pazartesi günü Cansu ile köylerine gittik. Çarşıbaşı’ndan yukarıya doğru 10-15 km var sanırım, Kadıköy diye bir yer. Yemyeşil, güzel manzarası ve temiz havasıyla bir Karadeniz köyü.  Dönüşte Çarşıbaşı Belediyesi’ne uğradık, Başkan Cansu’nun amcasının oğlu.  Sağ olsun klimayı üzerime üzerime üfletti ve zaten terli olan sırtım boynumla birlikte tutuldu. Dün gece defalarca uyandım acıdan. Sağ omzum iptal halde…
     Hani benim sayfama sapık olduğuma dair notlar yazan arkadaşım vardı Cüneyt Maraş. Onunla denize çıktık Pazar günü, mezgit avlamak için defalarca saçma atmama rağmen 3-4 tane balık tutabildik. Tek karım denize girmek oldu 100 metre derinlikteki suda.
     Dün akşam abime oturmaya gittik, yenge hanım börekler yapmış güzel güzel, balkonda oturup aile saadeti yaşadık. Ne sıkıcı bir şey anlatamam, abime misafirliğe gidiyorum. 35 yıllık abim Cansu’nun olmuş da ben misafirliğe gidiyorum. Çok seviyorum seni yengeciğim, anladın değil mi?
     Konya’dan nektarin ve kiraz fidanı göndermiştim dört yıl önce. Birkaç tanesi meyve vermeye başlamış, kirazlara yetişemedim ama nektarinden yedim. Keriman teyze’nin eşi vardı Ahmet Haşim, ziraatçi idi, ondan almıştım fideleri, teşekkürler  Keriman  Teyze.

10.45 - huzur İslam´da - 16.7.2010

0 kere okundu
     Doksanlı yılların sık karşılaşılan bir sloganıydı huzur İslam’da. Dini gibi görünse de Refah Partisi’nin verdiği gazla daha çok siyasi bir söylemdi fikrimce. Arabaların sağında solunda, kapı üstlerinde, duvarlarda rastlamak mümkündü, huzur İslam’daydı.
     Şimdi diyeceksiniz nereden çıktı bu, huzur geldi aklıma, kafamın dinginliği, ruhumun huzuru. Klimalar sağ olsun, sağ tarafım tutulmuş durumda, geceleri omzumun ağrısından uyuyamıyorum. Dün sabah da bir önceki sabah gibi sabahın altısında uyandım. Bahçeye çıkıp hamağa uzandım. Abartmayayım ama yarım saat kadar uyuduktan sonra aldı bir gürültü, ardından ikincisi. Komşumuz Meryem Yenge soba borularını dövmeye başladı. Yazları ev dışında kullanılan bir sobanın üzerinde yemek ya da fırınında ekmek yaparlar bizim oralarda. Artık hangisi gelmişse aklına pata küt boruları dövüp içlerindeki kömürü temizlemeye çalışıyordu içine ettiği keyfimin yamacında. O bitmeden karşı komşumuz -ki bu karşılık tepeden tepeye karşılık oluyor, alışıldığı üzere aynı binadaki komşumuz- değil başladı fındık altı vurmaya. Fındık bahçelerinin altında büyüyen otlar kesilerek temizlenir. Eskiden tırpanla yapılan bu iş günümüzde gürültülü bir makineyle yapılmakta. Vesselam bana uyku haram, huzur dersen ara ki bulasın.
     Dün gün boyu telefon görüşmesi yaparak kafamı balon ettim. Büyük olmak erdemini kişisel hesaplarına feda eden büyüklerle, kendi çıkarları için çevresindeki herkesi harcamayı umursamayan küçüklerle konuştum. Elde var sıfır.
     Akşam saat 22.00 de geçen hafta ki gibi mahalleden arkadaşlar ile halı sahada maç yaptık. Kafam başka yerlerde olduğundan ne top benden keyif aldı ne de ben toptan, terledim sadece, koşturdum sağa sola bilinçsizce.
     Maçtan sonra eve çıkıp valizimi aldım, annem lahana yaprağıyla yaptığı sarmalarla ağzımızı taçlandırıp abimle birlikte yola koyulduk.  Cansu’yu arkadaşından alıp eve vardığımızda saat 1.00 olmuştu biraz lafladıktan sonra uykunun yolunu tuttuk. Ama ne mümkün uyumak, sırt ağrısı bırakmadı peşimi, sabaha karşı uyandım defalarca ve uykuya daldım acıyı unutmaya çalışarak. Sabah 6.00 da annem aramış, hatırlamıyorum ne dediğini, havaalanına giderken arayıp konuştum, annem işte… Sabah beni bırakma işini abim üstlendi, havaalanına vardığımızda uçağın kalkmasına yarım saat vardı.
     Pilot amca Mustafa Yüksel amca anons yaptı, 1 saat 23 dakika sonra İstanbullarda olacakmışız. Malumunuz yedi göbekten İstanbullu olduğumdan memleketime kavuşma mutluluğunu şimdiden yaşamaya başladım binlerce metre yukarıda. Sabah ilaç almıştım ağrılarım geçsin diye, tok karnına alınması gereken ilaçları aç karnıma göndermiştim. Şimdi sandviç yesem ilaçtan önce yemem gereken yemeğin yerini tutar mı bilmem ama şansımı deneyeceğim.
     Hanım abla, hostes teyze bana bi sandviç ver, içinde bişiler olsun yanında da şekersiz kahve, diyetteyim ya ondan, yoksa şekere karşı değilim. Pilot amca sallama uçağı, bilgisayarın üzerine dökülürse şu kahve akşam haberlerine çıkarız birlikte, sığırın biri uçuş esnasında pilota sataştı diye… 
     Her şeye rağmen hep bir ağızdan: Kötüleri Allah ıslah etsin, huzur İslam’da…

23.43 - erkekliğe bok sürdük - 16.7.2010

0 kere okundu
     Yedik tüm laflarımızı, erkekliğe bok sürdük, verdik ne istedilerse, sağlık olsun dedik, sadece öğrendiklerimiz yanımıza kar kaldı. Demek ki bir musibet bin nasihatten iyidir, demek ki vazgeçilmezlerimiz varmış, demek ki atıp tuttuğumuz kadar cengâver değilmişiz, söylediğimiz gibi karartamazmışız gözümüzü.
     Kaybettiklerimizden yana insanca bir his içimde en iyisinden, ilk kez bu kadar büyük bir yenilgi aldığımız sahadan bu kadar büyük bir huzurla çıktım. Hep derdim yenilgi daha öğreticidir diye, budur işte, öğrendim, öğrendik…
     Adam sigarasını yaktı dumanı İstanbul, kadın çantasını açtı çantada İstanbul, bu ne biçim iş bu nasıl şehir masada İstanbul, şişede İstanbul, bir yanda o bir yanda ben ortada İstanbul. Geldim İstanbul, merhaba.
    
     (Bu sayfada Ümit Yaşar Oğuzcan´ın İstanbul şiirinden alıntı vardır)

12.05 - yaz sıkıyor canımı - 18.7.2010

0 kere okundu
     Dershane başladı, cumartesi ve Pazar çene patlatacağım eylüle kadar. Cuma günü beşte toplantı vardı, ders programları dağıtıldı, dün de dersler başladı.
     Yaz tüm haşmetiyle çullanmış durumda kafama, terleterek bunaltarak hayatı kötüleştirme hevesinde. Balkonda oturarak serinlemeye çalışıyordum ama dün gece sinek denen namussuz hayvanlar yüz göz olmaya çalıştılar yaşlı tenimle, sevmedim. İçerde oturunca da terliyorsun ve erkek erkek kokuyorsun, çok fena.
     BT Akademi’de kursa başlayacaktım güya, .net kursuna ama haber gelmedi hala. Dün aradık ve eylül ayına kadar bir halt yapmayacaklarını anladık. Yaz boşa geçecek vesselam, Salim Sarımehmetoğlu yerinde saymakta.
     Orhan Çam baya baya taşındı yanıma, odasını temizleyip ufak tefek eşyalarını yerleştirdi. İşin kötü tarafı ben tıkış tıkış hale geldim, belki yeni bir eve taşınırız ama önce ev bakmamız gerekiyor. Sabah kahvaltısı muhabbeti oluyor her sabah, yemek denen şey sevilesi bir meret ve uzak durmak için çaba sarf etmek gerek ama sağ olsun Çam davetkâr kahvaltı olayıyla beni baştan çıkarmaya çalışıyor. Okul başlayana kadar karşı koysam yeterli, sonrasında sabahın köründe sokak çocuğu olacam zaten.

01.49 - ah bir yağmur yağsa - 19.7.2010

0 kere okundu
     Ne bahar ne yaz, gece üç otuz, sıcak ve nem ve martı sesleri, deniz kokusu…
     Balkonda oturmuş sineklere inat Yılmaz Erdoğan dinleyip bir şeyler yazmaya çalışıyorum, sıcak denen soğuk baktığım terletmekte gövdemi, üst katta sevmediğim inanların sesi, alt katta kim bilir kim. Ah bir yağmur yağsa…
     Bakma öyle uçarı olduğuma, ısısız yerlerim var benim de, gidip dinlendiğim, gidip ben olduğum. Bakma öyle uçarı olduğuma, benim de düşündüğüm var, fikrimi dindiren, huzur bulduğum. Ne olur bakma öyle bu mevsimde dayanamam.
     Bu mevsimde dershane var hafta sonları ki bugün geç kalmış yanlış inmişim trenden.  Banliyö istasyonuna gittiğimde tren yeni gelmişti, normal yolu kullansan yetişemeyecektim. Atlayıp rayların üzerinden geçtim, sıçrayıp çıktım diğer taraftan, kalkmadan yetiştim banliyö trenine. Zorla yetiştiğimden en son vagona binmişim. Elimde kitap bazen ona bazen dışarı baka baka yol almaktayım. Dalmışım bir ara kitaba, öyle ki Pendik tabelasının yanından geçtiğimi gördüm, oysa inmem gereken yerdi Pendik. Bir sonraki durakta inip taksiyle geri dönmeyi düşünürken aklıma yanıma para almadığım geldi. Banliyö durağının yakınlarında da bankamatik yoktu. Ara ki bulasın fikrime dinginlik vereni sıcak altında Kaynarca durağında. Ah bir yağmur yağsa.
     Bulut bulutken şekilden şekle giriyor, sürükleniyor rüzgâra uyup, bulut bulutken gizlemiyor kendini yağıyor yağmur olup, bulut bulutken ne güzel seyretmesi. Sen o değilsin, o olamazsın tanıyorum seni, biliyorum nerelerde yürüdüğünü, kimlerle konuştuğunu, kime gönül verdiğini. Sen o değilsin, o olamazsın tanıyorum seni. Hüzünlü bakışlarını kaçırırsın benden, buluta dönersin yüzünü yağmur gizlesin diye gözyaşını. Ağlama şimdi zamanı değil, ağlama bana dön yüzünü, bulut rüzgâra sevdalı uyma ona bana dön yüzünü.
     Dönmeyen top olsun emi, bilirim seni ne puştsun ne döneksin. Akşam döndüm eve oturdum bilgisayar başına. Yar bana bir eğlence medet buluttan yağmur olsun.  Yaprak kıpırdıyor, terlemişim vuruyor enseme rüzgâr, tam şifalık Ömerciğim,  bakma Özer’in kusuruna. Gerçi pek bir şey de anlamadım yazdıklarından söylemedim sana.
     Dedim ya ben biliyorum kulak ver bana, yakamozlar ömre bedel sen yakamozlara.  Yakamoz dedimse aldanma hemen, tek hücreli bir canlı sadece, abartmaya gerek yok. Yakamozu özel kılan ışıma olgusu luciferin-luciferaz enzim substrat çiftinin reaksiyonu sonucu oluşur. Bu kimyasallar sitoplazma içinde dağılmış halde bulunan binlerce küresel organelde saklanırlar. Sıkıcı değil mi demiştim ya aldanma her söze.
    Adımı bile değiştirdim, Burak diyorlar artık.

16.35 - TÜRKSAT UYDUNET - 21.7.2010

0 kere okundu
     Şu uydunet denen meret aratır oldu Türk Telekom’un TT netini. Ulan bu kadar mı moron olur bir topluluk. En az ayda bir bakım yaparlar, arıza olunca bir halt anlamazlar, hız dersen 1MBit ile uzaktan yakından alakası yok. Al işte UYDUNET, hatta üçün biri de demek mümkün, en azından kendi adıma.
     Dün sabah uyandığımda internetimin kesilmiş olduğunu gördüm, aradım faturayı ödemeniz gerekiyor dediler. Dışarı çıkıp bir internet kafeden banka hesabıma girip ödedim faturayı ama elemanlarda tık yok. Neymiş efendim Halk Bankası ile antlaşmaları yokmuş para hesaplarına geçmemiş. İyi de halk bankası da para online olarak hesaplarına geçti diyor. Arıyorsun müşteri hizmetlerini, papağan gibi konuşan kadın ya da erkek bir müşteri hizmetleri elemanı çıkıyor ama değil hizmet yapmak ileri zekâlarıyla delirtiyorlar insanı. İptal et benim aboneliğimi diyorsun o daha büyük meşakkat. Konuşma bitiminde de dalga geçer gibi yardımcı olabileceğimiz başka bir konu var mı diyorlar. Ulan aklı buğday tanesi kadar canlı, neye yardım ettin de fazlasını teklif ediyorsun.
     Siz siz olun Türksat’ın UYDUNET internet bağlantından uzak durun. En fazla TT Net’e fazladan telefon parası ödersiniz, bunlarda olduğu gibi 20 günde bir bakımla, haftada bir hızın 56 K düzeyine inmesiyle uğraşmazsınız.  Gerçi bunlarda da kablo TV aboneliği mecburi. Kullansan da kullanmasan da kablo tv abonesi olmak zorundasın uydunet almak için. 7-8TL de ödemek zorundasın fazladan haliyle.

20.42 - evet, bir sorunum var - 22.7.2010

0 kere okundu
     Carpe diem der bir batı felsefesi, günü yaşamayı öğütler her şeyin tozpembe olacağı havasını uyandırarak. Öyle değildir oysa, onlarca yıldır yaşıyorsanız kaçınılmaz olarak köpek balıklarıyla doludur çevreniz ve değil günü yaşamak haftanın bir günü size aitse şanslı sayın kendinizi.
     Bu dünyaya bir kez gelineceğini söyler tüm ilahi dinler, yaşam denen hakkın iyi kullanılmasını emreder. İnsan sosyal bir varlıktır der sosyoloji bilimi ve bombayı patlatır Mevlana; her kim olursan ol gel. İstemiyorum gelmesin kimse, çevremde her kim varsa tanımamış olmayı istiyorum, tüm tanıdıklarımı unutup bir daha birisini tanımak gafletine düşmemeyi diliyorum. İnsanlardan, zamandan ve mekândan hürriyetimi geri istiyorum. Fazla değil, sadece birkaç ay yapabildiklerimi yapmak istiyorum kimsenin düşüncesini ve beklentisini umursamadan.
     Toplumsal moronlar kendi doğrularını benden beklemekte haklılar, çünkü herkes benim gibi olsa ak ile kara belli olacak, görmezden gelinen karalar ortaya çıkacak, prensesler sürtüklükleriyle, beyzadeler düzenbazlıklarıyla kala kalacak.
     Yine bunalımdasın diyecek çevremdeki akıllı geçinen salaklardan bazıları, saçmalıyorsun yine diyecek bazısı da, bir diğeri bir şey mi oldu diye merak edecek. Ama her zaman ki gibi eleştirecek çoğu boktan hayatlarını kayboldukları sıradanlığı görmezden gelerek. Eleştirilmekten hoşlanan sağlıklı insan çok azdır bu toplumda, ben de hoşlanmıyorum sırf kendim olmaya çalıştığım için eleştirilmekten. Alkışlamanızı da beklemiyorum toplumsal ikiyüzlülüğünüze sırt çeviriyorum diye. Hatta istemiyorum hiçbir şeyinizi, varlığınızı ve yokluğunuzu. Mahalle bakkalım, en iyi arkadaşım,  ders çalışmadı diye kızdığım öğrencim, abim de dâhil hepiniz defolun hayatımdan. Bırakın yokluğunuzun sefasını süreyim ya da cefasını çekeyim.
     Haklısınız, sizin gibi düşünmüyorsa birileri kesinlikle bir sorunu vardır. Evet, bir sorunum var, tanıdığım tüm insanlar, hatta ses çıkartan tüm hayvanlar…

03.25 - gece üç otuz - 23.7.2010

0 kere okundu
     Gecenin üçü olmuş ve harıl harıl C# çalışıyorum. Umarım bu ay sona kadar kendi başıma işe yarar bir şeyler yazacak duruma gelirim.
     Şerefsiz sinekler vurmaya başladı, balkonun tadı kaçtı.

11.39 - annemi seviyorum - 24.7.2010

0 kere okundu
     Ders var bugün, iki buçuk saat gereksiz bilgisayar konuları hakkında çene patlatacağım. Bir iki saate atarım kendimi dışarı, sonra Pendik, insanlar, kalabalık…
     Fikret’le görüştüm hafta içi, yeni evli çiftimiz sigara bırakmaktalar, Deniz hanım yorgun, Deniz hanım kararsız. Siyasi bir konuda benimle tartışmanın zevkli olmayacağını koca kafaların gülüşmesinden dakikalarca sonra anladı.
     Kadıköy’e geçtim gözlüğümü almak için. Emektar güneş gözlüğümün camlarını değiştirdim, her ne kadar yenisinin üzerine RayBan yazsa da eski gözlüğüm gibisi yok. 
     Bir okurum ki bu sığır Trabzon’dan, tükürdüğümü yalamamız üzerine not yazmış ziyaretçi defterime. Üzgünüm sevgili okurum, izlemeye devam et, hasetlik duygularını kabartacak daha çok şey yaşanacak bizim cephede, üstelik tam da bu kafayla. Yazılarımı yargılamak için değil de bir şeyler kapmak için oku, küçük dünyalarda yaşamak bir şey katmaz insana, yaşadığın yer kafan kadar olsa da ufkunun sınırını sen belirlersin.  Ben tükürdüğümüzü yalamanın iyi bir şey olabileceğini öğrendim mesela egomu aklımın arkasına saklayabileceğimi gördüm, ya sen ne gördün resimde, ne öğrendin?
     Orhan Çam yine kahvaltı yapıyor, ye Orhan’ım Çam’ım kim tutar seni. Kilo alırsam ağzımı dinlemek sana ne kadar zevk verecek anlatamam.
     Tamer kırmızıda geçmiş yüz otuz lira ceza yazmışlar, abimin bilgisayarında sorun var, Ertan kurutların peşinde, Bahar Erke sevdasında, Ecem internette, Ömer tatilde Özer de çıkmak üzere ve Ümit Ümit olmaya devam ediyor.
     Önümüzdeki haftaların birinde dört beş günlüğüne telefonlarımı kapatıp kaçacağım evden, şehirden. Üstelik nereye gittiğimi ve ne yaptığımı son ana kadar ben de bilmeyeceğim.

21.58 - çekirgeyim kış uykusunda - 25.7.2010

0 kere okundu
     Birisi şu karşı binanın ismini öğrense numarasını öğrense de söylese bana, arasam polisi, gammazlasam sığırları. Binanın çatısına muhtemelen yapılması yasak olan bir çatı katı yaptılar yeni, akşamları cümbüş için kullanıyorlar. Özledim huzur dolu balkonumu, osuruk sesi bile geliyor komşu evlerden, tatile falan gidin, deniz kenarına ya da köyünüze gidin eylüle kadar, huzur verin şu kel kafama.
     Hocam sizi çok sevdim yarın da dersinize geleceğim dedi, iyi de yarın yapmasak ders, bugünden halletsek haftanın programını dedim, yok dedi, peki dedim. Bugün yanında bir arkadaşıyla geldi, bu dersi alıyor musun dedim, kamu yönetimi 3. Sınıfım ben dedi, ne işin var burada dedim, methinizi duydum dedi, muhabbete gelmiş, arada da bir iki laf sokup mutlu edecek kendisini, ona da peki dedim, ışığı gören geliyor vesselam. Bir huzur ve şu kel kafama Allah’ım.
     Yarın Şile’ye ya da Ağva’ya gideceğiz sanırım, erkek erkeğe takılacağım bundan sonra, unu eleyip eleği asma zamanı geldi belki de.
     Çıkıp dışarı koşayım biraz, midemde ki mantıyı eritmem gerek.
     Orhan isal olmuş, İstanbul havası yaramadı şebeğe.

00-09 - yar bana bir huzur ille de denizden - 27.7.2010

0 kere okundu
     Bir saatten fazla tutuyor Ağva, üstelik abartıldığı kadar da güzel değil, deniz işte en bildiğinizden, birkaç insan suya giriyor, daha fazlası güneşlenme derdinde. Hatta sadece güneşlenmek için gelen teyzeler de var, sokağa çıkınca bronz tenin sefasını sürme hevesiyle akşama kadar şezlongun üzerinde nedense hiç bitmeyen bir kitapla birlikte falan da felan. Hayat herkese istediğini sunuyor, su isteyene su, güneş isteyene güneş.
     Dün gece ayaktaydım, kolum ve sırtım ağrıdı, birkaç kez kalkıp kas gevşetici jel sürdüm, bir şeyler tıkındım, bir şeyler içtim, film seyrettim, gazete okudum, sabah ezanını balkonda dinledim, kılmadım namaz, uyudum.
     Çok sertsin insanlara karşı dedi bir tanıdık, yazdıklarımı okumuş. Karşılında bir şey istemeden kimse kimseye bir şey vermiyor bu dünyada. Bedelini ödemek zorundasın sana verilenlerin, anne bile çocuğundan iyi bir insan olmasını bekliyor, olmazsan üzüntüsüyle cezalandırıyor.
     Katlanmak istediklerimin bana katlanması gerekiyor, oysa kimsenin bana katlanmasını da istemiyorum, kimse kimseye selam vermese, tanımasa kimse kimseyi, robotlaşsak ikili ilişkilerimizde, noktayı koyunca bitse her şey ya da başlayınca filmimiz senaryoyu yazma hakkı bize verilse, mutlu sonu biz belirlesek… Biliyorum olmaz bunlar, filmimizin başrolünde hep başkaları olur, bize düşen figüranlık ki yetenekli de değiliz başroldekilerden rol çalacak kadar. Ve sahne biter, kapanır perde, yar bana bir huzur Ege’den Akdeniz’den ve Karadeniz’den ama ille de denizden. Ama ne olur sevabına olsun, hiç karşılık beklemeden.

13.44 - kiloluk Dikmen tadında - 28.7.2010

0 kere okundu
     Gittin, kanadı kırık kuştum
     Sustum, sözlerine küstüm
     Hani kırılırsın siyaha
     Nöbet nöbet geceler boyunca...
    
     Gece ve gündüz karıştı birbirine, öğrenmek zamandan özgürlüğünü istedi, attı kendini sokaklara. Zor değildi, bakmak gerekiyordu sadece, akılla bakmak, öğrenmek bir adım ötedeydi kıyıya yakın.  Adaların ışıkları bile daha uzaktı, şarap kokuyordu deniz, kiloluk Dikmen. Hani kırılırsın siyaha, tek bir nöbet ve tek bir gece boyunca, benim o işte, merhaba.
     Sabah oldu, günaydın arka bahçem, yapraklarım günaydın, sesi duyulan martı, gürültücü komşum, kötü sesli simitçi, emektar koltuğum günaydın.
     (Bu yazıda Burcu Tatlıses’in Senden Öğrendim şiirinden alıntı vardır)

01.32 - firizbi peşinde - 30.7.2010

0 kere okundu
     Dün akşam sahildeydik, Fikretler, Tolgalar, Orhan ve Tatu vardı. Hindi ve tavuğun yanındaki Akçaabat köfteleri de görmezden gelemeyiz elbette.  Gecenin on ikisine kadar önce mangal sonra firizbi keyfi yaptık. En keyif alanımız Deniz idi sanırım, çamurlanma tehlikesi atlatmış masasını evde bırakmış olmanın mutluluğunun üstüne yığdı mutluluklarını firizbinin peşinden koştururken.  Koca kafalıların beni yürüttüklerini, sonra da kızmayayım diye şebeklik yaptıklarını da parantez içerisinde belirtmeden geçmeyeyim.  Eski yazılarımda vardır, kıro olduklarını söylemişimdir sahilde mangal yapanların, biz mi değişiyoruz yoksa hayat mı bilemem. Gidiş iyiye i kötüye mi zaman gösterecek ama bu eğlenmiş olmamız gerçeğini değiştirmiyor.
     Doktora gittim bugün, sağ omzuma MR çektirmemi istedi doktorcuğum ama anlaşmalı kurumlarının Pendik’te olduğunu söylemedi. Ayrıca sağ dirseğimin hemen yanında yüklenmeden dolayı tenisçi dirseği denen bir arıza oluşmuş, bandaj takıyorum.  Sağ olsun Orhan Çam, kendi işi hallolsun diye iyi çalıştırdı beni bu ara, şunu öteye bunu beriye taşıyalım dedi her fırsatta. Ben gece yarısına kadar odamı toparlamak için helak olurken odasında Mehmet Ali Erbil diye bir denyonun programını seyredip üzüm yiyordu. Allahtan Durusu babasına benzememiş, eli iş görmese de gönlü yardımdan yana. MR denen meselenin sonucu da yarın gelecekmiş, 60 yıl ömrünüz kaldı derse doktor üzülürüm, bel fıtığım, ağrıyan omzum ve bunca tanıdık ile çekilmez onca yıl.
     Haftaya birkaç gün kaçarım şehirden, denizi olan sıcak bir yere gider gövdemi kızgın kumlara teslim ederim, öleceksek gezmekten olsun.
     Bizimkiler fındığa başlamış, uyanıktır annem, Ramazan gelmeden bitirecek fındığı. Bir el sepette, bir el fındık dalında tutulmaz oruç, üstelik ağustos sıcağında. Allah’ım görüyorsun havaları, bir günü iki gün yaz da altmış gün oruç tutmuş olalım, elli güne de razıyım.

17.14 - gel hiç acımayacak - 30.7.2010

0 kere okundu
     Tendomda zede varmış, 14 gün fizik tedavi olmalıymışım, hem de her gün aynı saatte aynı yerde. Peki dedim doktorcuğum, söz verenin bir yüzü kara tutmayan top olsun, başa gelen baş üstüne.
     Açtı hava çıktı güneş yine meydana. Sürdüm faktör 50 kremimi çıktım sokağa, ne gelirse kabulüm. Yok öyle havuza denize kaçmak üstelik, mevsim yaz madem, madem güneş var tepede, boyun eğeceğiz kadere, yakıp teni bronz gireceğiz sonbahara.
     E o zaman hep bir ağızdan; dağ başını duman almış, güneş ufukta şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar kalabalık yapmadan. İyi de ben dumanı da severim, görmez göz gözü. Bilirsiniz, güncemde sevimlidir kaos.
     Susadım yahu, canım tatlı bir şeyler de istiyor, Hale sebze kızartıyor ben de karpuz keseyim, balkon keyif dağıtıyordur belki, yığarız üst üste. Söyle be Tarkan’ım kim tutar seni, sen de cepten yiyorsun benim gibi. Biliyorsun güzelim gel gel hiç acımayacak, yersen tabi.

12.05 - Windows kopyası - 31.7.2010

0 kere okundu
     Windows’un bu kopyası orijinal değilmiş, hatırlattığın için teşekkürler geri zekâlı bilgisayarım, sen söylemesen bilemeyecektim. Şimdi bir koşu gider 300-500 dolar ödeyip orijinal yazılımlar edinirim. Malum, yazılım hırsızlığı kötü şey.
     Bu gece uyudum biraz, ağrı şiddetiyle uyandığımda sabah olmuş, gün açmıştı. Saat yediyi gösteriyordu ve Hale krep yapmaya başlamıştı. Bir dilim ekmek yiyip sabah kahvaltısını gerçekleştirdim ilaçları kandırmak için.
     Ders var öğleden sonra, bir günde iki ünite, değmesin yağlı boya.
     Sordum sarı çiçeğe, anan baban var mıdır,  çiçek eydur derviş baba, annem babam topraktır. Toprağı özleme zamanı da geçti, son memleket seyahati fiyasko ile sonuçlandı, tendom zedelenmesi ve omu zayiatı da çabası. Şöyle zaman geçsin hızlıca, Trabzon albenisini geri kazansın. Topraktan ayrı bir gönül yuvasız kuş gibi, bağ istiyor insan her ne kadar gönül özgürlükten yana olsa da. Aldım kabul ettim, darısı kafası kellerin başına.