BENİM ADIM MUSTAFA - 1.4.2018

1411 kere okundu

Kirli kaldırımları adımlayarak binanın kapısına kadar yürüdü. Görevli misiniz diye sordu memur. Evet dedi, ne yazık ki öyleyim. Öğretmenler odasını gösteren tabelayı aradı gözleri. Bulamayınca merdivenlerden bir üst kata yöneldi, buralarda bir yerlerde olmalıydı. Sabahın en kötü yanıydı bu, yatakta olamamak! Öldüğünde hesap soracak meleklere çıkışacaktı; “Ne yaşadık da neyin hesabını soruyorsunuz?”  bir Pazar sabahımız var onu da üç kuruşa satılığa çıkarmışız diye düşündü. Kıymet bilseler bu kadar kızmazdı belki ama düzen böyleydi. Kimse bilmezdi kıymet!

Benim adım Mustafa, hiç kimseyim ben. Ne dertlerimle dertlenirsiniz ne de dertlenirim dertlerinizle. Vermeyin selam, almam. Almayın verirsem selam. Pembeyi severim, salaş lokantalarda ucuz yemekler yemeyi severim, başımı alıp gitmeyi severim, denizi severim dört mevsim. Yeşili ve maviyi de severim, kırmızıyı da… Sizi sevmem; boş sokakları, tenha şehirleri, gözden uzakları severim. Sıcak havaları, kalabalık şehirleri, yapmak zorunda olduğum şeyleri sevmem. Doğum günlerini, bayramları, sevgililer gününü sevmem. Kimseyi görmek zorunda olmadığım günleri severim. Balık severim; tavada tekir, mangalda çipura, güveçte karides… Küçük küçük kesilmiş domateslerini üzerine serpilmiş ince kıyım soğanlı salatayı severim. Domatesler tarladan, soğanlar Orta Karadeniz. Kendime yettiğimi gördüğümden beri iyi geçinmek zorunda değilim hiç birinizle. En çok da kendime tanıdığım bu özgürlüğü severim.

Bir ışık yandı söndü kafasında. Sonra tekrar yandı ve tekrar söndü. Üçüncü yanışında izin vermedi sönmesine! Çıktığı merdivenlerden en gamsız haliyle geri indi. Girdiği kapıdan çıktı. Bu kez sormadı görevli polis kim olduğunu. Aynı kirli kaldırımları adımlayıp arabasına yürüdü. Kirlenmek güzeldir diye sataştı kendisine. Hele de yakınlarda su varsa… “Yokum ben dedi, silin beni!” bir iki saate duyulacaktı söylediği, anlayacaklardı gelmediğini. Şimdilik kıpırdamadı kimsenin kılı.

Ne berbat bir şehir bu, ne gereksiz bir kalabalık. Keşke başka yerlerde sürekli bayram olsa da oralara gitseler. Kimsesi olmayanlar, parasızlar ve asosyaller kalsa sadece. Kimse dokunmasa kimseye.

Binanın bahçesinden çıkıp sağa döndü, ilk ışıklardan sola ve aşağıya. Sahil yolunu kullanabilirdi kaçmak için. Sayanına denizi alıp sol yanına çiçekler ekecekti. Sümbüller geldi aklına; mor ve beyaz sümbüller. Derin bir nefes çekti içine, deniz kokuyordu İstanbul. Ayağını gazdan çekti, gerek yoktu hızlı gitmesine. Ne birisinden kaçıyordu ne de bekleyeni vardı. Usulca süzülen bir martıyla göz göze geldi, gülümsediler birbirlerinden habersiz. “Yerinde olmak vardı” diye mırıldandı tebessüm ederek.

Bu kadar kalabalık bir yerde mutlu olmak mümkün değildi. İnsan demek dert demekti. Paylaştıkça artan mutluluklar Adile Naşit ve Münir Özkul’un oynadığı Yeşilçam filmlerinde kalmıştı. Artık mutsuzluktu paylaştıkça büyüyen. Ve kimse çekiniyordu mutsuzluğunu paylaşmaktan, ben mutsuzsam kimse mutlu olmamalı diye bas bas bağırıyordu. Görünmez dağlar vardı insanların önünde ve arkasında, sağında ve solunda. Sebep olunan ve paylaştıkça büyüyen mutsuzluk dağları. Hiç yoktan yere üstelik, eften püften sebeplerden çoğu. Kimsenin umurunda değildi kimse. Yalancı bir samimiyet kısa süreliğine de olsa iletişimi mümkün kılıyordu. Dostluklar da kısa sürüyordu aşklar da. Midesini bulandırıyordu yapmacık samimiyetler, canımlı cicimli cümleler.

Kaç kişi vardı bu saatlerde bu adamlara katlanan. Bu kadar salak olmak mümkün müydü gerçekten, gerekli miydi halka açık yerlerde. Kanalını değiştirdi radyonun, arabanın vitesini yükseltti. On beş dakika sonra yeşilliklere ulaşacaktı ve maviye. Sol tarafına alacaktı sağ tarafındaki denizi, sümbüller yerini çam ormanlarına bırakacaktı. Karadeniz’le yer değiştirecekti Marmara. Bir şarkı takıldı dudaklarına;

İnsanlardan kaçarım
Zor sorular sorarım
Yaşamak için
Bir neden ararım…

(Teoman N’apim Tabiatım Böyle şarkısından alntı yapılmıştır)

KİMİM Kİ BEN - 14.4.2018

913 kere okundu

Herkes herkesin her şeyi olamaz dedim, olmamalı da zaten…
Neyimsin dedi
Senin zannettiğin şeyin değilim dedim

Daha da düştü yüzü, sustu bir zaman. Evet, bir alışverişti belki ama alınanla verilen eşit olmuyordu hiç. Bir taraf daha fazlasını istemese de diğer taraf hep daha fazlasını veriyor, karşılığını da bekliyordu. Hayal kırıklığına gebe bir bekleyişti bu, sancısı dinmiyordu.

Martı, çay ve denizden ibaretti hayatım. Kısır bir döngünün içinde dönüp duruyordum. Ucuz hayatlar yaşıyor, pişman olmuyordum. Kalabalıktan kopmuştum; önce canla başla istemiştim bunu ama sonra zaman zaman karşı koymaya çalışsam da geri dönememiştim. Kendimi bulma çabam bitmişti. Bulduğum şeyle oynuyordum kendimce. Keyif alıyor ama keyif vermiyordum. Umursamıyordum da. Beklentim yoktu. Şaşırmıyor, üzülmüyor, kırılmıyor ve sevinmiyordum. Söylendiğim oluyordu ama sırf laf olsun diye.

Birkaç kitap seçtim; Sait Faik’ten, Borges’ten, Hasan Ali Toptaş ve Şükrü Erbaş’tan. Okumak istiyor ama beceremiyordum. Haftada bir kitap okuyan ben iki ayda bir kitabı zor bitiriyordum. İnce kitaplar seçiyordum. Sevmiyordum bağlanmayı. En keyiflisi de olsa uzun sürsün istemiyordum. Bitmesi gereken ama devam eden ne varsa soğuyordum.

Mustafa benim adım!

Neden böylesin dedi
Diğer türlü olmayı beceremiyorum artık dedim
Yapma dedi inanmayan bir ifadeyle
Bundan bahsediyorum işte dedim;
Neyden dedi
O kadar çok inanmadınız ki, o kadar çok inanmıyorsunuz ki ben de bir şekilde umursamamaya karar verdim
Bilmiyor musun nasılını dedi
Biliyorum sanırım dedim ama uzun hikâye, anlatasım yok

Kazanılmış bölge olmakla ilgili bunlar sanırım. Siz siz olun kimsenin kazanılmış bölgesi olmayın. Gitme ihtimaliniz cepte olsun hep, ucunu gösterin zaman zaman. Gidin hatta, kafanıza esene kadar da dönmeyin. Dönerseniz bile gittiğiniz gibi dönmeyin. Hatta gittiğiniz kişiye bile dönmeyin, şaşırtın onları.

Ne yapıyorsun dedi
Bir şeyler yazıyorum dedim, sıradan cümleler…
En azından yazabiliyorsun dedi
Herkes bir şeyler yapabiliyor dedim
Biz herkes değiliz galiba dedi
Evet herkes değiliz sanırım ama diğerleri de bizim gibi düşünüyor; hiç kimse herkes değil
Bir şeyler düşünebiliyorsan herkes değilsindir dedi
Düşünmüyor olmak isterdim dedim, daha çekilir olurdu hayat. Topu topu altmış yıl yaşıyoruz, o da şanslıysak! Düşünmek için çok kısa.

Güldü… Gideyim mi ben artık dedi. Gitsin istiyordum, birkaç saattir istiyordum bunu. Yanından kalkıp duşa gittiğimden beri istiyordum. Tutku yerini boktan bir ikiyüzlülüğe bırakıyordu hep. Uyumak istiyordum ama yalnız. Herkesten ve her şeyden uzak.

Kimim ki ben dedi.
Evsiz bir kuşsun dedim, kanadın kırık sanıyorsun. Uçabiliyorsun da oysa, farkına varmıyorsun. Esen rüzgâra da kızgınsın, soluklandığın dala da.
Çok mu kötü durumum dedi
İnsanlar üzülüyor olsam senden başlardım dedim
Gideyim istersen dedi
Git dedim.

Adımı söylemiştim; Mustafa… Siz memnun olmayabilirsiniz benden ama bu benim için pek bir alman ifade etmiyor artık.