devrim üzerine - 2.6.2013

484 kere okundu

Ağaçların kesilmesine karşı çıkmak haklı bir tepkidir, kesilen ağaçların yerine AVM yapılmasına karşı çıkmak daha da haklı bir tepkidir. Şehirleri halklar oluşturur ve şehirlerin şehirleşme biçimine de halklar karar verir. Halka rağmen şehir kurmak halka rağmen varlığını sürdürmeye gebedir. Gün gelir halk kaldırır başını, yeter artık der. Siz o kadar içinize sindiremişsinizdir ki durumu halkın haklı tepkisini densizlikle kendini bilmezlikle hatta terörizmle suçlarsınız. Birileri hata yapıyordur ama bu halk değildir.

Elde edilen şey az değildir; yıkılmayan bir kalenin yıkılabileceği görülmüş, asla değişmeyen kararların değiştiğine tanık olunmuştur. Bir diktatör geri adım atmak zorunda kalmıştır.

Yaktığınız can kadar yanacak canınız diye buyurmuş HZ. Muhammet. Canlar yakılmıştır umursamadan, canın yananın meydandan kaçacağı sanılmıştır. Yanılmıştır diktatörün kolluk kuvvetleri, farkında olmadıkları bir şey vardır; halk için kaçacak yer kalmamıştır. Canı yanması gereken artık başkasıdır, sıra ona gelmiş çok yakında olmasa da son görünmüştür.

Güneş batar, güneş doğar. Geceden kalma yorgun gövdeler dik duruşlarını yorgun bedenleriyle ödemiştir. İtilip kalkılsalar da, insana yakışmayan muamelelere maruz kalsalar da ayaktadırlar. Güneş batar ve güneş doğar. Artık fırsatçılar alır yerlerini sokakta, haklı istekleri olan kalabalıklar yavaş yavaş kıvama getirilmektedir. Devrim çığlıkları atılırken ellerini ovuşturanlar göz ardı edilmektedir. Yaz günü Türk Baharı…

Son on yılda yapılan hiçbir devrim yoktur ki arkasında Amerika ya da İsrail olmasın, hiçbir ulusun baharı yoktur ki yazında Amerika ya da İsrail ortaya çıkmasın. Aslında bunu en iyi bilenler sokaktakilerdir, devrimle en çok haşır neşir olanlar, gönülden inananlar onlardır. Ama ok yaydan çıkmıştır ve düşünmek zamanı değildir. Tünelin sonunda ışık vardır ve güneş gibi görünmektedir. Bir önceki karşı devrimde güneş zannedilen ışık kaynağının aslında düzenbaz bir ampul olduğu göz ardı edilmektedir. Karşı taraf akılsızdır çünkü, koyundur. Onlar kandırmak kolaydır, devrimci akıllıdır.

Bilgi kirliliği kimsenin şaşırmayacağı bir durumdur, ölüler vardır, işkenceler vardır, akla hayale gelmeyen zulümlerle karşı karşıyadır sokaktaki halk. Evet, karşı karşıya kalınan bir zulüm vardır ama öldürmek can yakmaktan farklıdır. Yoldaşınız ölmüşse kanınız kaynar bunu en iyi bilenler kenarda oturup ellerini ovuşturanlardır. Kanmaya hazır olan kalabalıklar bilgilerin doğru ya da yanlış olduğuna inanmadan yayılmalarına yardımcı olmaktadır. Çünkü tünelin sonunda ışık vardır.

Haklı istekler haksız yerlere doğru yelken açmışsa devrim üç beş günle sınırlı kalmaya mahkûmdur. Canı yanan yandığıyla kalacak diktatör biraz daha palazlanacaktır. Millet olarak durması gereken yeri bilmeyen bir ulus yine sınıfta kalmıştır. Açgözlülük kötü şeydir, ne Fatih İstanbul’u bir günde almıştır ne de Büyük İskender Mısır’ı. Hareket etmek ne kadar doğruysa durmasını bilmemek o kadar büyük hatadır.

kanmak - 3.6.2013

301 kere okundu

Gözlerimde sensizlikten kalma bir hüzün

Ellerim ceplerimde

Sırdaşım kaldırımlar

İnan ne varsa dilimde

Ümit eski zamanlarda kalmış bir memleket

Yolları tozlu

Ne yana gitsem aynı çıkmaz sokak

Ne yana gitsem yoksun

Ben burda yerle yeksan

Sen buna kanmak mı diyorsun

affet beni anne - 8.6.2013

288 kere okundu

Ben bir turşu kavanozunda taze fasulyeyim, tuza doydum, suya sirkeye doydum. Ben bir sokak ortasında sarı yaprağım rüzgâra ve güneşe doydum. Ben otuz küsür yıldır yaşamaktayım; insana doydum.

Yürümekle bitmiyor yollar, durunca olmuyor. Güneş yakarken yağmur ıslatıyor. Soğuktan da memnun değilim sıcaktan da, hem yemek yemek istiyorum hem formumu korumak. Otuz küsür yıldır yaşamaktayım kendime de doydum.

Doydum diye yazarken karides sipariş ediyorum, insanlardan sıkıldım derken kavgalarını keyifle seyrediyorum. Gezi Parkı ihtiyaç listesinin altına gaz maskesi yazmış eleman, gazlı içecek yazmış, ev yemeğinin yanına sulu yemek diye not düşmüş. Neye hazırlanıyor bu insanlar derdiniz ne diyorum. Birileri ele geçirmiş Taksim’i başbakan istifa etsin diyorlar. Karidesim soğusun diye beklerken hangisi daha kötü diye aklımdan geçiriyorum; delikanlılığın bokunu çıkarmış bir başbakan mı kendini komünist zanneden bir avuç azınlık mı? Halk bunun neresinde diyeceksiniz belki. Zaferi halklar kazanır, kaymağını sesi fazla çıkanlar yer. Bu hayatın değişmeyen kurallarındandır. Tayyip’e oy veren halk zengin olmadı mesela. Taksim’i ele geçirenlerin sorunu daha başka.

Muhalifler ikiye ayrılıyor; birinci grup Tayyip Erdoğan’dan rahatsız olup tutumunu protesto edenler ki bunlar gayet demokratik bir grup. Diğerleri azınlık oldukları halde en çok ses çıkartan marjinaller. Bunların Tayyip ya da bir başkası çok umurunda değil. İstedikleri tek şey inandıkları düzenin hayata geçirilmesi. Tayyip Erdoğan gitse başkası gelse yine aynı havadan çalıp aynı havadan söyleyecekler. Günümüz dünyasında istediklerinin olması hayalden bile öte çünkü.

Nereden başladım nereye geldim; her yer Taksim her yer direniş mi ne… Direnmek bir yaşam biçimi haline gelirse mutluluk hayal olur canlarım benim. Ulaşılır hedefler belirlemeli, ulaşınca da açgözlülük etmemeli. Ama biz insanlar, ah biz insanlar… Nasıl Tayyip bir dolu oy alınca kontrolü kaybettiyse Taksimdekiler de beklediklerinden fazla destek görünce kontrolü kaybettiler. Ne olacak yani, İstanbul’un göbeğinde kurtarılmış bölge mi inşa edecekler ya da seçimle gelmiş bir başbakanı seçimsiz istifaya mı ikna edecekler. Geçin bunları efendim geçin, haklıyken haksız duruma sokmayın kendinizi. Size gönül verenlerin sevgisini sınamayın, pişman etmeyin.

İnsanoğlu doyumsuz, yer acıkır, uyur uyanmaz, yatar kalkmaz, sever arkasında durmaz. İnsan olmak zor şey, zoru başaramayanların arasında kaldım anne affet beni.

ziyadesiyle ucuz insanlar - 14.6.2013

149 kere okundu

Ziyadesiyle ucuz oldukları halde kendilerini pahalı zannedenler var.

Midesini bulandıran insanlara en ikiyüzlü haliyle sarılan…

İyilikten nasibini almadığı halde prenses numarası yapanlar var.

Oysa herkes bilir ki iyi kalpli olandır prenses,

Ve yine hak verirsiniz ki gudubete dense dense cadı denir.

Ve çevresindekiler ve çevresindekiler…

Kimse ayranım siyah demez, kimse itiraf etmez kötülüğünü.

Herkes aynaya baktığında farklı bir iyi görür ve sizin iyinizle aynı olmak zorunda değildir başkasının iyisi.

Ama…

İşte o "ama"dan sonra kurulan cümleler rengini belli eder işin.

Akla kara çıkar meydana, iyiyle kötü gösterir gerçek yüzünü.

Kimse kimseden üstün değildir, sene başında ki yüzlük öğrenci gibidir herkes.

Zaman geçtikçe notlar verilmeye başlar, kıç havaya kalkarken burun boka batar

Zaman geçtikçe belirginleşir sınırlar; iyi ve kötünün ayrımı başlar

Biri kötülüğünü saklamak için kılıktan kılığa girer, kimi zaman prenses olur kimi zaman külkedisi

Biri iyiliğini gözünüze batırmak için bin takla atar.

Oyundur oynanan, kötü karakterlerin kötü senaryosudur yaşanan.

Görüyorum sizi

İçine düştüğünüz pisliği biliyorum

Yüzünüzü kazıdığınızda karşılaştığınız manzaradan korkmuyorum sizin kadar

Korkum insanlıktan yana, üzüntüm yaşayamadıklarınıza

Acıyorum size, sizi siz yapan yalanlarınıza acıyorum

İkiyüzlülüğünüze, yüksek sandığınız yerlerin alçaklığına gülüyorum

Biliyorum sizi

Ve sizi anlıyorum

bu gece sabah olmayacak - 17.6.2013

73 kere okundu

Hüzne gebe gece, karanlık karanlık üstüne, yağmur acımasız.

Korkak bir yaprak savruluyor rüzgârda, sokak kedileri siperde; ha öldüm ha öleceğim.

Öleceğim gün doğmadan, yaprakla birlikte düşeceğim yere, rüzgârım dinecek.

Öleceğim senle olmadan, sokak kedileri gözlerimi kemirecek, kana doyacak yüzüm, yüzüm yüzüne uzak olacak.

Ölümün habercisi sarı yaprak, biliyorum bu gece gün doğmayacak.

Eski bir şarkıyla başlayacak son, kulaklarım acımayacak.

Kokunla dolacak içim, yokluğun varlığına eş.

Bir ninni söyleyecek çirkin yüzlü ihtiyar kadın, ölümüm uyku tadında olacak.

Kar yağacak yağmurdan sonra, kuru bir soğuk yol alacak iliklerime kadar.

Aklımdan çıkacak her şey, sıcaklığın yerini soğuk bir düşe bırakacak.

Olmayacaksın artık ölümüm bu gece olacak.

Otuz sekiz basamak yokluğunda, otuz sekiz adım hepsi bir sonrakinden zor.

Her darbe bir öncekinden daha az acıtacak.

Kediler siperin altından göz kırpıyor, yokluğun ölümüm olacak

Güneşi görmek kısmet değilmiş bu gece sabah olmayacak.

Kediler siperin altından göz kırpıyor, yokluğun ölümüm olacak

Güneşi görmek kısmet değilmiş bu gece sabah olmayacak.

bu gece dert gecesi - 18.6.2013

646 kere okundu

Bu gece dert gecesi, hasretin düğünü var diye devam ediyordu şarkı. Pazartesiydi ve bok gibiydim, sendromu değil havasıydı beni çarpan. Boylu boyunca kasvet, boylu boyunca çaresizlik. Ümit eski bir şarkı Sertar Ortaç’tan, ucuz zevklere tercüman; bu gece dert gecesi hasretin düğünü var...

Biz sıradan insanlar sıradan hayatlar yaşamaya mahkumuz, devrim mevrim hikaye, gezi parkında çadır kurmak yalan. Kazlıçeşme’de yüzbinlerce insanı toplamış başbakan. Neymiş efendim benim kalabalığım senin kalabalığını dövermiş. Sonuç ne soran yok. Ne kefende cep olur ne cesette ego. Ölünce gideceğimiz yer belli. Reenkarnasyon olsa bile yeniden gelene kadar toprağın altında solucanlarla geçecek zaman.

Ben İstanbul’dan ne nedir diye çözümleyemezken İngiltere’den değme direnişci, Belçika’dan dört başı mamur Tayyipci oluyor insan. Gözü kara müslüman birii, diğeri devrime nefer. Maksat tarafım belli olsun diyor deniz yıldızlarını denize geri atan adam. İşine gelen hikayeyi anlatıyor ağzı olan. Bir taraf külliyen yalan, diğer taraf yalandan Müslüman.

Otuz yedi yaşıma girdim ben üç gün önce. Çoğunuzdan akıllı sanıyorum kendimi, çoğunuzdan iyi görüyorum olup biteni. Ve biliyorum ki sizinde aynı düşünnceler yatıyor kafanızda.

Tencere tava çalıyor teyzem sokakta.  Koca sokakta bir başına pat, pat, pat. Çünkü istemediği bir adam iktidarda ve sürekli kazanıyor olmaz olasıca. Yukarıda çocuk uyuyor, aşağıda yaşlı var kimin umurunda. Demokrasi diyor yaptığının adına. Konuştursam ne kadar haklı sebepleri var ama farkında değil üst komşusu da alt komşusu da karşı tarafta. Yine seçimde hile olacak, yine ölülere oy kullandırılacak. Ama dönüp geriye bakılmayacak yaşananlara; koca bir sokakta bir tencere bir de teyzem pat, pat, pat.

İki ağaç için bu kadar yaygara koparılmaz diyor başbakan. Faiz lobisi var diyor, dış güçler var diyor, hesabı sorulmayacak mı sanıyorsunuz. Siz bana sosyoloji öğretemezsiniz, pisikoloji öğretemezsiniz diyor aynaya bakmadan. Hizmetkarınızım diyor, AVMler dikiyor durmadan. Ben sana hizmet yapamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim diyor yaşlı adam. Asıp kestiğin de senin halkın, sövüp saydığın da. Gaz attığın da senin evladın, ilaçlı suyla ıslattığın da. Kalabalık olman haklı olmanı gerektirmez, peygamberler bile senin kadar kendini haklı görmez. E o zaman devam edelim kaldığımız yereden; gönülde savaş varken düşmanın eli sıkılmaz.

Serdar ortaç dinliyor diye ayıplarız insanları, ucuzdur, sıradandır, ağırlığı yoktur... Biz belgesel izleriz, haber kanalları seyrederiz. En sevdiğimiz adam Fazıl Say’dır mesela ama politize olmadığı zamanlarda adını sanını bilmeyiz. Biz harika insanlarız aslında, herkesten saygı bekler kimseye saygı göstermeyiz. Ucuz olduğumuz yalan, siz bizi bilmezsiniz ama biz her şeyin en iyisini biliriz. Küçükken Serdar Ortaç ile aşık olur, büyüyünce Fazıl Say’cı kesiliriz.

Soldu rengi güneşin,
Yüreğimde gölgeler
Küskün artık düşlerim,
Gitti giden dönmedi     

Ve başlar nakarat;

Bu gece dert gecesi
Hasretin düğünü var...

Nelere sarılıp yaşarken nelere hasretiz, gözü kapalı gönlü kara bir milletiz. Aşka gönül vermezdik eskiden beri artık insanlıktan da elimizi ayağımızı çekmişiz. Ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasaydı diyor şair. Ölümlü bir Dünya’da yaşadığımızı unuttuk, ayrılıklar da koymuyor artık.

Simyacı Yorumsuz:)
19.6.2013 Çarşamba

Ne kefende cep olur ne cesette ego. Ölünce gideceğimiz yer belli. Reenkarnasyon olsa bile yeniden gelene kadar toprağın altında solucanlarla geçecek zaman.

güzel yol - 22.6.2013

1371 kere okundu

Olur da bir gün bir yerde karşılaşırsak eğme başını, gözlerinle de olsa selam ver diyor aşık aşkına. Terk edip gidişini atlatmış sanki de yıllar sonrasının hesabında. Yanında kim olduğunun önemi yok, yanımda kimin olduğunun önemi yok. Bana göz ucuyla da olsa minik bir bakış ver, alıp saklayayım kalp kırıklarımın yanında.

Yaz günü âşık olunmaz arkadaşım, sürüp onca uzaktan bu şehre varılmaz, istesen de alınmaz, alınsa da barındırılmaz. Uçarı bir kuştur gönül, tek dalda huzur bulmaz. Dal diyip geçmemek gerek. Arabayı beş dakika park etsem buraya bir şey olur mu diyor hatun. Yok yok diyor yakışıklı, ben göz kulak olurum. Hatun dal, yakışıklı serçe; bir ihtimal konar dala cik cik cik…

Bahardan yazdan, kıştan güzden uzak duracaksın, Ege’den, Akdeniz’den uzak duracaksın. Gönülsüz gönülden, sevgisiz insandan uzak duracaksın. Seni isteyene yar istemeyene düşman olacaksın. Söz verdin mi sözünde duracaksın mesela, geldi mi kalacak kaldın mı da gereğini yapacaksın.

Saatin içine hapsedilmiş yelkovan ve akrep misali, biri kaçar diğeri kovalar. Zaman zaman bir araya gelseler de benzemez bir şeye, yelkovan iki çift laf edene kadar akrep çeker gider. Aynı dünyada iki yabancı... Saat olan kol güzeldir neticede, güzel olan saat de.

“Uç uç böcek, annen sana yağlı mamam verecek” diye söylenir dururduk uğur böceklerini uçurmaya çalışırken. Çocuktuk daha, uğur böcekleri de bizim gibiydi güya, ekmeğin üzerine yağ sürer, onunda üzerine toz şeker serperler sanırdık. Pek çok şeyde olduğu gibi bunda da yanıldık. Büyüyüp bir halt olunca hepsi oyunmuş anladık. Şimdi uçma vakti sevgisi eksik şehirden, geride bırakma vakti fazlalıkları.

Boş şehri insanla doldurmak yetmiyor, minik sevdalarla avunmuyor koca gün. Yirmi dört saatin yirmisi zarar, dördü yeter de artar. Ama ne fayda boş şehir, marketin rafları boş, kahvaltı tabağı boş, vitrin camında ki yansıma boş.

Ve saat ilerliyor tik taklarla, ardına bırakıp sokağı deniz kanarlarına gidiyor ses. Çay bahçelerinde orta demlikten demleniyor, deniz rüzgârına göğüs geriyor. Kaç kişiydik o zaman kaç kişi kaldık… Yürümek güzel her şeye rağmen, herkese rağmen yol güzel.

affettim seni - 23.6.2013

408 kere okundu

Sarı saçlarından sen suçluydun ya, affettim seni özgürsün artık.

Git hayat senin; İzmir, İstanbul senin git

Sevda senin düş senin

Cam kırıkları da senin kalp kırıkları da

Kalbine her giren cam parçası da senin

Yüzünde güller açtıran aşk da

Sarı saçlarından sen suçluydun ya affettim seni

Gün senin yarın senin

Bir ömür var önünde bakma ardına

Ardında kış var, seni bekleyen bahar da senin

 

Haziranda güneş, temmuzda deniz, eylülde yaprak, şubatta cemre düşmüş toprak...

Dört mevsime dair güzel olan ne varsa

Gece meltemi de senin, yaz yağmuru da

Lapa lapa kar da

Neşe senin, haz senin

Sevgilinin kalbinde ki ayaz da senin

 

Sarı saçlarından sen suçluydun ya affettim seni

Kırmızı oje de senin ruj da

Beyaz pantolonun üzerine giydiğin askılı blüz da senin

Ah o boynuna taktığın fular, ah o fular

Boynun da senin artık fuların da

Koynun da senin, dudakların da

 

İşveli bakışlar, şuh kahkahalar

Kaçamak dokunuşlar da senin

Elini tutmuştum yoldan karşıya geçerken,

Göz göze gelmiştik hani

El de senin artık göz de senin

Sarı saçlarından sen suçluydun ya affettim seni

Özgürsün artık

Düş de senin hayat da

ya yaşarız ya ölürüz - 27.6.2013

550 kere okundu

Perşembeye çarşambayı da katar tatili katmerli hale getiririm aga. La bi kere geldik bu dünyaya, ya yaşarız ya da ölürüz.

Kafa tatili derim, sürer karşıya geçerim. Devrim’le lak lak eder Ortaköy’e geçerim.  Hamal mıyım ben be kardeş, o kadar kumpiri kim yiyecek. Elinin ayarı olsun ayarını sevdiğim.

Sevin evladım sevin, bir şeyleri sevin. Arabaları sevin, alışverişi sevin, güzel popolu kadınları, kaslı erkekleri sevin. Sevdikçe yaşadığını hisseder insan; önce pişmiş balığı sevin, sonra güzel bakan kadınları, sonra çiğ balıkları sevin. Sizi hayata bağlayan bir şeyler olsun, sevin bir şeyleri.

Elleri hayat verdi parmağıma Elif’in, Müge’nin serseri tavrı keyif verdi. Yoksa otuz gün babamın evine gitsem bıkarım. Bal olsa yenmez yemin ederim. Üstelik canım da acımadı değil. Hatta erkeklik falan da yapmadım, gerektiğinde bastım yaygarayı. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartıyor. (o parmaklara o yüzükler fazla, sadeliğe zeval getiriyor fikrimce)

Aklıma uzaklar düştü, Çanakkale, Balıkesir düştü, hatta İzmir, Edirne düştü. Bir yerde üç beş seneden fazla kalmayacaksın, yüzleri gözünde eskitmeyeceksin. İnsanları gereğinden fazla tanımayacak, gerektiği kadar bile yüz göz olmayacaksın.

Maceranın iyisi kötüsü olmaz, açık mavi bir tatta yaşandı ve bitti. Ya da yaşanıyor ama bitmeli. Alacağımı aldım Eylül balık’tan, öğrenmek istediğimi öğrendim. Bu saatten sonra mekânın bana vereceği bir şey kalmadı, çıkardım gözden eşeği.  Dedim ya rüzgâr vurmaya başladı saçıma, yelkenim yerinde durmuyor, ha açtım ha açıcam.

Yakın çevremde iki kuruşluk bir dolu insan olması benim de kabahatim değil. İnsan arasında bağ olmayan gereksiz tiplerden uzak durabiliyor ama iş hayatındakiler ve akrabalar bok. Sevdiğine eyvallah da sevmediklerine katlanmak zorundasın. İçlerinde ki pislikleri kussalar da, mideni bulandırsalar da yeterince uzağa gidemiyorsun. Hele yüzsüz olanı, hele yüzsüz olanı… Ulan saydırıp dursam da bana mısın demiyor bazısı, yüzsüzlük almış yürümüş. Yüzüne tükürsen yaz yağmuru zannedecek. Bırakıp gitsen ve beş yıl sonra dönsen bıraktığın yerde otlanıyorken bulacaksın sığırı ya da sığırları.

Hayatı gözünüzde büyütmeyin her şeye rağmen. Çünkü gözünüzde büyüttüğünüz hayatla baş edemezsiniz. Sevin bir şeyleri, birilerini sevin. Varsın karşılık görmesin sevginiz, elmanın yarısı sevmesin sizi. Denize uzak kaldınız diye vazgeçmeyin denizden, saçınız okşamadı diye küsmeyin rüzgâra ve yaşlarınızı gizlemedi diye şemsiyeyle karşı koymayın yağmura. En kötü gününüzde bile sevin kendinizi, elinizde ki en iyi size sahip çıkın.

bilge olmak için yaratılmamışım - 28.6.2013

324 kere okundu

Bilge olmak için yaratılmamışım ben. Sevmek için de, savaşmak için de uygun değilim. Bir yerde gereğinden fazla duramam, gereğinden fazla direnemem, gereğinden fazla emek veremem. Ve bu söylediklerim gereği kadarını yaparım anlamına da gelmez. Çok az yerde gerektiği kadar durmuş, çok az güçlüğe gerektiği kadar direnmişimdir. Hayat bir maceradır ve aynı yerde olduğun sürece maceranın tadı kaçmaya mahkûmdur.

İnsanlar eskir, davranışlar bayağılaşır, gün bir öncekinden farksızdır artık. Bir yağmur yağar geceden, sabahında güneş açar. Eylül ayında bahardan bir gün gelir çatar. Yaşıyorsundur yeniden bütün bayağılıklara rağmen.

Ben yatıp dinleneceğim diye başladığım Perşembe günümü kıçımı yere koymadan geçiririm. Ayaklarım düşmanımdır bakmayın dost göründüğüme. Seksen beş kiloluk et yığınına itaat ettikleri sürece gülerim yüzlerine. Al götür beni seninim, al götür alışveriş merkezlerine, deniz kenarlarına, sayfiye yerlerine.

Sen hiç vapura bindin mi sahi, tuttun mu sevgilinin elini türlü hilelerle. Ayaklarına dalgaya uzatıp, boğazın tadını çektin mi içine. Sen doğmayacağını bile bile bekledin mi günü, geceyi hapsettin mi gönlüne.

Bak işte o adam da ben değilim, aşk meşk dediğin hikâye. Kim ölmüş yalandan, kim sevmiş delice. Sevmek için yaratılmamışım ben, sevilmek benim neyime. Birkaç defom olmuş ömrümce ama nafile. Ben severim oğlumu, oğlum sever oğlunu derdi annem. Kim kimi sevmiş de karşılığını görmüş, hangi elma diğer yarısına tav olmuş. Diyecek şimdi okuyan öküz… İyi ama o afili romantik cümleler kime. 17 yaşımda bir şiir yazmıştım… “bir akşam dayanamayıp evine geldiğimde, beni sevmeyecektin, sarıp öpmeyecektin” diye devam edip gidiyordu. Bir akşam eve geç gitsem annemden paparayı yerdim oysa. Başkasının evine gitmek benim neyime. Ama şiir işte. Ne demiştim paragrafın başında; kim ölmüş yalandan, kim sevmiş delice.

Zaten eninde sonunda öleceğiz ama önce yaşamak gerek. Sahi siz ne yapıyorsunuz yaşamak için, kimden alıyor kime satıyorsunuz. Sizi sevene yar oluyor musunuz mesela. Dosta kardeş, yolcuya yoldaş oluyor musunuz? Sevdiğiniz kadar seviliyor musunuz? Yoksa çoğumuz gibi hep vermekten mi muzdaripsiniz. Benden size bir tavsiye. Hiçbir ölüm sonsuza dek sürmez, eninde sonunda yaşarsınız. Ama yârin koynunda, ama yalancı bir oyunda.  Oyun oynamayı öğrenin vakit kaybetmekten, en iyi oyunculardır en mutlularınız. Bazısı kaptırır kendini, bazısı sıkılır oyundan. Ama bitene kadar oynar, zevk alır yaptığından. Kaçarak yaşanmaz, mutluluktan kaçılmaz. Allah kulunu mutlu görmek ister, yalansa da yasaksa da fark etmez. Öteki tarafta neden yaptın diye soran çıkarsa aklınızda bulunsun. Allah kulunun mutlu olmasını ister ve mutluluk veren hiç bir hesabı sorulmaz öldükten sonra. Yaşarken ne olacak diyeceksiniz… Mutlu oldunuz diye size hesap soranlardan uzak durun. Mutlu oldunuz diye sizi suçlayandan dost mu olur, kardeşse kardeş mi olur?

koca gövdeli kadın - 30.6.2013

96 kere okundu

Turkuaz mavisi sandalye ve beyaz masa, Arnavut kaldırımı üzerine dağılmış sarı, yeşil yapraklar, çaycı Mustafa abi, çantacı Paşa… Pazar sabahımın artık alıştığım manzarası. Karşımda ki kumarhane, yanında ki boş dükkân ve Apancane Kafe.

Geçen hafta kahvaltıda turşu kavurması vardı, bu sabah değişiklik yapıp tavuk döner yedim. Heyecanını hep koruyan eski sevgili gibi, nerede ve ne zaman karşıma çıksa kalp atışım hızlanır, ağzım ıslanır. Tavuk döner diyip geçmeyin, ben deli o benden deli. Balıkla evli tavuk dönerle sevgiliyim ben. Sabah sabah tavuk döner yenir mi diyene sabah sabah hiç sevişmemişsin derim. Ve sanırım bundan sonra söylenen her söz fazlalık olur.

Kasımdan beri iki üç Pazar dışında hep aynı manzara. Ot içmediği ya da demlenmediği zamanlarda gayet saygılı, hatta kafaları iyi olduğunda da zararları dokunmayan bir dolu insan. Çoğu Trabzonlu, çoğu Rizeli, çoğu Erzincanlı… Audi’siyle yine geçti koca gövdeli kadın!

Salih’in taksisi buradaymış, tanıdık yüzlü eleman atlayıp gitti. Muhtemelen kaşarlı kavurmalı tost yemek için uğramış. Yeni açılan Crazy Fashion’ın önünde geziniyor birileri her zaman ki gibi müşteriden çok eleman var. Sorsaydınız bana açmayın derdim, sizden öncekinden bahsederdim. Ama memleketim insanını çok nedir bilmeden çok bildiğini sanır ne yazık. Karşı kumarhanenin meymenetsiz suratlı garsonu… Bok böceğinin hikâyesini bilirsiniz… Hani adamın biri “bunu da neden yaratmış Allah” dedikten sonra hasta olup bok böceğini yemek zorunda kalmış ilaç niyetine. Benimki de o hesap, Karslıyı yiyebilecek olsam günaha girerdim.

Dükkânın önünü ve sandalyeleri yıkadım, camlara su tuttum, Merve’yle uğraştım. Mevsim yaz olduğundan neredeyse tamamı ıslanan pantolonumun renk değiştirmesi umurumda değil. Hayat sokakta güzel, sokak boşken, boşluk tutunacak yer bulunca güzel, tutunacak yer güzel olunca hayat da güzel. Hayat güzel mi diye soruyor usulca yoldan geçen adam, dudak ucuyla gülümsüyorum; martı sesi, rüzgârda salınan yapraklar, serin hava ve ekşi erik kompostosu. Aklı olan adam daha ne ister. Akıllı mısın diye soruyor yeniden adam… Suskunluğum hayır cevabına eş, zeki olduğumu söylerler ama ondan da emin değilim.

Dün Orhan Çam uğradı, bayram değil seyran değil ama yine de uğradı. Bencilliği batmaya başladığından beri kesmiştim irtibatı, onunda çok umurunda olmasa gerek arayıp sormadı. Turkuaz mavisi sandalyelerde oturup lafladık biraz. Koca gövdeli kadının Audi’siyle geçtiğini fark etmedi, ben de bir şey söylemedim. Orta yaş bunalımına girdim sanırım, dövme yaptıracağım dedi. Nerene diye sordum, güldü. Hiçbir şey değişmemiş, aynı yüz, aynı bakışlar, aynı ruh hali. Biraz sakin olmalısın dedi. Haklı, birkaç aydır gerginim. Ama hayat böyle de güzel, millet düşünsün benim yerime.

Mavi penyeli kadın bana doğru yürüyor, elinde Enes çantası. On liraya ayakkabı satılan bir memleket bu, benim ayağımdakiler indirimden yüz atmış lira. Ne yani ben on liralık ayakkabı giyen adamın on altı katı adam mıyım? Biliyorum yanlış soru, doğrusu adam mıyım olacaktı. Yüz kişiye sorsalar kılık kıyafet önemsiz cevabı alırlar ama gel gör ki… Ben de onlardanım, ye kürküm yeciyim. Recep İvedik boşa konuşmamış, ruhlar aleminde yaşamıyoruz neticede. Mavi penyeli kadın yaklaştıkça yanındaki zebra donlu olanı da gördüm. Çirkin kadın yoktur, kötü giyinmiş kadın vardır; sokak güzel görünsün neticede, tutup hepsini tek tek yatağa atmayacağız ya.

Birkaç kez daha sokaktan esintilerle karşınızda olurum sayın seyirciler. Sayın dediysem lafın gelişi, kim kaybetmiş ki siz bulasınız. Hem ne gerek var resmiyete, yaz günü sandalet giymek varken kösele ayakkabı mı giyelim? Audi’siyle yine geçti koca gövdeli kadın.