06:25 - trabzon yolunda: volume 1 - 1.7.2009

0 kere okundu
    Sabahın altısı, yolda bir yerlerde mola verdik. Dağların arasında bir tesis, Çorum ya da Kastamonu civarında bir yerlerdeyiz yanılmıyorsam.

     Dün gece geç yattım biliyorsunuz, sabah koştura koştura Kadıköy’e Haydarpaşa Numune’ye yetişmeye çalıştım, eşek yüküyle trafik vardı, kılı kılına saatimde doktorun yanındaydım.

     Kadıköy dönüşü okula geldim, bilgisayardan sınavım vardı. Ben biliyorum bilgisayarı ama siz beni haksız yere bıraktınız demişti banama Winows’un bir işletim sistemi Word’ün bir yazı yazma programını bilmiyordu çok bilen öğrencim. Bileğinin hakkıyla doksan aldı.

     Okul çıkışı Semra’ya destek amaçlı Gözdağı yaptık. Soda, kumpir, çay derken eve zor attım kapağı. Duş alıp koşturarak hazırlandım. Dolmuşla geçtiğim Sultanbeyli’den terminale Ertan tarafından bırakıldım. Geç gelen servisi 1 saat rötar yapan otobüs izledi.

     Yolculuk iyi geçiyor önümde oturan salak bir liseli kızın düşmüş çenesi ve abartı hareketlerini saymazsak. İlk deneyimi olsa gerek, daha önce otobüse binmemiş gibi. Yanımdaki liseli çocuğa kendini gösterebilmek için kılıktan kılığa girip bir dolu abuk subuk cümleler kurup yüksek sesle dile getirdi. Kendini bana tepeletmeden Trabzon’a varırsa dua etsin.

11:50 - her şey eskisi gibi - 2.7.2009

0 kere okundu

     Öğleden sonra 2 gibi vardım şehri Trabzon’a.  Tarih 1 Temmuz 2009 Çarşamba gününü gösteriyordu. Hiçbir şey değişmemiş son görüşümden bu yana ki son görüşüm de 2 ay öncesine denk geliyor, öyle 8-10 sene olmadı yani.

     2 bavulum vardı, garaja, abimin arabasının bagajına bıraktım onları. Sonra büroya geçip önemli fazlalıklardan kurtuldum. Gündoğdu’nun dükkânına uğradım, büyük dayım, Selahattin, Gökmen ve Gündoğdu yani o civarda görülebilecek aile bireylerinin yarısı çük kadar dükkâna sıkışmış lak lak yapıyordu.

     Yan tarafta Uludağ Kebap salonunda her zamanki gibi somurtan küçük dayım şef lakaplı Ali vardı. Beni görünce yüzü güldü biraz, ailenin sevilen yeğenlerindenim nedense, biraz lafladık havadan sudan. Mutfaktaki dayım doktor lakaplı Sermet’in yanına gittiğimde gülücüğün dozu artmıştı ortanca kardeşte. Buradaki sohbet nispeten daha samimi hatta daha da suluydu. Her gelişimde dayıma bir gömlek getiririm ve ondan takım elbise isterim. Evlenirken alacağım sana takımı der dayım her seferinde içinde çamurluk barındıran cümleler kurarak. O zaman ben de bir dahaki gömleği sen hacca gidince alacağım dedim bu sefer. Oğlum bizim binada hacca giden mi var diye anında verdi cevabı. E bizde de evlenen yok dedim bende taşı gediğine yerleştirmiş olmanın mutluluğuyla. Uzadı gitti bu muhabbet  kakara kikiri kıvamında.

     Abimin bilgisayarı bozuk, Dakka bir ayak işi iki ve ikinci ayak işi küçük dayımdan. İkisini de halledemedim. Beceriksiz miyim ne…

     Trabzon’a gelince teyze oğlu koca kafa Selahattin’le maceralar yaşarım hep. 100 kiloluk gövdeye bakıp aldanmamak gerek. Bizim ailede herkesin evet diyeceği tek konu Selahattin’e güvenilmeyeceği konusudur. Erzurum’da öğretmen Selahattin. 1000km öteden müsait misin buluşalım mı desen, tamam 15 dakikaya yanındayım der. Yine öyle yaptı, 5 dakikaya dönüyorum yanına deyip 3 saat sonra 20 kez aramam üzerine döndü. Kara kaşı kara gözü için değil, abime bilgisayar lazım olduğu için lazımdı Selahattin. Ama bugün ziyadesiyle çıkardım acısını. Köyde hamakta salınırken pinpon oynayalım diye aradım, akşam 8 de buluşalım dedim. Tamam demesine rağmen 8 buçukta aradı beni neredesin diye. Geliyorum dedim ama hala hamakta yatıyordum. 3-4 kez daha ardı ve her seferinde tamam 5 dakikaya yanındayım dedim. 20 Dakka sonra uyanmıştı, satıldığını anlayınca bir iki küfür edip kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp aramayı kesti.

     Babaannem yine hasta, annem hala akşam erken yatıyor, Emine ile Çiğdem ev işi konusunda 20 yıldır didişip duruyor. Köyde değişen bir şey yok yani. Gün boyu çarşıya inmedim hiç. Hoca amcanın kivi tarlası, bizim salatalık bağları, fındık bahçesi, komşunun eriği derken gün bitti. Bir de minik köpeğimiz var tabii ki, oyun meraklısı şımarık bıdık.

21:00 - mutluluklar Arzu - 4.7.2009

0 kere okundu
     Günler gayet güzel geçiyor. Köyde olsun il merkezinde ya da her nereye gidiyorsam geçen her dakika keyif dolu. Ayak işlerini göz ardı etmeme izin verirsiniz umarım.
     Belli başlı uğrak yerlerim abimin büro, lokanta ev.
     2 gündür akşamları Aşkın ile dışarı çıkıyorum. Dün gece önce Atatürk köşkünün yanındaki bir çay bahçesine gittik ama kapalıydı. Sonra Boztepe’ye çıkıp bir semaver dolusu çay içtik eşine az rastlanır Trabzon manzarası eşliğinde.
     Kuzenim Selahattin günlerimin sıkıcılıktan uzak geçmemesi için elinden gelen zibidiliği yapıyor. Bazen katlanılmaz derecede seviyesiz olsa da kuzenim olduğu için fazla tepki gösteremiyorum. Bir insan bu kadar mı ciddiyetten uzak olur. Ki bu bir seçim değil tamamen beceriksizlik. Canım sıkıldığında onu işletiyorum ve biliyorum ki ilk işim düştüğünde bana atacağı kazık ya da kazıklarla ödeşeceğiz. Ben peşin peşin borçlanayım da nasılsa o zibidiliği yüzünden bana bişiler ödetecektir.
     Diğer bir kuzenim ki en sevdiğim kuzenlerimden biridir Arzu evlendi. İlk kez bir aile yakınımın düğününe gittim yaklaşık 15 yıldan sonra. Bir dolu kolbastı, bir dolu horon ve bendeniz seyirci… Umarım hayat ona iyi davranır ve hep mutlu olur. Bu arada bir dolu kuzenim varmış. Ne yabaniyiz neredeyse hiç görüşmüyoruz.

03:10 - demedi deme Orhan Çam - 6.7.2009

0 kere okundu
     Dün düğünden sonra abimin büroda internete takılayım dedim ama inadına daracık odadaki yaşam çekilmez geldi. Aşkın’ı aradım, temizlik yapıyordu, misafirlerim gelecek gelmezse buluşalım dedi. Bu arada kuzenim Engini tabanındaki ağrı için doktora götürüp film çektirdim.
     Gece 10 gibi aşkınla sahile indik. Canlı müzik yapılan bir yerde gençler kolbastı oynuyordu, uğramadan daha sakin olan Ganita’ya geçtik. Denizi seyrederek çaylarımızı yudumladık.
     Saat 1 gibi Ceyhun ile buluştuk. Hayvanı kız arkadaşı kapıya koymuş o da mecburen yanıma geldi. 2–3 saat aylak aylak dolaştık arabayla, lafladık sağdan soldan. Eve vardığımda saat sabahın dördünü gösteriyordu. Bir önceki gece olduğu gibi kardeşim Çiğdem karşıladı beni kapıda.
Pazar günü Aşkın ile denize gidecektik ama hava bulutlu olduğu için erteledik. İsmail amcamlar köye gelmişti yanlarına gidip sohbet ettik. Osman abimin sevimli bir kızı var. Bir dolu bişiler söylüyor ama ben anlamıyorum. Akşam 6 gibi abim Trabzon’a attı beni, Aşkın ile Akçaabat’a geçip Cemil Usta’da köfte yedik.
     Akşam 10 buçuk gibi dayımın lokantaya uğradım gece dayımda kalacağım, nedense ısrarla gelmemi istedi. 1 saat kadar Selahattin ile Uzun Sokak turu attık Trabzonlu tüm serserilerin yaptığı gibi. 11 buçukta dayıma gidip lak lak ettik 2 saat.
     Gece 1 de yine Ceyhun ile buluştuk. Bu kez yanımızda Dobiş´te vardı. Bilmeyenler için söyleyebilirim ki Ceyhun ve Dobiş yani Okan, Trabzon’da ki en iyi arkadaşlarım.
     Hafta içi Aşkın ile Borçka’ya gideceğim. Onun girmesi gereken bir duruşması benim ise gezesim var.
     Selahattin geri zekâlısının bilgisayarını bozdum. Gerçi ben bozdum sayılmaz, voltaj düşüklüğünden anakartı yandı sanırım. Pille de adaptörle de çalışmıyor. Kim dinleyecek onun çenesini bilmem. Mahalle karısı hüviyetine bürünecek kesinlikle. Demedi deme Orhan Çam.

14:20 - telefonuma kavuştum - 9.7.2009

0 kere okundu
     Pazartesi Selahattin’in bozulan bilgisayarı ile başladı. Bir dolu çamur yapıp bir dolu zır zır etti. Serkan’a götürdüm makineyi bakması i çin. Fişe taktığımızda açıldı, bizim evin hattından olsa gerek, düşük gerilim pili sıfırlayıp bilgisayarın çalışmasını engellemiş. Yoksa kuzenim kafa ağrıtacaktı.
     Akşam üzeri Sermet dayım, Mehmet ve garsonlardan biri ile Zigana Dağı’nın eteklerine Torul’a çıktık. 3 kg et ve 1kg köfte yedik 4 kişi. Trabzon’a döndüğümüzde saat 22 olmuştu.
     Pazartesi gecesi abimin büroda sabahladım, işlerim vardı. Ayrıca Jericho’nun 2. sezonunu bitirdim. Sabah 7 gibi dayıma uğrayıp bir çorba içtim. Sonra büroya dönüp koltukta uyumuşum. Kapı çaldı bir dolu ama açmadım. Saat 11 gibi telefona uyandım. Aryan Semra idi, Trabzon’a geliyorlarmış.
     Öğlen 1 gibi Semralar ile buluşup Nihat Usta’da köfte yedik. Sonra ver elini Sümela manastırı. Manastır dönüşü Boztepe’ye çıkıp çay içtik, sonra da onları Ordu’ya uğurladım.
     Salı akşamı 23-24 arası halı sahada maçım vardı arkadaşlarla. Belimin rahatsızlığına rağmen 1 saat koşturdum top peşinde. Hamza beni eve bıraktığında saat 1 olmuştu.
     Çarşamba günü gün boyu uyudum, hamaktan kalkıp tv karşısına geçtim, oradan kalkıp yatağa gittim, oradan tekrar hamağa… Akşam 6 gibi abim aradı, Cansu’nun bilgisayarına format atılacakmış. Cansu köye gelip aldı beni. Format işi bittiğinde saat 11 olmuştu. Sonra eve döndük abimle.
     Şimdi, abimin bürodayım. 1 saat önce Ayasofya’ya geçip kargodan telefonumu aldım. Nihayet alçak Samsung değiştirdi telefonumu ama şimdide şarj aleti ile kulaklık eksik gönderilmiş. Hadi hayırlısı…

19:30 - bir insan düşünün - 10.7.2009

0 kere okundu
     Bir insan düşünün, hastanedeki dedesinin hastaneden pijamalarıyla kaçıp Trabzon’da gezdiğini tüm aileye söyleyip hem dedesini aşağılasın hem de aileyi üzüp herkesle dalga geçsin.
     Bir insan düşünün, babası yaşındaki dayısına maliyeye borcun var diye posta yoluyla sahte evrak gönderip hem dalga geçip hem de dayısının sağlığını tehlikeye atsın.
     Bir insan düşünün iki tarafa da söylediği yalanlar yüzünden diğer dayısı ile teyzesinin eşi yumruklaşmanın eşiğinden dönerken kenara geçip gülsün ve dalga geçsin.
     Bir insan düşünün bir diğer dayısına tanıdığın numarası diye seks hatlarının numarasını verip dayısının aile yaşantısını tehlikeye atıp telefon hattının değiştirilmesine sebep olsun.
     Bir insan düşünün Erzurumda olsa bile Trabzon´dan herhangi biri alo dese tamam 5 dakikaya yanındayım diyeceğini açıkça dile getirip alenen yalan söyleyebileceğini açıkça dile getirsin.
     Bir insan düşünün aynı gün içerisinde herhangi bir sebep ya da sebeplerden dolayı defalarca verdiği sözlerin hiçbirinde durmayıp en ufak bir mahçupiyet belirtisi göstermesin.
     Erzurum’un Pasinler ilçesi Çöğender İlköğretim Okulu’nda öğretmen. Adı Selahattin İskender.
     Bir insan düşünün.

14:50 - bu yaz da bitti Trabzon - 14.7.2009

0 kere okundu
     Cuma akşamı Gündoğdu’ya yemeğe gittik annemle. Güzel bir evi var, şehrin tepesinde kocaman balkonları olan dubleks bir daire. Tavuk ızgara yaptık birlikte, minik melek ile de lafladık biraz.
     Cumartesi menüde deniz vardı. Öğlen 1 gibi denize indim. Mustafa abim ve oğlu denize giriyordu ben de katıldım onlara. Sonra Salim abi ve iki çocuğu da bize katıldı. Som misafirimiz ise amcaoğlu Barış idi.  Salim abinin kızı Sezin çok şeker bir velet.  Küpelerini çıkarırsan suda batmazsın dediğimde ama o zaman süsüm bozulur ki dedi. Yarın birlikte denize gelelim dedim, sen kelsin ama dedi. Henüz 3 yaşında…
     Denizden sonra evin bahçesinde Emine, abim, Çiğdem ve ben tavuk ızgara yaptık. Izgaradan sonra abim ile Trabzon’a geçip gece ikiye kadar sokaklarda sürttük.
Pazar günü evdeydim. Sabah geç kalktım. Köyde dolaştım biraz, fotoğraf makinesi ile bir dolu fotoğraf çektim.
     Geceleri sineklere katlanılmıyor cumartesi ve Pazar geceleri bahçede hamakta uyudum. Evin içi hem sıcak hem de sinekler var.
     Dün misafirim vardı. Sabah 11 gibi Maçka Saklıbahçe’de kuymaklı, kayganalı yöresel bir kahvaltıdan sonra Sümela’ya çıktık. Döndüğümüzde saat 6 olmuştu ve kurt gibi açtık. Abim, Cansu, misafirim ve ben Akçaabat’a gidip köfte yedik. Ardından Forum’a geçip bir dolu langırt oynadık. Hem bireysel hem de takım olarak abimi yendim.
     Bu sabah dokuz buçuk gibi uçak ile İstanbul’a geldim. Şimdi evdeyim ama birkaç gün daha ayrı kalacağım. Orhan ailesiyle birlikte İstanbul’a geldi. Evi ona verdim mecburen. Ben biraz daha gezeceğim. Sanırım bu gece Ümit’deyim. Gerçi Tamer hayvanı gelmiş şehre. Birlikte İzmit’e geçebiliriz akşama doğru.

14:30 - İstanbul´dayım - 16.7.2009

0 kere okundu
     Salı İzmit, Çarşamba Gebze, Perşembe Sultanbeyli gezip duruyorum. 
     İzmit’i baştanbaşa dolaştım Salı günü, Outlet Center, Dolphin ve fuar uğrak yerlerimdi. İzmit fuarı eskisinden daha güzel ama daha az kalabalık olmuş. Göl’ün ortasındaki adacıkta yazlık sinema kurulmuş, üstelik ücretsiz ve çok şeker.
     2 akşamdır Ümit’deyim. Dün Bostancı’ya geçtim telefonumun şarj aletini ve kulaklığını almak için. Dönüşte Orhan ile buluşacaktım ama zamanım olmadığından dershaneye uğrayıp Gebze’ye geçtim.
     Dört grubum var bütünleme kursunda üçü TBT biri YBS. Kayıtlar beklenenden az olmasına karşın beni etkilemiş değil durum.
     Evdeyim şimdi, biraz sonra çıkıp Ertan’a Sultanbeyli’ye gideceğim. Gerçi Semra okula bekliyor, canı sıkılıyor kızcağızın ama yerleşik hayata geçemediğim için zaman bulup gidemedim okula.
Orhan ile de buluşamadım hala. Uşak geldi gidecek görüşemeyeceğiz.

16:20 - ölüm ilanı - 17.7.2009

0 kere okundu
     Kardeş gibi büyüdüğümüz kuzenlerimden biri öldü bugün.
     Daha 28 yaşındaydı.
     Allah rahmet etsin.

16:00 - ders olayı sıkıcı - 20.7.2009

0 kere okundu
     Başladı dersler, 2-3 kişiye iki buçuk saat dil döküp bitap düşüyorsun. Parası fena değil yoksa katlanılmaz söyleyeyim. Cumartesi Pazar günleri beşer saat Perşembe ve Cuma günleri ise iki buçuk saat dersim var.
     Evim evim güzel evim, cumartesi günü kapağı eve atıp bir güzel yatıp bir dolu film seyretmişim. Hayatın anlamı böyle durumlarda kavranıyor. Önce yorulmalısın ki dinlendiğinde aldığın haz büyük olsun. Yorulmayan insana yatmak bile zevk vermez, çok kötü bir şey.
     Pazar günü yine bir önceki günkü tarife vardı. 5 saat ders anlatıp yine evin yolunu tuttum. Ümit ve Alperen vardı misafir olarak. Tavuk yiyip bir dolu kâğıt oynadık.  
     3 gün tatilim var, bugün hava bozuk biraz, dışarı çıkmayı düşünmüyorum. Yarın havuza gideceğim, akşamleyin belki sinema yaparım. Hatta bu akşam Ümit’e gitme ihtimalim bile var. Ama önce koca kıçımı oturduğu yerden kaldırmam gerekiyor ki o da zor iş.

01:50 - müfredatda deniz var - 22.7.2009

0 kere okundu
     Küçükken ne güzeldi her şey, yalandı belki ama bilmiyorduk bunu, inanıyorduk körü körüne, mutluyduk. Kavgalar iz bırakmıyor, yumruklar can yakmıyordu. Hoca Amca’nın ezan okumaya gitmesini beklemek dünyanın en güzel şeylerinden biriydi, umurumuzda değildi çalacağımız şeyin topu topu yarım kilo kiraz olması, ya da birkaç armut. Çünkü bilirdik hep ezan okumaya giderdi Hoca Amca hep bir şansımız olurdu. Artık beklemek yok, güzel şeylere dair ümit yok kilolarca kiraz sadece manava süs, pazara renk. Solduk yıllarla birlikte, tükendik tüketerek güzel olanları.
     Sabah erken kalkmak vardı hesapta ama yalan oldu, saat çaldı hakkını vermek gerek ama uykunun güzel elleri vücudumda dolanırken uyanmak ahmaklık olurdu bu yaz gününde. Dün hiç evden çıkmadım, film seyredip durdum gece yarılarına kadar, geç yattım anlayacağınız. O yüzden olsa gerek vazgeçemedim uykudan.
     Gün ortası Kartal’a geçtim, para işleri vardı biraz. Sonra havuza gitmekti planımız ama kapıdan çevrildik, dolmuş havuz tam 250 kişi. Katlanılır gibi değil anlayacağınız. Yüzde onu işese havuza (ki memleketimin öküzlerinde bu tip şeylerin yüzdesi hep daha yüksektir) akşam eve gidip,  su sidik gibi sıcaktı der girdiklerinin gerçekten sidik olduğunu görmezden gelen özürlüler. Gebze’ye gidip Bayramoğlu’nda denize girdik, keyifliydi. En azından yuttuğumuzun deniz suyu olduğunu biliyorduk.
     Eve döndükten sonra iki buçuk film seyrettim. Güneşin oğlu güzel, Bill eğlenceli, Bülbülü Öldürmek kaliteliydi. Yaz günü güzele ve eğlenceye tam zaman ayırabilirim ama kalite ağırlık yapar, yarım seyrettim o yüzden filmlerden birisini.
     Yine gövdemi en sevdiğim yerlerden birinde, en huzurlu güzelimin kollarına teslim etme vaktinin geldiğini söylüyor acıyan gözlerim.  

13:50 - müfredatda havuz vardı - 23.7.2009

0 kere okundu
     Dün havuz vardı menüde, öle bol sidikli falan da değil, temizdi, eğlenceliydi ve sıcaktı. Sabahın onunda havuzdaydım, ta ki akşam altı olana dek. Her yanım kıpkırmızı, yandım bir dolu ama her şeye rağmen denizin tadı yok havuzda. her halükarda su yutuyosrsun ve temiz olmadığını biliyorsun.
     Gece epeyce geç yattım, bitirmem gereken bir tez var, birkaç yerden derleme yaparak yeni bir şey hazırlamaya çalışıyorum. Ekstradan yaptığım tek şey internetten verileri güncellemek. Bilimsel çalışma yani, hafife almamak gerek. Film de seyretmeyi ihmal etmedim. Bu hafta iyiyim, her bulduğum fırsatta bir film seyrediyorum. 10 filmi geçti son 3-4 gündür.
     Sabah telefonum susmadı, Çiğdem aradı bir dolu, kardeşim, sonra Mustafa abim, başka birileri daha ama hepsi hatırımda değil. Çiğdem kargo gönderecek, 3-5 kez bişiler söyledim uykulu uykulu. Umarım doğru söylemişimdir.
     Ders var bugün, bilgisayardan bahsedeceğim iki buçuk saat. Umarım klimalar takılmıştır, hafta sonu takılmayı bekliyordular çünkü. Yoksa sucuk gibi oluyor insan ders anlatınca, hatta başım bile döndü bir ara, yaşlı olduğumu düşünecekler diye dile getirmedim :-)
     Şimdi okula gideceğim, sarı saçlı kadını ziyaret edip gelen faksı alacağım. Söz vermiştim bu hafta sık sık uğrayacağım diye ama şartlar izin vermedi.  Biraz ütü yapıp çıkacağım şimdi. Ne rezil bir iş bu, sırf ütü yüzünden her an evlenebilirim. Ama tabi ki hatun en iyi şekilde ütü yapmayı bilmeli. Yoksa uzun ömürlü olmaz evlilik.

01:50 - Kadıköy´de kutup ayısı - 25.7.2009

0 kere okundu
     Yeni geldim eve, Kadıköy’de idik. Önce yemek yedik Takanaki ile Caddebostan’da sonra yürüdük biraz, bir dolu süslü püslü hatun, bir dolu iyi giyimli öküz. Cadde hem mekânları hem de mekânları dolduran canlıları ile farklı Türkiye’den. Ama bu farklılık içerikle ilgili değil, tamamen şekil. Yoksa neden öküz diyeyim koca koca adamlara, vardır elbet bir bildiğim.
     Dün de bugün de uğrayamadım okula, Semra Sultan’a. Sabahları 1’den erken uyanamıyorum. Gece geç yatar, sabah geç kalkar oldum.
     Dünkü derste 3 öğrenci vardı, bugün sayı 2 ye düştü, yedi ünite birden anlattım. Hala takılmadı klimalar, hala usandırıyor ders anlatmak. Ama ne gelir elden, para uğruna çalışmak zorundayım. Ne kadar fazla kazanırsam o kadar fazla yerim.
     Hayatımdaki bazı canlılara gereğinden fazla mı iyi davranmışım ne. Sanki ben her zamanki Burak değilim de daha basit bir adam olmuşum, ya da onlar her zamanki kişiler değil de daha önemli kişilermiş gibi davranmaya başladılar nedense. Eşeğin semerinde yük fazla durmaz, silkinir atar yükü. Bakmayın eşeğin eşekliğine, sevdiğinden eşek, mecbur olduğundan değil. At olunca yükü ağır olur diye eşek.
     Kadıköy de Taksim gibi olmuş. Sanki bir Nevzade de Kadıköy’de var. Dolaşırken fasıl yapan yerlere rastladık, oturduk birine.  Takanaki bira söyledi ben şalgam suyu, hesapta fasıl dinleyeceğiz.  Bahtsız bedeviyle çölde kutup ayısı akraba olurmuş, bizimki de o hesap. Fasıl yapan amcalar kalktı başka yere gittiler biz bir şarkı dinleyemeden. Öle sap gibi kaldık. Allahtan halka açık yerlerde boz ayılar var, kutup ayılarına rastlanmıyor. Yoksa bu şans ile kanka olurduk onlarla da.

10:10 - hayvan olmanın cazibesi - 26.7.2009

0 kere okundu
     Ben de hayvan olmak istiyorum, ben de kafamı bozan bir şeyler olduğunda birilerine saldırmak zarar vermek istiyorum, medeniyetten uzaklaşmak kaba saba bir hayvan olmak istiyorum. Karşımdaki ne hisseder diye düşünmeden, insanca davranmanı n gerekliliğine inanmadan yaşamak istiyorum, hayvan olmak istiyorum.
     Dün sabah bir gürültüdür uyandım, merdivenlerden inip çıkanlar, bağrışanlar, parktan gelen görgüsüz çocuk sesleri,  katlanılmaz bir durum. Birkaç kez uyardım inip çıkanları, kapıyı sertçe vurdum birkaç kez ama umursayan olmadı.
     Üst katlardan birinde 2 yıldır hiç selamlaşmadığım yüzünü bile bilmediğim bir komşumun çocuğunun çükü kesilecekmiş sünnet düğünü varmış. Ben merdivenlerdeki gürültüden rahatsız olurken davul zurna çalmaya başladı. Site yönetimini arayıp şikâyet ettim. İt ite bişi yapmaz, hepsi aynı bokun soyu, görgüsüzlük ve saygısızlık doğal karşılanıyor. Evden çıkıp dershaneye gittim çaresizce.
     Bir dersimde 2 diğerinde 1 öğrenci vardı, 5 saat bla bla ders anlattım. Bu hafta bitirip konuları haftaya soru çözmeye başlamam gerek.
     Akşam eve döndüm fazla gecikmeden, huzurlu evime. Ama ne olsa beğenirsiniz, hemen mutfağımın karşısına, yola sandalyeler döşenmiş akşama düğün hazırlığı var. Apartmanın içi pislikten geçilmiyor, kesilmiş hayvan kokusu gırla gidiyor. Muhtemelen kurban kesmiş üstteki görgüsüzler.
Misafirim vardı Barış geldi, dershaneden müdürüm. Balık, pardon hamsi yaptık yedik. Öyle tırı vırı bir yemek değil ha, müzikli, davullu, zurnalı bir yemek.
     Gece geç yattım, film seyrettim. Hava normalden sıcaktı sanki, vıcık vıcık terledim. Yatarken saat 3 olmuştu ve hala birileri pat küt çıkıp iniyordu apartmanın merdivenlerinden.
     Sabah yine seslerle uyandım. Yukarıda oturan hayvan topluluğu gürültüye devam ediyor. Ulan 2 kuruşluk bir çük keseceksiniz diye anamı ağlattınız 2 gündür. Adamın parası da var, tutup bir salon orada eğlenseler olur ama hava atacak komşularına, tanıdıklarına. Görgüsüzlüğün ve pisliğin sınırı yok. Dağında, mağarasında yaşaması gereken insanları alıp apartman dairesine yerleştirirsen olacağı bu.
     Kendime kızıyorum, neden çıkıp dışarı ana avrat düz gitmiyorum, neden yakalayıp düğün sahibini eşek ağaca çıkıncaya kadar dövmüyorum. Hayvanlıksa hayvanlık anasını satayım. Gücüm mü yetmedi, Trabzonluyum,  çıkarıp silahı belimden iki tane sıktım mı ayaklarının dibine benden iyisi olmaz. İt gibi kuyruğunu kıvırıp evlerinde otururlar. Ama insanlık denen başa bela şey izin vermiyor bunlara. Hayvanlarla dolu bir dünyada insan olmaktan yana çabalayan bir salak olmaktan nefret ediyorum.

12:30 - düğün bitti - 27.7.2009

0 kere okundu
     Sünnet düğünü adı altındaki apartman saçmalığı dün geceye kadar sürdü. Dershane çıkışı eve döndüm ama dönmez olaydım. Sinirleri geren rezillik apartmanın girişine konulan koca kazanda pişen zıkkım kadar sıcaktı. Kalabalık, gürültü, zilleri çalıp kaçan çocuklar da çabası… Mevzunun tek iyi tarafı beklenmedik bir şekilde merdivenlerin temizlenmiş olmasıydı. Sabah uyandığımda site yönetimine gidip merdivenleri temizleyin bahanesiyle hır çıkaracaktım. Ama temizlemişler merdivenleri görgüsüzler. Temizlik konusu yumuşattı biraz beni desem yalan olmaz.
     TBT konuları bitti dün. Haftaya soru çözmeye başlayacağım. Yönetim bilgi sisteminden standart bir devam olayı olmadığından tekrara giriyorum ve 1 hafta daha uzayacak konular. Konuları bitirip soru çözmek hem benim hem öğrencinin işine gelir.
     Gece sabaha kadar yatakta film seyrettim. Şimdi okula gidip Semra ile lak lak yapacağım biraz. Bir de
     Trabzon’dan gelen bir faks var onu alacağım.
     Abimin Laptopu Kadıköy’de bir yere göstereceğim. 150 kâğıdı gözden çıkardım, fazlasını isterlerse yaptırmam.
     Dershaneden müdürüm Barış ve Ümit ile karşıya geçme olasılığımız var. Paşalarım vücutlarındaki fazla kıllardan muzdaripler. Lazerli epilasyon yaptıracaklar ama utanıyorlar. Yanlarında kaşar olarak beni götürecekler. Ellerinden tutup ağdacıya götüreceğim. Utanacak ne var oysaki, kıldan kurtulmak gerek. Dumansız hayata destek verenlerin en az yarısı kılsız hayata da destek verir fikrimce. Bu da bir dolu insan eder ki utanacak bir şey olmadığı anlamına geliyor.
     Haftaya Salı tayinim belli oluyor bu arada.

02:10 - epilasyon: 1.seans - 28.7.2009

0 kere okundu
     Çok çalıştım bugün, sabah erkenden saat 11 de kalkıp duşumu aldım, bir güzel giyinip attım kendimi sokağa. Hedefte önce okul, sonra Pendik, Kadıköy ve Beşiktaş vardı.
     Semra Sultan okulda bizim zıbıdıların tercih yapmasına yardımcı oluyor günlerdir. Bana sorarsanız bir yıl daha çalışıp adam gibi bir yere girsinler. Çünkü bu puanlar ile kıytırık yerlere girebiliyorlar ancak. Ama karışmak da istemiyorum, hayat onların hayatı, seçimi de kendileri yapmalı.
     Okulda fazla durmadım, Barış aradı önce 2 de buluşalım diye, sonra Ertan aradı 2 günlüğüne Ava ya da Şile’ye gidelim diye. İkisine de evet dedim. Saat 3 de Barış’ın yanına gittim, Ertan’a ise tez yüzünden gelemeyeceğimi söyledim. Yarın tekrar okula gidip meleklerden en dik başlı olanı çağıracağım. O okuyacak ben yazacağım bir terslik olmazsa.
     Ümit ben ve Barış trenle Haydarpaşa’ya geçip oradan da deniz yoluyla Beşiktaş’a ulaştık. Vapur sefası her mevsim güzel. Yıldız Tekniğin orada idi epilasyon merkezi.  Barış randevu aldı ben boyun bölgemi yaktırdım. Sakallarımı azalttım biraz lazerle. Sanırım 5-6 seansta hallolacak bu iş, umarım hatta. 2004 de yaptırdığımın onda biri kadar acımadı bu kez.
     Giderken Kadıköy’de bir bilgisayarcıya uğrayıp abimin laptopu tamire verdim, yarın arayacaklar kaça mal olur ya da yapılır mı diye.
     Dönüşte Üsküdar’a geçtik. Ümit’in dersi vardı ve yetişmek için koşturuyordu. Onlar Pendiğe ben Kadıköy’e geçtim. Gökalp’i aradım buluşalım diye. Her seferinde gelince ara diyordu, neden aramıyorsun diye sitem ediyordu. Bir kez aradım tamam 20 Dakka sonra buluşalım muhasebecimin yanındayım dedi. Sonrasında da iş uzayacak deyince bana eyvallah dedim.
     Eve geldiğimde saat 9 olmuştu. Bilgisayar başına oturup eş dostla laklak yaptım biraz. Şimdi yatağıma gidip film seyredeceğim.
     Gözde melek 10 ağustosa kadar Kastamonu’daymış. Selamlar Kastamonu’ya, Gözde meleğe.

03:30 - hadi hayırlısı - 31.7.2009

0 kere okundu
     Salı günü evden çıkmadım hiç, eylülden sonra yaşayamayacağım keyiflerden birini yaşayıp öküz gibi yattım akşama kadar. Öyle ki ekmek almak için bile dışarıya çıkmadım. Soğuk çayımı yudumlayıp film seyrettim.
     Gece bir başıma otururken telefon çaldı, pencereden bak kim var burada dedi telefondaki ses. Davetsiz bir misafirdi gelen. Böyle bir durumdan hiç hoşlanmasam da, her ne kadar içimden kapıyı açmamak geçse de gelen kişi kapıda bırakılamayacak kadar önemliydi.
     Çarşamba günü de dışarı çıkmadım, Salı günkü sefam sürdü gitti. Ya da çıktım sanırım, akşam 9 gibi kavun almak için markete gittim. Kavundan pek anlamam, yarım saat kıçlarını kokladıktan sonra parasını ödeyip bir tanesine sahip oldum. Boşa koklamışım kıçlarını Kırkağaç kavunlarının,  iyi bir seçim değilmiş.
     Perşembe sabahı erkenden kalkıp önce Kadıköy’e sonra karşıya geçtik Takanaki ile. İşlerimiz vardı, özel işlerimiz. Dönüşte giderken yaşadığımız vapur sefasını tekrarladık sırf vapura binmek için bile yaşanır İstanbul’da dedi Takanaki, haklısın dedim.
     Fikret ile buluşup önce çay içtik, sonra yemek yedik. Pendiğe döndüğümde saat 4 olmuştu. Buçuktaki derse her zamanki gibi ilgi azdı. Ama ben yinede anlattım dersi. 1 kişi de olsa 20 kişi de olsa ben aynı parayı alıyorum, hakkını vermek gerek.
     Akşam yemeğinde tavuk dürüm ve çorba yedim. İnternetten Galatasaray ve Fenerbahçe’nin maçlarına baktım biraz. Aferin bizim gavurlara, elin gavurlarını haşat ettiler. Sonradan görme Sivas gibi donu kafasına geçmiş bir şekilde terk etmediler sahayı. Annem hep küçük köpeğe büyük kuyruk yakışmaz derdi de kızardık biz. Bazen cuk diye oturuyor bazı sözler bazı yerlere.
     Bir ay daha bitiyor bugün acısı tatlısıyla. Gerçi pek acısı yoktu bu ayın, 10 günü Trabzon’da geçti.
     Ağustosun yirmisinin sözü var bize, iyi bir haber bekliyoruz. eğer kötü haber vereceksen sevgili ağustos hiç başlama hep temmuzada kalalım.
     5 gün sonra yeni okulumda belli oluyor. Sanırım Kartal İMKB KML ya da Maltepe Salih Bal Ticaret Lisesi olacak yeni adresim. Hadi hayırlısı.