YOL ÜZERİNE - 3.3.2014

309 kere okundu

Yollarda geçmeliymiş zaman, bir şehirden bir şehire giderken ağırmalıymış saçlarım, dökülmeliymişler tek tek. Ekenin en ücra köylerinden güney doğunun en otantik köşelerine kadar her yerini bilmeliymişim bu memleketin. Yol beni çekmeliymiş ben yolu…

Yaşadığı şehri bilmeyen insanlarız biz, yaşadığı ülkeyi, kendini bilmeyen… Çok gezen mi bilir çok okuyan mı diye sorardılar eskiden. Çok okudum çok gezemediğimden ama ne kadar çok öğrendiysem o kadar az bildiğimi gördüm. İçerek denizi bitiremezdim; üstelik tuzluydu su, çok bilmek çok can acıtıyordu.

Hesapta Şile ya da Ağva’da konaklamak vardı. Ama yol varken durmak bana göre değilmiş. Ne Şile’de buldum aradığımı ne Ağva’da ne de Kefken’de. Denize yakındım, yeşilin içindeydim, yoldaydım ve durmaya niyetim yoktu. Yol almakla geçti hafta sonu. Sırf gitmek bile mutlu olmaya yetiyordu. Çok okuyan mutsuzdu ama çok gezen huzur dolu. Okumak zorunda kalmasaydım demiyorum denizin tuzunu bildiğim halde, okumasaydım gezmeyi bilemezdim, en güzelinin en sadesi olduğunu göremezdim. Sahi birkaç yıl Şile tarafında mı yaşamalı, hiç olmadı Beykoz Anadolu Kavağı…

İçine ediyorlar canım ormanın. Dağın başına köprü yapıyor paraya tapanlar. Üçüncü köprünün ayaklarının olduğu yerler yeni işe başlamış bir orospu tadında. Hafif hafif açılıp saçılmaya başlamış. Ama kuzgunların ne planları vardır, ne müşteriler ayarlamışlardır ona çoktan. Birkaç yıla kalmaz pavyon tuvaletinde tuvalet bekçiliği yapan emekli orospulara dönüştürürler Poyrazköy taraflarını. En pervasız kapitalistler, en gün görmemiş sonradan zenginler dolar taşar. Ne kavağı kalır Anadolu’nun ne de feneri. Bozulmadan gittim gördüm, kapamadım gözlerimi yıllar sonrası canlanır da canım acır diye.

Yaşanması gereken yaşanır, olması gereken olur. Suyun karşısında duramaz hiçbir beden, akar bulur yolunu. Mutlu olmak için hep bir sebep vardır, bir dokunuş bir tat. Siz siz olun kıymet bilin, hem insanın hem doğanın hem kendinizin kıymetini. Çünkü güzel şeylerle sık karşılaşılmıyor. Biz hiçbir şeyin kıymetini bilmiyoruz ne yazık. En sevdiğimiz en çok hırpalıyoruz, kendi isteklerimizi göz ardı edip toplumsal hayata, kalabalıklara yenik düşüyoruz. Oysa topu topu bir kez geliyoruz hayata, ölene kadar yaşamak varken ölene kadar idare etmeyi seçiyoruz.

TOPU TOPU KAÇ KELİME VAR ZATEN - 4.3.2014

1184 kere okundu

Topu topu kaç kelime var zaten, oyun diye bulduklarımızın yarısı Allah’a emanet. Konu dediğin ya üç ya beş, yaz yaz nereye kadar. Kime sorsan uff, kime baksan çakkıdı çakkıdı. Oysa ne ses var ne selam. Napıyonuz diyorum bön bön bakıyor, ilginç mi diyorum, çoook diyor. İlginç olan buysa üzerine ölü toprağı atan AKP’ye gençlik kolu olsun. Olsun da sonu hayır olsun, olmaz ya yine de olsun. Ne vardı bu soğukta dışarı çıkacak... Yok efendim çingeneymiş, neyi eksikmiş. Grip olması eksikmiş, yüksek ateşi ve burun akıntısı eksikmiş. O da oldu tam oldu, uyusam gözüm arkada kalır…

Yalanın bini bir para, kim ne diyor kime diyor belli değil. Sene olmuş iki bin on dört adam dedikoduları yalanlamak için twitterdan ilan veriyor. Ben İzmir’de ki minibüsleri kaldıracakmışım diyorlar, yalan diyorlar. Hatta minibüs hattı sayısını artıracağım. Ulan dana nerede yaşıyorsun sen, zamanın ne? Toplu taşıma yapacağım de, yalan da olsa öyle de. Napacaksın yeni minibüs hattını, yeterince trafik magandası yokmuş gibi yenilerini mi istihdam edeceksin. Ama sende kabahat yok, senin peşinden gelecek olan dana evladı danalarda kabahat. Dişisinde de kabahat, erkeğinde de kabahat.

Devamını okumak isteyen kitap alsın; tırı vırı Dünya  :))

şölen lokantası ve kabak tatlısı - 10.3.2014

2813 kere okundu

Uzun Sokak ile Meydan Parkı’nın kesiştiği köşede, şimdiki simitçinin durduğu yerde Türk Hava Yolları’nın bürosu vardı. Kim arkadaşıyla sözleşse orayı adres verirdi, hep birileri olurdu önünde. Öyle ayak takımından da değil, gidecek yeri, yapacak işi olan insanlardı. Bazı şehirlerin saat kulesi olur, bazılarının bilindik bir camisi, parkı… Bizim Türk hava Yollarımız vardı.

İş çıkışı Çetin, Hamza ve ben Beton Helva’dan dondurma alır Meydan’a doğru yürür oradan da sahile, Ganita’ya inerdik. Biz giderken diğer insanlar dönüş yolunda olurdu. Birkaç gececi, çalışanlar ve çalışanların eşi dostundan başka birilerine rastlanmazdı. Çetin’in ayarlamaya çalıştığı garson kızların servis yaptığı masalara otururduk. Biz Hamza ile lak lak yaparken onun aklı başka yerlerde olurdu. Arkadaşımızın her zamanki başarısız girişimlerinin kritiği Gazipaşa yokuşunu çıkan yorgun ayaklarımıza aldırmadan gülüşmeler eşliğinde yapılırdı. Niyeti bozuktu hep, hadi iki Rus alalım derdi Boztepe Oteli’nden, üst kata atarız. Üst kat dediği Lokanta’nın dördüncü katıydı. Dükkânı benim kapadığım bazı geceler orada kalırdım. Tek kişilik bir divan üzerine atılmış ince sünger bir yatak, bir yastık ve bir battaniye. Pencereler gazete kâğıdıyla kapalıydı. Severdim orada uyumayı. Yorgun argın eve gitmektense günü orada bitirmek ilaç gibi gelirdi. Sabahın altısında yedisinde kalkmak gerekiyordu çünkü. Yok derdim her seferinde Çetin’e, dayım duyarsa seni de, beni de, Rus hatunları da… Dayımın duyma tehlikesi olmasa da yapmazdım sanırım, birisinin benimle para karşılığında birlikte olmasını kaldıramayacak kadar gururluydum, kendini beğenmiştim.

Gecenin birinde geri dönerken kimsecikler olmazdı Türk Hava Yolları’nın önünde. Birkaç serseri, evine dönen birkaç seyyar satıcı ve bizim gibi işten çıkmış üç beş zibidi sadece. Hamza Değirmendere’ye giderdi, Çetin ile lokantaya kadar yürür ayrılırdık. Sanırım o aralar abisiyle birlikte Hacı Kasım taraflarında bir bekar evinde kalıyordu. Bir gece Beton Helva’nın karşısındaki pastaneye girip kocaman bir pasta ısmarlamıştık. Yine beni Ruslar konusunda ikna etmeye çalıştığı gecelerden biriydi sanırım. Boztepe Oteli hemen yanı başımızdaydı. Bahsettiğim yerde şimdi Zorlu Oteli var. Aynı pastane bir şubesini de eski Şifa Eczanesi’nin yerine açtı. Benim tercihim Lokma, fındıkparesi güzel oluyor. Yedi sekiz kişilik pastayı bitirmek için akla karayı seçmiştik, gençtik, yiyebiliyorduk, yiyorduk.

Güzel günlerdi, sabah altıda uyanıp lokantayı açar bazı geceler on birden sonra kapardım. Ali Dayımın kaldığı geceler erken çıkar eve giderdim. Yirmi yıl olmuş, hala duruyor aynı lokanta. Yeni binalar, yeni çalışanlar ve yeni maceralar. Çetin Beşirli hattında dolmuşçuluk yapıyor, bazen arabayı şoföre verip bazen kendisi kullanıyor. Hamza her işten anlar; lahmacundan tutun da yaprak dönere, sulu yemeğe kadar her iş gelir elinden. Üçüncü katta garsonluk yapıyor sanırım, son uğradığımda görmedim arkadaşımı. Kardeşi Mehmet ayrıldı, Kalkınma ’da bir kebapçıda çalışıyor. Amcaları Metin lokanta açmış ama işleri iyi gitmemiş diye duymuştum. Metin Abi hala döner kesiyor, o da kötü bir ticari deneyim atlattı. Doktor mutfakta hala, Şef bir dolu badireden sonra kasada... Ve aç kurtlar sağa sola saldırmakta, hiç ölmeyecekmiş gibi vicdansızca yaşamakta hala…

Şimdi bunları niye yazdım, nereden çıktı diyorum kendi kendime. Eski adıyla Şölen Lokantası, şimdiki adıyla Uludağ Kebap Salonu’nda çok şey öğrendim, gözümün açılmasına yardım etti. Ayaklarım üzerinde durabiliyorsam o tezgâhtan geçmemin hakkını inkâr edemem. Ama Uzun Sokaktan bende kalan ana fikir; çok akıl az huzur. Hele de aklın çok değil de çok olduğunu zannediyorsan vah haline. Ki o civarda kime rastlasan en akıllısı oydu. Ne çok isterdim en aptalları olmayı oysa.

Gecenin üçü olmuş, bir saat önce yatmaya karar vermiştim. Şekerde kabak bekletiyordum tatlı için. Az su katıp pişirdim. Sadık okuyucularım bilir kabak tatlısını iyi yaptığımı. Pazarcı çok iyidir dedi, Tekirdağ’dan. Oysa tatlılık kabağın iyisi Kandıra’dan gelir, en azından ben buna inanırım. Küçük bir dilim ayırdım, ben duş alırken soğuyadursun. Ağzımı tatlandırıp yatacağım. Yok öyle sabah akşam diş fırçalamak. Sabah fırçalasam yeter. Para verdiğim dişler var ağızımda, günde iki – üç kez fırçalayıp aşındıramam. Hem yarın kimseyle öpüşmeyi düşünmüyorum. Damağımdaki kabak tadıyla uyumaya değer sabahki çamur tadı. Yeni bir paragraf yapıp bir konuya da ha değineceğim, kabaktan aklıma geldi. Biliyorum uzadı biraz yazı ama sıkılan devam etmesin. Hem tatlıyı da yedik, yemekten sonra çay içmek zorunda değilsiniz.

Günümüz insanının sorunu sabahki çamur tadını yaşamamak için gece kabak yedikten sonra macunla ağzının tadını kaçırmak. Hatta kilo alacağım diye güzelim kabağı yemeden yatmak. Yarını kurtarmak için harıl harıl çalışırken bugün elden gidiyor. Bugünü yaşayamayan insanın yarınına ne kadar güven olur. Gece ölsem mesela aklım kabakta kalacak. Sorgu melekleri niye namaz borcunu ödemedin diye soracak, benim aklım kabakta. Pardon duyamadım tekrar sorar mısınız dediğimi düşünün. Yarını kurtaracağım derken cehennemlik olurum. Sebep porno seyretmek de değil üstelik, aklım kabakta diye meleklerin sorduğu soruları duyamamak. Emre Yılmaz çalışkan insanlar için güzel bir resmi yakarak ısınmaya çalışan ahmaklar diyor. Bence yiyin kabağınızı, dişlerinizi de fırçalamadan yatın. Uyumadan da Türk hava Yolları’nın önünde arkadaşlarınızla ya da sevgilinizle buluşun. Varsın hayal olsun, varsın yalan olsun, varsın sabah uyandığınızda ağzınızda çamur tadı olsun.

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın

 

Gölköy Kabak tatlısı
10.3.2014 Pazartesi

Elinize sağlık çok güzel anlatmışsınız,eminimki tadıda güzel olmuştur..birde kabak tatlısının üzerine tahin gezdirin bakın ozamanki tadın güzelliğine..bir deyim vardır yemede yanında yat..afiyet olsun..

senden ötürü - 15.3.2014

416 kere okundu

Kır belini yat, uyu uyu nereye kadar. Sabaha kadar en azından diyeceğim az gelecek. Gelme diyeceğim e zaten gelmeyeceksin biliyorum. Boş konuşmaktan kim ölmüş, gelmezsen gelme keyfin bilir. Keyif dedim de aklıma ne geldi. Eşek arkadaşım benim. Kartepe dediğin ne ki, gittik geldik üç saate.

Bok götürüyor ortalığı haberin var mı? Hep senden ötürü, hep senden. Sokaklarda yürüyorlar bağırıp çağırıyorlar ya o değil derdim. Çalıp çırpan, yiyip sıçan hiç değil. Benim derdim kendimle. Al takke ver külah hep kendi kendime. Kendi kendime dediysem içinde hep birileri var kafamın, gelip gidiyorlar, gidip dönmüyorlar birileri. Ne çok insan bir bilsen... Ayakkabıdan çok insan eskitmişim haberin yok. Daha yeni beş çift aldım markafoni diye bir yerden sen bilmezsin. Dördünü geri verdim ama. Niye verdin diye soracak olursan söyleyeyim. Gerçi bilirsin beni, canım istiyorsa sormasan da söylerim. Sırf geri vermesi kolay diye veridim geri. Alo diyorsun kargoya gel evden al. Gelmiyor şerefsizler, sen götürmek zorunda kalıyorsun. Nerden geldik buraya bilemedim. Kartepe’den mi senden mi bilemedim.

Uyu uyu nereye kadar, hava kararınca yatmak mı olur. Hem bu daha ilk gecemiz. Gören de bi halt sanacak. Soranlara selam eder, küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öperim. Yaşıtlarıma rastlarsan selam ver geç, çok da sevmem kendilerini. Biliyorum saçma oldu ama zaten hayat böyle. Ne var doğru düzgün. Bi dereler var adam gibi onlara da HES yaptı açgözlü yezitler. Oraların bile kaçtı tadı. Keşke gidip görebilseydik hayat varken henüz, ölmeden bir şeyler gidip doya doya koklayabilseydik. Sağlık olsun dedik o da olmadı. Parmağım acıyor soğuk havalarda. Eylül Balık’tan yadigâr...

yeterince aptalım ben - 19.3.2014

1166 kere okundu

Oyunun adı en hızlı kim koşacak, katılım için hiçbir kriter gerekmiyor. Kim olduğunuz, nereden gelip nereye gittiğiniz, ne kadar insan olduğunuz önemsiz. Sadece koşmak gerekiyor, bakkala giderken bile çok önemli bir yerlere geç kalmış gibi davranmanız gerekiyor. Yere tükürmek, bağırıp çağırmak, omuz hatta kafa atmak serbest. Kural yok, nizam yok, saygı desen hiç aranmıyor. Tek koşul koşturmak, yetişilecek ya da kaçan bir şeyler olmasa da…

Yoğun gündemde yazmak gerekir aslında. Konu çok, kelimeler zaten zulada. İster istemez düşünmek zorunda da kalıyorsun. Yazmamak için hiçbir neden yok yani. Zeki olduğumu söyleyenler zekamı kullanarak hiçbir şey başaramadığımı da bilirler. Ama sanırım kendini satmakla ilgili bir şey bu. İşleri kendi içinde biraz çetrefilleştirip sonra da sıyrılabiliyorsan “ki sıyrılmamak için aptal olmak gerekir” zeki oluyorsun. Zeki adamlar nasıl olur bilmiyorum ama çok aptal gördüm. Hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada durumları sanırım.

Hafta içi aklımı kullanmayı sevmiyorum, çok önemli işlerin adamı değilim ben. Hafta sonu zaten tatil, neden kafamı yorayım. Hem ne önemi var yaşadıklarımızın, yorulacak kadar karmaşık bir hayat yok ki ortada. Sabah herkes zor uyanıyor, bunun çözümü yok. Kahvaltı çoğu kişi için gereklilik. El yüz yıkama, kıyafet seçme olaylarını geçiyorum zaten. Nadiren yüzümü yıkamadığım olur, geç kalmışsam falan. Sokağa çıkıp koşturmaca da ortak payda. Kimse işini sevmiyor, iş ortamı yarısının iyiyse yarısının kötü. İlelebet sevilen patron da yok. Zaten sevimli bir patronunuz varsa iş arayın, çünkü yakında iflas edeceksiniz. Öğle yemeği kahvaltıdan azıcık daha rahat. Akşama kadar biraz iş biraz lak lak. Sonra sokak, ev, gece gezmesi, eş dost, arkadaşlar. Hep aynı terane yani. Önce kolay olan şeyleri zorlaştırıp sonra da kafanızı yormanız olsa olsa aptallık olur. Dünya yıkılsa bana zor gelmiyor. Zaten yeterince aptalım, fazlası kime ne yarar sağlar.

Yapabildiğini biliyorsan, kendini de seviyorsan sorun yok. Ben güzel balık yaparım mesela… Digitürk’ün on dokuzuncu mu yirminci kanalı mı ne hatırlamadım şimdi sabah akşam yemek tarifi veriyor. Zıbıdılar bişiler yapıyor. İşin tekniğini bilseydim diyorum kendi kendime bazen. Özel bir restoranda aşçı olsaydım. Dört masası olsaydı. Öyle bir dolu insanın gelip de çalışanlara telaş yaptıracağı bir yer değil. Kafama göre yemnekler yapsaydım. Ben seçseydim kimin ne yiyeceğini. Memnun kalanlarla sohbet edip memnun kalmayanın kafasına kepçenin sapıyla vursaydım. O kadar uğraşacağım ama haspam beğenmeyecek. İyi biliyorsan evde yapıp yeseydin. Bi daha da uğrama mekana. Cümle dediğin ne ki, ben konuşmayı sevmem zaten! Bunlar hep gevezelikten. Yoksa dağ başında bir kulübeye kapatın beni, altı ay da uğramayın yanıma. Arar sorarsam çingene mahallesine muhtar olayım!

Acep kabul olur mu yar elinden yar, ergen kızın dileği vur ellerim vur diye devam ediyor şarkı. Sen bulut ol ben yağmur yar elinden yar, yağa yağa gidelim vur ellerim vur… Yağa yağa gitmek ne güzel şey. Fonda Kerem Kekeç;  bir ay doğar gün akşamdan geceden…

Yağmurlu bir günde gitmek dileğiyle…

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın

 

hoşgeldin - 23.3.2014

479 kere okundu

Bir hüzünle başladı, söğüt dalını okşayan deniz rüzgarıyla, kumla ve çakıl taşlarıyla. Kayığın motorundan gelen pıt pıt sesleriyle çıktı geldi bir akşamüzeri. Ürkek bakışlarında yılların yaşanmışlığından tek bir iz yoktu. Güneş batmak üzereydi, kızıla kesmişti ufuk, balıkçılar kıyıya dönüyordu akşam avından. Bir hüzünle başladı, uzak şehirlerden gelmiş yine uzak şehirlere gidecek gibiydi. Kalmayacaktı, belliydi her cümlesinden. Ben geldim dedi akşam meltemi tadında, elini uzatıp elimi tuttu, ben geldim dedi. Hoş geldin dedim gözlerimle, dudağımın sağ ucunda içten bir gülücük belirdi. Mutluluktan havaya uçmak gibi değildi bu, bulutların üzerinde sırtüstü yatıp güneşe bakmak gibiydi. Hoş geldin dedim... Bekliyordum epeydir, iyi ki geldin.

... ...
24.3.2014 Pazartesi

içim ısındı, eline sağlık

uyumak güzel memleket - 24.3.2014

1173 kere okundu

Üç kere çalar saat, üçü de kar etmez uykuya, her ses zarardır, her fısıltı ölümlerden ölüm. Yatmak bir yaşam içimidir, uyumak zevk ve sefa. Akşamı ve sabahı icat edenin aynı kişi olması inanılır gibi değil. Birinde uyumamak için direnirken diğerinde uyanmamak için ne olsa yaparız. Şehir aynı şehir, ev aynı ev, yatak aynı yatak, gövde aynı gövde… Üstelik akşam vakti bilinçliyken karşı koyarız uykuya, sabah bilinçsizken evlat gibi sarıp sarmalarız.

Sabahın kör vakti başlardı annem; kalkın, geç kaldınız zaten. Bilirdik daha çok var zamana ama anneme laf geçiremezdik. O da bizim hemen kalkmayacağımızı düşündüğünden olsa gerek sabahın köründe uyanıp dikilirdi başımıza; kalkın dedim size… Abim de ben de hiç mutlu değildik bundan ama elden de bir şey gelmezdi. Annem terliklerini sadece ayağına giymek için kullanmazdı… Hatırıma gelmedi ilk ben mi kalkardım abim mi? Benim uykuyla aram pek yoktu eskiden beri. Bazı sabahlar babamla balığa çıkmak için bıçak sırtında uyurdum, hatta hiç uyumadığım olurdu. Annem gitmemi istemezdi, babamda annemden çıkışamaz uyandırmazdı. Ama ben işimi şansa bırakmaz alırdım önlemimi. Balığa çıkmak ne kadar keyifliyse okula gitmek için uyanmak o kadar keyifsizdi. Sonraları yeni uyandığım zamanlar huysuz olduğum söylendi. En çok da abim söyledi. En sevdiğiniz insan bile olsa sizin uykunuzu bölüyorsa boğanın kem gözle baktığı kırmızı pelerin gibi görünür. Koştur, hızını al ve vur. Uyku bu, her gün alınmıyor.

Devamını okumak isteyen kitap alsın; tırı vırı Dünya  :))

yine yedim dayağı - 28.3.2014

232 kere okundu

Nereye kadar gitsen döneceksin geri, mayıstan da döneceksin temmuzdan da, sözünden de döneceksin benden de. Kendinden de döneceksin eninde sonunda. Döndüğünde karla kaplı olacak her yer, yerkarası bulamadığı için serçeler donmuş olacak, dalları kırılmış olacak en sevdiğin ağaçların. Söğütler boynunu bükmüş, soğuklar üşütmüş olacak. Ne sen gittiğin gibi dönebileceksin ne de bıraktığın gibi bulabileceksin gittiğin yerleri. O yerler ki yokluğunda senden yadigârken varlığında değersiz olacaklar. Alışılacak yokluğuna, varlığın ağırlık olacak oturacak mideme. Elma dersem de çıkma saklandığın yerden artık armut dersem de. Çocuk değiliz artık, unuttuk o oyunları.

Bugün eski okuluma gittim, biraz iş biraz muhabbet oldu. İşi karıştırmanın anlamı yok, içinde para olan her şey eninde sonunda boka sarar. Kimle ne iş yaptığınızın bir önemi yoktur, para varsa bok vardır.

Naide'yle konuştuk gelen gidenden fırsat buldukça. Sakal da bırakıyorum sözüm dinlensin diye ama nafile. Allah sana kendinin ve varsa çocuklarının sorumluluğunu verir. Eğer sorumluluğun artsın istiyorsan on çocuk yap, on beş çocuk yap. Ama gidip elalemin çocuklarının sorumluluğunu alma. Ya da her haltı bilen koca aptalların yükünün altına girme. Aptal bir kafa her zaman yorgun bir gövdede bulunur. Çünkü gövde yorulmadan önce kafa aptallık yapar. Sonra gövde yorulur. Dinlek gövdeyle aptallık yapan yorgun gövdeyle boka sarar. Ne o kafa iflah olur ne o gövde. Hem güzel insanlar pis işlerden uzak durmalı. Vatanı Çanakkale’de ölenler bile kurtaramamış, biz mi kurtaracağız. İnanmayan yarınki gazetelere göz atsın.

İnsanlar ne garip, dün varken bugün yok oluyorlar, dün yokken bugün varlar. Daha üç beş ay öncesine kadar can ciğer olduğum insanlar aklıma bile gelmedi okula gittiğimde. Oysa yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Her kim yaparsa kendisine yapar. Yokluğu hissedilmeyen insanların varlığı kalabalıktan ibarettir. Seviyor olsanız bile kalabalıklardan kurtulun, az insanla olabildiğince huzurlu olun. Biri sizi sevmiyor mu siz onu daha çok sevmeyin, biri sizi istemiyor mu onu görünce yolunuzu değiştirin. Biri size kötülük mü yapıyor, kendinizi koruyun ama karşılık vermeyin. Çünkü kötülük yapılandan çok yapana zarar verir. Yüreğin de gövdenin de acısı eninde sonunda geçer ama vicdan acısı bir ömür kalır kötünün ruhunda.

Koştur koştur nereye kadar. Tamam, kurtaralım vatanı ama kimden. Kime sorsam karşı taraf vatan haini, kime sorsam karşı taraf a’dan z’ye kötü. Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir dolu şey var ama şimdiki zaman salaklarının kulaklarımızı becere becere bize öğrettikleri biri var ki söylemeden geçilmez. Bir insanın her yaptığını kötü derseniz inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Her gün gündemle ilgili bir kaset çıkıyor piyasaya. Sanki ısmarlama gibiler. O kadar hınçlanmışlar ki birbirlerine ne insan hayatı önemli ne devletin milletin geleceği. Yeter ki karşı taraf yok olsun, ölsün hatta. Oysa içinde ölüm olan her şeye karşıyım ben. En kötüsü de iki tarafla da yaşamak zorunda olmam. Kirli ağızlarından çıkan nefesi soluyor olmam. Kaçıp gitsem bırakamam, kelimelik diye bir oyuna takıldım hamle yapmam gerek.

Hayat aptalca bir oyun, en aptalımız en mutlu. Akıllı olmakla övünenler var ya… Onların aslında bi taraflarına sürecek akılları yok. Niye bilmiyorum ama yok. Her şeyin de bir sebebi olması gerekmiyor ki. Sebepsizce dans edenlerde değil müziği duymayanlarda sorun. Ben sesi duymuyorum belki ama dans etmekten kimseye zarar gelmeyeceğinin de farkındayım. Hep derim, bu dünyaya savaşmak için değil sevişmek için geldik. Yarım saatinizi ayırıp sevişirseniz her şey çok daha güzel olacak. Ama unutmuşum pardon, bizim heybetli başbakan sevişmeyi de yasaklamıştı. Salı günleri gece on bir ile on iki otuz arası serbest. Daha çok zaman var, ne yapmalı şimdi bilemedim. İyisi mi gidip uyuyayım. Belki hepsi bir rüyadır. Belki fındıklığın dibinde ki patlıcan incirinin dalında uyuyakalmışımdır. Daha on bir yaşımdayımdır, büyüyüp işin içine sıçmamışımdır. Abim mi o seslenen Salim Salim diye. Yok, bu annem, yine yedim dayağı. Bir gün de abimi haşlasan, bir gün de beni es geçsen olmaz mı canım annem.

bize az bile - 30.3.2014

225 kere okundu

Aylardır süregelen tantana yarın kıyısından köşesinden de olsa bir sonuca bağlanacak. Ama sadece bir ara sonuç olacak bu, oy oranları ne olursa olsun herkes kendini galip gösterecek. Yenileni olmayan bir yarışmanın da normal olarak goygoyu yine tırmalayacak kulaklarımızı. Oyunu artıran chp ben kazandım derken, seçmenlerin çoğunun oyunu alacak olan akp de ben kazandım diyecek. Bdp ve mhp de kaybetmeyenler kervanının üyeleri olmaktan alamayacaklar kendilerini. Kimse eğmeyecek başını, geri çekilmeyecek kimse. Ve aklı başında herkes bilir ki öğretici olan galibiyet değil mağlubiyettir. Bizim siyasi aktörler hiç yenilmedikleri için hep başladıkları yerde dururlar, öğrenmekten vazgeçip öğretme sevdasıyla yanıp tutuşurlar.

Çok eskiden bir Alman profesörün yolu düşmüş bizim oralara. Kahvede çay içilirken köylülerden biri bir soru sormak istemiş. Peki demiş Alman Profesör... Hocam demiş köylü, siz aklı başında alim bir adamsınız. Hele deyin bana bu dünyanın en aptal adamı kimdir? Motora binen adam bu dünyanın en aptalıdır diye cevap vermiş profesör. Şaşırmış soruyu soran köylü… Olur mu hocam demiş, yok mudur motora binenden daha aptalı? Biraz düşündükten sonra bombayı patlatmış profesör; motora binen adamın arkasına da biri biniyor ya, o biraz daha da aptaldır sanırım. Şimdi bizim motorların arkasından koşan… Pardon, motora binenlerin arkasına binen kalabalıklar var ya, yok onlardan aptalı fikrimce. Sorsan hepsi akıl tanesi, konuştursan lafın bini bir para. Ama gel gör ki memleketimin tarihinden eski kraldan çok kralcıların tarihi, şakşakçıların ve ölümüne muhaliflerin geçmişi şehir çöplüğünden kirli.

Bugün seçim olacak da ne değişecek. Hep gelen daha kötü oldu gidenden muhalefetin gözünde. Hep gelen daha iyi oldu gidenden iktidarın dilinde. Oysa şişimiz de yanıyor kebabımız da; kuru ekmeğe, akılsız başa, yoldan çıkmış yoldaşa devam. Kaçmış huzura, satılmış memlekete, hırsıza ve uğursuza devam. Sanmayın ki gidenin yerine gelen daha iyi, sanmayın ki yarın güzel olacak bugünden. Rahat rahat sıkın canınızı, çünkü hiçbir şey daha güzel olmayacak. Hak ettiğimizi yaşıyoruz biz, bu kadar akla bu bile az.