GÜNAYDIN İSTANBUL - 20.11.2017

541 kere okundu

Günaydın ateşin cini, günaydın ayağımı vuran kunduranın içerisindeki pamuk, egzos dumanı, patavatsız şehir, göçmekten son anda vazgeçmiş kuş… Günaydın eli yüzü düzgün kim varsa, yerdeki çöpü alıp erinmeden çöp kovasına atan kim varsa. Günaydın bir anlık da olsa dünyayı güzelleştiren kim varsa.

Bir İstanbul masalından arda kalan ne varsa. Güneş doğduğunda batan, sokaklar insanla dolunca kabuğuna çekilen, sevdiğini sevdiğine söylemeye çekinen kim varsa. Yüzü kızardı diye utanan değil de utandı yüzü kızaran isminden ve şeklinden bağımsız, bizden olan, bize yakışan, bize benzeyen kim varsa günaydın. Günaydın şehirlerin eski efendisi, elden düşeni, gözde büyütüleni. Günaydın ömürden ömür çalan İstanbul.

editör çok üzüldüm :)
20.11.2017 Pazartesi

sıkıldığını anlayınca bıraksaydın keşke, hepsini okumasaydın. yazık sana :)

BİR HAVLU ÜZERİNE - 30.11.2017

1132 kere okundu

Hint dizisi gibi rüya silsilesinden hızlıca sıyrılıp -ki üç beş kez alarm ertelenmiştir uyanana kadar- atıyorsun kendini yataktan. Baştan savma giyinip apar topar çıkıyorsun evden. Malum İstanbul trafiği; yağ gibi akıyor! Varacağın yer de yer olsa. Ama faturalar var ödenecek, banka kredi taksiti bekler, manav domatesi, şarküteri beyaz peyniri vermez bedavaya. Fırıncıdan bahsetmiyorum bile, evinden uzaktaysa bitini bile vermez bedavaya Rizeliler!

Geç kalmışsın ama çok da umurunda değil, derdin kendinle. Başkaları uzun süredir başkaları olmuş zaten, umursamanın ne anlamı var ne de gereği. Ama keyif kaçık, işyerinde irili ufaklı bir dolu insan; çoğunun gereksiz olduğu kayda değer bir ayrıntı. Odan üçüncü katta. Çıksan bir dert, aşağıda takılsan ayrı mevzu. Ne tür bir canlı sabahın bu saatinde gürültü yapacak enerjiyi bulur; bunu da sonra anlatırım fakat! Kime bağırıp çağırmışım koridorda, kime bakmışım kötü kötü. Vay efendim günaydın da dememişim. Gün neyime benim, aydınlık bu saatin işi mi? Geç bunları anam babam geç; bilirim ben yaptığımı.

Yüzünü kapıya dönsen insanlar sırtını dönsen pencere. Uzanıp kavrıyorsun kolunu Pencerenin. Tam çevirecekken karşı binanın balkonuna kayıyor gözün. Balkonun demirlerine paralel uzanmış çamaşır ipleri, çamaşır iplerine asılı çamaşırlar. Ve bir havlu; bordo üzerine mavi amblem. Kıyısında köşesinde bir takım adı. Ama kimin umurunda takım. Balkonda memleket görmüşsün, sabahın ilk ışıklarında kaybettiğin keyfini bulmuşsun.

Çıkıp koridora yan odaya geçiyorsun. İçeride bir adam saçının siyahı beyazına karışmış. Kırklı yaşlarına yeni girmiş daha. Tebessüm eksik olmuyor suratından. Her sabah yeniden aşık oluyor sanki. Ya da içip içip geliyor işe. Bilmiyorum! Gel sana güzel bir şey göstereyim diyorum. Nedir diyor, gülüyor fazladan. Bak diyorsun perdeyi çekip. Önce hani diyor, sonra biraz daha belirginleşiyor gülüşü. Trabzonspor havlusu diyor. Senin güzelin nereli diyorum. İzmirli diyor. Belli ki içmemiş, aşık! Eşi İzmirli. O değil diyorum, diğeri? O da İzmirli diyor. İzmir’de sarı mı var diyorum, hadi sarı oldu lacivert yok diyorum. Göztepe var diyor. Sarıyı bildim de diğeri kırmızı sanki diyorum. Biliyorum diyor. Gülerek ayrılıyorum yanından.

Kapıyorum perdeyi çıkarken, kapıyı kapıyorum. Güzel olan ne varsa dışarıda kalıyor. Devam ediyor hayat kaldığı yerden. Yaşamak dürtüsü düşüyor içime. İstemeye istemeye soluyorum şehrin kirli havasını yeniden.