VE BİR İKİ ŞEY DAHA - 7.3.2017

1081 kere okundu

Yazarım, yazarsın, yazar… Fiil çekimi olsa gerek bu; yazmak filinin şeyi… Mutluyum, mutlusun, mutlu… Bu da mutlu olmak fiilinin şeyi… Çekimi. Beni mutlu eden şeylerden biri yazmak ama gel gör ki yazamıyorum. Akıllı telefon diye bir orospu çocuğu var, onun yüzünden. Yazmak için bakmak lazım, en azından benim için. Telefona bakıyorum ben. Onu başımıza bela edenin Allah belasını versin. Zorla mı diyeceksiniz. Evet zorla. Özgür irademi bana bırakmayan, beni istemediğim bir yaşam biçimine zorlayan dünya düzenine ne kadar karşı koyabilirim, kimim ki ben. Önce beni çalar saat gibi kuracaksın, sonra ister çal ister çalma diyeceksin. Zembereğim senin elinde olduktan sonra kimim ki ben.

On dört bin takipçi, dile kolay; on dört bin geri zekâlı, on dört bin ahmak, on dört bin ipe sapa gelmez adam ve kadın. Hadi bin kişisine laf etmeyelim eşeklik edip, on üç bin gereksiz canlı. Kimden satın aldın diye yazıyor geri zekâlı dm’den. Vallahi yüz tane satın aldım sadece sanırım ama onlar da on gün durmadan topukladı diyorum. Beni tufaya düşürüp konuşmamızı yayınlayacak. Neymiş efendim ablasına laf sokmuşum. Ya da sevgilisi, bilmiyorum. Boşver bunu, sadete gel diyorum, bir daha olmasın diyor. Tamam diyorum ama yetinmiyor. İleri geri lak lak. Dizimi iki kat yapar kıçına sokarım diyorum… Bildiğim en havalı küfür bu. Fındık ocağının dibine inek boku -ki bizim oralarda kendisine kemre denir-   taşıdığım yaşlardaki zibidilerle yüz göz oluyorum akıllı telefon sayesinde. Yüzde altmışı aktif olmayan kullanıcı, geri kalan kırkın da yarısı fake kullanıcı. Kuru gürültü anlayacağınız. Az insan çok huzur diyorsunuz ama yedi bin takipçiniz var diye yazmıştı instagramda kadının biri. Çok haklıydı. Güya kitap reklamı yapmak için girdiğimiz ortamın şebeği olduk çıktık. Yazıklar olsun bize.

Bunalım diye bir şey var, depresyon da diyorlar. Çok uyumak o durumun belirtisiymiş. Telefonu kullanmamak için uyuyor olabilirim, uykum olduğu için uyuyor olabilirim, özgür kalmak için bile uyuyor olabilirim. Ama benim kafamdaki biri depresyona girmez. Çünkü girecek bir dolu güzel şey varken o bahsettiğim şeye girmek ahmaklık olur. İyi de orospu çocuğu dediğin telefonu da elinden düşürmüyorsun diyor iç ses. Küfrü yiyor lafı bitmeden.

Eskiden buralar hep benimdi, şimdi halka açıldı. Halk dediğim de ipe sapa gelmez bir dolu tip. Ne istiyorsun diye sorsalar Norveç’e kaçmak istiyorum derim. Gerçi İzlanda da olur, seçici değilim. Niye Norveç diye sorsalar, özel bir sebebi var mı? Gitmedim hiç, bilmiyorum nasıl bir yerdir. Ama insanları soğukmuş, binlerce göl varmış ve bolca balık. Balık göllerden değil ama, denizden. Ayrıca havası da soğukmuş. Bıktım bu ucuz sıcaklıktan zira! Tamam, Kanada da olur. İngilizce ya da Fransızca biliyor musun diye soracak olursanız, bilmiyorum ama yeterince kalabalığım, uzun bir üre kendi başıma idare edebilirim.

Sabahın dört otuz sekizi tam olarak. Çıkıp dolaşacağım sokakta. Belki uyurum, belki uyumam. Belki bir börekçide Kürt böreği yerim üzerine pudra şekeri döküp. Ya da simit, bilmiyorum. Simitte pudra şekeri olmaz. Olur belki de ama hiç denemedim, denemem de. Ben geri kafalıyım bazı konularda. Aile dediğin kalabalık olur, Cuma günleri namaza gidilir, çay ince belli bardaktan içilir ve simit ile pudra şekeri aynı damağa tat vermez.

Bu satırları yazarken açık olan televizyonun bana göre sol üst köşesine yazan BEYAZ TV ibaresinden de utanmıyorum artık. Yüzsüzleştik hep beraber. Ben payıma düşeni yaşıyorum. Ucuz taraflarım var, ipe sapa gelmez, her yerde söylenmeyecek kalitesiz alışkanlıklarım. Beyaz TV’deki futbol programı da bunlardan biri. Ve sosyal medya. Ve bir iki şey daha.

yeşil kadınlığın hakkını vermek :)
15.8.2017 Salı

kırıntıyı üstüne dökmesi tercih sebebin olmaz mı temizlemek için ?

YURTTAN SESLER - 11.3.2017

1154 kere okundu

Adam dünyanın en güzel yerlerini geziyor ya da kadın ama dönüp dolaşıp yatağa geliyor. Bazen üstünü başını bile çıkarmadan teslim ediyor gövdesini. Huzur ki huzur, satılabilse kapış kapış gider. Yok öyle twitter, instagram üzerinden havalı fotoğraflar paylaşmak.  Honolulu’nun Aşağı Ayrancı Mahallesi’ndeki Hacı Hüssam Türbesi harika, Tazmanya’nın canavarı olağanüstü içerikli fotoğraflar ve cümleler paylaşmak. Aklı başında tek bir insan yemez bunları. Hayat yatakta; cumartesi sabah dokuzda gitmeniz gereken iş yerine yatakta değil de Norveç’in gaydırıguppak gölünün kenarında ki Van Kahvaltı salonunda olmak isteyen bizden değildir… Cümle uzadığı için kesmek zorunda kaldım, silip yeniden anlamlı hale getirmek gereklilik değil. Bu satırları okuyacak dangalak yarın üniversite sınavına girmeyecek netice itibariyle, anlamasa da olur.

Kadın olsam her sabah yatağıma kahvaltı getirtirdim. Kırıntıları yatağa döker temizletirdim. Şimdiki kadınlar gibi yedi gün 24 saat şikâyet etmezdim. Beceriksizliğin kitabını yazabilecekken adamlar şöyle kötü adamlar böyle kötü diyerek komik olmazdım. Kulağına çorap geçirirsen sana göğüslerimin fotoğrafını göndereceğim demiş kadın. Adam kulağa çorap geçirmekle kalmamış, ağzına biber sokup, kafasına tencereden şapka geçirmiş. Belki göğüs görememiş ama ünlü olmuş sosyal medyada. Bir göğüs görmek için bu hale düşen bir türden yatağa kahvaltı getirecek bireyler devşiremiyorsanız vazgeçin makyajdan; sakal bırakın, bıyık bırakın, sokağa tükürün, kahvede okeye dördüncü arayın. Belki kadınlığın hakkını veren birileri vardır, emeklerine gölge düşürmeyin.

Şahsen ben, bizzat kendim sakal bırakıyorum… Sevgilim top sakalın modasının geçtiğini söyledi bir dost sohbetinde. En son Hulki Cevizoğlu’nda görmüş top sakalı. Erhan gibi yap dedi, hepsini uzat, toplar daha uzun olsun. Erhan kim ulan dedim, menajerim dedi. Tamam dedim.  Kapatalım bu bahsi, seni kınamak istemiyorum uluorta yerde. Diğer sevgilim ne bu hal deyince anlattım her şeyi. Yalan söylemeyi hiç beceremem zira. Tamam dedi, bundan sonra sadece o öper seni. Düşündüm ve sakallarımı kesmeye karar verdim ama yine de onla öpüşme fikri çok iğrenç. Netice itibari ile ben öyle bir adam değilim, her sevgilimle öpüşeceğimi beyan ettiğim hiçbir mecra yok henüz. Kimse de aksini iddia edemez.

Eskiden buralar hep böyleydi. Aklımdan geçen saçma salak şeyleri yazardım buralara. Sonra edebi kaygılarım başladı. Gamsızın önde gideni olduğum halde gamlanmaya başladım. Satmayan bir kitap yazdım. Yazdım demeyeyim de yazılanlardan satmayan bir kitap oluşturdum. Bana benzedi. On üç on dört yaşlarında Anne derdim…  Efendim derdi. “Ne mutlu sana” derdim. Niye derdi. Çok yakışıklı bir oğlun var derdim. Gülerdik… Sonra baktım herkes benim kadar yakışıklı ya da ben herkes kadar çirkin! Kitap da öyle oldu, önce çok güzel geldi, sonra diğerlerine benzedi. O da benim gibi satmadı. Üzüldük mü? Çok üzüldük, stresten sekiz kilo aldım. Birkaç ay evden çıkmadım. Dostlarımı bunalttım. İşlerim bozuldu, milyonlarca Lira zarara uğradım. Ne güzel olurdu gerçi böyle şeyler olsa ama olmadı. Kim kime bağışlamış böyle bir lütfu; birkaç ay evden çıkmamak ne demek! İlk nerede mutlu olduysan oraya dönermişsin yüzünü. Ben yüzsüz bir insan olamadım hiç, dönemem yüzümü; devam ediyorum…

Saat de şerefsiz, durmuyor durduğu yerde. Ardından kovalayan mı var. Akşama misafirin mi gelecek. Niye koşturuyorsun sağa sola. Azıcık oturaklı ol, aradığı yerde bulsun seni ihtiyaç sahipleri. İki satır yazalım dedik daha çok geç kaldık. Edebiyata da mı karşısın be mübarek. Satırlarıma istemeyerek de olsa son verirken küçüklerin saçını karıştırıp büyüklerden kadın ve güzel ve de aptal olmayanları teker teker selamlıyorum. Aptal kadın sevmem, çirkin olanları da canım istemedi şu an. Erkeklerden bahsetmiyorum bile. Gereksiz canlılar. Ulan meme görmek için maymun olunur mu? İnternet diye bir şey var, tek tuşla futbolcu olan Ronaldo’nun sevgilisinin memesini bile görebilirsin. Şimdi baltayı taşa vurmayayım. Hem futbolcu, hem de zenginsen güzel memeli kadınlarla çiftleşirsin, teamül odur. O açıdan Ronaldo dedim, yoksa elin karısında, pardon sevgilisinde gözümüz yok. Ben de sizin bildiğiniz erkeklerdenim neticede!!!

Bitti! Şimdilik…