EVE DÖNDÜM - 6.7.2015

1966 kere okundu

Döndüm ulan döndüm işte, her zamanki gibi, senin de bildiğin gibi yine ve tam da eskisi gibi döndüm. Cihan harbi mi bu sanki, balkanlar mı karıştı Ortadoğu dururken, bu hesap kitap niye kime bu umursamaz cümleler. Aykırı bir dünya vardı da biz mi yaşamadık, bunca sıradanlığın suçu bir bizim başımıza mı kalacak şimdi. Dönebiliyordum ve döndüm işte, tam da benden beklenildiği gibi, ilk nerde güldüyse yüzüm tam da oraya. Dalına incir ağacının, fotukkaya oynadığımız yol kenarına, okul yolundaki su birikintilerine, anneme ve abime, fındık ocaklarının dibine sakladığımız sepetlere, yazlara ve güzlere, Vayitın Memet’e, Şükrü Reis’e, Pirın Hakkı’ya ve Maraş Harun’a. İlk nerede güldüyse yüzüm tam olarak oraya işte. Mustafa Maraş’a, Halis Yetim’e, Sunay ve Mehmet Karabina’ya…

Kendi kendime konuşuyorum ben duymayın siz. Kaçacak yerim var bilsin herkes. Duruyorsam sırf inadımdan. Seviyorsam üçünüzü beşinizi inadımdan, keyfe keder fazlası… şimdi içinize bakın, en içinize. İkiyüzlü birisini göreceksiniz sarılın ona, iyi sarılın. Çünkü elinizde kalan bir o, ikisine de sarılın üstelik. Biri içinizi ayakta tutacak ki kokuyor içiniz, biri dışınızı. internette indirime girmişsiniz de satın alan geri verme zahmetine katlanmamış gibi. Olsanız da olur olmasanız da gibi. Siz kendinizi Levis ya da Karaca sansanız da en fazla yirmi lira edermişsiniz gibi. Sarılın kendinize ve sakın bırakmayın. Çünkü siz size sahip çıkmazsanız kimse tutmayacak kirli ellerinizden.

Hayat tekrarlıyor kendini, cümleler de ben de. Yaz yaz bitmez sanıyorsun ama bitiyor. Irmaklar nehir olacak sanıyorsun ama nafile! Nehirler denize dökülmüyor artık, kuruyorlar kuytu bir yamaçta. Kırmızı pullu alabalıklar can çekişiyor gözümün önünde, ben denize hasret deniz bana. Tut işte döndüm yine sana, aynı cümlelerle aynı yoldan döndüm. Sabah ezanını okumaya gitmişken Hoca Amca, Resul Abi yedi gün üzerine kalkan ağını Goota Burnu’ndan kaldırmaya karar vermişken, henüz uyanmışken babam. Yirmi beş yıl geriye döndüm kalan son hevesimi de yanıma alıp.

Isınmaya başlar havalar şimdi, soğuk gövdelerinizi teslim edersiniz sıcak kumlara. Mevsim yaz, iş güç kimsenin umurunda değil. Herkes gereğinden çok çalışıp gereğinden az kazanıyor çünkü. Açız bildim bileli, yetmiyor ne kadar çok kazansak da, ne kadar harcasak da yetmiyor. Şikayet edecek bir şeylerimiz hep var. Elde edemediklerimizden şikayet etmekten bıkınca elde ettiklerimize sarıyoruz; eşimize dostumuza geliyor sıra, çoluğumuza çocuğumuza. İçi kirli dışı süslü cümleler kuruyoruz adrese teslim. Ama kimse anlamıyor kimseyi, herkes o kadar kendine dalmış ki duymuyor dünya yıkılsa. Ağlıyoruz her fırsatta, gözyaşlarımız yerle bir. Ve akan her damlada seviyoruz kendimizi. Ağlamak iyi insan yapıyor bizi sanıyoruz, kanıyoruz kendimize her seferinde. İyi bakın içinize… İki yüz göreceksiniz biri iyi biri kötü, iyi sarılın kötüye çünkü elinizde bir o kaldı.

Tahtadan bir sedir var evin önünde, uykusu kaçmış annemin çıkmış oturmuş. Hırkasını almış üzerine soğuk biraz. Şaşırmıyor beni görünce. Kızlar uyuyor diyor, abin iş için İstanbul’a mı Ankara’ya mı ne gitti, bilmiyorum. Söylemiyorum bir şey. Gidip dizine yatıyorum. İneklere ot verdim diyor, baban balığa gitmek için uyanınca ben de uyandım, uyuyamadım daha. Ahır kokuyor eteği, anne kokuyor. Tereyağı ve peynir kokuyor, ot kokuyor, ter kokuyor, herkesten güzel kokuyor. Yirmi beş yıl öncesinin güneşi doğuyor, söğüdün dallarını okşayan deniz rüzgarı gibi okşuyor kafamı annem, elleri sevgiyle dolaşıyor saçlarımda. Düzelir oğlum diyor düzelir, anlarlar kabahatlerini bir bir ama geç olur. Olmaz anne diyorum, geç olmaz belki. Keçinin atladığı yerden gıdağı da atlar diyor. Evet diyorum, haklısın sanırım. Herkes anlar kabahatini eninde sonunda ama hep geç olur.

TIRI VIRI DÜNYA; BAYRAM - 18.7.2015

1168 kere okundu

Bayram namazı 2 rekâttır ve bir dolu tekbirden oluşur. Eğer hoca aralarda Allahuekber dediğinde şaşırıp rükuya giden çocuklara rastlanmıyorsa hayatın tadı tuzu kalmamıştır. Çünkü onlar da artık “başkaları ne der” felsefesine kurban olmuş ve eğlenmekten çok karizmayı çizdirmemek peşindedir. Eğer namazın eğlenmekle ne ilgisi var diyeniniz çıkarsa haklısın der bitiririm tartışmayı; ömrünce çocuk olmamış ya da çocukluğundan hatırlayamayacak kadar uzaklaşmış insanlarla yaşayacak ortak paydam yoktur. Saygı duyarım, iki rekât sonunda ellerini sıkıp iyi bayramlar dilerim, hatta yakın tanıdıksa iki yanağından göstermelik öperim ama o kadar. Fazlası bana fazla gelir, gelmiştir ve gelecektir.

Fazla süs var diyor Cihan, hangimizde yok ki. İnceleme kitabı okuyorum, sonra araya tırı vırı bir şeyler sıkıştıracağım diyor Gülsefa, sensin basit. Gitmeden almış Aysu oysa beklenen okunulması alınması değil. On beş lira borçlusun bana diyor dayım, okudun mu diyorum, ben kitap okumam ki diyor, bizde de para iadesi yok diyorum. Gülüşüyoruz… Ezgi’nin burnu kanıyor severken, “bu taraftan gidelim gardaş” diyor Ozan kuzenine, alı moru annesi Demir’in, senin elin pis tutma elimi diyor Eylül elleri ıslak halasına, Derin bilmiyorum diyor hayır yerine. Belli ki üzmekten korkuyor sevdiklerini ama uyuyor da koynumda babası bizi ayırana kadar. Garson kız hem kalabalığız hem de personel az derken etrafa bakıyorum, iki personel üç masayla ilgileniyor. Çaylarınız gelecek şimdi diyor diğeri, takmayın kafanıza, benim beklentim minimumda diyorum. Hesapları yine Ceyhun ödeyecek netice itibariyle ben bir terslik olmazsa yirmi yıl daha yaşayacağımı umuyorum!

Karamsar olmadığımı söylesem de ateş yanmayan yerden duman çıkmıyor. İnsana dair umut tükenmeye yüz tutmuş kalkan balığı gibi. Herkes tadını seviyor ama ondan ses seda yok. Birkaç yerde sayılarını artırmak için çiftlikler kurulduğundan dem vuran olsa da elle tutulur bir şey yok. Kız hastaydı param yok diyor amca, çocuk esirgeme kurumuna ver dedi doktor, ben de öyle yaptım. Yoksa nereden bulurdum on iki milyarı. Sahi ne çok para on iki milyar… İnsan çocuğundan bile vazgeçebiliyor canı sağ olsun diye. Tatillerde bizimle kalıyor ama, istediğimiz zaman da görüşebiliyoruz diyor. Neden almıyorsunuz yanınıza diyorum, okuyor orada diyor, Zonguldak’ta. Karadenizli balıkçılar gelince balığa doyarmış buraların insanı. Kalkan da olur diğer balıklar da. Siz de Karadenizlisiniz ama diyecek oluyorum, bizimkiler tembel diyor. Bizimkiler de öyle, aramızda kalsın!

Kalmıyor aramızda, ne ben söylemekten bıkıyorum ne de onlar umursuyor söylediklerimi. Alıp başımı gitsem, adı geçen çocuklarla birlikte bir memleket kursam diye geçiyor içimden. Bilge bir adam olsam usul usul akan nehrin kıyısında bağdaş kurup bekleyen. Gelip sorsalar bana prenses sophia mı güzel embır mı diye. En uzağa tüküren en güzelidir desem, tükürseler en uzağa, en güzel bayramlarda rükuya gitseler tekbir getirilecek yerde. Gülüşmeler gelse koca koca adamların kulaklarına, istiflerini bozmadan kızsalar içiten içe. Bayram namazı dediğin iki rekât sonuçta, farz bile değil üstelik. Yine yazacak mısın diyor Muhammet… Adamların tek derdi yapmacık ilişkilerde asıl oğlan ya da asıl kız olabilmek. Üstelik ortada sevgililik ya da azıcık alakalı bir durum söz konusu bile değil. Cihan da haklı; kimi sevsek götü başı ayrı oynuyor. Götü başı ayrı oynayan adamların yaşadığına aşk dediğimiz sürece aklı başında olanlar aşkı adam yerine koymuyor.

 

SÖĞÜTDÜR O SELVİ DEĞİL - 27.7.2015

1022 kere okundu

Kara selvi de nereden çıktı, senden olsa olsa söğüt olur, su kenarlarında kırılgan olur, salınır rüzgârda narin olur. Olmaz senden selvi, senden söğüt olur. Yaz da olur kış da olur, Ayvalık’ta da Bodrum’da da olur. Bilmezsin sen, balıkçı barınakları Dedeoğlu’nun evinin aşağısındaydı eskiden, sonradan taşındı şimdiki yerlerine. Akasyalar vardı, Hacı Şahin’den kalma dam vardı, on altılık süperstar motoru vardı kayığın, en hızlısı bizimki sanırdım. Söğütler vardı senin gibi, kırılgandılar, narindiler. Deniz rüzgârıyla sevdalık ederdiler.

Kime sorsam senden bahseder şimdi, yolcuydu der, aktı gitti su gibi... Hangi hana uğrasam izin vardır, duvarında ismin, odasında kokun vardır. Söğüdün dalı vardır, hatıran vardır. Bir hikâyeydin anlatanının diline yakışan, devrikti cümlelerin. Elinde bir keskin bıçak, sırtından düşmeye ramak kalmış.

Mutluyum dersen yalan olur, inanmaz sana kimse. Söğüdün yaprağı uzun ve ince olur, bırakır kendini rüzgârın kollarına teslim olur. Sen olur bazen, İzmirli güzel bir kadın olur. Cümle olur kara kalemde hayat bulan, şiire satır olur ama ille de kırılgan olur. Mutluyum dersen inanmaz kimse, gözünün boyası akmıştır ağlamaktan, saçın dağılmıştır. Yenilmiştir hüzne gönül, ayrılık nisana mayısa denk düşmüştür.

Kara selvi de nereden çıktı, senden ıslak kumda ayak izi olur, kalır ilk dalgaya kadar. Kaybolur gider keder olur, tuzu suya karışır ege olur, hem bodrum hem Ayvalık olur. Zaman lazım sevdaya filiz atsın diye, bi bakmışsın Eylül olur, Deniz olur. Uçup konar söğüdün dalına kelebek olur. İnadına yaşar uzun uzun, yüzünde güller açar deniz rüzgârları her estiğinde. Kralsın sen der baba, tutar olur olmaz zamanda prenses olur.

HUZURUN KOLLARI - 28.7.2015

981 kere okundu

Sabah, öğlen on ikide de kör olabiliyor. Açıyorsun gözlerini gün ışığına inat. Yatak bırakmıyor yakanı; kırışmış çarşaf, ter kokan yastık, geceden kalmanın de ya da da hali. Günce bu sonuçta, üzerine sarelle de sürsen olur çocukluğundaki gibi tereyağıyla şeker de. Ama olmuyor işte, iş var güç var. Kural hep aynı iğrençlikte; iş varsa güç de var. Kaç kez söyledim ben o adam değilim diye ama bir tek umursayan çıkmadı. Bi kısır döngü var elde, döndükçe öğütüyor bizi, ne kol bırakıyor ne de kanat.

Hacı Dayı geldi aklıma dün, Hacı Şahin. Bazen geç kalıyor insan; işe geç kalıyor, aşka geç kalıyor, otobüse hatta uçağa geç kalıyor. Bazı insanlar vardır öğreneceğin şeylere sahip olan. Hatta mutluluk verir sana ondan öğrenmek. Hacı Dayı öyle biriydi. Görmüş geçirmiş adamdı, farklıydı tanıdıklarımdan. Yıllar sonra twitterda oğluna tanık oldum, emice diyorlardı. Ama o da babasının yanına gitti birkaç yıl önce. Geç kaldım Hacı Dayı’ya, biraz daha erken gelsem mutlu olacaktım.

Cavcaga değilse fındık değildir o, toprak örter üstünü, küçük hayaller büyüklere yenik düşer. Tadı kaçar memleketin, çıkar memleket memleket olmaktan. Medeniyet dediğimiz şey, gelişmek dediğimiz şey bizi biz yapanları kıra döke ilerler; dışımızın manzarası güzelleşirken içimiz izbeleşir, ölür yavaş yavaş. Ama ileri bakarız biz, daha iyisi için un ufak ederiz geçmişi. Susarız, yüzümüz düşer, ait olduğumuz yerlere yabancılaşırız. Belki de doğrusu budur deriz içimizden. Tekrarlar hayat kendisini; birlikte çıkılan yollarda birlikte devam etmek kısmet değildir yine. Bilmiyorum der Derin. Dedeni dersen üzülmeyeceğim derim, söz. Dedemi der Derin. Çocuk çekingenliğinde çoğalır sevdan, naifliğine de yar olursun. Kaybettiklerini ararsın masumiyetinde.

Sanane el âlemin savaşa olan ilgisinden, can sıkıntısından birkaç kelime karalarsın. Sen silmeden cevap gelir, ucuz da olsa haklıdır. Sanki sen savaşın içindesin de milletten de aynısını bekliyorsun. Kalem oynatmak, klavyenin tuşlarında gezinmek en kolayı. Çağırsalar giderim diyemiyorum kazananı belli olmayan savaşa. Eylül var! Olmasa da aklım var, içinden çıkılmayacak döngülerde harcanan ve harcanmaya niyetlenilen canlar var. Ne far keder bizden ya da onlardan olması. Ölen her canın annesi var, babası var, sevenleri var. Bizi başka yalana inandırmışlar onları başka. Yüzyıllardır savaşıldığı halde hiçbir sorun çözülmemişse savaş denilen bela o kadar da gerekli değildir. Ama gel de anlat birilerine. Savaşa karşı olduğum kadar esarete de karşıyım. İkisinin arasında bir dünya verin bana bugün, erik ve kızılcıktan yaptığım mayhoş kompostodan verin, Eylül’ü verin bana bugün. Kendini bilmez insanları da ulusları da uzak tutun güncemden, şiddetin her türlüsü sizde kalsın, meltem essin gölgesine uzandığım söğüdün dallarında. Usul usul aksın bir nehir, usul usul bırakayım kendimi huzurun kollarına.