Bİ HUZUR VERİN - 10.8.2016

1237 kere okundu

Topu topu kaç yıl yaşarız zaten; ben diyeyim altmış, sen de yetmiş. Üçte birinde çocuktuk, diğer üçte birini de siyasi aktörler belledi. Geriye kaldı üçün biri, ismi bile kulağa hiç hoş gelmiyor. Bir kerelik hak bu ve biz daha kötü kullanamazdık. Milyon yıllık dünya tarihinde doğa doğa bu yüzyılda doğmuşuz, şansımız da yok anlayacağınız. Üstelilk bu coğrafyada, bu ülkede… Tamam, gerektiğinde vatan millet Sakarya belki ama ben o topun oyuncusu değilim. Hesabıma düşeni gösterin konuşarak halledeyim demiş hemşerim. Kadınsa sevişerek de halledebilirim; söz konusu vatansa gerisi teferruattır neticede, takılmam, siz de takılmayın. Hem savaşarak çözülen mesele mi var.

Koca koca adamların sidik yarışına heba ediyoruz ömrümüzü. Hem taraf oluyoruz hem bertaraf. Yok öyle taraf olmazsan bertaraf olursun meselesi, her durumda giren bize giriyor. Eşek gibi çalışan biziz, az kazanan biziz, öteye beriye hevesle bakan biziz, hatunların iyisini bile diğerleri götürüyor. Savaş varsa gel Hasan, ölmek varsa gel Memet. Ulan bir kere de keyifli bişey için çağırın, varsın sonrasında ölüm olsun. Ama yok, alışırız diye korkuyorlar, elimizde kalan üçün birine bile göz dikiyorlar. İktidar hırsı iştah açıyor demek ki, doymuyor gözleri bir türlü.

Ben diyor senin bildiğin adamlardan değilim. İyi de ben adam bilmiyorum ki, bildiğim birkaç kadın var onların da bana yararı yok. Hele sen anlat bakayım kimsin, nesin, nereden geldin nereye gidersin dememe kalmadan başlıyor sıralamaya. Tenekeyi parlatıp altın diye kakalamaya çalışmasından mı bahsedeyim, olmamış çocuğa türlü türlü donlar biçim dikişi üzerine ahkâm kesmesinden mi. Ben diyeyim boş laf siz anlayın palavra. Bildim ben seni diyorum, onlardansın sen. Onlar derken der demez kesiyorum lafını. Büyük adamlardansın diyorum. Evet diyor. Ben bıktım bu büyük adamlardan, küçük adamlarla devam etmek istiyorum yola. Vurulup düşenlerle, gözyaşı dökenlerle, ekmeğini bölüşenlerle… Ama ne mümkün, yolları da paralı yapmışlar. Geçersen sen ödüyorsun, geçmezsen devlet ödediğin vergiden ödüyor. Yani hep kazanıyor birileri ve giren çıkan her neyse hep sena… Ben diyor senin bildiğin adamlardan değilim. Sittir git diyesim geliyor, yutuyorum. Zaman kötü neticede, önce ağzını tutmayı öğreneceksin.

Pizzacı motorun tepesine çıkmış, elinde telefon. Gebermesine sebep olacak ne mesaj yazıyor çok merak ediyorum. Bir ses duyup çeviriyorum kafamı. Yanımdan geçen öküz yere tükürmüş. Dolmuş şoförü sonuna kadar basmış gaza, bir adım daha geç kalsam üzerimden geçecek. Çaldığı kornadan küfür yediğimi anlıyorum. Manav çürük domates satıyor, kasap eski et, fırıncı aldırmıyor ekmeğin içinden fare pisliği çıkmasına. Ne doktor doktora benziyor, ne öğretmen öğretmene. Çocuklar rüşvetsiz iş yapmaz olmuş, anneler ev kaçkını, babalar ilgisiz. Piç gibi kalmışız ortada, ben de olsam itip kakardım beni, nasılsa kime el atsam elimde kalacak.

Diyeceğim o ki kaçacak yer gösterin bana. Olmasın elektriği, suyu olmasın. Yolu olmasın, insan uğramasın bir yer gösterin bana. Siz savaşınızı yapadurun ben kaçıp kafamı dinleyeyim. Siz kahraman olun ben korkak, siz vatanı sevin ben hain damgası yemeye razıyım. Siz akıllı olun bana aptallık kalsın. Ama şu üçün biri bana kalsın bari. Bi huzur verin. Her boku bilen cahiller, hep isteyen ama hiç uğraşmayan dilenciler, güç budalaları, budalalara tapan budalalar uzak durun benden. İktidarınızdan da bıktım muhalefetinizden de. İki yüzünüz de uzak dursun benden.

KARMAKARIŞIK - 16.8.2016

1576 kere okundu

Ben susunca içim konuşur, kendi kendine konuşur, öteye beriye, ona buna konuşur. Ben susunca susmam aslında; düşer çenem, dilim çözülür. Duysalar burun kıvırırlar, anlasalar canları sıkılır, sivri dilli patavatsız biri konuşur. Ben susunca belki bi boka benzerim ama hiç denemedim!

Gitarım vardı beni, çalamazdım. Adını Mustafa koymuştum. Mustafalar iyidir, hiç kötü tanımadım. Tanıdıysam da bana kötülük yapmadılar. Kuzenime verdim gitarı. Yenisini aldım. Onu da çalamıyorum, onun da adı Mustafa. Diyeceğim o ki birbirine benzeyen boktan insanların arasında boktan bir hayat yaşıyoruz. Gece sokağa çıkmak bile yasak. İşe giderken kot pantolon giyelim, sakal bırakalım dedik, ruhumuzu satmak zorunda kaldık. Satılıktı gerçi, herkes gibi, her şey gibi. Bugün iyi para verene satmadığını yarın başkasına beleş veriyorsun. Üstelik yok kimsenin kimseden farkı. Hepsi boka sarıyor yeterince ileri gidiyorsan.

Stadın adı Recep Tayyip Erdoğan stadı olsun demiş belediyenin başkanı olan adam. Olsun vesselam, hatta köyümüzün adı da o olsun, yaptığımız resmin, dinlediğimiz şarkının olsun. Kahvaltıya Recep diyelim bundan sonra, öğle yemeğine Tayyip, akşama da Erdoğan; içimiz dışımız cumhurbaşkanı olsun. Yok efendiler siyaset değil bu, sosyoloji… Ben kızımdan bile bıkıyorum arada, alıp ananesine götürüyorum uzak kalalım biraz diye. Bunlarınki sevgi olamaz, başka bir şey bu. Yok, bunlarınki sevgiyse benim kızıma beslediğim başka bir şey. Ben sevmem bunları zaten, ben insan sevmem zaten. Birini sevmiştim o da gitti başkasıyla bira içti deniz kenarında. O gün bu gündür onu da sevmem. Ama bir arada yaşamak zorundayız işte, hep o yüzden. Selam verip alıyorsak mecburiyetten. Siz de sevmeyin beni bence, anlam yüklemeyin. Beklemeyin benden bir şey, olmayınca beni kötülemeyin. Çünkü ben de sizin gibiyim eninde sonunda.

Olmuyor bensiz diyor. Olmaz; en önemli şeydir ben ve en önemsiz şey. Çoluk çocuk var, eş dost var, seven var sevmeyen var. Varlar fazla geliyor bazen, yokların eksikliği hissediliyor. Küçükken önemliydim mesela ama başkalarına imrenirdim. Şimdi varsa yoksa ben ama hiçbir önemim yok. Ben diyorsan çalışmayacaksın, uzanıp hamağa keyif yapacaksın. Bu gece ölsem mesela gazeteye haber bile olmam. Bir kızım dolduramaz yerimi bir de annem. Başka herkes kaldığı yerden devam eder bir şekilde. Oysa anlamıyoruz. Varsa yoksa ben. Olmaz benden, senden de olmaz ondan da. Olmaz işte. İster bira iç deniz kenarında ister rakı. Hatta Poyraz’a aç göğsünü, söndür içindeki ateşi. Çünkü hayat tekrarlar kendini. Çünkü herkes ben gibidir eninde sonunda, tıpkı herkesin sen olduğu gibi eninde sonunda. Çünkü bu haldeysek, çünkü bu haldeyseniz hep ben yüzünden, sen yüzünden hep.

Anlatsan da anlamıyor kimse. Anlamayanın kaçış yolu hazır; ya saçmalıyorsun diyor ya da laf kalabalığından bahsediyor. Ne güzel şey aslında... Haklı olabilirsin ama ben seni anlamadım demek yerine “saçma” demek. Çünkü biz mükemmeliz. Her şeyi çözeriz. Çözemediğimiz bir şey varsa o şeyin suçudur. Pazarda akılları satmışlar da herkes yine kendi aklını almış derdi annem. Ben aklımı istemiyorum artık. Hesapsız kitapsız bir hayat istiyorum. İnsanı az bir hayat. Dağın başı ya da denizin kenarı olması önemli değil. Çölün ortası olmasın, sevmiyorum öyle yerleri. Düz yerleri, düz insanları, düz mevzuları sevmiyorum. Ne çok sevmediğim şey var…  Kimi sevsem sana benziyor diyor şair ve kim sana benzese gidip deniz kenarında başkasıyla bira içiyor. Manda sidiğidir onun aslı, içme. Başka bir şey yap başkasıyla; sinemaya git, serserilik yap, şehirden kaç, seviş. Ne bok yersen ye işte ama içme o boku.

İşin kötü yanı hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz. Kolayına kaçıp kontrol edebilenlere tabi oluyoruz, inanıyoruz. O başarınca başardık sanıyoruz, konuşunca bizim istediklerimizi söylüyor, yenilince karşı taraf hile yapmış oluyor. Tahammülümüz yok başkasına, başka fikre, başka cümlelere... Özlemini çektiğimiz yegâne şey insanlık. Oysa önce kapısının önünü temizler insan dediğin. Benim kapımın önünü bok götürüyor. Kimseye inanmıyorum, kimse de bana inanmasın. Bi Eylül meselesi var, tek derdim o. O da alışsın kire pasa vakit varken, kandırmasın kendisini.

Deniz Akkaya sas
19.9.2016 Pazartesi

yazdığın yazılar çok güzel insan gördüğünü yazar deler ya sende öylesin salla gerisini içinden geleni yaz,çiz yap ...