EVDEYSEN EĞER - 6.12.2014

973 kere okundu

Taze kaşarı rendeliyorsunuz, sucukları da rendelenmiş kaşar büyüklüğünde kıyıyorsunuz. Keyfinize göre yeşil biber, kırmızı biber, beyaz peynir, mısır, kıyılmış zeytin…  Ben bir yumurta sarısı da ekledim karışıma. Bayat ekmeklerinizi dilimleyip üzerlerine yağ sürüyorsunuz. Sonra da hazırladığınız karışımı dilimlenmiş ekmeklerin üzerine yerleştirip yüz seksen derecelik fırında on beş dakika pişiriyorsunuz.

Cuma g ünü işe gitmemekten daha iyi bir şey varsa o da Cuma gününü yatakta geçirmektir. Yok, ben keyfime keyif ekleyeceğim diyorsanız mutfağa girip kendinize mükellef bir kahvaltı hazırlamayı da deneyebilirsiniz. Hele de iki yaşında bir kızınız varsa, minik önlüğünü giyip sizinle yemek yapmaya hevesliyse… baba olmaktan daha güzel bir şey varsa o da kız babası olmak sanırım. Hatta bir tık daha yukarıya çıkıp Eylül babası olmak bu işin zirvesidir diyebilirim. madem keyif yapıyoruz Derin de olsun yanımızda, en iyi mutfak ekibi üç kişiliktir der tereyağının kıymetini bile mutfak erbapları. Derin, Eylül ve ben.

Evdeysen eğer yağmur yağmalı, kapalı olmalı hava, ışığı yakmalısın öğle saatinde. Evdeysen eğer yatağın kocaman olmalı, komşuya gider gibi gitmelisin bir uçtan öbürüne. Evdeysen eğer yaşamaya değer.

KENEVİR TOHUMU ve REZENE - 8.12.2014

1576 kere okundu

Elin elden üstünlüğünü anlarım, bazısınınki katırtırnağı gibidir bazısınınki ise benim ellerimden bile güzel... Ama sabahın sabahtan farkını anlamak mümkün değil, ikisi de Allah’ın sabahı neticede. Dün bu saatlerde yatakta keyif yapan adamla şimdi çalışmak zorunda olan ben aynı insanlar olamayız. Bu hayatlar aynı hayat olamaz. Böyle bir adaletten bahsedenin ağzına biber sürmeli ileri gelenler. Dünkü lodostan yağmur kaldı geriye. Dün daha genç hissediyordum. Dün her halükarda bugünden daha yaşanasıydı. Yatakta olmam gereken saatlerde sokakta olmama neden olan sabahlara lanet gitsin.

Yatakhane olmalı belki de, öğle arasında uyumak isteyen uyumalı. Sırf eleştirmek yeterli değil, çözüm önerisi de sunmak adına yazıyorum bunları. Olur mu olmaz mı bilmem. Keyfin dozunu artırıp birlikte yatmak isteyenler de olabilir, hazırlıklı olmak lazım her şeye. Kimse mükemmel değil, haliyle benim fikirlerim de! Ortam karanlık olunca diyorum, yalnız yatmaktan korkanlar olabilir. Yaşı tutuyorsa, reşitse yani neden olmasın diyecek idareciler de bulunur. Ayrıca Reşit olayında ısrarcı da değilim fikir olarak, Sibel ya da Merve de olabilir. Şahsım adına Alilerden ve  Hasanlardan hiç hoşlanmam, dosyama böyle yazıla. Devlet kurumlarını es geçiyorum. Zırt bırt gazetelerde çalışma ortamlarının iyiliğinden bahsedilen Google gibi, Facebook gibi şirketler bu önerimi yabana atmasın.

Sabahın köründe beni ayağa diken sistem geyiklerime de katlanacak arkadaş. Hep bana hep bana olmaz, olmayacak, olmamalı… Ayıptır, günahtır ağalar, yazıktır bana ve benim gibi düşünen milyonlara… Emekli olmak için altmış beş yaşımı bekleyemem. Bir ayağım mezara girmişken yan gelip yatma hakkımı kullanmak istemiyorum. Gerçi o kadar yaşayıp yaşamayacağım da kesin değil. Hadi o zamana kadar yaşadım diyelim. Ölümü yaklaşan adam yatmak istemez ki. Görüyoruz televizyonda örneklerini, “gari istiyem” diyor dede, üçer beşer çıkıyor merdivenleri. Gitmeden önce kıyısından köşesinden de olsa ufak bir vole vurmak istiyor. Yatağa bağlasan yatmaz artık.

Bu çayı da kim tutuşturdu elime. Güya iştahımı kesecek de az yememe sebep olacak. Ve ben kilo vereceğim güya. Kenevir tohumu ve rezene karışımı. Bok gibi tadı var. Çamurlu su mu içiyorum çay mı belli değil. Reklam da diyor ya zibidi, yiyorsun yiyorsun ama kilo almıyorsun Yaşar Abi. Fenerbahçe’nin eski kalecisi. Hani İngiltere’den her seferinde sekiz yiyen amca. Ben de onun gibi olmak istiyorum belki, yiyip yiyip kilo almamak istiyorum. Kim tutuşturdu elime şu çayı. Damağımda ki çamur tadı göbeğimden daha mı güzel yani? Göbek de göbek olsa, zengin bile göstermeyecek kadar küçük.

Bu hayat bu şartlarda yaşanmaz, benden söylemesi. Acilen kalkmak zorunda olmadığım bir yatak ve kutularca bitter çikolata istiyorum. Kime oy vermem gerekiyorsa veririm. Duyun artık sesimi, kulak verin feryadıma!

İÇİME AKMIŞ KANIM - 16.12.2014

2887 kere okundu

Hangi ağacın dalından düşmüş sarı yaprağım, hangi rüzgâr uçurdu beni buralara. Bu kaldırımlar kimin, bu insanlar nereye koşuyor böyle. Ve bu hava; kış mıdır yaz mıdır belli değil. Van’ın dağında bir çobanım ben, ne okumam var ne yazmam. Ne rahat yatak çeker canım, ne de masada yemek yerim. Karadenizli yaşlı bir balıkçıyım. Balığın bol olduğu zamanlardan kalma hikâyelerim var, kasalarca mezgitim, kovalar dolusu istavritim, barbunum var. İstanbullu bir börekçiyim, yıllar önce gelmişim Amasya’dan. Sabahın köründe kalkar bir köşe başı tutarım, bellidir müşterilerim; iki fazla, üç eksik… Sizin hikâyenizden farkı yoktur hikâyemin, yaşadığınız farksızdır yaşadıklarımdan. Eştir ölümünüze ölümüm!

Sevdayım ben liseli aşıkların gönlünde, ne yapacaklarını bilemezler benimle. Öfkeyim kaybedenin içinde, kussa mı yutsa mı karar veremez. Söylenmeyen söz, bitmeyen ızdırabım. Ölümüm otuz dördünde, yetim kalan hayat dolu bir kız çocuğuyum adım İrem, daha sütten kesilmemiş bir bebeğim belki de... Eksik kalmış bir yar, evladını kaybetmiş bir anne, canından can kopmuş kardeşim. İçim acır olur olmaz zamanlarda, olur olmaz zamanlarda kahrederim kendime.

Ciğerlerime doldururum rüzgarı, kendi gelmez ama kokusu gelir diye bir ümit. Seslere kulak veririm, hareket eden her şey takılır gözüm. Beklerim babam  gelsin, geri dönsün diye beklerim bile bile gelmeyeceğini. Korkarım ama söylemem kimseye, siz sustuğumu sanırsınız ama ben feryad ederim. Bir daha hiçbir kucak o kadar sıcak olmayacaktır, kalbimi sızlatmayacaktır hiçbir öpüş o kadar. Güvendiğim dağ üzerime yıkılmıştır, verilmiştir kararım, fermanımdan geri dönülmez artık. Ne deseler boştur, ne söylesem kar etmez. Herkes döner gittiği yerden de bir o dönmez, herkesin yüzü güler bi benim gülmez. Babalar bir kere öldü mü bir daha dünya dönmez.

Bayram sabahlarına sinmiş kimsesizliğim ben, ne öpecek elim var ne bayram harçlığım. Sabah olmasın isterim, gün doğmasın. Günaydınım yok benim, hep bir kişi eksik kahvaltılarım, çaylarım demsiz, peynirim tatsız tuzsuz. Gitsem gidilmez, kalsam kalınmaz, hep bir yanım eksik.

Bu mudur hayat dediğin, bu mudur payıma düşen. Dalgasız denizim, ne suyum var ne yosunum. İçimde bir ateş, yaksam mı söndürsem mi bilemem. Hükmüm geçmez kimseye, kanadı kırık kuşun çaresizliğiyim ben. Kendime gücüm yetmezken dağlar çıkmış karşıma. Ne dizlerimde derman var ne yüreğimde güç. sevda sözlerin de yok artık, içimde çiçekler açtıran gülüşün de. Geçmişim toprak altında kaldı, çakıl taşlarının arasında kayboldu gitti. Arasam da bulamam artık, varlık içinde yokluğum ben, kimsesizim kalabalıklarda.

Hangi yeşilin solgunuyum ben, hangi kırmızının koyusu. İçime akmış kanım, ne yaram var ne berem. Giderken el bile sallayamamışım, sarılamamışım doya doya, içime çekip koklayamamışım. Yarım kalmış ve yarım bırakmışım. Pişmanım ama ne fayda, içim acıyor ama ne fayda. Her hava karardığında içime bir kurt düşer, her şimşek çaktığında ben de korkarım. Aklım geride kalanlarda… Ne limanlığım kalmış sığınılacak, ne kol kanat gerebilirim artık. Uzatsanız elinizi dokunamazsınız, seslenseniz duyuramazsınız, ne kadar çok severseniz sevin artık yaşatamazsınız.

(Bülent Baymaz anısına...)

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın