ölüm ve zulüm üzerine... - 2.2.2013

1827 kere okundu

Yürümekle aşınmayan yollarda, kışın soğuğunda, bir şubatta üstelik. Yürü yürü Maltepe Köprüsü, Zümrütevler, deniz kenarı. Günün başında sevinç, ortasında hüzün, sonunda keder. Koduğum dünya hep kafasına göre dönüyor, sürüklüyor bizi ardından.

La ben gitmem oraya, “Fenerbahçeli” olayım gidersem… Sustum bu saatten sonra kedi konuşsun. Zaten ben istemedim kedi istedi, bugün ya da yarın olmaz hafta sonu gelsin dedi. Anladım bir yamuk var bu işte kalsın dedim, tamam dedi.

Ne işim var bu saatte sokakta, Eylül’ü bırakıp Şubat’a teslim olmak da nereden çıktı. Hem kim için, ne için, hangi kafayla ve hangi kafaya hizmet. Yok yok olmaz böyle; deniz rüzgârı vurmadan ayılmaz bu gövde, gelmez kendine. Zamanı geri sar, sar babam sar biraz daha. Dur canım benim dur, çıkarma bokunu. O kadar da sarma nisana mayısa gittin. Eylülden sonraya gel ekimden önceye. Ya da sittir et be nolcak, battı balık yan gitsin. Hatta nereye kadar gidecekse oraya gitsin. Aha da ateş bastı. Erken yatıp erken kalkmak için geç kaldık. Elde var tadı çıkarılası bir gece. Ama ölüm var, ayrılık var gecede. Birine düğün diğerine cenaze var. Neyin peşindesin diye sorarlar, cevaptan memnun olmaz tekrar tekrar sorarlar.

Ve Sıla mikrofonda… “dipcik gibi sağlam duracaksın hayatta.” Yok aga yok, düşüp kalkacaksın tadını çıkarta çıkarta. Kirlenmek güzeldir diyor reklamda, düşecek yerle yeksan olacaksın, çamura bulanacaksın ki yeniden temiz bir sayfa açabilesin. Ve sıla mikrofonda… Ne desen haklısın bacım derdim ama kapadım o şubeyi. Bendeniz en iyisini bilen bir bilgin, saçı sakalı birbirine karışmış. On beş günlük keyfin içine eden bir aptal. Deme öyle deme diyor annem mutfaktan. Dedim bir kere anne, delikanlı adam bir kere der hem. Tamam, ben o kadar da delikanlı değilim biliyorum... E bi bok bildiğimde yok zaten ama cümle içerisinde bilginim diye iteledim gitti salaklar uyanmadan.

En son Çumra’da otelin önünde ağaç kökünün üzerinde telefonla lak lak ederken tav olmuştum bir kediye. Sırnaşıp berbat etmişti üstümü başımı. Tüy mü ne döküyordu olmaz olasıca. Odaya çıktığımda varmıştım farkına. Silkelen silkelen gitmez tüy, yıka yıka kaybolmaz. Karamanın koyunuydu oyunu sonradan çıkan oysa. Ne diyordu Sıla… “dipcik gibi duracaksın hayatta.” Durmuyorum ulan inceldiği yerden kopsun şerefsiz. Hakkını mı yedim o kedinin ne, tüyü gitti kendi kaldı yadigâr. Bu kaçıncı anlatışım bu kaçıncı dın dın dın. Eni boyu iki tane tüy. Sen Kerim Ustaya bile katlanıyosun gün boyu; bıdı bıdı bıdı. Gıyabında tüm kedilerden özür dilerim. Yarın bayram nasıl olsa, bayramlaşıp barışırız.

Dedim ya ölüm var ayrılık var, sabah yol var öğlen cenaze. Yokluk var, hüzün var, gözyaşı var cumartesiden yana. Dört tekbirde kılınıp dördüncüsünde selam veriliyor. İyi ya da kötü farketmez; nasıl bilirdiniz sorusuna hep aynı cevap… “iyi bilirdik…” Gömün gitsin de ardında yalnızlık var, keder var. Bir daha hissedilmeyecek sıcaklık, duyulmayacak ses, özlenecek soluk var. Ölüm kötü şey aga, giden gidiyor da geride kalmak zor şey. Babannemi mezara indirdiğimizde ağladığımız belli olmasın diye karla karışık yağmur yağıyor, karadeniz soğuk soğuk esiyordu. Bir abim bir ben… Daha kötüleri de olacak, belki yağmur da yağmayacak, yaş akacak içten içe. İki günlük dünya içine ettiğim. Ölüm var ayrılık var… Ve nerede ölüm varsa bilin ki orada zulüm var!

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın

 

yok aga, uzarım ben - 6.2.2013

237 kere okundu

La bu mutluluk dediğiniz ne ola ki. İrmik helvasının içinden çıkan dondurma desen değil, yeni alınmış bir ayakkabının ilk günü hiç değil. Kömür ızgarasında nar gibi kızarmış kiloluk çipura mı desem, karadenizin hernasılsa rastladığın dalgasız denizinin kumsalında yalınayak yürümek mi desem… Yoksa zorlayıp kendimi Van’a mı gitsem, gölün kenarında gözden uzakta huzura mı ersem. Ünzile mi dediniz, Şavşat’dan, diz boyu kardan mı bahsettiniz. Bacak kadar bir çocuğum ve kızağın üzerine binmişim. Saldım kendimi tepeden aşağıya; düşsem de kalksam da yüzüm gülüyor.

La mutluluk dediğiniz ne ola ki? Kedinin miyavları, biten av sezonu ve karpuz ve beyaz peynir. Sen dersin de olmaz mı be arkadaşım. Günlerden Salı daha, cumartesi ve pazara ne kaldı, yağmura kara ne kaldı şunun şurasında. Ben gittim aramayın beni. Olur da Eylül merak ederse Van’da olacağım. Miyav, miyav, miyav…

Bir kadın ve bir erkekten ibaret ne kadar hayat varsa içine edeyim. Hayat dediğin erkeklerin ve kadınların varlığına borçlu boktan oluşunu. Cinsiyet olmayacak, süper bişi olsa da seks olmayacak mesela. Öküz gibi yaşayacağız, ya insan olacağız ya hayvan. Hayvan olmak için dört ayağa gerek olmadığını zaten biliyorsunuz. Şimdi kadın okurlar bizden hayvan olmaz diyecek ama üzgünüm. Hayvanların en az yarısı dişidir. Üstelik hayvanlıklarının hakkını da verirler. Ben kadın sevmiyorum arkadaş. Yani seviyorum ama zaman zaman. Tamam, çoğu zaman seviyorum da konu bu feğil. Kadın olunca insan olmaktan çıkıyor muhterem, erkek olunca da durum aynı. Düşünsene, ağzından salyalar saçarak kavga eden bir “erkek” ya da manava giderken bir dolu makyaj yapıp dekolte giyen bir “kadın”. Yok aga yok insan olacaksın önce, yok aga yok uzarım ben; fıtıfıtıfıtı…

ışığınızın kıymetini bilin - 10.2.2013

132 kere okundu

La oğlum olmamış bu, kıllı ivedikten bozma skeçler falan... Zaten oldum olası sevimsiz bir tiptin. Okan amcanın eteğinde dolaşmakla olmuyor bu işler. Gece vakti yenilir yutulur gibi değilsin Önder Açıkbaş.

Sabah kalkılacak olduktan sonra ha yatakta yatmışsın ha koltukta. Gerçi yatak koltuktan daha sıcak ama koltuğun da ayrı bir tadı var. İnsan daha özgür hissediyor kendini koltukta uyuyunca, kurallara başkaldırmış havasına giriyor yıkanmış suratla havlu kuruluğu arasında ki zaman diliminde.

Dışarıda ki soğuk havaya inat günlerce ev sıcaklığı çeken canın en iyi yerine ot tıkayanı sürmeli bu memleketten. Dönmeyen yollara giderken ardından leblebi tozu dökmeli su yerine, sadece gidiş bileti alıp dönüş yoluna da çığ düşsün diye dua etmeli. Gerçi kar mevsiminde güneşle aşk yaşar olduk, soğuğu seven az sayıda kulu umursamaz olduk. Şubatın yarısına geldik neredeyse. Mart, nisan derken yaz gelir çatar. Ah o bahar ah, tadını çıkartamadan yaza bırakır ya kendini, koklayamadan solar ya en güzel çiçekler, o en güzel anlar yaşanamadan kayar gider ya elinizden… Kestik aga, boka sardı mesele. Hava durumundan melankoli durumuna geçtik, kar kış derken çiçeğe böceğe heveslendik. Olmaz aga olmaz zamanı değil, yeri değil, mevsimi hiç değil. Hem şartlar da uygun değil. Sabah erken kalkılacak daha, pantolon ütülenecek, gömlek üzerine v yaka kazak giyilecek. Sahi yarın lacivert takılsam pazara özel, kazağın içine mavi gömlek giysem, altına lacivert pantolon ve bordo ayakkabı. oldu olacak kravat da bordo olsun da ayakkabı yalnızlık çekmesin. Lacivert çorap, beyaz atlet, siyah... burada da keselim aga, İvana nokta noktasını arayıp soralım yarın ne giysem diye. Nokta nokta kısmını siz doldurun artık kafası kırıklarım.

Şimdi odamı aydınlatan lamba var ya, hani ferahlatan beni, karanlıktan aydınlığa çıkartan. Siz sanıyorsunuz ki sıradandır o lamba, milyonlarcasından farkı yoktur. Kapatın ve bir şeyler yapmaya çalışın karanlıkta. Sonra perdeyi açıp sokağa bakın, diğer binalarda ya da sokakta yanan diğerleriyle karşılaştırın odanızı aydınlatanı. Size sizin ışığınızdan fayda var, kıymetini bilin ve söndürmeyin ışığınızı. Işığınızın sevmek için karanlığı tanımanız gerekmiyor, koruyun ve gözetin ışık vereni, incitmeyin, küstürmeyin, sevin ve sevdiğinizi belli edin. Bir gün nasılsa sönecektirdemeyin, yaşadığınız her an hak ettiği değeri verin.

bıdı bıdı bıdı icabında - 13.2.2013

313 kere okundu

Sevmedim Konya’yı aga, sevemedim. Deniz yok bir kere, ağaç yok, balık yok. Bu kadar çok yok varken ben nasıl var olayım. Mutluluk açısından yani. E sevmek de mutlulukla alakalı bir mezu haliyle. Dedim belki zamanla değişir bir şeyler, keser döner sap döner gün gelir hesap meseleleri benden yana meyil alır… Dedim de demeyeydim ya la, sevemedim ya. Yok aga yok olmaz o Konya’dan. Hem ne demek altında erenler, üstünde biiiippp. Ben altı üstü bir memleketi severim, denizi olacak ayrıca. Prensiplerim var aga, bir görüşte aşka, güneşli havaya, bolero adında ki kadın giysisine ve büyük su parçalarına kıyısı olmayan memleketlere karşıyım. İnsan dediğin hem suya dokunacak hem sabuna, bir görüşte aşık olmadığı gibi bolero giyen kadından da uzak duracak. En azından soyunana kadar. Irkçıyım ben aga, sevmem iç kesim insanını. Erkeğini sevmem en azından. Şimdi bu güzide günün arifesinde hatun kişi sevmemek olmaz. Yarın 14 Şubat ya la, ne bok yiyecekse artık acınası sevgili mağdurları…

İyi de sen o programı mı seyrediyorsun, nereden biliyorsun kuş diliyle konuşulduğunu, bütün stüdyonun anlayıp da kardeşinin anlamadığını. Yok aga yooook… burada aga uygunsuz olmuş, baştan alıyoruz. Yok abla yooook sen gizli gizli flash tv seyrediyorsun anladım ben. Ama söz aramızda kalacak, bir milka beyaza temizdir iş; televizyon kanalıyla birlikte senin olsun, sırrın sırrımdır.

He dedim, olur dedim verdim gazı. Yaparsın sen ustam, büyüksün sen ustam, deh ustam deh. Kör istedi bir göz Allah da o kadarını veriyor. Hem aç gözlü adamı ne veren sever ne isteyen. Önce gözün birini bulacaksın, sonrası çorap söküğü… ikinci göz, kulak, burun boğaz derken bir bakmışsın koyungillerden moly’den bir tane daha. Me kere meeee, kuzu da yapar o şerefsiz siz bilmezsiniz onu.

Tek yaptığım iş cümle kurmak zaten, onu da yapamayacaksam ne halta yararım ben. Sahi siz hiç kendinizi işe yaramaz hissetmediniz mi. Oğlum ben tanıyorum sizi, çok mu içtiniz, his kaybı mı yaşadınız ne oluyor bilemedim. Yoksa bildiğiniz işe yaramaz adamlarsınız, hatta işi gücü karıştırmayalım hiç, siz bildiğiniz yaramaz adamlarsınız. Hissetmemeniz de normal haliyle.

Geçerim karşısına, sen aslında şöyle şöyle ve şöylesin derim mesela. Durum tespiti hepsi ha suçlama değil. Karalama ya da eleştiri hiç değil. Tamamen açıksözlü ve çok bile bir adamın durum karşısında kurduğu cümlelerden bir kompozisyon. Girişi bodosloma, gelişmesi rüzgardan hallice fırtına, sonucu eşekten düşme karpuz. Karpuz dediğin bizim bahçede de oluyor. Ama en iyisi Diyarbakır’dan adana’dan çıkar. Güzel meyvedir olmaz olasıca, karpuz varsa sorun yoktur. Eşekten düşmüş karpuz’da yenmezki aga, bildiğin mındar olmuştur. Karpuzu mındar etmeyecen aga, bir aynaya bakacaksın bir de bana. E verdin kararı sen şansını zorlama. Malumunuz öküzlük bende saklı ki memleket dediğin otlak hayvana. Ne ilk öküzlüğüm olur ne de sonuncu. Sonrası kaldırımda bir serseri. Sanki 10 dakika önce ki öküz değilmiş gibi elleri ceplerinde, yüzüde serseri bir tebessüm ve dudaklarında o bilindik şarkı;

Acısa da öldürmez
Cehenneme döndürmez
Hayatını söndürmez
Gideni de döndürmez artık

Ölmedik aga yaşıyoruz, hem sen ne zaman zerhoş oldun da galdıramıyon golları.

gürültü - 16.2.2013

292 kere okundu

Curcunanın hayat diye adlandırıldığı bir Dünya’da gürültü çıkartan makinelerden ibaretiz. Ne çıkardığımız seslerden haberdarız ne de duyduklarımız hakkında en ufak bir fikrimiz var. Mahalle hoparlöründen yükseliyor ses, sakinlerimizden Murat bilmem ne öldü… Umurumuzda olmayan bir ölüm daha, bir gürültü daha ateşe benzin atar gibi.

Şimdi ben mi deliyim sen mi, hangimiz dah uzak merkezden, çercefeye kim daha yakın. Kovdum seni pikaçu özgürsün. Nüfus müdürlüğüne de gitmene gerek yok. Aramızda sadece; bir sen biliyorsun bir ben, bir de gürültü. An itibariyle seçilmemiş pikaçusun kargaşanın içinde, yalan dolana gebesin yağmur ve çamura hürmeten. La şaka şaka, pikaçu mu kaldı hayvanat bahçemde. Benim çocukluğumun himenleri örümcek adamları vardı. Şimdilerde sacayağının üçü de çelimsiz, yaslandığın duvarlar alçıpan, açtığın kapılar amerikan, yediğin yemek hormon, ettiğin laf… Laf işte susmadan bir adım önce. Pepe dediğin zibidinin teki, saçsız adamdan kahraman mı olur, keloğlan da zibidi ama karıştırmayalım.

Beni gönderme diyor yeni geldim, bi düşüneyim demeye kalmadan ben gittim diyor. Nereyenin cevabı sigara. Sigara dediğin yavaş yavaş gitme biçimi. Sahi ölüm diye bir şey var sevgili gürültü mağdurları. Bugün ölseniz mesela gözünüz arkada kalır mı? Parmakla göstermem gerekmiyor sizi sevgili aptallar, bir akşam oturup koltuğa filmiznizi seyredin. Bir elinizde kola bir elinizde cips. Ruffless olsun lütfen, sade patatesli. Bari benim sevdiğim bir şeyleri yiyin de yazım cici görünsün. Sonuna kadar seyredebiliyorsanız sözüm yok size. Zaten hayat sizi cezalandırmış. Televizyonu kapatıyorsanız daha yedinci dakikada, reklam girse diye duda ediyorsanız gürültüye kulak verin. Kaçın kargaşaya, kaybedin kendinizi.

Uyanır uyanmaz bir aptallık yaptın mı Tamerim, kim ne yazmış baktın mı? Önce adama mı bakıyordun sen lafa mı hatırlamıyorum şimdi.

pazardan pazartesiye - 18.2.2013

88 kere okundu

Pazar diyip geçmemek gerek, baş ağrısı ve uykusuzlukla doğan güneşe aldanmamak beklemek gerek. Gidip eşle dostla lak lak etmek, istenmeyenin gitmesi için sabretmek gerek. Gitti ya la, kurtuldum ya. İnsan daha ne ister… Gerçi bişiler daha ister can ama yüzsüzlüğün lüzumu yok. Azar azar ilerlemek gerek.

Bir kedi gördüm galiba derdi twity hatırlar mısınız? Civcivle karşı karşıya gelmiş geyik de nereden çıktı. Aha da güldü yüzüm, saçlarım çıkmaya başladı. Fal baktım şu kısacık ömrümde, yıktım tabularımı aptallığa kanat açtım. Açtım ya la, duyan duymayana yetiştirirse rüyasında kedi görsün.

Kapalı havalarda geçtim kendimden dese haber olurdu, bu güzel havalarda dedi şiir oldu. Hem kendinden geçip nolacak, dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânı değil mi tilkinin. Tilki dedim diyince köpek geldi aklıma, hoşt dedim sonra uzaklaşsın diye. Baktım olmuyor hoştu bile kestim, oyalansın dursun ağzında ki kemikle.

Damdan kavaktan mevzulara Fenerbahçe maçını da eklemek gerek, millet top peşinde koşarken sen köri sosuyla renklendirdiğin dilden kavurma yaparsan bu sonuca da ses çıkarmaman gerek. Ama haksız mıyım sevgili okurlarım, Trabzonspor dediğin yerel geri zekâlıların mastrbasyon yapmak için kullandığı suni penis gibi. Onlar mutlu oladursun biz ikinci sınıf vatandaşlar olarak küfür kıyamet. Olmaz aga olmaz böyle adamlarla. Şişman adam koyu renkli veya düz çizgili giyer ki kilosu fazla görünmesin, esmer adam açık renk beyaz adam koyu renk elbise tercih eder. Bizimkilerin kafası kel ama kuaförden çıkmıyorlar. Olmaz aga olmaz bu kafayla. Ya kafanızı değiştirin ya da kuaförü, zira Trabzonspor sizin kel kafanızda ki olmayan saçlara şekil vermek için kullanacağınız bir tarak değil. Aha da küfrettim Sadri Şener’e, inanmayan hoparlöre yaklaştırsın kulağını.

Dün ne kadar güzelse bugün o kadar kötü. Ey hayat sen nasıl istersen. Aldım kabul ettim, isteklerini emir sayarım; üstelik seve seve…

hediyesisin bana hayatın - 23.2.2013

2713 kere okundu

Nerden başlarsan başla, nasıl anlatırsan anlat olmaz meramın, eksik kalır hep söz. Konuşmanın bittiği yer yoktur, susmaktan ibarettir kabul edilen. Bir şarkı çalar Serdar Ortaç’tan, eskilerden bir tını takılır kulağına eskide kalanın; karabibiberim vur kadahlere, hadi içelim, içelim her gece, zevki sefa doldu gönlüme… Burun kıvırır dünleyen; Serdar Ortaç mı der, evet dersin karıncanın su içtiği deniz kıvamıyla. Kıvam dediğin bir rüzgar, rüzgar dediğin eser geçer zamanı gelince, zaman hediyesi hayatın, hayat dediğin koca bir yalan kıymet bilmeyene. Yine de yaşarsın bile bile, ya yalan olursun ya yalana tav.

Sabahın kör vaktinden gecenin karanlığına kadar fıtı fıtı fıtı. Ne demişti koca kafa, neyi onaylamıştı en çok Ömer Hoca’yı seven? Hayat nankördü, o kadar çalışıyordun ama elinde koca bir hiç kalıyordu. En azından şu kelimde birkaç tel saç çıkaydı ya la.

Herkes yerini kendi seçiyordu, kimi attan inip eşeğe biniyor, kimi oltasını alıp kenarına iniyordu denizin. Olta balığı bunlar abi, takılana da takayım takılmayana da.

Müslüm Gürses de öldü demeye kalmadan uyarıyor rejiden bir arkadaş, ölmedi uyutuluyor. Sahi biz de ölmedik mi, uyku hali mi bu yaşanan. Şeref dediğin şerefsizin ağzına sakız olmuş, ölmemiş ama uyutuluyor; beyin ölümü gerçekleşmiş ama kendi bilmiyor. Delikanlılık dediğin dürbünlü tüfeğin sahibine yar olmuş, nişan al ve ateş et uzaktan… Akıl uzaktan, hayat uzaktan, insanlık uzaktan, geçip gidiyor zaman uzaktan. Babası kibrin sahibine; "ben sana vali olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim" diye çıkışmıştı. E adamlık dediğin de parayla satın alınır olmuş, ne kadar para o kadar adam parayla adam olunur sanana. Her şeyden önce anlayana tabiki, anlamayana cam kırıkları bile dev aynası aptallığın nirvanasında.

Ve başlar gece vakti bir yağmur, çıplak gövdemi teslime ederim damlalara, vurur da vurur, vurur da vurur… Ne işim var burda benim, denize bakan bir evin balkonunda caz dinlemeyi severim, Serdar Ortaç kadar Jülide Özçelik de bilirim; ah yalan dünyada, yalan dünyada, yalandan yüzüme gülen dünyada… Yüzüme gülenle değil yüzümü güldürenle olur çünkü. Hediyesisin bana hayatın, aklımda ve kalbimdesin, herkes giderken sonbaharda sen geldin ve umarım hiç gitmezsin dedim ya la. Fıtı fıtı fıtı.

 

Ben de seni seviyorum sevgili Ceyhun - 27.2.2013

239 kere okundu

Başkalarını mutsuz etmeye çalışarak kendi mutsuzluklarınızdan kurtulamazsınız, aklayamazsınız kendinizi baştan ayağa beyaz giyseniz de. Yapışır yakanıza hayat, ardınızda bıraktığınız insanlığınız alır hakkını sizden, en sevdikleriniz cezalandırır sizi, kendinizden utanana kadar çırpınırsınız saplandığınız bataklıkta.

Sahi nerede başladı bu çöküş, neydi değiştiren sizi. Sizi siz olmaktan alıkoyan, içinizde ki şeytana hayat veren kimdi.

Cahilin cahilliğine bahane bulunur da cahil olmayan cahilliği konuşmaktan alıkoyar sizi. Ne söyleseniz yetmez, ne deseniz boştur artık. Günlerce konuşsanız da ikna edemezsiniz karşınızdakini, yoldan çıkılmıştır bir kere, doğru yanlış olmuştur yanlış baş tacı. Sizin kendinizi gördüğünüz dev aynası ölümlü dünyanın yutturmacası desem de boş, sizin boşluğunuza bahane bulsam gereksiz. Farzedin ki yoksunuz, farzedin ki varlığınız kendi dünyanızdan ibaret. Kandırın kendinizi pahalıya malolan ucuzluğunuzda. Durumun adı sonradan görme değil, bu saate kadar görememe aslında ama battı balık yaşayalım gitsin… Gittikten sonra yaşayın ya da.

Ünlü bir düşünür yaşadıklarımız değil yaşayamadıklarımız hasta eder bizi demişti. Sahi o kadar çok şey mi yaşayamadık da bu kadar eziğiz. Bu kadar eziğiz, bu kadar eziğiz, bu kadar eziğiz, bu kadar eziğiz… Nasıl şeyler yaşamışız ki ne yaşarsak yaşayalım unutturmuyor yaşananları; o kadar da eziğiz, okadar da eziğiz, o kadar da eziğiz…

Başkalarını mutsuz ederek mutsuzluklarımızdan kurtulamayız. Hepimizin ayrı hayatları vardır, kapımızı kapatıp bir başımıza kaldığımızda yüzleşiriz kendimizle. O an huzur yoksa hiçbir şey yoktur, fakirizdir en acısından. Başkalarının beş para etmez, aşağılık, aptal, kafasız, ukala ya da cahil olması aklamaz bizi. Ne Allah’tan korkumuz kalmıştır artık ne de kuldan utanmamız.

Ben de seni seviyorum sevgili Ceyhun, buradan anlaşılacağı üzere karting denen şey bana göre değil. Ben arkadan usul usul geleceğim, sen önden gidip bekle beni bi zahmet… Yarın dediğin göz açıp kapayıncaya kadar gelecek, söz.

yağmur getirdim size - 28.2.2013

212 kere okundu

Uzak bir ülkeden yağmur getirdim size, toprak kokusu getirirdim, sonbahardan yaprak, yazdan neşe getirdim. Sırf mutlu olun diye getirdim, size getirdim. Üç günlüktü, ikisi geçti diye getirdim. Pişmanlıklarla yaşanmadığını öğrenince, hatalarımdan ders çıkarıp getirdim. Gelmez dediler, inat etmedim, olur demedim… İkna ettim de getirdim avuçlarımda, tenimde hissede hissede getirdim. Uzak bir ülkeden size ve bize arınıp temizlenelim diye getirdim. Ölümlüydü yaşadığımız yer, henüz ölmeden, fırsatımız varken daha her şeyi göze alıp getirdim.

Görmediniz mi gürültüden, kalabalıktan duymadınız mı, güneş yeni doğmuştu, çimlerde ki çiğ kurumamıştı. Burnumda bahar kokusu saçlarımda karla geldim, hem beyaz hem sıcaktım. Avuçlarımdan dökülen su kurumamıştı henüz, mevsimler değişmemiş zaman durmuştu. Kirli olmaktan vazgeçenlere, kirimi ardımda bırakıp aklanma hevesiyle geldim. Hoş geldim üstelik, hoş karşılamayacakların varlığını bile bile.