TIRI VIRI DÜNYA - 5.6.2015

824 kere okundu

Kim demiş olmaz, iteledin de gitmedi mi sanki. Şarapla ekmek yenir, hristiyanız belki kime ne. Şalgam içilmezmiş, rakı lazımmış kime ne. Kerem’e ne, Özgür’e ne. Beyaz peynir yemezmişmiş. Yedim ulan yedim  işte. Şimdi başlıyorum saymaya, susunca yorulmuşumdur. Seksen altıdan başlayıp yukarıya doğru gidiyorum. Ulan Özer, neyselerin tecavüze meyilli bir bilsen.

Nazım Hikmet ölmüş altmış üç haziranında, Allah rahmet etsin. Israrcı değilim ama, ederse yani… Etmezse karışmam işine, ne haddime sonuçta. Sonuç dediğim gürültüden ibaret. Ulan kafamızı şaaptınız, bi susun da içelim. Şerefine Barış, vur kadehi de açılalım. Sarhoş olmadığı sürece iyi çalgıcı, gerçi sarhoş olsa da fena sayılmaz. Bu Özgür yine bana mı yazıyor ne. Çık aradan Diyarbakır, lütfen çık. O kadar susursa elbet konuşur insan. Ben size hazır değilim sevgili barış, kusuruma bakmayasın. Ki önümüzd7eki on altı sene de hazır olacağımı düşünmüyorum. Hem bir şişe buzbağ ve iki duble rakıdan sonra ne kadar düşünebileceğim de muamma. Denizin dibinde ne işin var Hatçem, soğuktur şimdi üşürsün!

Şimdi dağıtırım burayı ulan, ulan Özgür, ulan Fatih… Şalgam doldur bana, şarabımın mezesi bitti, kirazı, karpuzu bitti. Ekmeği peyniri bitti. Hey garson, yan taraftan çay söyle bize. Özgür senin için ibne diyor, Özgür benim için de ibne diyor, sarhoş olmuş belli, düşmüş çenesi, ağzına ne gelirse diyor. Sen çıkma sahneye çalgıcı, olmaz senden bunca kadehten sonra, itelesen olmaz, Özer itelese olmaz, Ömer gelse yine olmaz. Gerçi gelmez artık, geç oldu.

Sağ baştan sayıyoruz artık. Üçte bitecek oyun. Siyasi meseleler başlayacak. İktidarsızların iktidarı masama meze olur ancak. Alışmış adamlar düzmeye, düzülmeye alışmış adamlar. İçip unutmak en iyisi. Şu vergiler de olmasa. O da olsun gerçi, şerefe bu saatten sonra. Kaldırıp başımı dua edeceğim ama ne mümkün. O sevmediğim partinin yeşilli kırmızılı bayrağı. Bayrak dediğin bir bez parçası, bez parçası dediğin aptal olana çok şey, bana tırı vırı. Salla gitsin sonuçta; kafam iyi, eş dost iyi, ortam iyi… Ben iyiyim sonuçta… Ne demişti yazar, koduğumun dünyası tırı vırı dünya.

BİR DE KIZIM OLSUN - 15.6.2015

1603 kere okundu

Kısa bir cennet verin bana, üç gün sürsün. Minik adımlarla yürüyeyim bahçesinde, şaraplar kırmızı ve pembe olsun, söğüt ağaçları ve kırlangıçlar olsun. Mevsimlerden bahar aylardan eylül olsun. Yağmur yağsın usulca, toprak koksun. Gökyüzü beyaza yakın mavi, denizler karıncanın su içebileceği kıvamda olsun. Sen ol yanımda, eski püskü bir kot pantolon ve o arkası tuhaf şekilli bordo tişörtün olsun.

Üç gün verin bana biri Çarşamba biri cumartesi biri de Salı olsun. Pazartesiyi ne kadar çok sevmiyorlarsa salıyı da o kadar çok umursamazlar. Yalnızdır o, kimsesizdir. Eğer birileri hatırlatmazsa bilmezler, görmez ve hissetmezler. İlk günüm Salı olsun, sen ol yanımda, bir de kızım olsun. Cennetlerden cennet beğen, güneşlerden güneş, denizlerden deniz. Bahar olsun; ilki mi sonu mu sen seç. Yağmur benden olsun, toprağın kokusunu sen seç. Çanakkale boğazından gemiler geçsin, onu da sevmez kimse İstanbul varken. Bizim cennetimiz o boğazın kenarında olsun, o Salı olsun, sen ol, bir de kızım olsun.

Küfürlü cümleler kur bana, ağzın bozuk olsun. Gelmişinden de bahset, geçmişinden de, yedisinde neyse yetmişinde de oydu de. Sen dizlerine kadar kıvır paçalarını, kenarı ıslak olur denizin, kumu serttir. Yürümek akşamüzerleri kadar gün doğarken de güzel olsun. Kızım uyuyor olsun, elin elime değsin zaman zaman, akşamdan kalma ol, ağzın bozuk olsun. Yine saçmaladın de bana, gülüp geçeyim. Dalgalar okşasın ayaklarımı, sen dile ekim olsun, temmuz hatta şubat olsun. Gemiler gürültüsüz geçsinler yanımızdan, gemiciler uzun yolculuklara hazır olsun, aklım hem sende, hem kızımda, biraz da çekip gitmekte olsun. Kararsın hava hiç hesapta yokken, ateşböcekleri dolaşsın etrafımızda, çayımız demli, sohbetimiz koyu olsun.

Sen küçük bir kız çocuğu ol mesela, dünya henüz kirlenmemiş olsun. Prenses kıyafetleri giy çıkar ben seyrederken, ayakkabılarım güzel oldu mu de. Kendi etrafında dön sevinçle, hevesle küçülüp büyüsün gözbebeklerin. Ama illaki ağzın bozuk olsun, küfürlü cümleler kur bana, söz sana ait beste sana. Şimdi deniz, şimdi yosun, şimdi bir istavrit yanımızdan geçip gitsin usulca. Biz onu bilelim o bizi, olmasın gizlimiz saklımız. Bir cennet dile benden, üç gün iste biri Salı olsun. Yetmiş altının on beş haziranı olsun olmuşken hatta. Kumları serttir buraların, çimenleri eğmez boynunu… Maviye karışsın yeşil, en sevdiğin elbisen pembe olsun, ayakkabıların beyaz…  Yaşıyor sansınlar ölelim biz, cennet olsun deniz kenarlarından, akıp yolunu bulsun sular. Gümüş balıkları selam getirsin gemicilerden, usulca bir meltem essin sabahtan akşama, kıvamında bir bahar nisan sonlarına denk düşsün. Bir cennet iste benden, sen ol, bir de kızım olsun.

BALIK MI KADIN MI - 17.6.2015

1445 kere okundu

Balık mı kadın mı diye soruyorlar bana…

Siz karar verin!

Balığın kıvamı kadından daha iyidir.

Mezgiti saymazsak balıklar kadınlardan daha diridir.

Bir doyumluk balık en fazla yirmi otuz lirayken kadından aynı doyumu almak için milyonlar harcayabilirsiniz.

Kadınlar kafanızı şişirir ama balıklar dünyanın en uslu canlılarıdır.

Kadınların aklında ne geçiyor bilmezsiniz, balıkların aklı var mı yok mu ondan bile emin değiliz.

Kadınlar kincidir, unutmaz. Oysa balıklar!!!

Kadınlar güzelleşeceğim diye saatler harcar ama balıklar zaten güzeldir.

Hiçbir tombul balık tayt giyip sokağa çıkmaz mesela, mini etekten bahsetmiyorum bile.

Hiçbir balığı sabah kuşağı programında Seda Sayan’da konuk olarak göremezsiniz.

Kadınlar yaz boyu on kez bikini giyecekler diye on iki ay stres yaparlar, balıklar ise bikini giymeye tenezzül bile etmezler.

Kadınları avlamak için kırk dereden su getirmen gerekebilir, balıkları avlamak için ise bir kanca ve bir martı tüyü yeterli olur.

Eski balığınız muhtemelen ölüdür ama eski kadının, sevgilin ya da eşin ne yazık ki gereğinden çok daha canlıdır.

En kötü balıkla bile doysanız saatlerce tok kalırsınız ama en iyi kadınla bile doysanız bir saat sonra yine aç hissedebilirsiniz.

Balıkları doyurmak çok kolaydır, kadınların bedeni doysa ruhu açtır, ruhu doysa bedeni açtır.

Bu cümlelerle birkaç sayfa doldurabilirim…

Yazdıklarımı okuyan kadınların hiçbiri haklısın demez, balıklar okumaz bile.

Siz karar verin, balıklar mı daha sevilesi yoksa kadınlar mı?

KÖTÜDEN BİR ÇIKARTIP BEN KALIYORUM - 21.6.2015

1565 kere okundu

Kötüden bir çıkınca ben kalıyorum, gece yarısı bir dağ yolunda, yol kenarında bir başıma kalıyorum. Kavga ediyorum abimle, üzüyorum annemi, evden uzakta on yedi yaşımda kalıyorum. Elimde bir kitap sene bin dokuz yüz kırk üç, kürk mantolu Madonna. Üşüyorum, usulca akıyor dere, sessizliği su sesi bozuyor, rüzgâr okşayıp geçiyor kızılağaç yapraklarını, yıldız var gökyüzünde, belki nisan, belki mayıs hiçbir fikrim yok.

Kötüden bir çıkarınca ben kalıyorum, dayım gelmiş iftarda, daha büyükbabam, babaannem yaşıyor. Aynı evde kalıyoruz, iki halam, bir amcam, annem, babam ve üç kardeşim daha. Hepsini geçtim misafiri almıyor aklım, nerede yatıyor nereye sıkışıyor bilmiyorum. Belki gidecek iftardan sonra ama benim derdim başka. Ateş böceklerinin peşinden koştururken karanlığa karışıyorum. Torosan inciri geliyor aklıma, kara incir, dalında kümes olan incir, ayvalar, erikler, dut ağacına dolanmış üzüm asması. Daha beş altı yaşında yokum, sonraki gün okul yok ordan biliyorum. Belki nisan, belki mayıs bilmiyorum yine.

Kötüden bir çıkarınca ben kalıyorum, Ceyhun ve Okan kalıyor, ziya kalıyor. Fatih’e geçiyoruz, Eski Sigorta Hastanesi’nin ilerisinde sabaha kadar açık bir bakkal var, eski kaşar var. Sabaha karşı Değirmendere’de fırın arıyoruz. Rus kadınlar görüyoruz dağılmış vaziyette. Üç beş kuruş karşılığı pis kokan adamları doyurmuş, otellerine dönüyorlar. Hiçbirimizin o taraklarda bezi yok. Ulaş da bizimle, huyu olmadığı halde çıkmış gelmiş. Boztepe’ye çıkıp şehri seyrediyoruz, sıcak ekmeğin arasına kaşar dilimlerini sıkıştırıp keyifle yiyoruz. Genciz daha, şimdikinden daha genç. Nelerden bahsediyoruz kim bilir. Ceyhun aşık muhtemelen, benim de ondan arda kalan tarafım yok. Okan ve Ulaş da yakın dertlere sahip. Bi Ziya var içimizde akıllı, gerçi yıllar sonra bir dağıtıyor pir dağıtıyor ama o zamanlar sağlam. Mevsim bahar yine ama nisan mı mayıs mı bilmiyorum!

Kötüden bir çıkarınca ben kalıyorum, okuldan çıkmış Meydan’a kadar yürümüşüm. Meydan’dan belediyeye binip Yomra’ya gelmişim. Bu kez kış ayları, nisan ya da mayıs değil, eminim. Kahvenin önünde minibüs bekliyorum. Son kalan paramla çokoprens almışım, bir de minibüs param var cebimde. Aziz Abi yaklaşıyor yanıma, minibüs gelmezse söyle de eve atayım seni diyor, güven veriyor sesi. Gelmezsen gelme diyorum minibüse, Aziz Abim var nasılsa. Annem mi ablam mı bilmiyorum uyandırıyor, Aziz Abi ölmüş diyor. Cumartesi ya da Pazar sabahı, okulun olmayışından biliyorum. Nasıl yani diyorum kendi kendime, aziz Abi ölemez ki.

Kötüden bir çıkınca hep ben kalıyorum. Birileri dönmemek üzere gidiyor, yüz çeviriyor birileri, birilerine yüz çeviriyorum. Etrafımı birbirinin yüzüne sürekli güzel sözler söyleyen ama sırtlarını dönünce içleri gibi yüzleri de kararan insanlar sarıyor. Onlar aydınlıktan bahsediyor ama ben karanlığı görüyorum. Pisliksiniz diyorum türlü türlü cümlelerle, aldırış etmiyorlar bana, gülüp geçiyorlar. Ciddiye alsalar mutsuz olacaklar belki, kendileriyle yüzleşmek zorunda kalacak, kendilerine tanık olacaklar. İçlerindeki çocuğu öldürmüş ve firar etmişler birer birer. Kötülük özgürlük demek, iyi olursalar duymak zorunda kalacaklar, görmek zorunda kalacaklar ve konuşacaklar. Bana benzeyecekler zaman zaman, yoldan çıkacaklar.

Kötüden bir çıkınca hep ben kalıyorum, annem geliyor aklıma, babam, kardeşlerim geliyor. Bir haziran sabahı uyanıp sokağa atıyorum kendimi. Sokak dediysem köy yeri; kiraz ve erik ağacı yenidünyalar henüz olmamış. Sırt tenha değil şimdiki gibi, Neneler’in tayfa bile göçmemiş İstanbul’a henüz. Babam balığa çıkmış sabah erken, annem ineklerin altını temizliyor. Büyükbabamın yanına koşuyorum, yukarıki evin önünde oturmuş çay içiyor. Unuttum şimdi, ne konuşurduk, neden bahsederdik unuttum. Çok zaman oldu gideli, yirmi yıldan fazla… Susuyorum ve eve dönüyorum. Yatağa girip yorganı çekiyorum üzerime ve bir bir unutuyorum ne varsa. Önce Okan’ı ve Ceyhun’u, sonra Boztepe’yi, okul yolunu, Aziz Abi’yi... Büyükbabamı unutuyorum beyaz sakallarına kıyıp, çıkartıp atıyorum aklımdan güzel olan ne varsa. Çalıştığım yerlere, okuduğum okullara, arkadaşlarıma çeviriyorum yüzümü, güzel sözler söylüyorum gözlerinin içine baka baka, utanmadan ve sıkılmadan tek tek hepsine benziyorum. Yola giriyorum inanmadan söylediğim cümlelerle, adını anmaya kıyamadığım bir şeyler ölüyor içimde. Kötüden bir çıkartıp ben kalıyorum olanca ikiyüzlülüğümle.