00.57 - balıkların suyunu değiştirmeli - 2.4.2011

0 kere okundu
     Yazmaktan sıkıldığım zamanlardayım yine, bir şeyler oluyor, yağmur yağıyor hava kararmışken ardından gün açıyor, uyanıyorum, işe giderken yine yağmur yağıyor, küçük küçük olaylar yaşanıyor, derin büyüyor benden uzakta, Trabzonspor çöl diyarında maç yapıyor, Lia bombalanmaya devam ediyor ve yağmur yağıyor yine.
     Fırında somon kılçığı ve derisi alınmış, dört bir yanında garnitür patates soğan ve biberden, sarımsak, nane ve dereotu azıcık. Canı sıkılmasın diye alabalık yanında, tavada ve tereyağı kıvamında. Yemekte kim mi var, Ömer, özer, Kandemir, Doyum ve Ün-zi-le.
     Temiz yüzlü kızım on sekizine girmiş, Mert’in babası hatıra ormanının tabelasını yapmış, en zor soruları Filiz’e sorarım ve evet der her seferinde.
     Cuma günü saat altıda ki bu öğleden sonra ki altı uyanıyorsa insan bir şeyler yolunda değildir, yarın sınav var ve yatmalıdır, uyumalıdır da üstelik ama önce tıraş olmalı ve dişlerini fırçalamalıdır. Balıkların suyunu da değiştirmeliyim, ölüp gidecekler zavallıcıklar.

09.19 - biz açgözlüler - 5.4.2011

0 kere okundu
     Haydi yallah hop hop hop, haydi yallah hop hop hop, haydi yallah… Dün gece buzluktan çıkardığım, pardon bir önce ki geceydi o balıkları fırına teslim ettim en kızgın haliyle. Ben uyurken işini bitirip biip biip diye ötmüştür, sayın ateşli fırınım. Ama tadından sual olunmaz yatağım, ruhunu yarı teslim etmiş bedenimle o kadar bütünleşiyor ki sabahları uyanamam Osman Aga durumları hâsıl oluyor gece geç vakitlere kadar oturduğumdan beri. Sözün özü sevgili olmayan okurlar, dün gece yediğim balık fazla mı geldi bozuk muydu biraz bilemedim, tek bildiğim midemin dırt olması ve ağzımın kuruması olur olmaz. Zehirleneceksem balıktan zehirleneyim anasını satayım, bilirsiniz bu hayatta önce pişmiş balık sonra ailem sonra da çiğ balık gelir.
     Bizim Tarık vardı bilmez çoğunuz, Erzincan’dan çıkalı beri şikâyet eder durur hayattan, İstanbul av o avcı yaşar durur Pendik diyarında ıslak barutuyla. Kandırmıştım onu yağmur saça iyi gelir diye, o da benden beter saçtan yana şanssızdı, gezer dururdu yağmurun altında kelliğine deva olacak diye. Şimdilerde bir radyasyon korkusu, gökten yağmur değil sevgiler yağsın bırakın gönüller sevgiye kansın diyen amca aynı cümlede Japonya’nın gümleyen nükleer santralinden bahsetsin ama öyle bir bahsetsin ki ıslanmaktan korkmayalım.
     Ne açgözlü canlılarız, kuyular kazıyoruz düşeceğimizi bile bile, denizler, nehirleri mahvediyoruz, ağaçları kesip, hayvanları katlediyoruz, santraller, fabrikalar, beton yığınları… Ne açgözlü canlılarız, elimizdeki yetmiyor hep daha fazlasını istiyoruz bedeli ne olursa olsun.

20.32 - programımız devam edecek - 8.4.2011

0 kere okundu
     Geçti bir zaman, güzel yemeklerinden dolayı Naile’ye teşekkürü, annemin hastalığından dolayı geçmiş olsunu barındıran. Havalar ısındı soğudu tekrar, yağmur duruldu yağdı, karardı aydınlandı hava.
     Yarın Kerem Dağaşan beyefendilerin düğünü için rezerve edilmiş durumdu, en cici elbiseler giyinilip, şıkkkıdı şıkkıdı yürünecek kırmızı halı üzerinde ve yemek denize karşı, bişiler, bişiler…
     Geçen hafta AÖF sınavları vardı, bilir bir kaçınız. Derste verdiğim konulardan soru çıkması normal ama üzerinde bilhassa durduğum konulardan soru çıkması pozitif moral yaptı hafta sonundan yana. Gerçi bizim koca kafalar ne yaptı göreceğiz Pazar günü, altmıştan düşük alan Fenerbahçeli olsun, hatta kümeye doğru Galatasaraylı…
     Hocam ben size küstüm diyor kafası koca, apachi dansı yaparken şarkı da söylersen seni cümlelerle pataklamaktan vaz geçerim. Görüntüleri internete vermek serbest, ikinci şartım da bu. Programımıza Trakya üniversitesinden katılan Filiz Haşhaş’a da katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

07.03 - zil çalar... - 11.4.2011

0 kere okundu
     Sabahın körü, üzerimde bornozum ve saatim dolsun diye beklemekteyim, amca kâğıdı hazırlamıştır ben geldim demeyeceğimi bile bile. Zil çalar, kalabalık toplanır, en isteksiz tondan marşı söylenir isminin anlamı bile bilinmeden. Bir zil daha çalar, koşuşturur nereye koştuğunu bilmeyen ve ne yazık ki pek çoğu hep körpe kalacak beyinleri taşıyan körpe vücutlar. Su, güneş ve toprak anlamsızdır fidan için, çiftçi ümitsiz filiz kayıtsız, bir sonra ki zile kadar hayat tatsız  tuzsuzdur. Sürer gider kısırlığına ilaç bulunamamış döngü, birileri birilerini zorla eve kapatır, diğer birileri mide bulandıran kusmukları yemek yapar ruhuna ve midene sağlık der tecavüzcüsüne insanlığın. Oturup ağlarım en umarsız halimle en umutsuz hallerinize, ben burada mutluluktan uzak siz hemen yanı başımda mutsuzluk için en önemsiz bahanelerinizle…

14.54 - xlarge tasarım - 14.4.2011

0 kere okundu
     Çıktı söylediği televizyonda ki amcanın, bulut sürüklendi rüzgârda, karardı hava, dibi delindi göklerin, boşaldı yağmur… Çıktı söylediği televizyonda ki amcanın üşüdü hava, kısa kollu gömleğin içinde gövdem üşüdü. Çıktı söylediği televizyonda ki amcanın, amca ki kendisini tanımam etmem.
     Sadi hocam gelmiş Ayvalıklardan, Bahçelievler Belediyesi’nin tiyatro şenliğine iki oyunla katılacaklarmış. Facebook teyze vasıtasıyla haberleştik, sanırım yarın gidip ziyaret edeceğim kendisini.
     www.xlargetasarim.com yeni meşgalemiz, şimdilik Burak Sarımehmetoğlu ve Mert Kemerci.

21.40 - Ti-rab-zooooonn - 17.4.2011

0 kere okundu
     Ölüp ölüp diriliyoruz beş hafta oldu, “tık” yapıyor bekliyor ya da bekliyor ve bizi öldürüyor, tam bitti derken “tık” yapıyor. Şampiyon olur muyuz bilmem ki ben şimdilik pek ümit vermiyorum ama hafta sonlarımız dolu dolu geçiyor Trabzonspor sayesinde. “f”ener kaybetsin diye ümitle bekliyoruz önce, ardından Trabzon yensin diye ölüp ölüp diriliyoruz. (Burada fener bilhassa küçük harfle yazılmıştır, bizim için ismin özel her hangi bir yanı yoktur ve güncemizde alelade bir harf topluluğudur.)
     Dün akşam Derin hanımla görüntülü sohbet yaptık, amca demesi için zorlamama rağmen pek anlam veremediğim gag gug tabanlı sesler çıkartıp coşkuma ilgisiz kalmak gibi bir eşeklik yaptı. Bir aylık olmasını görmezden gelip bu kayıtsızlığının tüm kabahatini annesi hanımefendiye yüklüyor konuştuğu ilk kelimenin amca olması konusunda da ümidimi koruyorum.
     Canset Özdemir hanımefendiler hafta sonu misafirimdi ve kendisinden beklenmeyecek kadar şeker bir misafir olmayı başarıp beni şaşırttılar, belirteyim.

02.20 - amcan geldi Derin - 20.4.2011

8 kere okundu
     Korkutucu bir karanlığın göbeğinde süzülüyorum,  koltuk titriyor ben titriyorum. Yılan korkusundan beter yükseklik korkusu, can acıtıyor türbülans, göze görünmeyen bir şeyleri yararak yol alıyor uçak, çarptığı her hava kütlesi sarsıyor gövdemi, korku kılcallarıma kadar ilerliyor.
     Sevmiyorum sol tarafını uçağın numara otuz iki koltuk A. Ayaklarımın altında bir yerlerde yer ama bilmiyorum. Düştükçe düşüyorum, yeter artık ya inelim ya da artık düşmeyelim derken bir gemi göz kırpıyor ışıklarıyla denizin en karasından, ohh diyorum düşmedim daha. Deniz kenarından çizilmiş rota, sağ taraf şehir sol taraf derin bir siyah. Ve görünüyor pistin ışıkları tekerlekler yere gürültüyle değdikten saniyeler sonra. Endişe dolu yolun sonu Trabzon, bir kez daha değdi varlığın karanlık bir heyecana, amcan geldi Derin.
     Hasta olmuş minik, doktor amca kalbinde sorun var demiş, korkmuş annesi, babası endişelenmiş, kayıtsız kalamamış minik yüreği, huzursuzluğu gözlerinde masum mu masum. Yarın sabah anjiyo olacakmış, haftaya İstanbullara gelip başka doktor amcalara da görünecekmiş, söz verdi iyi olacakmış bilmiyor kimse. Amcan seni çok seviyor aklında olsun…
     Bakmayın süslü kelimelerime, sevmedim bu gelişi yolun sonu Trabzon olsa bile.

02.28 - sis - 23.4.2011

0 kere okundu
     Sizi görünce gülüyor, kucağınıza alınca susuyor, kollarınızda huzur buluyorsa durmak gerek, sonsuza kadar asılı kalmak zamanda, tadını çıkartmak en güzel “an”ın. Minicik yüreğinde sizin için de bir yer varsa kâğıda dökülmüş hiçbir karşılığı olmayan, alınıp satılamayan, elde etmenin formülü olmayan… Bir çocuk sevdim yanı başımda şimdi, adı Derin.
     Beklemiyorlardı, sürpriz oldu gidişim, nasıl yani dedi abim kapıda beni görünce. Annemler ben gelmeden hemen önce kalkmışlar sürprizimin etki alanını daraltmak için. Biraz oyun minikle, anne babasıyla sohbet biraz ve sonra uyku huzurdan ve neşeden yoksun.
     Anjiyosu için tercih edilen doktor ki kendisi KTÜ’de öğretim görevlisidir çocuğun kollarında ve bacaklarında elliye yakın delik açıp damar bulamadım derken en az bizim kadar stres yapmış ama bizim yüzde birimiz kadar üzülmemişti. Bu iş Trabzon’da olmayacaktı, abim, ben, Cansu ve Ahmet yola çıktığımızda sat öğleden sonra dördü gösteriyordu. Uçak çocuk için tehlikeli olacağından karayolunu tercih etmiştik ama kötü hava ve kötü yollar altımızdaki araba kadar bizi de huzursuz etmişi. Sabahın altısında İstanbul’a vardığımızda Derin de dâhil herkes bitkin düşmüştü.
     Siyami Ersek’de ki kısa maceramızdan sonra Semamed görüntüleme merkezinde ki randevu için beklemeye koyulduk. Ahmet Çelebi profesörlüğünün hakkını verecek kadar bilgili, bizi tatmin edecek kadar ilgiliydi. Ameliyatı yapacak üç doktor var deyip Amerikan Hastanesi, Anadolu Grubu ve Çapa’yı adres gösterdi. Muhtemelen Halil hoca ve ekibinin ellerine teslim edeceğiz bebeğimizi. Yedi sekiz saate kadar uzayabilecek operasyon sonucunun en iyi olması için elimizden geleni yaptık, artık beklemekten başka çare yok ya da çaresizlik…

02.04 - saat geri sayıyor... - 25.4.2011

0 kere okundu
     Annesinin kucağında bile huysuzluk yaparken benim kollarımda mışıl mışıl uyuması dünyanın en mutlu üç beş kişisinden biri olmam için yetiyor da artıyor. Sabahları etrafa gülücükler saçarak keyfini paylaşıyor bizimle, akşamları ise somurtuyor yorgunluğun etkisiyle.
     Yarın gidip doktor amcalara testler yaptırıp hastaneye yatacağız. Bir terslik olmazsa da Salı sabahı ameliyat olacağız. Minik gövdemizi beyaz gömlekli amcaların eline teslim edip elimizden geldiğince güçlü olmaya çalışacağız. Benzer ameliyatların on saate kadar uzadığı göz önünde tutulacak olursa belemenin dünyanın en kötü şeyi olduğu gerçeğiyle yüzleşmek kaçınılmaz görülüyor.

12.30 - yolunda her şey - 27.4.2011

0 kere okundu
     İyi geçse de ameliyat öldük öldük dirildik üç saat boyunca, türlü türlü kötü şeyler geçti aklımızdan, birbirimizi teselli etmek için Polyanna teyzeden alıntı cümleler kurduk…
     Sabah yedide yanlarındaydım abim ve Cansu’nun, kucağıma alıp biraz gezdirmem yetti uyuması için, nedendir bilmem benim kucağımda huzur buluyor velet, amcasının güvenli kollarında kendisini uykuya teslim ediyor hiç huysuzluk yapmadan. Ameliyathaneden gelen hemşireler kapıda belirince hareket vakti olduğunu anladık, Cansu ağlamaya abim uyumaya başladı.
     Ameliyathanenin kapısında ki her değişimden anlam çıkarma gayreti, fırsat buldukça içeri girip bir şeyler öğrenme çabası, baş ağrısı, mide yanması, kaçak kaçak ağlamalar, merak ve telaş… Yarım saate kadar çıkacak dediklerinde yukarı çıkıp uyur gibi yapan abimi uyandırdım, ameliyat normal geçmiş çıkacak Derin kalk artık dedim. Ağlayarak sıkıntı yaşamak sanırım daha iyi, susarak çözülmüyor hiçbir sorun.
     Herkes çocuğun peşinden yoğun bakıma koştururken ben durumu öğrenmek için doktorun peşine düştüm. Çok iyi geçti ameliyat dedi doktor, damarın dar olan yerini kesip genişlettik, ciğere giden damara da kelepçe taktık. İyi mi yani dedim, beklediğimizden çok iyi dedi, ohhh dedim, iyi.
     Otuz saat oldu görmedim veleti, hatta ameliyattan sonra sanırım sadece ben görmedim. Akşam yoğun bakımdan çıkacakmış, ilerde bol bol zamanımız olacak birlikte geçirebileceğimiz, varsın bir otuz saat daha göremeyeyim…
     Florance Nightingale hastanesinin kantinini mesken tuttuk kendimize, bekliyoruz minik ayaklansın…

18.21 - şefaat ya yönetici - 29.4.2011

0 kere okundu
     Minik gövdesi kendisi kadar bir yatakta günlerdir, iniltiyle alıyor soluklarını, doymuyor günlerdir, anne sütünden uzak ölçekle alıyor gıdasını, gözlerini güçlükle aldığı zamanlarda görmüyor bile onunla konuşan annesini. Dört gündür yoğun bakımda kızımız, durumunun iyi olduğu söylense de kıyamıyor insan ufacık bebeğe, ağlarken sesi çıksın istiyor, soluklarında hayat görmek istiyor. Ameliyattan sonra iki yüz gram vermiş Derin, yaşıtlarından yarım kilo eksiği var, henüz üç kilo beş yüz gram.
     Mesken tuttuk Kızıltoprak Florance Nightingale hastanesi kantinini, günde dört beş kez annesi, iki üç ke de ben giriyorum yanına, babası Trabzon’a döndü işlerini halletmek için, pazartesi geri gelecek. Normal şartlarda bugün odasına çıkartacaklardı, Pazar günü de taburcu olacaktı ama işler yolunda gitmedi ne yazık ki. İkinci ameliyat haziranın ortasında planlanıyor, o güne kadar İstanbul’da kalacak kızımız.
     Dün okula gittim, geçtiğimiz hafta perşembeden beri uğramıyordum. Pazartesi dört günlük izin için prosedür meraklısı yöneticilerimiz okula gelip izin belgemi elden ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne götürmemi istediler. Ben kızımızın canıyla uğraşırken işimi bırakıp okula gelmem gerekiyormuş, iyi ki de gelmedim yoksa çok sağlıklı davranmayacaktım muhtemelen. Sağ olsun ilçe milli eğitim müdürü hiç tanımadığı birisine “ölümcül riski” göze alarak izin verdi. Bizim saygıdeğer yöneticilerimiz ise “Mükemmel” yöneticiliklerini işlerine gelmediği zaman yönetmeliklere, işlerine geldikleri zaman ise… Her neyse canlarım benim, ben kendimi önetirim zaten, neyleyim can kurtarmaya çalışırken halden anlamayan yöneticiyi, yönetmelik gereği selamım üzerlerine olsun ama insiyatifimi kullanacağım zamanlar en içten saygılarımla harmanlanmış şefaatimi esirgemeyeceğim biline. Siz olmazsanız biz ne yaparız…