00:29 - yarın çarşamba - 1.4.2010

0 kere okundu
     Şimdi yarın okul gezisi var ya, çocuklardan 1 milyardan fazla para topladık ya, 1 Nisan desem, şaka yaptık gezi yok desem nasıl olur.
     Orhan Çam geldi Ankara’dan, malak gibi yatıyor şimdi, bir iki işimiz var dedim, zor iş dedi sığır, iyi de kolay olsa zaten ben yapardım hiç ağzının kokusunu çekmezdim dedim, tınmadı bile, malak gibi yatmaya devam…
     İşkur kursuna kalıyor olmak yordu beni, ders bittikten sonra yediye kadar devam ediyor kurs, yorgun argın düşüyorum eve, evde bir dolu iş, iş, iş…
     Abim ile konuştuk, iptal etmişler düğünü, Zorlu Grand’da nikâh yaptıktan sonra bir kulübü kapatıp orada eğlenecekmişiz. Bu arada ben de aldım nikâh gününü ama Sibel’in haberi yok, buradan okuyunca sürpriz olacak aşkıma, 15 Haziran da özgürlüğüme son veriyorum. Sanırım düğün için Sabancı Öğretmen evi ile anlaşacağız…
     Dün eski öğrencilerimden Emine Öztürk mesaj atmış, hocam ne yapıyorsunuz diye, namı diğer süslü. Epeydir görmemiştim koca kafayı, babasıyla çalışmaya başlamış, fırıncı olmuş koca kafa.
     Şimdi bir film açar seyrederken uyurum, sabah uyandırın beni, işim var ve geç kalmamalıyım.

20:01 - bugün cuma - 2.4.2010

0 kere okundu
Yeşil güle renk vermiş, ser de kırmızı he babam de babam, yürü dinmeden yağmur, yürü ki ıslanasın, yürü ki yol bitsin, yürü ki… Yağmur kadar yürürsün hem, yol kadar giderin ve sevmeler…
     Bugün cuma ve yeterlidir...

00:16 - zalim rüya - 4.4.2010

0 kere okundu
     Hiçliklerini çokluk, yokluklarını varlık sananlardan koru beni tanrım. Özüne bakacak gözü yokken kendini Kaf dağında Anka, Olimpos’da  Zeus, Hira’da  Muhammed sananlardan yolumu ayır tanrım. Onlar ki içinde ismi olan cümlelere tav olup, tavlanıp av olup, av iken avcı zannedenler, soluklarını soluğumdan uzak tut tanrım.
     Kalk gidelim ele ohh dedirtme,  sevdiğini kuşa kurda yedirtme, hadi gidelim, bize gidelim… diye bir lakırdı vardı bir zaman. Yaz oldu, kış oldu, bir daha yaz oldu bir daha kış, sürdü gitti öyle ve kuşa kurda yem oldu herkes. El ohh dedi, sevgili pehh dedi, sokakta kaldık eve gidemedik…
     Soda, muz, hafif yanmış peynirli ve salamlı börek akşam yemeği menüsü, en güzeli hangisi düşünmedim ama sanırım bir avuç kavrulmuş fındık her derde deva. Sınırım mevzusu doğruysa bir çuval fındık bel fıtığıma da iyi gelir, hatta üstü kalsın diyen bile çıkar kıyıdan köşeden. Anneciğim bana fındık gönder köyümün yağmurlarında yıkanmışından zira yarın sınav var ve toplanmış akı beyazı. Ak ile beyaz aynı anlama gelseler de düzeltmeyeceğim okurken aklından bunu geçireceklere inat. Sayfa benim arkadaş, ister ak olur ister “b”lisinden.
     Şimdi uyku zamanı her gecekinden, bir zalim rüyaya teslim gövdem, vira bismillah…

17:59 - kızsan da geçiyor zaman kızmasan da - 5.4.2010

0 kere okundu
     Geçenlerde evleneceğimi yazmıştım satır arasında, gün aldığımdan bahsetmiştim. Tarih 1 Nisanı gösteriyordu ve olay tamamen kurmacaydı, Sibel adında ki  hayali kahraman da cabası.
     Hafta sonu AÖF sınavları vardı, sabahtan akşama kadar sürdü meretler. Gerçi para kazandığımdan dolayıdır ki fazla üstüne gitmemek gerek her ne kadar yorulmuş olsam da.
     Sabah uyandığımda hafta sonunun yorgunluğu ve bel fıtığı denen zalimin etkisiyle okula gitmemeye karar verdim. Doktora gidip ilaç aldım ama daha sonra boş durmamak için küçük insanların olduğu mekâna attım gövdemi, okula.
     Şimdi evdeyim, uzanıp yatarım biraz ya da sahile iner yürürüm.
     Eski bir arkadaşı gördüm Maltepe’de, eski dediysem çok eski değil 1 yıl öncesinden daha Pendik’ten. Dolaşıyordu Maltepe’de avare avare. Son görüştüğümüzde kızmıştık birbirimize ama zaman her şeye ilaç sanırım. Kızsan da yaşıyorsun kızmasan da, her durumda akıp gidiyor zaman…

01:36 - beni kötü eller gamsız yaptı - 7.4.2010

0 kere okundu
     Ne zamandır ihale oynamamıştım, gömmeli ihale. Yere 4 kâğıt ayırıp onaltışar kâğıt dağıtırsın üç oyuncuya birden, eli iyi olan ihaleye girer ve bir koz belirler. Sonra elindeki en kötü 4 kâğıdı yere ayrılmış bilmediği dört kâğıtla değiştirir. Üniversitede iken en favori oyunumuzdu. Abim kazanırdı hep, ben sıkılır konsantre olamaz ve kaybederdim çoğu zaman. O zamanlar alıştım sanırım yenilmekten zevk almaya, yenememek öğretti ban bunu, yenilmek daha öğretici oldu aslında aynı zamanda bir kaçış yolu olsa da.
     Sınavdan bir gün önce oynamaya başlar sınav sabahına kadar devam ederdik. Sonra kalkıp okula gider okulu 6-7 yıla uzatırdık, zevkliydi yani değerdi her şeye. Bazen poğaçasına oynar, sabahın ilk ışıkları ile fırına gidip yeni çıkmış sıcacık poğaçaları alıp keyifli kahvaltılar ederdik.
     Abimler okul kantininde Bulvar gazetesi okumasına oynardılar. Kampüslerimizin farklı yerlerde olmasından ve onların egolarıyla uğraşmayacak kadar gamsızlığımdan o tip iddialara girmezdim. Zaten onlarda bu özelliğimi fark etmiş olacak ki rakip olarak ciddiye almazlardı beni, kareyi tamamlar, eksiklik giderirdim sadece. O bulvar gazetesi ki bilmem hala çıkıyor mudur, yarı çıplaktan öte kadın resimleri ve seks hikayeleri ile dolu olurdu. Şimdi o koca kafaların çoğu avukat oldu, bazıları da başka şeyler. Abimler hala devam eder arada bir Kadıköy’de bir kahvede buluşup saatlerce ihale oynamaya. Tabii ki artık olgunlaşsa da şiddetinden pek bir şey kaybetmemiş egolarını koltuklarının altından eksik etmez hiç biri.
     Bugün okul çıkışı Ömer ben ve Özer Pendiğe gittik, iki tane bilgisayar verdik Ömer’in bir arkadaşına. Dönüşte önce Pizza Hut yapıp sonra Yalı Kafe’ye gidip ihale oynadık. Sağ olsun Özer benden bile kötüydü. Üstelik mide kaslarımız ağrıyıncaya kadar güldürdü de bizi, acemiliğiyle. Ömer birinci ben ikinci oldum. Kazanmanın tek amaç olmadığı şeyleri sevmişimdir hep. Amaç eğlenmek olmalı, kazanmak da tuzu ve biberi.
     Ders programım değişti yine, 12. Sınıflarla en ufak bir bağım kalmadı. 12A sınıfı da kurtuldu benden ya da ben onlardan.
     Bu okula başladığımda daha sonra değiştirmek üzere notlar vermiştim insanlara. Zaman değiştiriyor notları ve düşünceleri, şekilleniyor her şey, taşlar yerlerine oturuyor, iman küfür oluyor küfür iman. Minik hırsların koca gövdelere nasıl hakim olduğunu görüyorum, o koca gövdeler ki ışık saçmaları gerekenler minik gövdelere.
     Ben yine gamsız, ben yine serseri, değişen bir şey yok kuzey cephesinde, biraz eksildi saçlar, yüz kırıştı biraz ve yaşamak en az dünkü kadar güzel. Seni seviyorum anne, iyi ki doğurdun beni…

22:28 - bir kuş uçurdum kanadı kırık... - 7.4.2010

0 kere okundu
     İnsanlar kendi meleklerini yarattıklarını zannedermiş kendilerini kandırdıklarını fark etmeden. Oysa melek diye bir şey yokmuş ya da insanlar melek yaratamazmış mükemmele yakın olsalar bile… Kuşun kanadı kırık olsa da yaşarmış, uçamasa da görenler kuş olduğunu anlarmış ama bilen bilirmiş kuşların uçtuğunu ve uçamayacakların kuş olmadığını. Ben bir kuş uçurdum kanadı kırık…
     Siyah geceden alırmış rengini, kapatınca gözlerini karanlık olurmuş. Kapat gözlerini şimdi, elin kalbimin üzerinde, o kalp ki minik bir serçenin ki kadar hassas, o kalp ki hiç incinmemiş, o kalp ki uçurduğum kuştan bana yadigâr. Ben bir kuş uçurdum kanadı kırık…
     Ne şimdi bu çaldığım zamandan, ne kadar sürer bu aldatmaca, bu kış uykusu kaç bahar daha? Zamandan çalınmazmış, geçer gidermiş kimselere aldırmadan. Muhtaçmışsın yürümek için ve ölümüne bağlıymışsın kayıtsızlığına rağmen. Rüzgâr gibi vurup taşa taş koparırmış, melekler getirirmiş sabah meltemiyle ve götürürmüş akşamdan, akşamdan… Hayatmış bu yeşil ve mavi ve sarı ve turuncu, meleğin kanadından akarmış zaman, hoş bir seda bırakıp kulaklarında öğretirmiş her şeye rağmen. Ben bir kuş uçurdum kanadı kırık…
     Güzel sözlere tav olmanın zamanı, zamanı yedi veren gülden koku çalmanın, kanadına takıldım narin yosmanın o nereye ben oraya ve bir kuş süzülür güncemde kanadı kırık…

13:15 - sınavda başarılar... - 10.4.2010

0 kere okundu
     Dün meleklerim geldi okula, nereden esmişse akıllarına artık öğleden sonra gelip 3-4 saat kaldılar.
     İşkur kursunun sınavını yapıp kepenkleri kapadık dün. Bu güne kadar öğretmen ya da öğrenci olarak katıldığım en verimli kurs oldu. Arkadaşlar beklediğimizden fazlasını öğrendi, aferin onlara…
     Cansu ile konuştum dün akşam, Eminönü’ne gel dedi bugün için, alışveriş yapacakmış sevgili yengem. Önce tamam desem de sonra bünyemin kadınlarla alışverişe çıkmanın mutluluğunu kaldıramayacağını düşünerek vazgeçtim.
     Dün gece son 10 gündür olduğu gibi eve döndükten sonra gövdemi yatağa atıp bilgisayar ile zaman geçirdim. Şimdi adını hatırlamadığım bir animasyon filmi seyrederken uyuya kaldım.
     Sabah Orhan Çam geldi Yalova’dan. Benden fazla geziyor koca kafa. Kıçı yer görmüyor leyleği havada gördüğünden beri.
     Yarın üniversite sınavı var, sınavda yedek gözetmen olarak görevim olsa da asıl önemli olan öğrencilerimin başarılı olması. Her ne kadar pek çoğuna kazanamayacaklarına dair fikrimi belirtmiş olsam da umarım hepsi iyi bir yerler kazanır. Filiz’e, Gözde’ye, Buse’ye, Ebru’ya, Havva’ya, Emin’e, Elif´e, Enise’ye, Ecem’e, Melis’e, Burcu’ya, Burak’a, Hayrettin’e, Yağmur’a, Sezen’e, Negis’e, Serap’a ve adını hatırlayamadığım tüm öğrencilerime başarılar dilerim.  

23:07 - ahh be anne, bari sen yapma... - 11.4.2010

0 kere okundu
     Oturmuşum maç seyredecem, saat olmuş yedi… Telefon çaldı arayan yenge hanım. Carrefour’a geliyorum gelsene sen de dedi. Sabah Eminönü’ne gidecektim gitmedim ama şimdi de maç var dedim sonra giyindim üst başvurdum yola. Starbucks’ta birer kahve içtik, biraz dolaştık ve sonra ver elini ev.  Cansu ile ayrılırken arkadaşıyla sevgilisi geldi onu almaya. Ayşegül ile birkaç kez merhabalığımız var. Abini çaldı Cansu dedi, sinir oldum. Nasılsa günümüz evlilikleri az sürüyor desem de yenge hanım abimi dağa kaldırmış şimdiden, düğün tarihi alınmış, uçmuş yuvadan kuş.
     Anneme de bişi demeye gelmiyor, yahu kaynanasın sen, müessesenin hakkını ver, gelinini bu kadar sevmene gerek yok, arada aleyhinde atıp tutmak gerek, adet böyledir. Hiç mi görmedin büyüklerinden cahil kadın, babaannemin şiddetli sevgisine yıllarca maruz kalan sen değil misin? Yok yok sevmedim ben bu işi.  Bu akşam aradım biraz dedikodu yapacağım, abine söyledim gidip alacak Cansu’yu, bu akşam bize gelecek dedi. Ben bu ailenin çocuğu değil miyim, neden benim sözüm dinlenmiyor, kız abimi alıyor, bizimkilerin ağzı kulaklarında. Sanırım muska falan bişiler yaptı bu kız, kara büyü de olabilir, çıkar kokusu nasılsa, kaçmaz benden…
     Sabah üniversite sınavı vardı, dokuzda okulda oldum, yedek gözetmendim. Sınavdan önce çıkıp sınıfları dolaşayım dedim, iki lak lak edip çocukların stresini alayım. Fehmi’nin sınıfında konuşup gülüştük çocuklarla ardından Naide’nin sınıfına geçtim. Suratının aydınlığı kaybolmuş bir teyze oturmuş çocukların gözünün içine içine bakmakta. Yahu bu surata baksam ekstradan stres yaparım vallaha. Biraz konuşayım dedim kadının suratı daha bir düştü sanki yeterince itici görünmüomuş gibi. Sonra Naide ile bişiler konuştu bu kim der gibi. İşin daha da kötü tarafı o yüz ifadesine sahip bir insanın öğretmenlik yapması. Umarım sadece görevi fazla ciddiye almasından kaynaklanıyordur. Yoksa aynaya bakmak bile zulüm gelir insana.
     Akşam dershane vardı, çocukların vize sınavları iyi geçmemiş. Sağlık olsun, çalışır final sınavında iyi not alırlar.

22:32 - eee, nasıldı? - 12.4.2010

0 kere okundu
     Derler ki bütün tilkilerin muşambaya alerjisi vardır ama patilere hoş geliyor deneyin bakın.  Derler ki kuyruğumun ayda iki kez temizlenmesi gerek ama artık tak çıkart kuyruğum var.  Derler ki ağacımız bir daha büyümeyecek ama içimdeki fidan büyüyecek. Evet,  bu krakerler sentetik, bu atıştırmalar yapay güvercinden hatta bu elmalar da sahte ama en azından yıldızları var. Yani demek istediğim bu gece yemek var ve hep birlikte yiyeceğiz, hoş bu ışık pek iyi aydınlatmıyor ama neyse… Sizler benim hayatımda tanıdığım beş buçuk vahşi hayvansınız, çok ciddiyim. O zaman kutularımızı kaldıralım, kurtulmamızın şerefine.
     Eee, nasıldı?

19:07 - eğlenceli bir gündü, yaşandı ve devam ediyor... - 15.4.2010

0 kere okundu
     Eğlenceli bir gündü, yaşandı ve devam ediyor…
     1 aydır hazırlanıyordu okul, ben yeni olduğum için yabancısıyım ama her yıl mayıs ayında yapılırmış. Yemekler yenildi, şarkılar söylendi, danslar edildi… Eğlenildi yani şartların elverdiği kadar, Betül Demir, Altay ya da Alpay adında bir koca kafa ve birkaç irili ufaklı kafa daha aynı ritim eşliğinde farklı şarkılar söyleyip havaya soktular genç gövdeleri. Öğrencilerim de ısrar etti gidip onlarla dans etmem için ama ritim özürlü olduğum için ağır abi modunda kalmayı tercih ettim, en azından kısmen…
     Tarihi eşya topladık bir hafta ama kimse taraflarına bakmadı, mevzu müzik ve eğlence idi, beklentiler nispeten karşılandı, mutlu herkes, kafalar aynı ve hayat devam esiyor her ne kadarsa ufku ölümlünün.
     Normalde öğrencilere yemek dağıtılırmış ama nedense bu yıl bizim öğretmenler ve protokol iç etti nevaleyi. Oysa bizler 3 dilim yiyeceğimiz yerde çocuklar birer dilim yeseydi fenamı olurdu. Çok düşünceliyiz, duyarlıyız, kafamız çalışır, uyanığız falan da felan. Hadi oradan sende kimi kandırıyorsun, insanız işte; sokaktaki kadar iyi ve sokaktaki kadar kötü.
     Yine bir dolu fotoğraf çekildim öğrencilerle ve muhtemelen yine çok azı bana ulaşacak. Bu fotoğrafta kötü çıktım eşekliği yüzünden silecekler hepsini. Oysa fotoğraf anı ölümsüzleştirir bir nebze ve anların hepsi güzel değildir nedense. Bilsek de kabul etmeyiz, yok ederiz kötü çıktığımız fotoğrafları, kandırırız kendimizi yakışıklı ve güzel çıkmış fotoğraflarımızla. İşte hayattır bu, güzel çıktığımız bahardan ve kıştan fotoğraflar kadar.
     Genç beyinlerde kötülük olmaz, kinlenmezler kolay kolay, plan yapmazlar. O yüzden onlarla zaman geçirmek hep daha cazip gelmiştir bana. Bazen aptalca davranır, bazen saygısızlık yaparlar ama kötülük yoktur içlerinde çokça. Evet, bazen cezalandırmak gerekir, bazen kızıp bağırmak gerekir çünkü bu yaşlarda alışmalılar bedel ödemeye yoksa hayat daha sonra acıtır onları.
     Koca kafa Elif yeni keşfetmiş sayfamı, takip ediyorum hocam dedi, aferin sana koca kafa artık hidayete erersin ya da nirvanaya. Not: "koca kafa" tamamen sevgi dolu bir ifadedir.

11:45 - gün başladı - 17.4.2010

0 kere okundu
     Saat 2 de Türkan Saylan teyze kültür merkezinde tırı vırı bir toplantı var ve tüm öğretmenler davetli ama bu gitsen de olur gitmesen de durumu değil.  Tüm öğretmenler dediysem sadece bilgisayarcı olanlar… Dün gece Ömer ile görüştüm telefonda, gidecekmiş. Gitmesem, uyusam birazcık, sonra kalkıp ayakkabı almaya gitsem, sonra Taksim falan felan…
     Cansu’nun avize siparişleri var, onları almam gerek. Pendik’te Tunalara teslim edeceğim, haftaya da o amcalar Trabzon’a gönderecekler. Çok çalışmam gerek yani çooook….
     Dün sıkıcı bir okul günü geçirdim, perşembe gününün yorgunluğu tüm gövdelerde hissediliyor, tüm yüzlerde görülüyordu. Allahtan 2 iyi haber geldi, gelecek hafta Salı ve Perşembe günleri okuldan kaytarmak için bahanem var. Salı Koç Müzesi ziyareti, Perşembe de Kadıköy’de angaryadan bir konferans var. Fehmiciğim v ben yanımıza 25 koca kafalı talebe alıp gezmelere gideceğiz.
     Dün gece Taksim´deydi gövdem ve kafam.  Jolly Joker diye bir mekâna gittik Karaibrahimgillerden Nil teyzeyi dinlemek için. Adam başı 50 kâğıt bayılan herkese canlı müzik yaptı sağ olsun, öle bizim okulun şenliğindeki gibi playback değil yani.  İçmeler, dans etmeler, sağı solu süzmeler, yarı sarhoş sığırlar ve müzik ve gece… Eve döndüğümüzde saat 3 olmuştu ve inanmazsınız bir de film seyredip öyle uyudum.
     Şimdi ayaktayım, kahvaltımı yaptım, çayımı yudumluyor güncem için klavye ile cebelleşiyorum. Ve sanırım bugünlük bu kadar yeter. Güne başlamalıyım, öptüm herkesi istemeye istemeye de olsa. Aman yüzünüzü yıkayın mikrop bulaşmasın.

01:12 - ben gidiyorum ruhum sen kal - 19.4.2010

0 kere okundu
     Ben gidiyorum ruhum sen kal, yaşlanıyorum, yoruluyorum ve yaşıyorum sen kal. Uyku vakti, gövdeme iyi davranma vakti, kıpır kıpır ruhum sen kal. Gece uzun sen avare, mevsim bahar al işte olur mu sana bundan iyi bahane, ben yatmaya gidiyorum uykum var zira sen kal.
     Sabahın köründe kalktım, neymiş efendim dershanede deneme sınavı varmış gelir misin Burak hoca? Gelirim Muratçığım neden gelmeyeyim, bu kadar tatlı dille sorulan bir soruya ne zaman hayır demiş eşek arısı sokasıca dilim. İyi de nerede bu KPSS öğretmenleri, süslü kıçlarını kaldırıp onlar gelseler ya gözetmenlik yapmaya. Hangisinin kıçı benimkinden değerli sanki ya da hangisi benden daha düşkün rahatına… Ah bu dilim, eşek arısı sokasıca, en yakar biberlere gelesice dilim. 34 yıldır öğrenemedin hayır demeyi ya oh olsun sana.
     Dün Cansu’nun avizelerini aldım Şişhane’den. Kocaman kutular, sığmadılar taksiye. Allahtan hafiftiler de taşıyabildim. Bu sabah da götürüp Pendik Tunalar’a teslim ettim. Trabzon’a gidecekler, abimin eve takılacaklar, gece olunca abimin koca kafasını aydınlatacaklar.
     Ölçme sınavlarını okudum at arabaları. Bundan sonra ya her sınıfa ayrı ayrı sınav yapacağım ya da hiç birine girmeyeceğim. Sınavda benim başlarında durduğum sınıf stresten olsa gerek hep düşük alıyor.  Gerçi bol keseden verdim notlarınızı veli toplantısında velilere nutuk çekmemek için. Alan memnun satan memnun yani. Ama aramızda kalsın bu performansla eğitimden yana bir numara çıkmaz sizden.

22:40 - Rahmi Koç Müzesi Atölyesi - 20.4.2010

0 kere okundu
     Zımba var mı hocam dedi çocuk, yok ama askerlik resmim var onu kullan istersen diye cevap verdi öğretmeni koca kafanın espriyi anlayacağını düşünerek. Tahmin ettiğiniz üzere anlamadı, muhtemelen zımba gibi olmak diye bir şey hayatında duymamıştı. Tam bundan bahsederken Şerafettin (Şerafettin Karataş) ve Fehmi (Fehmi Doğan)’ye olayın kahramanını gördük, kaptana bas kornoya dedim, selamlaştık.
     Seni bir yerden tanıyor muyum dedim, beklemeden cevabı hangi okuldansın diye yeni bir soru daha sordum. Alt sınıfımdanmış, o yüzden tanıdık gelmiş Ömer Tevetoğlu. Kütüphanede kitapları yerleştiriyordular cemaatçi tipli soğuk bir adamla. Sonradan konuştuğumuzda gelir gelmez seni bir yerden tanıyorum dememi yadırgamış, sevmemiş beni. Şimdi çok iyi aramız, sanırım ikimizde yanılmışız, üstelik hala zımba gibi, Celal TORUK.
     Celal hocayı gördüğümüzde selam vermek için kornoya basmasını istediğim amca tam Allahlık çıktı. Güya Dudullu’ya oradan da Taşdelen’e gidip Rahmi Koç Müzesi Atölyesini gezeceğiz. Niyet öyle de kısmet pek öyle değilmiş. Amca bizi gezdirdi de gezdirdi, üstelik bilmediği yollarda. Fehmiciğim ve Şerafettinciğim kahvaltı dedi kahvaltı tüttü amca çıkmaz sokaklara girdikçe. Kahvaltı dediysem bir simidin üçte ikisi ve arasında kaşar aroması sadece. Bizimkiler aç gözlü, 58 model öğretmen amca cimri, Divan Pastanesi rötarlı, ortam sıkıcı…
     Okul çıkışı Kadıköy yaptım, ayakkabı almıştım cumartesi. 2 gün giyindikten sonra sevmemeye başladım, altlarını sabunlu suyla yıkayıp hiç giyilmemiş gibi geri verip başka bir modelini aldım. Evet, biraz sorunluyum bu konuda, ayran gönüllülük var giyim kuşam konusunda, daldan dala konuyor, en sevdiğimden hemen soğuyup hiç sevmediğime göz kırpıyorum.

22:54 - tırı vırı bir hafta - 22.4.2010

0 kere okundu
     Çalışmadan bitirdim bir haftayı, sadece pazartesi derse girdim, diğer iki gün gezi vardı, Çarşamba günü de kafa tatili yaptım bildiğiniz gibi.
     Çarşamba sabahı uyandığımda en ufak bir çalışma isteği duymadım, yatmalı uyumalı biraz daha dedim, zaten bir gün önceki müze atölyesi gezisinde koşturmaktan yorulmuşum, belim ağrımakta… Oğlum Salim dedim, boş ver dedim, yat dedim, sen mi adam edecen bu koca kafaları dedim. Okula gitmemek için bir dolu sebep sıraladım kendime. Bu kadar bahanesi olan bir adamın da öğlen onikiye kadar uyuması normal arkadaş, kimseler heves etmesin.
     Bu sabah okula gittiğimizde geziye götüreceğimiz 25 kişinin ancak 7-8 tanesi belliydi. Fehmi kendi sınıfı 11-C ben de yine kendi sınıfım 10-B ye yüklendim. Fehmi’nin sınıfını ben de severim, biraz saf olmaları dışında iyi çocuklar. Sevinç hoca’nın kaymakam olacaksınız sözüne tav oldu koca kafalar. Ama sözleri var, herhangi biri kaymakam olursa işim düşünce torpil geçecekler. Her neyse, uzatmayalım konuyu küçük canlılarla, 11 kişi 11-C den 5-6 kişi 10-D den diğerleri de 10 A ve B den 25 koca kafa ile Kadıköy Halk Eğitim’de bir amcayı dinleyip Moda sahiline indik, oradan Kadıköy turu, oradan da Küçükyalı sahili… Zevkliydi vesselam, en kötü ihtimalle, 1200 koca kafayla vakit geçirmekten daha az kötü 25 koca kafayla vakit geçirmek.
     Gamez geliyor yarın akşam, iki veleti ve Özge ile birlikte İstanbul’a geldiler bugün. Bu akşam Ümraniye’de amcaoğullarında kalacaklar, yarın akşam da ben de dayıoğlunda.
     Okulun sitesine kontrol paneli kullanarak flash yerleştirmekte güçlük çekiyordum. Sağ olsun Şerafettin’im yandan çarklım yardım etti de hallettik işi. Bu arada sanırım .Net kursuna gideceğim. Gerçi 4-5 milyarcık istiyorlar ama nasılsa çıkartırım o parayı bir yerlerden. Olmazsa her an tepelemeye müsait olduğum Orhan Çam beyefendisinin mekânına çökerim.

21:42 - sağlık güzel şey - 24.4.2010

0 kere okundu
     Sağlık güzel şey, hele de hasta olunca daha da güzel geliyor göze. Dün öğleden beri hastayım, midemi üşütmüşüm. Halamın oğlu Osman ve eşi Özge bendeydi dün akşam, bir de sevimli veletleri Ozan. Gece 11 gibi dengem bozuldu, baş dönmesi, mide bulantısı, baş ağrısı… Osman doktora gidelim dedi ben hayır dedim, 1-2 saate kadar bir şeyim kalma diye. Ama düşündüğüm gibi olmadı, yüksek ateşten halüsinasyon bile gördüm gece, sabaha kadar uyumadım. Sabah artık doktora gidelim dedik ve Altıntepe Kızılay Hastanesi’ne attık kapağı. Zıbıdı doktorun tek yaptığı iş koluma 1 litrelik serum saplamak oldu. İyi hissediyorsun artık değil mi dedi işimiz bitince, hayır dedim. Yok yok dedi, iyi hissediyorsun, hayır dedim değişiklik yok, ısrar etmeye devam edince evet iyi hissediyorum demek zorunda kaldım. İyisinden bir çift ayakkabı parasını iç edip beni eve gönderdiler. İyiyim şimdi, yarın tam olarak normale dönerim.

00:21 - Truva diyarından Aşil Emmi - 26.4.2010

0 kere okundu
     Kötü bir hafta sonu, hastalık, halsizlik ve dahası… Games geldi Cuma günü, halaoğlu. Çocukluğumuz birlikte geçti, evlerimiz çok yakındı birbirine. Mahalle kavgalarında ve mahalle maçlarında aynı takımdaydık hep. Dereden yavru balık toplar, Lambat’a maç yapmaya gider, denize kaçardık, üstelik bunların hepsini gizli yapar yakalanınca da dayak yerdik annemden. Games şimdi İpragaz Batı Karadeniz bölge müdürü, yılda 1-2 kez görüşebiliyoruz ancak, bir dahaki görüşmemiz mayıs sonu abimin düğünü…
     İştahım yerine geldi, bu akşam iyice doyurdum aç karnımı. Berbat olan hafta sonumun ardından sağlam bir vücut ve sakat bir kafayla her zamanki gibi hazır değilim yeni bir haftaya. Zaten benden  Brad Pitt’in Truva’da ki Aşil performansını bekleyen de yok, alan razı satan razı geçinip gideceğiz. Gerçi alan razı olmasa da benim razı olmam yeterli, kimseye fikrini soracak havamda değilim, 3-5 seneye kadar da o havada olacağımı zannetmiyorum.
     Dershanenin tadının kaçtığını söylemişimdir o yüzden tekrar söylememin anlamı yok sanırım.
     Facebook’da tırı vırı dünya adında bir grup kurdum, 2 haftada üye sayısı yüz elliye çıktı, neden anlayamadım. Üye olup sap gibi duruyor insancıklar, ne bir şey yazıyor ne kıllarını kıpırdatıyorlar, sadece duruyorlar, gereksiz bir katılım yani, hayatımızı kaplayan bir dolu gereksizlikten biri.
     Babamın dayısının kızı öldü bugün, Yakup Abiyi arayıp başsağlığı dilemem lazım ama nefret ederim sevinç ve üzüntü paylaşmaktan. Fikrimce insanlar sevinçlerini de üzüntülerini de kendi başlarına yaşamalılar.
     Koca kafa Merve melek olmak istermiş, zaman ne gösterir bilinmez...

00:59 - fuşki kokusu - 27.4.2010

0 kere okundu
     Abimin düğünde giyeceği elbiseyi Cansu Hanım seçecekmiş, alla alla… Sanki abim beğenmiş onun gelinliğini de o da abimin giyeceği takımı beğenecek, sabrediver sürpriz olsun sana. Aradım abimi, gel buradan birlikte alırız dedim, kız tapusunu alıyor abimizin üstelik kaçak kullanıma da izin yok, sevmedim bu işi. Onun yüzünden abimle sık görüşür oldum, normalde ayda bir konuşurken şimdi haftada bir telefonlaşır olduk.
     Okul çıkışı Ömer ile koordinatör amcalar olup bacaksızların iş yerlerini gezdik. Tesadüf işte, benim elemanların hiç biri işyerinde yoktu. Yarın sorsam hepsinin ceplerinde onlarca bahane, seç beğen al.
     Eve gelmeden şişene kadar tıkındığımız için koşmak şart oldu, giydim eşofmanlarımı Bostancı’ya kadar ter atıp geldim. Koşarken deniz havasının güzelliğini düşünüyordum, birden burnuma bizim oraların deyimiyle fuşki kokusu geldi, bildiğiniz bok yani, kanalizasyonun yanından geçiyormuşum. İnsan denen canlı akşam vakti o güzel havanın içine edebiliyor bir başına olsan da sadece denize bakıp soluk alsan da.
     Hafta sonu paintball oynayacağız güya, kaç haftadır plan yapıp popomuzun üzerine oturuyoruz. Ömer takım kurmak için çalışıyor. Şerafettin ve Mesut her zamanki gibi kapsam dışı. Hadi be Ömerim kim tutar seni.
     Haysiyetsiz hakem ilk sarı kartı pisi pisine gösterdi, ikincisini de diğer haysiyetsiz hayvanlığından hak etti. Allahın kısa pantolonlu Eskişehirlileri 60 dakika sahayı dar etti bize. Ulan küme düşesiceler, 90 dakka dayanmışsın  +3 de gol mü yenir, gel de küfretme, ettim gitti arkadaş. Ama iyi tarafı da var, haftaya Umut sığırı cezalı, forvetimiz koşturmaktan farklı meziyetlere de sahip olduğunu gösterebilecek.

01:42 - temiz ruh bezirganları ve 1 Mayıs - 29.4.2010

0 kere okundu
     Gardım düştü, dün sabah ilk derse giremedim, bu sabah ise sağ olsun Ömer kurtardı beni geç kalmaktan. Uyku egemenliği altına aldı orta yaşlı gövdemi, yüklendikçe yükleniyor, yorup hırpalıyor. Saat gecenin 01.18’i ve ben direnmekteyim.
     Kendisini Memleketi kurtarmaya adamış birkaç zekası eksik el ilanı dağıtıyordu okul çıkışı. Yok efendim liseli gençlik 1 Mayıs’da Taksim’de buluşacakmış. Ulan salak, sen mi karar vereceksin buna ağzına soktuğun sigarayı yudumlarken iletişim kurmak için küfreden pis kokulu ağzınla. Her hangi siyasi bir eylem için Taksim’e gidecek olan lise genci ya kötü niyetli ya da aptaldır. O yaşlarda da kötü niyet kavranarak hayata geçirilemeyeceği için kesin aptaldır. 40 yıldır gençleri kandıran köşe başı bezirganlarının kendi evlatları yok mudur ki kıyarlar bu körpe beyinlerin temiz düşüncelerine.  Neden kendi çıkarları uğruna kitap tutması, sevgili eli tutması gereken ellere pankart tuttururlar, taş attırırlar. Dünyayı mı kurtarmak istiyorsun, çalış ve sözünün dinleneceği bir yere gel, bak o zaman neler oluyor. Pankart tutmakla, slogan atmakla ya da kargaşa çıkartmakla ne halledilmiş. Bırakın diğer pis işler gibi 1 Mayısı da büyükler halletsin.  Pisliğin sağı solu yoktur, elini değdirdiğinde artık sana da bulaşmıştır. Bırak eleştirsinler seni depolitize olmuş desinler, onlar gibi kardeşine silah sıkmıyorsun diye bırak yüzüne tükürsünler.
     Önce Maltepe Belediyesi ve her zamanki gibi Gamze ve Emine’nin yokluğu. Yarın sorsam yirmi tane bahane uydurup oradaydık derler. Yaşlıyım ya ben, koca kafaları göremiyorum hiç. Sonra Kadıköy, Naylon Elif ve Naylon Burcu, naylon dediysem staja atıfta bulunmuşumdur kesin. Yoksa kızlarımız pek bir sahici. Derya Demirbaş’ı unutmayalım, ne zaman gitsem iş yerinde evladım. Tıpkı Kadir Kaşka, tıpkı Ceren Yiğit gibi.
     İkea’ya vardığımda saat 7 olmuştu, yenge hanımın siparişlerini almadan önce mideme somon füme ziyafeti çektim. Hoş bir koltuk beğendim bilgisayar başına oturmak için ama kıyamadım paraya, bir daha ki sefere artık.
     Eve kapağı attığımda saat dokuzu geçmişti. Film seyrettim, Island City. Andy Garcia iyi oyuncu, kötü filmi ok adamın her ne kadar herkesin hayran olduğu biri olmasa da.

17:53 - 12 B - 29.4.2010

0 kere okundu
     Akıp gidiyor zaman, değişiyor her şey, büyüyor ve büyüdükçe hayatın kollarına teslim oluyorsunuz. Ayak uyduruyorsunuz içine düştüğünüz koşuşturmaya, yürüyor ve öğreniyorsunuz,  geçtiğiniz yollara izlerinizi bırakıp, karşılığında hatıralar biriktiriyorsunuz.
     Evet, biliyorum çoğunuzun hayalini iyi bir üniversitede okumak süslüyor ama inanın bu şart değil. Mutlu olmanın milyonlarca yolu var ve her şey sizin elinizde. Öncelikle hedefleri iyi belirlemek gerek, hayal kurmak iyidir ama hayal dünyasında yaşamamak gerek. Varsın bugün istediğiniz olmasın, varsın bugün dünden kötü olsun, yarına umutla bakmak gerek. Eskilerden Çinli bir amca “yaşıyorsanız her şey yolunda demektir” demiş. Yeni zamanların neyi eksik eskisinden, yaşıyorsak her şey yolundadır aslında, kıymetini bilmeli, sevgiyle sarılmalı hayata, ileriye umutla bakmalı.
     Hayatı sevmekle başlıyor her şey. Sevmeden yaşanmıyor, gece bitmiyor, gün geçmiyor. Sonra kendini sevmekle devam ediyor, tadı çıkıyor. Her ne kadar kusurlu olsa da, eksik ya da fazla olsa da kendini sevmekle çözülüyor düğüm.
     Bir adım daha attınız, bir gün daha bitti ve başladı bir diğeri, mevsim bahar, mevsim yaz, mevsim ki dördü birden ayrı güzel. Yakın meşaleleri, göklere yükselsin ışığınız, hayata renk olun, hayat verin tüm renklere, hadi tutun birbirinizin elinden, hadi bir adım daha...
     Okulda ki ilk yılımda size sınıf öğretmenliği yapmamı istediler, olur dedim, biraz oldu biraz olmadı, hayat gibi, olduğu gibi olması gerektiği gibi… Bu kısacık zamanda bende bile izler bıraktınız, kim bilir bu okulda geçirdiğiniz 4 yılda kimlerde ne güzellikler bıraktınız, her şey için teşekkürler. Umarım mutluluk varlığıyla bıktıracak kadar yakınınızda olur ömrünüzce.

00:43 - aferin 10-E - 30.4.2010

0 kere okundu
     Ne zaman 10D sınıfına derse girsem, karşısındaki 10 E sınıfının gürültüsüne katlanmak zorunda kalırım, ne zaman 10 D sınıfına derse girsem ya çıkar dışarıya 10 E ye müdahale ederim ya da yerime oturur söylenirim. Bugün anneler günü için etkinlik düzenlemişler 10H sınıfının da katkıları ve Naile hocanın rehberliğiyle. Pek bir güzel olmuş, önce sırf Naile Hoca’ya destek vermek için sonra zevk için seyrettim şaşırtan performanslarını.  3-4 öğretmen arkadaş ve idareciler dışında katılan yoktu okulumuzdan. Çok meşgul arkadaşlarımız son dersin zili çalınca kanatlanıp uçmuştu. Hepsinin bir dolu işi olduğundan bırakın bir şeyler yapmaya çalışan öğrencilere moral vermeyi arkadaşlarına destek bile veremediler. Kolay değil canhıraş çalışılan okul saatleri dışında yorgun argın bir şekilde memleketi kurtarmak. Oysa o kadar kolay diyoruz ki bu öğrencilerden bir halt olmaz, boşuna onlara bir şeyler öğretiyoruz diye. İşte güzel bir şeyler yaptılar, hani neredesiniz, neden kötüye kötü demek için hazır bulunurken iyiye iyi demek için vakit ayıramıyorsunuz. Biliyorum çok meşgulsünüz, biliyorum küçük şeyler için harcanmayacak kadar değerli vaktiniz.
     Geçen hafta Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz de bir etkinlik yapmış öğrenciler ile ve durum yine aynı olmuş. Yine katılmamış sevgili öğretmenlerim. Hadi öğrencilerin ne yaptığı umurunuzda değil peki etkinliği düzenleyen öğretmen arkadaşımızı neden yalnız bırakırız.
     Gerçi kendi fikirlerini destekleyen ya da okulun verdiği görev dışında bir şeyler yapan kaç arkadaşımız vardır. Ya da bir şeyler yapmak için arkadaşları yüksek sesle ya da içinden eleştirmeyen, yalaka ya da aptal demeyen kaç arkadaşımız vardır. 12. Sınıflardan bir öğrencim, hocam ders çalışıyorum diye bana tepki gösteriyorlar demişti. Çünkü bir kişi çalışınca diğerleri çalışmıyor görünüyordu. Hayat böyle bir şey evladım, örnek alman gereken insanlar da yapıyor bunu, yaşamdan nefret etmek istemiyorsan buna alışmalısın.
     Sorsam en ağdalı cümlelerinizle sevgi sözcükleri kurarsınız ama üzgünüm ki inandırıcı olamazsınız. Şimdi bana da kızarsınız bunları yazdığım için, sağlık olsun; eminim en az sevginiz kadar güçlü olur kızgınlığınız.
     Bence 10H sınıfı ve Naile Hoca’ya bir özür borçlusunuz. ya da boşverin, nasılsa o çocuklardan bir halt olmaz ve siz özür dileyecek bir şey yapmazsınız sevgili arkadaşlar, çünkü çok meşgulsünüz. (Gerçekten meşgul olanların affına sığınarak...)