03.24 - gecede kalan, beyaz kordonlu saat takan Malatyalı olsun - 01.08.2010

89 kere okundu
     Vardır bir bildiği güneşin, ayın vardır bir bildiği, boşuna kimse doğmaz her sabah ve kimse sırf güzellik olsun diye aydınlatmaz geceyi. Taşın taş olmasının, suyun serin ateşin sıcak olmasının sebebi var, yaşanmışların öğrettiği, yaşanacakların öğretecekleri var. Çaldı telefon bir daha ve bir daha, geceydi on birdi saat belki daha erken, kulak avizede elde kablosu telefonun kıvrım kıvrım. Biliyordu açılmayacağını, açılmadı da haklı çıkarmak için, açılmadı sabah oldu. Kimdi aranan, amaç neydi biliyordu aslında ve biliyordu duvarın önünü de arkasını da. Acının azı can yakar, çok olanı hayatı öğretirdi, sabaha kadar çaldı telefon acıta acıta. Vardı sebebi ayla süslü gecenin ve sabah aydınlıktı hem güne hem ruha, kapadı telefonu, huzurluydu artık, ölüm sadece canlılar için yaratılmamıştı.
     Of dedim Of’a inat, of dedim koca kafama vurarak, korkmadan aptal olacağımdan, korkmadan kurttan, ölüsünden eşekliğimin. Hadi dedim, yürü dedim,  yürü toprağını ıslattığın yollarda, bu çamur az sana. Of dedim, ulan ne bu sıcak terledim, yetmezmiş gibi bu kadar of. Dedim de zamanı geçti yazımın içine ettim.
     Bir hevesli bir hevesli bizim Yüreksiz, illaki ders yapacağız diyor. Canım evladım doktor mu olacaksın, ne yorarsın kendini, 2 saat çalıştırayım seni 80 alamazsan Trabzon şampiyon olmasın. Yok, ama illa ki cumartesi Pazar 16.30-19.00 arası ders yapacağız. Peki, zaten evde canım sıkılıyordu meşgale olur bana da, benimkisi yazacak bir şey olsun. Dersin adı TBT, sorular belli, cevaplar cepte, hevesli öğrencimin adı Yasemin Yüreksiz.
     Canım pestil çekti koca kafa ve diğer koca kafa ne yapacağım ben milka beyazsız.
     Banliyöde oturduğum koltuğun dibinde iki yeni yetme hareket halindeki trenin kapısını açtı, kızdı bir teyze hafiften, kapatın dedi, sallamadı çocuklar. Uyuz oldum, üşüdüm kapatın şu kapıyı dedim alnımdaki terleri gözüne sokarak veletlerin, hava giriyor abi dediler, tüm camlar açık dedim. Kullanılmasa da şiddet kazandı, kapatıp kapıyı öne doğru yürüdüler başka bir kapıyı açıp serinlemek için. Birinin kolunda beyaz bir saat vardı, aklıma öğrencilerimden birinin kız arkadaşı geldi, kız arkadaş dediysem şimdiye çoktan terk etmiştir bizim çocuğu. Beyaz saat takardı koluna moda diye, yok evladım derdim apachi saati bu, hayır derdi. On beş yıl önce beyaz ayakkabı giyerdi yaşadığım yerde insanlar, çok havalıydı, şimdi giyse birisi gülerler kıs kıs. Koldaki saatin kordonu beyaz olunca kolun sahibi de apachi olur benim güncede,  bugün olmazsa yarın olur. İster tren rayında, ister okul yolunda.

22.19 - güpgüzel bir kız - 02.08.2010

0 kere okundu
     Dün akşam önce Ömer ile sonra Duru Su ile sahile inip yürüdük. Ömer’le yürüyüşümüz Bostancı’ya kadar sürdü, onun bel ağrısı benim omuz ağrısı birlikte ter attılar. Duru Su ile küçük bir gezinti yaptık, muhabbet ettik havadan suda. Ona el sallayan bir amca güzel kızları sevmek gerekir demiş, çünkü o güpgüzel bir kızmış. Şakıyor şimdi yan odada eşek ayrı hülyalarda.
     Çıkmadım evden bugün, akşama kadar yatak keyfi yaptım, sıcak zorlayınca duşa attı kendimi. FlashForward’ın ilk 10 bölümünü seyretmiştim daha önce. Geri kalanını da bugün indirip seyretmeye başladım. MySQL ile ilk veri tabanımı da hazırlamış bulunmaktayım 2 Ağustos 2010 itibariyle her ne kadar normal çalışmasa da.
     Ramazanda otel fiyatları epeyce düşüyor, tatil yapmak için akıllıca zaman. Trabzon’a da gitmek hoş olurdu, annemin yanında iftar etmek… Ama çok sıcak anasını sattığım memleket, neme başkent seçecek olsalar Trabzon açık ara önde göğüslerdi ipi.

12.59 - miskinlik hat safhada - 03.08.2010

0 kere okundu
     Yeni uyandım, esneyip duruyorum, yüzümü yıkamadım, kahvaltı etmedim, miskinlik hat safhada.
     Candan Teyze şarkı söylüyor büyük bir hevesle sanki bu havalar bir bana havasını atıyormuş, sanki Candan teyzenin oralar sonbahardan kalma havalar yaşıyormuş gibi. Oysa bilgisayarın içinden geliyor ses, dışarıdan daha sıcak olmalı onca malzemenin çalıştığı yer.
     Kötü haber erken gelirmiş ya o kadar da doğru değildir. Bazen geç gelen kötü kendini ona alıştırman için bir dolu zaman tanımıştır. Hayattır bu ve hep bir nedeni vardır, şaşırtmaz. Tırı vırı dünya işte der geçersin, arkadakileri arkada bırakıp öldürürsün bir şeyleri, duvarlarını sağlamlaştırır derin bir nefes alır peki dersin, buna da peki. Yaşanan yaşanması gerekendir ve yaşanmaması gerekenin sebeplerini bilirsin, hayattır yazıyla baharıyla. Bazı paragraflar güzeldir bazıları ise kâğıt dolsun diye yazılmıştır ya da tamamlayanıdır yazının. Zaman her şeyi oturması gereken yere oturtur.
     Akşam fırında balık yapacağım, ne zamandır yemedim balık, damağım tatlanacak. Ardından da planda adalar var, gece bire kadar vapur var, gezmekte yarar var. Durusu hanım yarın Çorum’a döneceklermiş, sahilin karşı tarafını da göstermek gerek.

05.10 - sizi korkutan yerler - 04.08.2010

0 kere okundu
     Takip ederek, internet sayesinde, maaşlı muhbirler aracılığıyla, bilirsin işte her zamanki gibi. Sana bir kitap getirdim, en sevdiklerimden, bana çok yardımcı oldu, SİZİ KORKUTAN YERLER. Bu bir zorunluluk değil, gelmek zorunda olduğunu düşünmeni istemiyorum.
     Eve giren ya da çıkan olduğuna dair en ufak bir iz yok, ödünç bir yaşam sürüyor olsam tabancalarla dolu bir odada olmazdım, fare zehri ironik olsa gerek böyle bir mekânda.
     Elimi havaya kaldırdım, düştüğünde yarış başlayacaktı, bende koşacaktım herkesle birlikte ama adil olmazdı, ne zaman başlanacağını en iyi ben biliyordum, havada kaldı elim. Kelebeklerin bir gün yaşadığı yalan, kandırıyorlar bizi. Elim düşse dans bitecek toz olacaktı kanatlarım ama yirmi dört saatten fazlasını hak ediyordum. Sahi elim havada mı hala, yokluğum mu göremediğim.
     Sana derme çatma zamanlar sunuyorum, iddiadan uzak, sıradan zamanlar, kirli sayfalarını sunuyorum sana hayatımın. Sana iyi olan neye sahipsem hepsini sunuyorum, içini değil belki ama civarını duvarlarımın. Kelebekler şahit, bir şeylerin ölesi var güncemde ki o günce buna alışalı kaç nefes boşa gitti. Bekliyorum yarışın başlamasını, elimi havda unuttum koştukça uzaklaşmamak için huzurumdan.
     Köhne bir otel odası, terli çarşaflar, havayı soğutmaktan uzak bir pervane döner durur. Tanıyorum bu sesi, hoş geldin anne, çoktan kör olan gözlerinle nasıl da buldun beni, geç kalmadın mı biraz, nasıl da buldun beni. Takip ederek, internet sayesinde, maaşlı muhbirler aracılığıyla, biliyorum her zamanki gibi. Bana getirdiğin kitabı seveli çok oldu, artık beni korkutan yerleri biliyorum. Bu bir zorunluluk değil, gelmek zorunda olduğunu düşünmüyorum, bencilim ben hayat bencil senin kadar.
     SİZİ KORKUTAN YERLER, sahi kim yazdı bu kitabı, kim okumakta gecenin bu vakti. Bilen varsa arasın, numaram çevrim dışı gerçi ama yine de fakire ekmek umut. Bir kontrol edin kaç para var ceplerinizde ve kaç gün daha yaşayacaksınız sayfalarınızın yalancı temizliğinde.

00.30 - maceranın kıyısında - 05.08.2010

0 kere okundu
     Arkamda sürüklenen bir zincir sesi, bağıran bir kadın dur diye ve bana doğru bakan insanlar. Üç dört saniyede beynim olan biteni algılamış ve arkamı dönmem gerektiğine karar vermişti. Siyah renkli buldok ya da boxer cinsi bir köpek koştuğumu görüp peşime düşmüştü. Onca insanın içinde çığlık atmamam gerektiğini, tek kaçış yolunun deniz olduğunu ama bunun da akıllıca olmadığını hızlıca düşünüp kollarımı açtım it oğlu ite.  Çevremde bir tur attıktan sonra kendisini çağıran sahibine doğru koşmaya başladı beni ve titreyen bacaklarımı geride bırakarak. Maceranın kıyısından döndüm dün gece, sadece koşmaktan ibaret ola da spor yapmak bazen tehlikeli olabiliyor.
     Bu akşam Ömer ve Doyum ile okey oynadık, son elde ki çabalamamıza rağmen yüz sayı farkla yenilmekten kurtulamadık. Sağlık olsun, yakışıyor bana yenilmek, müsabaka ne olursa olsun.
     Sabah Fuat aradı, Pendik Lisesi’nden. İki yıl önce Ercan Görür Lisesi’nde birlikte görev yapmıştık, neşeli bir arkadaştı, sosyaldi, adını akrep takmıştı Tamer ile Semra. Bir kurs mu ne varmış anlamadım tam, bilgisayar dersi verir misin dedi hafta sonları, peki dedim. Zaten Pendik’te dersim var cumartesi ve Pazar. Gitmişken biraz daha konuşup üç beş kuruş daha kazanmanın kimseye zararı olmaz. Sormadım ne anlatmam gerektiğini, nasılsa en iyi bilenden biraz daha iyiyimdir, olmadı sohbet ederiz, kelime mi yok cümle kurmaya.
     Otuz yıldır bizim bahçeden taze fındık yemediğim yaz olmadı sanırım. Bu yıl da yedim ama üç beş tanecik olgunlaşmamışından. Annem gönderir haftaya, bilir hangisinden istediğimi, ince kabuklu cavcaga.
     Orhan, Hale ve Durusu gittiler bu sabah. Evde çocuk gürültüsü iyi mi kötü mü anlamadım. Bazen sinir bozsa da güpgüzel bir prensesin peşinden koşturması mutlu ediyor insanı.

14.20 - günün menüsü Burger King´den - 06.08.2010

0 kere okundu
     Dün sıradan bir gündü, yatakta geçirdim zamanımın çoğunu, çıkmadım evden dışarıya, tadını çıkardım bir başınalığın. İki tane dizi indirdim, ilk üç beş bölümlerine baktım, biraz sql çalıştım, bazen yemek yedim, Tamer ile konuştum, iğrenç sesli kocakarı komşumun kahkahalarına tahammül ettim…
     Omzum düzelmedi hala, tatil dönüşü fizik tedavi yaptıracağım on beş gün. Yaşlılık kötü şey, her gün bir yerden bir defo çıkartıyor, oysa domuz gibi olası var insanın.
     Cuma namazına gidecektim güya, uyumak daha tatlı geldi. Az sonra yataktan kalkıp duş alacağım sonra sahildeki Burger King’e gidip iki menülük mükellef bir oburluk deneyimi yaşayacağım, bol mayonez, bol ketçap ve bol patates kızartması.
     Sayfamda ki yazıların facebook ve diğer paylaşım sitelerinde paylaşıma açılması için Orhan’dan yardım istedim. Benim becerebileceğim bir şey değil, karışık bir kodlama var. İte kalka da olsa sağ olsun Çam bir şeyler yapıyor.
     Tarkan amcanın albümü o kadar da kötü değilmiş, dinledikçe sevdiğim bile söylenebilir.
     Koca kafalı kardeşim Ciğdem anneme söylememiş olsa gerek fındık istediğimi. Anne, değerli oğlun fındık bekliyor, az sonra arayacağım, parala Çiğdem’i mesajımı sana iletmediği için.

04.53 - aşk, aptal ya da salak - 07.08.2010

0 kere okundu
     Nereden başlayayım, ne anlatayım mutlu olman için, alıştım, seninle yaşamayı öğrenmek zor ama öğrendim. Sabahın dördü ve uyumaya hazırlanıyorum, bu mu istediğin benim için, yoksa çoklarına uygun bulduğun saatlerde mi koymalıyım başımı yastığa ki o yastık batar durur inandığım pek çok şeye. Biliyorum benim kadar sen de mücadelenin içindesin, akıp gitmeyi istemiyorsun sende. Her dokunduğun yere güzellik getirmediğini gördüm, arkaya bakmaktan korktuğunu, her ölenle öldüğünü gördüm ve her doğanla yeniden ve yeniden ve yeniden.  Zor olsa gerek, benimkinden daha zor, zaman.
     Vantilatör hep bana üflese hasta olurum muhtemelen, arada bir üflese üflemediği zamanlarda kalır aklım, ah bu aklım başıma dert.  Ne olur hasta olsam, ne olur aklım kalmasa içimi serinletmeyen zamanlarda. Kim icat etti bunu, kim soktu seni hayatıma, ah bu aklım başıma dert.
     Aşktan mı bahsediyorsun, yemek yiyemediğin, çalışamadığın durumdan, yani yüreğinde çakan yıldırımdan mı bahsediyorsun. Aşk dediğin şey kirli ruhlu adamların kendilerini satabilmek için uydurdukları bir satış stratejisi. Çamaşır makinesinin deterjanının bitmesi gibi, televizyonun bozulması, ya da arabanın kaza yapması gibi, ya bitiyor ya bozuluyor ya da öldürüyor. Çoğu zaman vitrinde iyi duruyor ama kesinlikle vitrinde iyi duruyor senin üzerinde değil. Bir zamanlar bir kadın doğru zannedilen adam doğru zamanda doğru yerde olan yanlış adamdır demişti. Aşktan mı bahsediyorsun, bence kapat konuyu git bir film seyret, mutlu sonla bitsin.
     Evet sayın seyirciler aptalca bir yazıyı daha bitirmiş bulunuyoruz, yarışmayan arkadaşlara başarılar diler, tüm hırs sahiplerine popolarındaki ateşle mutlu bir hayat dileriz.
     Bir önceki paragrafta aptal yerine salak yazsam ne değişirdi, salak ile aptal arasındaki farkı kaç okurum biliyor acaba. Az sonra benim yapacağım gibi Google’a bakmadan sorun kendinize bu soruyu, daha fazla salak mısınız aptal mı? Şahsıma hiç birini yakıştıramasam da ya ilk üç paragraf ya da son iki paragraftan dolayı ikisinden birine sahibim sanırım.

22.58 - Teofilo Gutierrez - 07.08.2010

0 kere okundu
     Koca kafalı yorumcular Burak ve Teofilo çıkacak Yattara ve Umut girecek diyince ulan dedim, adam gurbet elde bir gol atamadı, keşke çıkmadan bir tane sallasa. Yirmi saniye geçmedi ki kaleciden dönen topa bipledi Kolombiyalı, on dakika sonra topun dibine girdi, ardından Egemen’den gelen topu tamamlayarak kapattı perdeyi. Şeftali kılıklı çobanları yendiğimizden çok Teofilo’nun attığı gollere sevindim, bu gece Trabzon olmak şerefi Olimpiyat stadına ait.
     Dün akşam Fiko’daydım, yorgun argın gelmiş işten, oturduk balkonda, sıkıla sıkıla zamanın geçmesini bekledik. Ameliyat ettiği atın tırnağına, Enginev’in yatak odası koleksiyonuna baktık. Eve döndüğümde saat on iki olmuştu.
     Cumartesiydi bugün ve dershaneye gitmem gerekiyordu, itaat ettim doğrusal zaman düzenlemesine, üçüncü sınıf bir kalabalığın içinde, Pendik’te buldum kendimi. Biraz veri tabanı biraz da görsel okuryazarlıktan bahsedip bitirdim mesaiyi.

01.59 - bilmek denen düzmece - 09.08.2010

0 kere okundu
     Bilmek mi üzer insanı bilmemek mi, akıl nereye kadar zorlanır, nereye kadardır hükmü hakim olmak denen düzmecenin. Ne yani farkında mıyım ben şimdi, hayır hiçbir halttan haberim yok, televizyonlarda maçlardan bahseden koca kafalılar kadar cahilim, fikir yürütüyorum sadece. Bilinmeyen korkutur insanı ve bilinenler için hazır olmamayı seçiyorum. Zaman her şeye ilaç, bilinmeyenin korkusuna da alışılıyor, bilinenin ağırlığına da.
     Öğrencimin biri bir daha dersime girmeyeceğini söyledi, anlamıyormuşum onu. İyi de canım evladım ben psikolog değilim ki, ders anlatırım ve sen anlamaya çalışırsın. Anlamazsan bir daha anlatırım bir daha ve bir daha anlatırım. İşin kötü tarafı bunun için para vermeseler de, bunu onlara söylemesem de anlarım birçoğunu, karmaşıklıktan uzak, kendi dünyalarında insanladır genelde. Sizden onların doğru bulduğu gibi davranmanızı isterler ama bu mümkün değildir. Bu imamın yerine cemaatin namaz kıldırmasına benzer, bir dolu cemaat vardır ve seçmek zorundasındır hangisinin arkasında saf tutacağını. İmam olarak cemaat arkasında kılmam gereken namazları kazaya bırakırım oldum olası, Allah affetsin beni, mekânım cennet olsun.
     Nur ve Buket ile buluştuk ders çıkışı, iki yıl önce mezun olan koca kafalı iki öğrencim. Buketin bir sorunuyla ilgili sohbet edecektik ama bana gelmeden halletmişler sorunu, lak lak etmek düştü payımıza. Gülistan’da dondurmalı irmik tatlısı yiyip sahil boyu yürüdük. Büyüyor koca kafalılar ve büyüdükçe kendilerini buluyorlar yanlışları ve doğrularıyla.
     Önümde boş bir hafta içi ve omuzlarım üzerinde dolu bir kafa var. Gidip denize sokmalı onu, boşalana kadar tuzlu suda bekletmeli. Sanırım bir dahaki uykuma dalarken bu şehirde olmayacağım, telefondan, internetten ve bilmediğim her şeyden uzakta.

13.01 - emrinizdeyim - 09.08.2010

0 kere okundu
     Gitme zamanıdır, yoldur bekler, geç kalmadan gitmek gerek. Gövdem size emanet ayaklarım, emrinizdeyim.

13.54 - deniz ve kum - 11.08.2010

0 kere okundu
     Yolum Kuşadası’na düştü…

12.02 - şehir ve nem - 14.08.2010

0 kere okundu
     Şehre ve bunaltan sıcağa geri döndüm, çok özlemiş olmalı ki sarmaş dolaşız nem ile, sevilmediğinin farkında değil, en yüzsüz haliyle çullandı hayatıma.
     İftara sekiz saat var ve şimdilik her şey yolunda.  Öğleden sonra dershaneye gidip biraz lak lak edeceğim ve ağzım kuruyacak. Ama zaten dersten sonra yemek saati gelmiş olacak. Şanslıyım her şeye rağmen, Trabzon’da hem oruç tutup hem de fındık toplamak zorunda bizimkiler.

14.32 - Deniz in Fikret out - 15.08.2010

0 kere okundu
     Yağmur yağmış Trabzon’a, gitmek için harika bir bahane ama beter olasıca omuz tendomunun fizik tedavisine ihtiyacı var ve yarından itibaren 15 gün mahkûmum Maltepe’ye. Belki bayramda giderim, kim bilir.
     Dün gece uyumuşum iftardan sonra, fazla yememiş olmama rağmen ağırlık çöktü üzerime. Galatasaray’ın Sivas’a tokatlandığı maçı seyrederken sızmışım, uyandığımda saat sabahın beşi olmuştu.
     Bugün de ders var, son üniteyi anlatıp soru çözme faslına geçeceğim. İki hafta sonra sınav ile birlikte bütünleme dönemini bitireceğiz, ne mutluluk…
     Orhan Çam Paris’ten bildiriyor ve bir tanıdık ilave ediyor değil Paris’e Amerika’ya gitse de Orhan yine bizim Orhan. Orada neler yaptığından bahsederdim size ama özel hayata müdahale etmekten hiç hoşlanmam bilirsiniz. Üstelik sevdim bu Orhan Paris’te durumunu, Salim Sarımehmetoğlu evde bir başına kafa dinliyor demektir bu aynı zamanda. Aman Orhan’ım kal üç beş ay, Avrupa havası almaktan kimseye zarar gelmez.
     Matris ritim tedavisi diye bişi varmış Fik sıpası söylemişti, tatil dönüşü yapacaktı. Ama hala geri dönmedi bana beyefendi, at peşinde dolaşmaktan insanları unutur oldu. Ben yazayım buradan da üstümden yük kalksın, nasılsa o görmese de Deniz hanım görüp iletir. Sahi Fik out Deniz in mi oldu ne…

23.20 - deniz ve mehtap - 15.08.2010

171 kere okundu
     Deniz ve mehtap sordular seni neredesin, dedim evim sıcak balkonum sıcak sokaktayım. Dedi sokak karanlık korkarsın, yürüme yorulursun, dedim hadi oradan haspa, korkacak yaşı geçtim, yürümekten de zarar gelmedi bugüne dek. Bir şeyler daha dedi dinlemedim, hem ben konuşmayı severim oldum olası ne dinleyeceğim.
     Koca kafalı meleklerimden ikisi tırı vırı bir okulda işletme kazanmışlar, çok büyük bir haltmış gibi ilan da ediyorlar facebook denen tarlada. Koca kafalı hayal kırıklıkları, bir yılı harcamamak için nelerden vazgeçtiniz bir bilseniz. Hayat sizin, seçim sizin, seçtiniz ve yaşamak zorundasınız. Yarın sızlandığınızı duyarsam dilimden kurtulamazsınız.
     Deniz ve mehtap sordular beni neredesin dediler, dedim ulan size ne dibimde duruyorsunuz hayrınız mı var. Bakkala gittim dondurma almaya, bir alana bir bedava veriyor cornetto, büyüğü benim olsun promosyonunu kırışın dalaşmadan.
     Canım sıkıldı salonun şeklini değiştirdim, saçımı da kazımıştım dersten  önce, Trabzon da yendi Ankaragücü’nü… Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz, sahi ne zaman başlıyor şu okullar. Milli eğitim denen camiaya tam olarak giremedim gitti, nedense yabancı kalasım var bir dolu konuya, konsantrasyon sorunum varmış, yıldızlar öyle diyor. Naim Süleymanoğlu’muyum ben konsantre olup da dünyayı kaldıracağım omuzlarımın üstüne, inceldiği yerden kopsun anasını satayım, uçlardan birinin peşine takılıp giderim neresi olursa. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın, dönmeyen de referandumda hayır desin. Ben bir şey diyecek olsam evet derdim inadına, paranoyaklığın inadına, kurulu düzenlerin inadına, kendinden olmayanlara vatan haini diyenlerin inadına. Ne sıkıcı değil mi politika denen şey, ben almayayım eveti de hayırı da, zaten bir dolu koca kafa dert ediyor kendine umurumda olmayan durumları, çok akıllılar ya canlarım benim, öptüm yanacıklarınızdan erkek olanlar hariç.
     Nereye kayboldu şu çulsuz denizle boş gezenin kalfası mehtap.

03.35 - nasıldır bilirsin - 17.08.2010

0 kere okundu
     Nasıldır bilirsin, biri hamle yapar o ağırdan alır, zamana bırakır bazen ve bazen de kendisi yönetir zamanı ipin kendi elinde olmasını severek. Korur kendini belki ya da zevk alır bundan ama her koşulda son söz onundur, bilirsin.
     Şimdi farzı misal evlenmeye karar verdim, mesela kasımda nişanlanıp kış ortası da düğün yapmaya karar verdim. Evlenme teklif etmek için ne yapmalıyım, Fikret’in bir arkadaşı uçakta anons yaptırmış salak gibi, zaten boktan bir durumu daha da bok etmiş. En iyisi görücü usulü, söylersin annene kızın annesine evlenme teklif eder benim adıma karşı taraftaki anne de cevap verir kız adına, nostalji olur hem ve herkes sever nostaljiyi.
     Ertan’daydım ya bu akşam iftar için çok yemişim şişti midem davul gibi oldu. Bir arkadaşım benim tanrım yaz sıcağında kulunu susuz bırakmaz demişti, benim tanrım ise bu yaz sıcağında akşam yemeğini mutluluk haline getiriyor. Bazen ceza değildir sonu ödülle biten, okul gibidir bitirmesi zordur ama mezuniyet bayram gibidir. Kaç diploma sahibi keşke okumasaydım demiştir?
     Fizik tedaviye başladım Maltepe Tıp Merkezi’nde, iki tane kızcağız bıdı bıdı bir dolu şey anlattı, sağ olsunlar çok ilgiliydiler de ben dinlemedim onları pek. Kalabalık ortamları sevmem, hem ne olur sanki on altı gün birer saat işlem yapmak yerine bir günde on altı saat yapıp şu planlı eylemden kurtarsalar beni.
     On bir yıl önce bu saatlerde pantolonum ve ayakkabılarımı giyinip elimde moment marka tişörtümle altı katı hızlıca inip sokağa atmıştım kendimi. Bağrış çağrış içerisinde ne olduğunu anlamaya çalışıp birilerinden akıllıca bir şeyler duymak istemiştim. İzmit’teydim Yahya Kaptan mahallesinde bir binanın altıncı katında. İşten gelmiş balkonda biraz oturmuş ve yorgun gövdemi uykuya teslim etmiştim, yalnızdım. O gece ne çok insan öldü, ne çok insan acılarla yaşamak zorunda kaldı ama akıllanmadı kimse, akıllanmadık. Birinci depremimi Erzincan’dan gelen sarsıntıyla Trabzon’da, ikincisini İzmit’in göbeğinde akıl kaçırırcasına sarsılarak yaşadım. İstanbul’da deprem bekleniyor yıllardır, belki üçüncüsünü yazamam bile.

 

02.07 - havada İzmit kokusu - 18.08.2010

0 kere okundu
     Sen çiçeği bilmezsin ki bahçıvanı nereden tanıyacaksın, çöle fide eker bir kendini bilmez. Yazanı belli yöneteni belli, oyna dermiş zaman oynamayı nereden bileceksin, temmuzda yaşamışsın ömrünce kardan habersizsin, karanlık bildiğin yerlerde güneş açmış aydınlığı nereden bileceksin. Bu sıcak günde kim ne yapsın çiçeği emmi, bilip de ne yapacaksın takma kafana dedi şeytan.
     İzmit koca şehir ortasından tren yolu geçerdi, İzmit koca şehir her yürüdüğümde o yoldan üstüme kargalar pislerdi. Şaka değil gerçekten öyle, tren yolunun kenarları ağaçla kaplıydı, ağaçların dalları kargalarla. Tuvalet ihtiyacını gidermenin adabını öğretmemişler sarı kanaryadan bozmalara, ne zaman geçsem altlarından sektirmeden işaretlerdiler beni. Çok yıl oldu, şimdi ne kargalar var ne de tren yolu. Nereden mi biliyorum, oradaydım bugün, iftar yemeğine gittik Esra, Demet, Murat ve ben, körfezin kıyısında Buzz adında bir yere. Denize sıfır bir bahçede çimenlerin üzerine kondurulmuş masalarda güzel bir iftar yemeği yedik. Ardından Yarımca’ya geçip Lalezar’da oturduk, bir şeyler içtik. Öğrencilik yıllarımın en hareketli günleri oralarda geçti, eve giderken Lalezar’ın önünden geçer tren rayları üzerinden yürürdük. İnanmazsınız saçım vardı o zamanlar, bilsem dökülecekler sonradan uzatır sağa sola tarardım, rüzgâra salardım belki bilemedim, bilemedim… Hatta ellerim kırılaydı da kesmeseydim o saçları uza diyeydim böğrümü açıp bişiler edeydim, diyemedim, diyemedim…
     Dal dal kiraz hava sıcak yaz canım, özlemişim gel yanıma gel biraz, bu ayrılık bitsin eylülde canıma tak dedi emmi. Bilirsin severim seni havanın soğuğu, kiraz mevsimi de geçti çekilmiyor sıcaklar. Oldum rengârenk anlayacağın Sertap teyzenin ardından, rengârenk dediysem güneş görmeyen yerlerim beyaz gerisi kara kartal, onu da sevmem aklında olsun.

12.35 - biri beni çimdiklesin acıtmadan - 19.08.2010

0 kere okundu
     Çocukluğumun saçma sapan zamanlarını özledim. Şu olmaz olasıca omuz ağrısıyla uğraşmaktansa fasulye taneleriyle hayal dolu oyunlar oynamalıydım. İncirler olgunlaşmaya başlamıştır, ağaçları tek tek dolaşıp bir incir için bin bir güçlüğe katlanmalı eve dönerken üzüm yemeliydim dalından. Ödev vermiştir öğretmen, son dakikasına kadar bekletip karalama bir şeyler yapmalı, okula giderken çamur birikintilerinin hiç birini gücendirmeden hepsiyle ilgilenmeliydim. Biliyor musunuz ilkokulda okulun en pis iki öğrencisinden biri seçmişti öğretmenim beni, diğeri de sıra arkadaşım, kovboyculuk oynarken oyun arkadaşım Sunay idi. Şimdi tiril tiril giyinip fizik tedavisi için Maltepe’ye geçeceğim, duş alıp temizlediğim vücuduma nispeten pis aletler ve abuk subuk jellerle dokunacaklar oysa sümüğümü önlüğümün koluna sürmeyi severdim. Ne tuhaf adam oldum, ne çok değiştim, içine mi ettim bir dolu şeyin yoksa olması gereken bu mu bilemiyorum.

01.15 - yaz gribi - 20.08.2010

0 kere okundu
     Yaz günü grip mi olur insan oluyorum işte canım sağ olsun. Ayaklarım üşüdü balkonda, üzerime örtü aldım Trabzonspor’un maçını seyrederken, terledim sonra anladım durum bozuk.  Gidip bir hastaneye parayla ilgi satın alsam birkaç saatlik, koluma serum taksalar en acıtmayanından, başımda beklese aptallığı katlanılır düzeyde bir iki hemşire. İlaç aldınız mı diyor Gamze, ben çok gerekli olmadıkça ilaç kullanmam ki, mandalina falan yerdim ama mevsimi değil ne yazık.
     Tamer ile buluşup Ercan Görür’e gittik bugün, eski okulumuzu ziyarete. Herkes izinliydi, sadece Aytekin abi vardı. Oturduk lafladık, dedikodu yaptık biraz.
     Hayal kırıklığı melek Filiz’i aradım, kazandığı muhteşem okula gitmeden önce göreyim diye. Muhtarlıktan eve geçmiş, geleyim hocam dedi, yok dedim. İkinci sınıftan üçüncü sınıfa geçtiklerinde bölüm değiştirip sayısaldan eşit ağırlığa geçmek istemiştiler. Herkes karşı çıkmış ama ben desteklemiştim. Pişmanım şimdi, keşke sayısalda kalsaydılar da daha iyi bir üniversite kazansalardı. İnsanın kapasitesini hor kullanmasından kötü ne olabilir ki, üstelik hayatına yön verecek konularda. Sanırım insanlardan yana beklenti içerisine girmemek en iyisi.
     Yarın Adapazarı’na gideceğim, Lalan karnıyarık yapacak bana, yanında da yaprak sarma. Bilir koca kafalı patlıcan ve kıyma karışımından hoşlandığımı ama birinci tercihim musakkadır. 96 yılında dayımın lokantasında çalışırken bir deli sürekli gelip yemek isterdi. Dayım da sürekli musakka verirdi ona, sabahtan beri vitrinde bekleyen musakka katlanılmaz bir hal alırdı akşam vakti. Yarısından çoğunu tabakta bırakarak giderdi beleşçi deli. Onun sevmediği musakkayı günün her saatinde yiyebilirdim ben içindeki onca yağa rağmen.
     Trabzonspor Liverpol’a bir sıfır yenildi ama ezilmedi, mutlu oldum Trabzonlu olduğuma.
     İyi uykular herkese yeter ki “ufş” olsun, en azından bana yeter, gerisi de tırı vırı zaten.

12.04 - ada yollarında - 21.08.2010

0 kere okundu
     Dün sabaha hasta uyandım bu sabahki gibi, akan burnum ve terleyen gövdem ile mutsuz ruh halim sevmediğim bir oyunun aktörleriydi. Bahsedilen sabah durumu öğlen on ikiye denk geldiğinden fizik tedavi seansı için gecikmeden eden çıkmam gerekiyordu, olması gerekeni yaptım, duş alıp Maltepe’nin yolunu tuttum.
     Ada’ya gitmek için binmem gereken trenin kalkmak üzere olduğunu hatırlatacak telefon geldiğinde duş almış yatağımda uzanmıştım. Önce İdealtepe’den Maltepe’ye banliyö ile oradan da Ada’ya Adapazarı ekspresi ile geçtim. Her ne kadar pil durumu yüzde altmış yediyi gösteriyor olsa da The Mentalist’in üç bölümünü seyretmeme izin verdi kırmızı şapkalı laptopum.
     Trenden inince ilk iş saatçime gidip duvara fırlattığım Casio’mun camını değiştirmek oldu, hazır gelmişken babama da bir saat aldım, son Trabzon gezimde babamın rehin aldığı saatime karşılık fidye olarak kullanmak amacıyla. Ardından Adapazarı’nın en sevdiğim yeri olan Katlıpazar’a uğrayıp akşam kendimi ödüllendirmek üzere kilosu 2,5 TL’den iki kilo yerli patlıcan inciri aldım.
     Sadıkla buluşup evin yolunu tuttuğumuzda susuzluk hat safhaya çıkmıştı. Her ne kadar eski yuvalarına oranla çok güzel bir eve sahip olmuş olsalar da zaman her mekânda aynı akıyor ve iftar saati çok yavaş yaklaşıyordu. Sağ olsun Nalan benim için karnıyarık yapmış aferini hak edecek düzeyde kıvamını da tutturmuştu. Bolca yiyip ki son lokmam üç yaprak sarmadan oluşuyordu gün boyu aç kalmanın acısını çıkarmak çok akıllıca değil söyleyeyim size. Malak gibi yatıp zıbarasınız geliyor sonra misafirlikte olduğunuzu umursamadan.
     Saat onu gösterdiğinde şehre doğru yönelmiştik. Önce saatçiye uğrayıp peşi sıra bir şeyler içmek için terminal tarafında bir yerlere yöneldik. Minik bir tavşan adasına ve bolca uçamayan kanatlıya ev sahipliği yapan bir mekânda sodayla başlayan muhabbet nargile ve çay ile devam etti. Hesap ödeyip kalktığımızda sahur yemeğinin de orada yenilmesi fikrine evet deseydik açık bir yerler aramak için tüm şehri dolaşmak zorunda kalmayacaktık. Kısmet Sadığı tehtid eden haşlanmış yumurtaların gölgesinde kahvaltıya eşlik eden köftelerden tatmakmış. Zaten aç olmayan midem Kızılay marka iki sodayla güzel bir Adapazarı gecesine uykuyla noktayı koyuyordu.
     Sabah Sadıkla birlikte şehre geçtim, Tamer’e söz verdiğim balık kızartmakta kullanılan çevirme tavasını alıp trenimde konuşlandım. Arifiye´ye geldik sanırım, zamanı keyifli hale getirmek için bir fil açayım kendime.  

02.15 - ya lele lelli - 22.08.2010

0 kere okundu
     Eski sıpa yeni eşek Fikret Memişoğlu beyefendi unutmuş kolumu tamir edecek aleti. Denizi görmemiş olsam boşuna gitmişim o kadar yolu. Üç değil beş değil bu sıpanın, pardon eşeğin benden yana defosu. Karar verdim çocuklarına dayı olacağım, amcalığın getirisi yok. İngiltere görmüş kız üstelik müstakbel veletlerin anası, afili peçete hamleleri yapmakta. Bir de bana ne o peçetelerle ne yapmam gerektiğini söylese tam süper olacak. Gerçi sağ olsun yanımdaki çokbilmiş şaşkın, her konuda bilgisi var da sayesinde köylü olduğum belli olmuyor.
     Açıköğretimin bütünleme sınavları yaklaştı, yarını da saymazsak bir hafta kaldı. Dersler tırı vırı geçiyor, bir iki test çözdükten sonra sıcağında etkisi öğrencilerin baskısıyla bitiriyoruz dersi. Normalde iki buçuk saat sürmesi gereken dersler bir saatte bitiyor.
     Koca kafa Elif’in doğum günüymüş bugün, kutlardım buradan ama karşıyım özel günlere bilirsiniz. Doğan kişinin bana karı varsa severim, kendine ya da başkasınaysa karı yoksa salla gitsin. Elif iyi kızdır, arada milka beyaz alır bana, sağ olsun iyi yetiştirmiş ailesi.
     Burnum tahriş oldu mendil darbeleriyle. Yaz sıcağında grip olmaya diyeceğim yok, hatta üşüme hissinden dolayı memnun bile kalabilirim bu durumdan ama şu burun akıntısı kel alaka. Gereksiz bir uzva sürekli dokunmak zorunda olmak, akıntısını temizlemek yenilir yutulur eziyet değil.
     Abim geliyor abim ya lele ya lele al götür beni dere abimin olmadığı yere ya lele lelli. Ama arkamıza buğday tanesi bırak, bizim bahçeden fındık ya da incir getirirse bir koşu geri dönüp canım abim hoş geldin diyelim, el etek öpelim.
     Niye mutluyum bugün biliyor musunuz, Çanakkale boğazından yurduma bir gemi girdi, içinde en sevdiğim huriler sarı saçlarıyla. Yüzmeyi becerebilsem atacağım kendimi sulara kulaç üstüne kulaç gemiye çıkmak için. Yarın ola hayrola, belki uyandığımda yüzmeyi öğrenmiş olurum, yeni yetme filmlerde her an her şey olabilir diye okumuştum gazetede.

01.41 - abim yaşlanıyor - 24.08.2010

0 kere okundu
     Pazar günü dershaneden çıkıp Pendik tren istasyonuna doğru yürümeye başladım, Merkez Camisi’nin önünden geçerken bankta oturan bir erkeğin yoldan geçen üç kıza laf attığına tanık oldum. Kızları bu hayvanlığa tepki vermesi laf atan sığıra çıkış yolu olarak laf atılanlardan birinin elindeki dondurmayı göstermiş olmalı ki neden oruç tutmuyorsunuz diye olayın seyrini değiştirmek istedi. İtiş kakış ve bağrışalar bir dolu insana seyredecek malzeme çıkarmış olsa da bir tanesi tutup da hayvan herif neden kızlarla uğraşıyorsun demedi. Hiç huyum olmadığı halde olaya müdahale etmiş buldum kendimi. Erkek elemanla söylediğim birkaç laf hoşuna gitmemiş olacak ki üzerime gelip beni itmeye çalıştı, ben de hiç sektirmeden karşılık verdim. Aslında sözle ikna edilemeyecek bu hayvanı iyice bir haşlamak gerekirdi ama ne yer doğru yerdi ne de zaman, ben de doğru adam değildim şiddet kullanmak için. Kızlara laf atıp sonra da bunu Müslümanlık ile bağdaştırmaya çalışan sığır gibi ben de yoluma devam ettim fazla uzatmadan.
     Ümit’e iftara davetliydim ve b,r dolu koca kafayla aynı masayı paylaşacağımı bilmeden trene yetişmeye çalışıyordum. Ümit´in üniversiteden arkadaşları, Alperen ve sürpriz bir konuk ile yenilen yemek beklediğimden eğlenceli geçti. Ama her ne olursa olsun yalnız yemek yemek kadar eğlenceli bir şey yok.
     Eve dönerken abartısız on kez aramıştır beni abim neredesin diye. Akşam sekizde uçaktan inip Kadıköy’e geçmiş sonra da 10.00 gibi eve geleceğini söylemişti. Benim eve varmam 11.30 u bulduğundan bir buçuk saat kadar sokakta beni beklemek zorunda kalmak yüz hatlarını beklediğim kadar bozmamıştı. Yaşlanıyor mu ne bizim koca kafa, eskiden olsa kıyameti koparırdı.
     Eminim hepiniz biliyorsunuzdur, nasıl da taktık Fenerbahçe’ye. Son altı aydır olmayan eziyeti ettik garibanlara, bizimkiler de bazen çok gaddar oluyorlar, hiç yakıştıramadım.
     Birileri bensiz balık yapıyormuş deniz kenarı memleketlerde, inşallah tuzunu fazla kaçırmış da sabaha kadar su içmek zorunda kalmışsınızdır, kılçıkların ‘boğazını’za takılması da çabası.

03.56 - lodos mu günbatısı mı, serseri mi maymun mu - 25.08.2010

0 kere okundu
     Bir rüzgârdır eser durur saçlarımda, o saçlar ki tam sevdiğin gibi yokluktan ibaret.  Günbatısı mı desem lodos mu, sıcak ve nemli, yağışlarda önceki ruh hali ve aylardan ağustos alışıldığı üzere. Bir rüzgâr eser durur saçlarımda gecenin köründe, maymun mu serseri mi bilemem.
     Ne sevimliler Deniz ve Fikret, iki küçük komşu çocuğu sanki. Evcilik oynuyorcasına zevk alıyorlar hayattan, o hayat kabukları soyulmuş şeftali tadında, olması gereken yerde ve tam zamanında.
     Her konuştuğumuzda ne zaman evleniyorsun diye sorar, ya sen derim, benimki karışık biraz der. 5 Şubat 2011 tarihinde evleniyor Can Ersin Hızır, asker arkadaşım, Lark sigarası dumanında olabildiğince tavuk hiç kabul etmese de.
     Orhan Çam mı Paris’i gördü yoksa Paris mi Orhan Çam’ı, onu da sonra anlatırım fakat…  Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?  Güya bir de Galata’ya dadanmışız, kafalar çekip çekip… Sahi 1,5 Euro verip şarap almış bana. Birlikte içeriz diyor erkek erkeğe çok şarap içer mişim gibi. İnternetten araştırdım, o marka şarabı Paris belediyesi köpekleri telef etmek için kullanırmış, bir nevi köpek öldüren yani. Tek özelliği Paris sokaklarında çizilmiş olması olan üçüncü sınıf bir kara kalem resme 30 Euro ver bana köpek öldüren şarap getir, gün batarken balkonda kadeh tokuşturacağız sanıyor.  Böyledir Orhan çok sever beni, çikolata getirdim verecek kimse bulamazsam bir tanesi senindir der. Devamı var, merak edin emi canlarım.
     Tren ilerler ray boyunca, birileri iner Kartal’da, ayakta bekleyen çocuk oturur inenlerden birinin yerine, mutlu olur ve arar annesini oturdum diye, paylaştıkça büyür mutluluk, adına sevmek denir koşulsuz ve şartsız.

02.18 - mevsimi geçmiş alabalık tadında Yalova şeyi - 26.08.2010

0 kere okundu
     Görüntü olarak hoş olabilir ama kızartılacak balıkların kafasını kesmemek çok akıllıca değil, tavada fazladan yer kaplıyorlar. Alabalığın sırtındaki ince pullu tabakayı temizlemez çoğu kimse ama balığın tadını kaçırdığından yanlış bir harekettir. Bolca mısır unu ve bolca tereyağı ile kısık ateşte 10 dakikadan iki devre yeterli. Gerçi bu mevsimde pek önermem, yağsız olduğundan pek tat vermiyor. Ama yine de tatlı su balıklarının paşasıdır alabalık, ikramı geri çevirmek olmaz. Az kaldı av sezonunun açılmasına, damağımız güzelleştirecek dokunuşlara az kaldı.
     Yarın okul başlıyor, suratım jiletle buluştu az önce, üstün körü birkaç dokunuştan sonra ilk bakışta karşılaşılacak kıllardan kurtuldum, bir gömlek ütüleyip bir de paçaları yeterince uzun pantolon buldum mu hazırım yarına. Bekle beni müdürüm, tezahürata geliyorum, ilk günden gözüne girmem gerek, yalakalığın gözü çıksın seviyorum kendimi.
     Havalar soğumaya başladı, balkon canlıları yavaş yavaş çekiliyorlar oturma odalarına, artık kafamı dinleyebileceğim, aklı başında bir insan daha ne ister hayattan.
     Abim annemlerdeydi bu akşam, yıllar oldu tüm aile bir arada iftar yapmayalı, belki on beş yıl.
     Erkan Aygün, üniversite yıllarından arkadaşımız, ortağımız hatta dostumuz. Zaman değiştiriyor insanı ya da gizli kalışları açığa çıkartıyor. Şişmiş egosuyla İzmit sokaklarında dolaşırken zamanında fütursuzca eleştirdiği Halil arkadaşına ne kadar da benzediğini bir görse. Kendisi Kocaeli ilinin en kaliteli matematik öğretmenidir, en azından kendisi öyle söylüyor ama bir de Orhan Çam’a sormak gerek. Eski bir hikaye vardır hani, matematik öğretmeni olmuşsun ama adam olamamışsın diye. Gerçi ha Yalova kaymakamı ha matematik öğretmeni Erkan Aygün ve bu tamamen kişisel fikrim.

04.26 - kulakların çınlasın Akif Hocam - 27.08.2010

0 kere okundu
     Yeni müdürümüzle ilk tanışmamız çok keyifli oldu desem burnum uzar muhtemelen. Saat on birde başlayan toplantımız fizik tedavi seansına gitmek için okuldan ayrıldığımda hala sürekte ve saatler akşamın beşini göstermekteydi.Maltepe Kız Meslek Lisesi’nde aynı gündeme sahip toplantının bir saat sürdüğünü söylersem ne demek istediğimi anlarsınız sanırım. İlk müdürüm sevgili Mehmet Akif Sunercan hocamdan sonra toplantı yapmaktan hoşlanan yeni bir amirle çalışmanın verdiği mutluluğu anlatmaya yetecek kadar kelimeye sahip olmadığımdan konuyu burada “şimdilik” kapatmak zorundayım.
     Canım Trabzon’um İngilizler ile savaşırken ben Fikret ve Denizle siyaset konuşup arada da makara yapmakla meşguldüm. Fikret’in,  tenisçi dirseği denen olmaz olasıcayla savaşı ve internetten seyrettiğim ağır aksak maç görüntüleri de ortamı ekstradan renklendiriyordu.  Bu aralar her ne kadar keyif alsam da tüm şekerlikleri üzerinde olan Memişoğlu çiftiyle görüşmekten memnun değilim. Eskitmemek gerek yüzlerimizi, azar azar yaşamak gerek yaşanması gerekenleri. Gerçi Fik sıpası dedikleri amcadan bozma dayının suratını görmekten gına geldi, dile kolay on bir yıl. Aramızda ama sevgili okurlar, ispiyonlayan gece on birden sonra Kartal Bostancı arası a gülüm nanay nay ni ni nay…
     Pınar ile Ümit hava atıyorlar birbirlerine Facebook´tan, biri Basel’de içtiği birayı diğeri de Barselona’da ki renkli Pazar görüntülerini paylaşmakta. Düşünüyorum da benim en batıda ki resmim Çanakkale’den, gerçi yanımdakilerin çoğu Pendik pazarından ama Barselona’nın yerini tutmaz. Ümit’in birasının lafını etmeye bile değmez, manda sidiği ile kirletemem sayfamı. Sahi Avrupa mı kayıpta beni görmediği için, ben mi kayıptayım Avrupa’yı… Bizim Orhan Paris’de ki zamanının çoğunu internet başında geçirdi, elinde kalan bozukluk Euro’ları da üzerini tamamlayarak kira bedeli olarak bana kakaladı; 143 Euro 50 Cent. Ne uyanık adam şu bizim Çam, keşke onun kadar çalışsa kafam ama ne yazık ki kadere boyun eğmeyi seçtim. Bazen fısıltılarına kulak asamıyorum sevgili şeytan, kusura bakmazsan kafama göre takılacağım.

04.51 - işe yaramaz yıldızlar - 28.08.2010

0 kere okundu
     Gündüz yatakta gece ayakta geçiyor vesselam, saat sabahın beşi olmuş neredeyse ve ben hala sap gibi oturuyorum balkonda.
     Gerçi bugün sabahın köründe diktim hantal gövdemi ayağa bir saat önce uyumuş olmama rağmen, attım kendimi sokağa. Vildan hoca ve gülen surat Naile ile birlikte önce okula ardından Kartal adliyesine zıpladık akılsızca. Yahu koca kafalı sersem, ne işin var senin sabah sabah oralarda, vur kafanı yat, sana mı kalmış referandum angaryası. Yok efendim anayasa değişecekmiş, kafalar değişmedikten sonra ister anası değişsin yasanın ister babası, her durumda düzülen sıradan vatandaş olmayacak mı sanki. Bir saatlik sokak macerasının ardından devam ettim uykuya vesselam horul ve horul.
     Akşam iftar planım oldukça sadeydi, çorba ve salata belki yanında şnitzel o da belki. Çok yemekten rahatsızım, ne kadar fazla yemek o kadar fazla emek demek. Beş on saat aç kalıyoruz diye iftarda hamal gibi yemenin ne anlamı var diyecektim ki sevgili ev arkadaşım Orhan dul ve geçimsiz ev kadını modunda attı kendini mutfağa yemekler ve yemekler… Kıç ve göbek aldı başını gidiyor, yaş oldu otuz beş, ne kadar az yersen o kadar çok yaşarsın fikrimce, hayatıma kastın mı var Aksaray’dan bozma Çorum dilberi.
     Ne duruyorsunuz gökyüzünde şekli bozuk yıldızlar, siz olmasanız yağmur yağardı belki. Hem ne işe yararsınız, aptal iki aşık bakmasa s ya da içi geçmiş bir şair yazmasa birkaç mısra umurunda değilsiniz kimsenin. Bir tanesi gece kaybolunca yol mu gösteriyordu ne unuttum şimdi, navigasyon aleti diye bir şey çıktı, ona da ihtiyaç kalmadı artık.

00.09 - huysuz olmayı seçtim - 29.08.2010

0 kere okundu
     Sarkıtmış yukarıdan örtüyü üst komşum, balkonumda fazladan kumaş parçası. Ne yaptım sana Allah’ım nedir bu eziyet, insansız bir yerlere götür gövdemi, çiçek olsun, ağaç olsun, deniz olsun, hayvanlar olsun, olmasın şu insanlar. Razıyım buradaki kadar kira vermeye hatta aidatı üç katına çıkartalım ama bunca sığırı da düşür yakamdan.
     Başkasının cennetinden iyidir kendi cehennemim, oley dedim elimde kırmızı pelerin, saldırdı boğa yine oley dedim. Ben oley dedim karşı binadan aptal bir dizinin sesi geldi, ben oley dedim diğer bir komşudan iğrenç bir kahkaha geldi, korktum ve sustum diyemedim bir şey.
     Sorsam birinize huysuzluk yapma der biriniz, bir diğeri komşuların onlar der, ve finalde görmemezlikten gel diyerek patlatır bombayı en aptalınız. Adını bilmediğim, merhaba demediğim adam nereden komşum oluyor, görmemezlikten gelemeyecek kadar aptal olmayı beceremeyeceğimi nasıl aklınız almıyor. Tanımadığım birilerinin saygısızlığını çekecek sine vermemiş Allah bana, huysuz olmayı da ben seçtim. Hani deprem olacaktı ya olsun artık anasını satayım. Sığırlar otlağına dönsün kalmayı hak edenlerle yola devam etmeyi istiyorum. Geri zekâlı kokana kılıklı sağır kadın, kapat şu televizyonun sesini, çocukların da senin gibi aptal olacak günahtır.
     Nerde kalmıştı anacığım, dayımla konuştum köydeymiş. Aslında Engin bize gelecekmiş ama Salim abim var mı sorusuna hayır cevabını alınca vazgeçmiş onun yerine Elif gelmiş. Engin ve Elif küçük dayımın çocukları, kız biraz şımarık, oğlan inadına uslu.
     Yarın bitiyor dershane, bir dertten daha kurtulduk.
     Ben de bir film açıp seyredeyim, şu salak kadının en az kendi kadar salak dizisini dinlerken edebi metin oluşturmak klozete oturup yemek yapmak gibi. Allah’ından bul emi kadın, deprem olursa en alt kattasın zaten, İzmit’ten, 17 Ağustostan biliyorum ben, kader elverirse sen de öğrenirsin. Öteki tarafta kablo tv varmış, ne kadar bölüm o kadar ateş.

20.57 - aygır Fikret - 29.08.2010

0 kere okundu
     Pazar günü çalışılır mı be Fikim dedim, hayvanların bana ihtiyacı var dedi, hepsini ben kurtaracağım, bir zamanlar panter Emel vardı sana da panter Fikret diyelim dedim yok dedi. Ona aygır Fikret demeliymişiz, senimi kıracağım Fikret Memişoğlu, sıpaydın aygır oldun vatana ve at camiasına hayırlı olsun. Yanlış anlama olmasın bizim Fikret veteriner, ihtisas alanı ise atlar.
     Gittim dershaneye bir numara yok, sağ olsun öğrencilerim asmışlar dersi. Önce usul yerini bulsun diye bekledim üç beş Dakka. Sonra Sinan ile çıkıp tavla oynamaya gittik. Çekişmeli bir oyundan sonra atan 4 karşılayan 5 idi skor. Hasan’ın abuk subuk yönlendirmelerinin de skora etki etmediğini söylemek yalan olur.
     Üzerimde bir ağırlık yemekten midir tembellikten m bilmem. Git yatağa diyor vur kafanı yastığa, aç bir film seyrederken dal uykuya. Zaten uzun süredir balıktan başka bir şey için girmemiştim mutfağa, bugün giyip önlüğü verdim kendimi kadınlığımın ellerine.
     Rüzgâr var balkonda, akşamları terk etti yaz, gündüzlerle idare ediyor şimdilik.  
     Yazasım gelmedi daha, kestim burada.

04.06 - hayat bir oyun - 30.08.2010

0 kere okundu
     Hayat bir oyun ve bunun için bolca vaktin var, kapıyorum gözlerimi otuz dörde kadar sayacağım,  gizlen bir yerlere. Bir, iki, üç, dört… Önüm arkam sobe, bir de elmalı armutlu bir şeyler vardı ama bilemedim şimdi, bulursam seni çıkarsın işte, mızıkçılık yapmak yok.
     Yemek hazırlıyorum iftara yakın, çaldı kapı iki kez, yok yanlış yazdım iftardan sonraydı, Orhan koca kafası bulaşık yıkarken balkonda çayımı yudumluyordum. Gittim açtım kapıyı artist bir eleman, bir şeyler söyledi süslü süslü anlamadım, eee dedim sonuç? Ramazan davulcusuymuş, bahşiş topluyormuş, belediye size para vermiyor mu dedim ne bahşişi, hem sevmem sizi gece yarısı pat pat pat… Tutan var tutmayan var orucu, annesi zorla uyutmuş bebeyi belki, neymiş efendim gelenekmiş. Her şeyimiz tamam bir davulla tokmak kaldı eksik, hadi dedim üst kata çık, onlar benden daha sıcaklar, severler gelenekleri…
     Hayat bir oyun ve bunun için bolca vaktin var, kapıyorum gözlerimi gel öp ve uyandır beni. Kim bilir belki değer öptüğüne, hayat bir oyun ve ben severim tüm oyunları, oynamazsan küsmüş numarası yaparım.

01.41 - trenci amca - 31.08.2010

0 kere okundu
     Nöbetindeyim şimdi, uyu sen rahat rahat, mışıl mışıl uyu, elde silah yok yalın kılıcım, nöbetindeyim şimdi. Sen de herkes gibisin, karanlığa dalıyor gözlerim, başım düştü düşecek, üşütüyor soğuk, elde silah yok yalın kılıcım.
     Tırı vırı bunlar Tamerim Arıcanım, beni yol paklar, nöbet felan hikaye. Bir Lira elli kuruşa bilet aldım Süreyya Plajı’ndan, yanaştı perona tren, açılan kapıdan attım kendimi içeri. Ey trenci amca, kondüktör amca, nereye kadar gider bu tren, nereye götürür beni, yeter mi verdiğim para.
     Ulan Ramazan günü su mu satılır Müslüman treninde, ne saygısız olmuş millet, aldı içti utanmadan, yaşından başından utan, döşündeki kıldan utan be adam. Ben de tutmasa mıydım bugün oruç trenci amca, hava da pek sıcak, ateş bastı susuzluk hat safhada,  döşümde de kıl var millet bir şey der mi sonra. Gerçi şunun şurasında ne kaldı, yedi saat sonra iftar, offf off.
     Açma kapıyı bacaksız rüzgâr giriyor, omzun tendomu arıza verdi, sağ taraf iptal. Doktor uzak tut rüzgârdan dedi, klimaya yaklaşma bu yaz. Ne zaman iyileşir sordum net cevap verdi, bir ay da sürebilir altı ay da, öyle bir rahatladım ki yüzümdeki ifade günaha girer. Kapat kapıyı velet sakat kalacam hayatımın baharında, yaz da olabilir ama ben iyimserim biraz, daha yaş otuz dört, ahh mihrap ahh dertliyim sorma. Yok, ben arkaya geçeyim dinlemez bu velet, güzel de bir kadın vardı yanımda parfüm kokuyordu buram buram.
     İpini koparan trene binmiş, ne işim var burada, nedir bu müzik gümbür gümbür. Sayın kenar mahalle dilberi, konversi çakma saçı boyalı hatun,  sevmedim dinlediğin müziği, albümü değiştirir misin? Ya da boş ver albümü sesini kıs sadece, akılsız kafanın iki yanına açılmış deliklere soktuğun kulaklık haddini aştı, sesi bana kadar geliyor, ben de boş durmuyorum gerçi,  içimden sevgi saygı.