kızıma - 3.10.2013

457 kere okundu

Merhaba kızım, hoş geldin.

Sen doğalı bir yıl oldu, ilk doğum gününde annen özel bir şeyler yapmak istedi. Benim pek huyum olmasa da tamam dedim, ne istediyse yapmaya çalıştım. Hediye konusunda ise bir karar veremedik. Birkaç şey geçti aklımdan yıllar geçse de değerini kaybetmeyecek, yıllar sonra baktığında senin için anlam ifade edecek. Kaybolmayacak, kalacak…

Baban yıllarca farklı görünmeye çalışan, farklı görünmenin bir anlam ifade etmediğini anlayınca da normal davranmayı beceremeyen bir adamdı. Şimdi sen bu satırları okurken var mıyım yok muyum bilmiyorum, yakınında mıyım uzağında mıyım hiçbir fikrim yok. Hem nasıl olsun on sekiz yıl öncesinden. Tamam, baban çokbilmiş bir adam olabilir ama her şeyin de bir sınırı var. Yarın sabah Bostancı'ya mı kendi okuluma mı gideceğimi bile kestiremediğimi düşünürsen… Her neyse, uzatmayayım.  Muhtemelen gevezelik yaptığında babasının kızı diyecekler sana. Boş ver onları, bana da sürekli geveze dediler ama zamanı gelince kendimi dinletmeyi geç de olsa öğrendim. Bak yine uzadı konu.  Netice itibariyle sana doğum günü hediyesi olarak her yıl bir sol görüşlü, bir sağ ya da muhafazakâr görüşlü, bir de liboş gazetesi alacağım. Bu yılki seçimlerim iktidar yalakası Zaman, gözü tamamen kapalı muhalif Aydınlık, bir de ne üdüğü belirsiz Taraf. Yanlarına da o yıla dair yaşadıklarımızı içeren sana hitaben yazılmış bir mektup koyacağım. Gazeteleri sana bırakmamın amacı yıllar geçse de insanların düşünce yapılarının değişmediğini göstermek. Çünkü bizim yaşadığımız topraklarda bizden olmayana mutlak haksız gözüyle bakarız, oysa kimse tamamen haklı ya da haksız değildir. Ve bu yıllar önce de böyleydi yıllar sonra da böyle olacak. Bir gün birilerinin fikirlerini sevecek birilerinin fikirlerinin karşısında duracaksın. Ama unutmaman gereken bir şey olacak, kesinlikle hep haklı ya da hep haksız olmayacaksın, tıpkı sevdiklerin ve sevmediklerin gibi. Bunları sana anlatmam gerektiği gün geldiğinde belki hayatta olmayacağım, belki aramızda uçurumlar olacak hatta benden tamamen farklı düşüneceksin ve ben senin için karşı taraf olacağım. Ama zaman yalan söylemez, gazeteleri okuduğunda olaylar ve kişiler değişse de bakış açılarının çok değişmediğini göreceksin. Hiç kimsenin kayıtsız şartsız teslim olmak için doğru kişi olmadığını göreceksin. Eğer bu dediklerim olmazsa, yine de aptalca davranmaya devam edersen ya da öyle bir yol seçersen yaşına başına bakmam döverim seni.

Üniversiteye başladığın ilk yıl ya da yirminci yaşı gününde açacaksın bu hediyeleri. O güne kadar dayanamayıp gizli gizli açmayı denersen yine döverim seni. Allah göstermesin bana değil de sana bir şey olursa yine döverim seni. Şimdi bunları okuduğunda belki de” ufff baba dayak dayak dayak… Kaç yaşındayım ben” diyeceksin. Sen de haklısın ama eğer aptalca davranıyorsan zaten dövmüşümdür seni, ohh canıma değsin şimdiden. Hem ne demiş yaşlı bir amca “sulh ile uslanmayanı etmeli tekdir tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”.

İyi ki varsın kızım, daha bir yaşını yeni doldurduğunda anlamış ve sorulduğunda elinle göstermiştin; seni en çok baban seviyor.

okeye dördüncü - 9.10.2013

383 kere okundu

Okeye dördüncü oldum ben tavlaya ikinci, ellibire üç tetrise bir. Eksiktim tamamlandım, çoktum azaldım, boştum doldum, açtım yedim ve doydum. İki kişilikmiş sıralar, sınıf on yedi kişi. Sen de gel dediler Sunay’ın yanına otur. Tamam dedim oturdum, bir oturdum üç yıl. Ne tavla ne pişpirik, kahve masası değil ki okul sırası. Koş dediler koştum, topraktı zemin fazlaydı ayakkabılar. Çıkarma dediler ayağına taş batar. Fazlaydı nerden bilecekler, çıkardım ve koştum. İlk bitirenin ardındakini de geçemedim, üçüncüsün dediler. Ardıma baktım kızıl kıyamet, sene bilmem kaç. Daha milenyum falan yok kimsenin aklında. Çıkışta bakkaldan çeyrek ekmek, içine domates… Şimdi Çanakkale diyorlar ya hikâye, domates ki ne domates. Oh be, daha ne ister insan hayatının başında. Okey de sevmem aslında tavla da, koşmayı da bilmem, oturmayı da.

Anlamsız cümleler kur diyor Cezmi. Seni bir halt sansın anlamayan. İyi de anlayanı yok ki meretin, üç gün sonra ben okusam tık yok. Öldükten sonra anlarlar belki, ulan ne adamdı şerefsiz derler. Ölünün ardından konuşulmaz oysa bilmez ki ibneler.

Huzur dediler yok dedim, M ile başlar dediler sittir edin dedim. Adı bende saklı bir tımarhanedir M, tımarlısı da uzak dursun benden tımarsızı da. İki kuruşluk hesabı iki kuruşluk adamlar yapar, adam dediğin lafın gelişi. Bilmez misin küçüle küçüle görünmez olduk. Hesap küçük, dünya küçük sen küçük. Sen dediğim bi dolu kafa ve bir dolu gövde. Al birini vur ötekine, beni de kat aralarına sırıtmaz. Ne devranmış dön dön sonu gelmiyor. Ne idik ne olduk zira, değirmen gibi öğüttü bizi, insanlık gitti eşeklik kaldı elde. Kaçtım kurtuldum ucundan azıcık, sahi nerede benim eşek, gelse de gitsek. Yine tetrise birinci arıyorlar Bostancı tarafında, kimseler duymadan usul usul ben…

seviyoruz ulan boru mu - 12.10.2013

167 kere okundu

Düşünsenize… Daha iki bin on ikiyi iki bin on üçe bağlayan gece kaç köfte yediğimi hatırlıyorken iki bin on dört geldi çattı. Atlı kovalıyor sanki peşinden danaların, garala gürele gelip geçiyorlar. Gün dediğin izin verir tadını çıkartalım diye, kahvaltı masasında kıçımızın ısıttığı yer soğumadan akşam yemeği için yeniden oturuyoruz. Yaşlan yaşlan nereye kadar, ölüp gideceğiz ona yanıyorum. Düşünsenize, bin sene önce ölen insanlar var, ahret gününe de çok var. Ne yapıyor ölenler, canları sıkılıyor mu belli değil. Yok bilsen cennete mi gideceksin cehenneme mi ona da eyvallah. Öğretmen yirmi gün sonra sınav sonuçlarını açıkladı diye hır çıkartıyor öğrenciler. Bu sınavın sonucu chp’nin iktidar olması olasılığı gibi, ufukta umut bile yok. Töbe töbe Allah’ım töbe töbe, tutamadım dilimi Allah’ım töbe töbe.

Çekiyor güneş elini ayağını İstanbul’dan, son sakinleri de terk ediyor sahilleri. Ne yanmış tavuk kokusu var kenarında denizin ne de mangal dumanı. Mevsim dolayısıyla inine çekiliyor yurdum insanı. Hayırlısı hep kış olması, soğuk ve yağmur, kar hatta lapa lapa. Benim kar sevdiğim kadar kar da Burak sevseydi keşke. Ama ibnelik değil mi; nereye gittiysem yolunu çevirdi hayırsız. Oysa herkes üstüne basarken ben sırtımda gezdirmiştim vefasızı, erimesin diye dualar etmiştim. Hayatın kanunu değişmiyor nitekim, kaçan kovalanır ve her kovalanan eninde sonunda ibnelik yapar.

Trabzon var yakın gelecekte, Derin ve Demir var. Süper amca diye bilinirim Karadeniz kıyısında, gereğini yapmak gerek. Derin’e gösterilen ilgiyi Demir’den esirgememek gerek. Dedim ya geçip gidiyor şerefsiz zaman. Abimin kafasını kerpiç taşlarla yardığım günler daha dün gibi. İki tane çocuğu oldu şekilsizin. Bilmeyenler için söyleyeyim, ailenin akıllısı abim yakışıklısı benim. Yanlış anlama olmasın ama; daha çok akıllısı abim, daha az çirkini benim. Bu satırları okuyup da bıyık altından gülen ibnedir. Duydun mu beni şeker Ahmet.

Kıcıma kıcıma ah güzel kıcıma
neyim var neyim yok feda kıcıma
yaşanmaz mı bu kokunun uğruna
bi öpücük kondurdum uyuyan kıcıma

Kıcım var benim aga… Bakmayın bu saatte uyuduğuna, sırf sevesim geldi diye gecenin köründe gidip uyandıracağım, öpüp koklayacağım… Kız benim, keyif benim; ister uyuturum, ister uyandırırım. Seviyoruz ulan boru mu?

sıcak ekmek ve tereyağı - 15.10.2013

381 kere okundu

Gün boyu yanan ateşten bir dolu kül birikirdi. İçi yeterince sıcak olduğundan sac tepsilerin arasında ki hamur ağır ağır ama çok sağlam pişerdi. Sanırım o ekmeğin kıvamını hayatım boyunca hiç yakalayamadım. Rahmetli babannem her seferinde seslenir ekmek hazır derdi. Küçük yaşıma rağmen küçümsenmeyecek derecede bir parça sıcak ekmeğin arasına yerleştirilmiş yine küçümsenmeyecek kadar fazla tereyağıyla hiç küçümsenmeyecek mutluluklar yaşardım. Bayram için geldiğim baba ocağında Esra’nın bak sıcak ekmek var yağ sürdüm arasına sesiyle döndüm o günlere. Abim, Cansu, Esra, Derin, Eylül ve ben yarım kiloya yakın tereyağıyla koca bir ekmeği bitirdik.

Dönüp dolaşıp kürkçü dükkânına gelir tilkiler, akıllısının da aptalının da sonu aynıdır. Her zaman ki gibi iş güç hesabı yapıp yanlış zamanlarda aldığım biletler yüzünden gecenin birinde indik Trabzon’a. Çok akıl başa bela, siz siz olun yeterince aptal olun. Az akıl çok huzur neticede. Derin’i özlemiştim şimdi bir de Demir çıktı başımıza. Sev sev bitmez küçük eşekler. Allah’tan dünyanın en kolay işi sevmek, hele bir de sevilen hak ediyorsa, arada kan bağı varsa. Amcayım ulan boru mu?

Cenabetliğinden şüphe etmediğim iki bin on üç yılında ilk kez kendimi o kadarda yaşlanmamış buldum aynaya bakınca, az da olsa yakışıklı göründüm kendime. Belki de baba evindeki aynanın ibneliğidir ama hiç umurumda değil, öyle ya da böyle hoşuma gitti. Şimdi birileri bu yıla bok atma, benim için iyiydi diyecek. Ulan nesi iyi diye karşılık vereceğim. Üç dört ay üzerine ilk kez çıktığım halı sahada her ayağıma gelen topun gol olmasından bile işkillendim. Kesin bişi gelecek başıma Celal Hocam dememin üzerinden 2 dakika geçmemişti ki kanlar içinde yerde kaldım. Sağ ayağımın tırnaklarından biri sizlere ömür. Allahtan aynısından beş on tane aha var da çok üzülmedim. Bitse de kurtulsak cenabetten. Gelecek yılın ilk gününde hala yaşadığıma şükredeceğim.

Ne zamandır bayram namazına gitmiyorum. Bugün niyetim bozuk, sabah abdestimi alıp yediyi on geçe safların birinde benim için ayrılan yerde olmayı düşünüyorum. Şimdiden herkesin kurban bayramı mübarek olsun.

bugün - 18.10.2013

604 kere okundu

Mersinliler'i sevmem, Dersimliler’i sevmem, Egeliler’i sevmem, kıçı kalkık karıları sonradan görme erkekleri sevmem, yemekte acıyı, iletişimde riyayı sevmem. Sevmediğini söyleyemeyen adamları da sevmem kadınları da. Bir şeyi sevmedin mi söyleyeceksin, sevdin mi de söyleyeceksin. Seni seviyorum diyeceksin ya da bi sittir git. Salaş giyinen erkekleri ve az giyinen kadınları severim, ezogelin çorbasını ve Arnavut ciğerini, Erzurumlular’ı, Artvinliler’i, Elazığlılar’ı severim.  Bayramları sevmem mesela, ikiyüzlülük kol gezer etrafta, gecelere bayılırım insanı azdır. Karanlık aydınlıktan, yağmur güneşten, kış yazdan iyidir. Tırı vırı Dünya ciddiye alınan dünyaların hepsinden iyidir. Ben kötüyüm mesela insan içinde, kendi başımayken ise en mükemmeliyim ortamın, hiç kimsenin olmadığı memleketin hem kralı hem kraliçesiyim. Size kendim kadar açık sözlü değilim mesela. Sonradan görmeliklerinizi, abartı hallerinizi her seferinde söyleyemiyorum. Bok içinde badem halleriniz göğüs kafesime batıyor da batıyor. Gözüme baksanız bok göreceksiniz, kendinizi göreceksiniz içlerinde ama hiçbir düzenbaz insanların gözlerinin içine bakmaz, bakamaz. Yakalanacağını düşünür. Yakaladım sizi her seferinde bazen anlamadınız bazen yüzsüzlüğünüz baskın geldi.

Bayram bugün ama kurbanlı olandan değil yağmurlu olandan. Dün Trabzon’du, İstanbul bugün. Sokaklardan süzülen sular mazgallarda bugün, mutluyum bugün. Ekimin ortasını not ettim bugün. Eylül huysuzluğu huya dönüşüyor, fidan ağaç oluyor bugün.

Bayramda da evlenilir mi demeyin evlendi Zeynep. Gerçekten gitmek istesek giderdik ama türlü bahaneler bulduk. Diyeceksiniz bayrama rastladı, yaz ortası da olsaydı aynı bok olurdu baharda da kışta da. Çünkü biz yalancıyız, olmadığımız gibi davranırız olduğumuz kişiyi göstermekten sakınırız. Çünkü biz beş para etmeyiz, her fırsatta ahkâm keser, icraata gelince de türlü mazeretleri hallerimize meze ederiz. Meze dedim de çoğunuzun tadı bozuk, çoğunuz koca bir hiçsiniz. Benden duymuş olmayın ama herkes herkes için böyle düşünüyor da söyleyemiyor. Şimdi bunları okuyup da ben öyle değilim diyen salak kendini bile kandırabilen değmez düzenbazdır benim gözümde. Sizin gözünüzde ne nedir umurumda değil bugün, çünkü beş para etmezsiniz, çünkü kendime yeterim bugün varsın yağmur yağsın, Eylül var, güneşim var bugün. Cuma bugün, cumartesiden önce perşembeden sonra bugün. Uçak inmese de olurdu, varsın dolaşsın istediği kadar boktan şehrin üstünde. Üstüm başım yerinde keyfim kıvamda bugün.

Kime gerektiğinden fazla değer verseniz içine eder ve bu sizin kabahatinizdir. Hadi biraz açık sözlü olalım bugün, hak edene hak ettiğini verelim bugün. Sisi salak yerine koyan ya da sizi önemsemeyen birilerini arayıp “biliyor musun, hiç de şeyimde değilsin aslında” diyin bugün. Pişman olursanız çıkın karşıma “bunlar hep senin yüzünden ibne” diyin bir gün. Umursamam sizi pek ama belki rahatlarsınız o gün.

Bugün bayram ama bir dolu hayvanın canına kıyıldı diye değil, yağmur yağdı diye bugün. Kan akıtılmasına çok da sıcak bakmıyorum diye başıma bir iş gelir mi hoca efendi. Et ile aram pek sıcak değil ama annemin kavurduğu ciğerleri iç ettim o gün. Allaam sen affet beni, sözümün arkasında duramadım o gün. Ama ciğer çok güzel ister Arnavut olsun ister Boşnak. Derin çok güzel, Janset çok güzel, Demir ve Irmak çok güzel bugün. Eylül koşup koşup sarıldı bana bugün. Gövdesi büyürken insanlığı küçülenlere sebepsiz yere kızdım bugün. Bi sittirip gidin de kafam dinlensin. Yaşlanmışsın dedi Bülent, nasıl yaşlanmasın insan. Bunca beş para etmezin içinde para biriktirmeye çalıştın kaç gün. Olmadı olmayacak da.

İyi bayramlar da nereden çıktı. Modernliğin bokunu çıkardık. Burnumuz bokta götümüz havada bugün. İkiyüzlü ibnelerin yandığı ateşte kemiklerimi ısıtasım geldi bugün. Töbe töbe Allaaam töbe töbe, biliyorum benim de ayarım yok, ağzım bozuk her gün. Demiştim ya iyi bayramlar modern ibnelerin icadı; bence bayramınız mübarek olsun bugün

günceden selamlar sevgiler - 21.10.2013

43 kere okundu

Hoş bir seda kalır gönüllerde ve bir kavurma tadı. Tatil bitmiştir eylül yüzünden, ekim yüzünden bitmiştir tatil. Pazartesi tüm sendromuyla kapıdadır, kapı yakında... Şimdi bir şarkı kendine Mabel diyen çocuktan; gelsen de olur gelmesen de. Gelmesen daha iyi olur ama doğanın kuralına da karşı konulmaz. Bilen var mı içinizde günlere isim verenin kim olduğunu. Pazartesi yerine neden Perşembe denilmediğinden haberi olan var mı? Şimdi bi koşu gitsem google amcaya söyler bana. Ama her şeyi de bilmeyelim ne olur sanki. Cahillik tadından yenmez bir medeni hal aslında. Biz çok bilip ukalalık yapmayı seçmişiz. Sanki hayat çok umursuyormuş bizi de üstesinden gelmeye çalışmışız. Sonuç ortada; kıçını sağa da atsan sola da atsan bitti tatil. Yarın sabah kalkılacak erkenden. Geviş getirmek de yok yayıla yayıla kahvaltı etmek de.

Sivil itaatsizliğe devam. Kafayı kazımaya sakalı uzatmaya devam. Yola devam havanın soğuğuna bakmadan. Potinlerim ayağımı eylül gönlümü sıcak tutuyor, pazartesi de tutuyor Çarşamba da Cuma da.

Mevsimin son kavunu ve üzümü de yendi. Domateslerin hormonu, salatalıkların biçimsizliği denendi. Mandalinaya ve elmaya devam, kestaneye ve fındığa. Annem cavcaga fındığı göndermiş, ye ye bitmez…

Deli İbrahim Paşa - 22.10.2013

434 kere okundu

Ne bahardan memnun kaldım ne yazdan, ne kıştan heves aldım ne güzden. Koca bir yıl bok yoluna gitti, yaşlandım ve usandım. Ocak, şubat derken kasıma merdiven dayadık, karla kışla çıkmıştık yola yine başladığımız yere vardık. Ulan iki bin on üç, cenabet iki bin on üç… Silkindim ve attım yüklerimi, gereksiz insanları, fazlalık olanları. Düşünürün biri iyi bir laf etmiş ama şimdi aklımda değil, gerçi düşünür de aklımda değil ama olsun. Az akıl çok huzur neticede, az insan çok mutluluk.

Bayram boktan geçmiş gibi yazılar yazmışım. Huysuz bir adamdan karamsar cümleler dökülmüş satırlara. Oysa Trabzon, oysa annem, babam, ailem, oysa Eylül... Üstelik üzerimden hiç eksilmez güneşimin ışığı. Bunca şeyi olup da şikayet ediyorsa insan başına ne gelirse haktır. Çarpılmaya az kaldı gibi geliyor bana. Sahi siz sabahın köründe deniz rüzgarının getirdiği havayı en içinize çektiniz mi. Gece yarısı bahçeye çıkıp içinizi ısıtan soğuk rüzgarı hissettiniz mi. Ben yaptım, milyonlarca kez yapmıştım yine de yaptım. Kuymak yedim, annemin yaptığı incir reçellerinden, bahçeden nar yedim. Gariban dananın ciğerini yedim kurban bayramının yüzü suyu hatırına. Daha ne ister insan hayatta, avuç avuç huzur yedim.

Can çıkar huy çıkmaz der eskiler. Huyumun bacağına sıçayım. Eleştirmekten alamıyorum kendimi, umursamadığım bir dolu şeyin lafını ediyorum. Sırf iki dakika gözüme takıldı diye, sırf laf  olsun diye.

Hemen attı tribini sevgili arkadaşım; ha Adana ha Mersin. Ama öyle değil aslında, biliyor da bilmemezlikten geliyor. Eskiler tecahül i arif sanatı demişler buna. Arkadaş arasında “az domuz değilsin" diye de bilinir. Duysa hayır demeyi bilmeyene söylediğimi dalga geçiyorsun diyecek. E kim kaldı eskilerden; bir Deli İbrahim Paşa, bir Alex, bir ben…

Sana geliyorum Bostancı, aç kollarını.

balık ekmek üzerine - 27.10.2013

1339 kere okundu

Zorun ne diyor kaldırım taşı, neden düşmüş yüzün. Denizden beklediğin nedir ki gecikti böyle, pazartesiden cumaya zorun ne. Bir çift gülen göz güzel bir yüzün ortasında, üstünkörü çizilmiş bir burun, çok da kepçe olmayan kulaklar ve kalın kaşlar. Ama kirpikler önemli, uzun ve kıvrık olmaları önemli. Seni sen yapan bir şeyler olmalı, seni sevimli kılan. Pazartesiden alıp cumaya taşıyan.

Yapacak başka bir şey yoksa ben çıkıyorum. Dükkânların önünden geçerken her yer balıkçı sanki. Algıda seçicilik diyor buna çok okumuşlar. Sana lazım olan beş liraysa yüz liranın içinde ilk onu görürsün diyorlar. Ya da aşık olduğun kadının saçları siyahsa önce siyah saçlılara bakarsın. Ben bir kez aşık oldum sanırım o da karla karışık yağmura kurban gitti. Neyse diyip girmiyoruz o konuya. Mercan balık en iyisidir diye geçiyor aklımdan, ne içeri girmişliğim var ne yemek yemişliğim. Kimin umurunda, öyle değilse ceza mı yazacaklar bana. Yürürken tespit ettik yetmiş üç promül alkollüydün. İyi de ayık kafayla çekilir gibi değilsiniz.

Eskiden tost yapanlar şimdilerde tabelasına Ayvalık yazmış. Tost bildiğiniz kaşar ve sucuktan mütevelli. İçine domates ve turşu koymakta yetmiyor, Susurluk diyip geçmek gerek. Yanında burgerci Niyazi Efendi olmaz normal olarak. Bildiğiniz Amerikalı ibne, bir menü alana bir menü icat edileli beri hamburger ekmeğinin içine atılan marullar babaannemin inek yalına attığı kara lahana kıvamında. Kıvam dediğim görüntü boyutu, tadı bildiğiniz marul. Elin gavurunun günahını almayalım, bizim Niyazi efendi de az değil. Ramazan başladı diye iki katına satılan yemekleri yiyen de Müslüman satan da. İyi de bunca gavurluğun neresinde gavur. İkea değil miydi o, o da gavur ama bizimkinin içinde var.

Balık ekmek altı lira. Yıldız’da beş ama o içerde kaldı. Balık yiyeceksen deniz kenarında olacak. Eminönü dediğin bildiğin mezbele. Balığı güzel diyenin damağına pislesin Garfield. Bostancı’dan Altıntepe’ye deniz kokusu eşliğinde. Balık soğuk ama soğanlar taze. Zaten bizim memlekette her yönüyle güzel olan çok az şey vardır. Ya ayağı kokar salağın ya burnunu karıştırır, ya diksiyonu kötüdür ya da cümle kurmaya kelime bulamaz. Balık kimin umurunda karşıda Adalar varken, yarışmayı kaybetmek uğruna benim umurumda dedim.

Hayat dediğin adımladığın yolda gizli. Kafa aynı kafa olduktan sonra ne fark eder nerede yürüdüğün. Yürürken çevremdekileri düşündüm. Daha yeni oluyor bu dediğim. Kendimi çaresiz hissettiğim çok az anım vardır ve o onları paylaşmam kimseyle. Genel itibariyle umursamayacağım ama o an beni rahatsız eden şeyleri sıkça paylaşırım. Al takke ver külah olur. Takke de külah da kafada eğreti durur, ne can sıkar ne iç rahatlatır. Benim derdimle dertlenmeyen dostun dostluğu laftan ibaret, adı dosttur onun kendisi değil. Bir baktım çevreme bir yanımda deniz bir yanımda sahil yolu. Hani kalabalıktık, insan doluydu etraf hani. Kaçıp kurtulmak lazım buralardan, büyük boyuna insan dememek lazım iki ayak üstünde boka batmışların.

Ben sustum sen konuş bu sefer, önemsenmesi gerekenleri önemsemeyi öğrenmiş olmam bile çözüm değil. Sahi siz nasıl katlanıyorsunuz birbirinize? İş çıkışı deniz kenarında kâğıt bardaklarla içtiğiniz çay her şeye ilaç mı? Eskiden plastikti meretler. Çevreyi daha az kirletiyorlar diye kağıta dönüştüler. Yaşamayı bilen kime sorarsanız sorun bugünü kurtarmadan yarının hesabını yapmayı aptalca görür. Çöpe atmadıktan sonra bardağın plastik ya da kâğıt olmasının ne önemi var. Ben öldükten sonra ister kaybolsun doğada ister saadet sürsün. Ben ölmeden yaşamayı seçtim, öldükten sonra kıymetimi bilecek adamlar kâğıt bardak gözümde. Hem ben seramik kupa severim, iki saat dolaştır elinde. Mesele çay içmek değil, mesele ellerim boş kalmasın. Benim elimde Eylül var ve herkesin restine restle karşılık veriyorum. Güneş hem Eylül’e doğuyor hem bana.

beş dakkada beşiktaş - 30.10.2013

279 kere okundu

Yazamadığımı yazdığım zaman da yazı diye yayınlıyorum ben. Nasıl bir işse kelimelerle yapılan, becersen de beceriyorsun beceremesen de. Yazdım seni olluuum yazdım seni. Yazdım ve yayınladım. Yayınlamak ne ile yazılıyordu sanırım, bir de yayımlamak vardı ama onu bilemedim. Ne fark eder zaten, hangisi doğru olursa olsun benim yapacağım iş aynı.

Kelimeleri düzgün bir şekilde yan yana getirebiliyorsanız yazabiliyorsunuzdur, yazabiliyorsanız durumunuz o kadar da kötü değildir.

Marmaray’ın açılışını yaptılar bugün, Somali’den bir koca kafa bir de Japonya’dan. Biri başbakan biri cumhurbaşkanı mı ne. Romanya ve bir başka yerden daha birileri vardı ama gelmedi aklıma. Yok efendim olmazmış, kötüymüş, kakaymış. Yok efendim aslında bunu AKP yapmamış da on beş yıl önce Ecevit zamanında atılmış imzaları. Ne fark eder kimin yaptığı, kaymağını kimin yediğinin ne önemi var. Hizmet hizmettir bok atmanın ne anlamı var. Tayyip ya da Gül’ü sevmek demek değildir hizmete iyi gözle bakmak. Zaten işleri o, hizmet edeceğiz dediler ve ediyorlar ya da edemiyorlar. Ama her yapılana da bok atmanın ne anlamı var. Bakarlar adama neye iyi neye kötü demiş. Her şeye kötü diyen adama bir daha bakmazlar. Ben bakmam en azından. Aynı gövdenin üzerinde ki kafalar Metrobüs için de demediklerini bırakmamıştı. Şimdi de neden bu kadar kalabalıklar diye eleştiriyorlar. Binmeyiniz efendim binmeyiniz, Metrobüs’e binmeyip Marmaray’ı kullanmayınız. Trene de binmeyin hatta. Beğenmediğiniz Osmanlı zamanında yapıldılar. İnsan biraz aynaya bakar. Ben ne yaptım bu yaşıma kadar der, ne boka yaradım, hangi baltaya sap oldum. Yürümek dışında ne yaptım, eleştirmekten başka vasfım var mı, faydam var mı şu dünyaya.  

Bizim milletin alışkanlıkları var, sevdi mi ölümüne sever sığırlar, tuttu mu bırakmaz, koştu mu durmaz, döndü mü sittir et gitsin. Hayat zannettiğiniz kadar keskin uçları olan bir eylem değil. Bir bakmışsın hiç ummadığın bir şeyin içindesin. Herkes bok böceği yiyen adamın hikâyesini bilir. Herkesin ve her şeyin bir yaratılış amacı vardır ama bizim milletin tamamına yakını seks yapmak için yaratılmış ne yazık. O da gizli kapaklı, o da zar zor. Beş dakkada Beşiktaşçılardan bahsetmiyorum bile. Sonunu göz ardı ederek her başlayan sevişme için bir çizik atın duvara ve ölmeden önce bakın. Duvarı çizmekten başka ne boka yaramışsınız.

Cumhuriyetin doksanıncı yıldönümü bugün. Millet coşkulu bir şekilde caddelere koşup yürüdü. Slogan atıp marş söyledi, bayrak sallayıp bağlılığını bildirdi cumhuriyete. Yirmi dokuz ekimde tatilden fazlasını görmeyenlere hediyesidir AKP’nin. Tayyip ve adamları memleketi bu hale getirmeseydi akşama kadar uyuyacaktı hepsi. Gerçi iyi çalıştı amcalar haklarını vermek gerek, ne cumhuriyet kaldı ortada ne de bayram. Hayaldi gerçek oldu, durmak yok yola devam.