KAHVECİ DÜKKANI - 3.04.2020

994 kere okundu

Beni duyun diye yaptıklarımın dışında görünür olmak için yaptığım kötülükler de var. Vicdanımla oturup hesap yaptığım, el sıkışarak masadan kalktığım gecelerim var. Karanlık taraflarıma ışık tutan cümlelerimi bir kendime söylüyorum. Aydınlığa kavuşturuyorum aklıma takılan neyim varsa. Kim varsa değersiz kılıyorum, ne varsa önemini yitiriyor ışığımın altında. Susuyorum yalnız kalmak istediğim zaman. Ne duyulmak istiyorum ne de görülmek. İyi oluyorum o zamanlarda, çünkü iyi olmaya da ihtiyacım var.

Sevdiğimiz herkes iyidir, kötülükler sevmediklerimiz tarafından yapılır hep. Susarız onlara, kendilerini akladıkları her hamlede arkalarından yürürüz ya da yanlarından. Konuşmayız bunları, konuşursak işler kötüye gider. Birbirimizden habersizce biliriz bunu. Çok da gizli olmayan bir anlaşmanın iki masum tarafıyız. Ne kadar masum olunabiliyorsa o kadar ancak.

Kötüyüm ben dedim, bugün dünden daha kötüyüm. On dört gün çıkmadım evden. Sen gel demesen çıkmayacaktım da yine. İyi ki gel dedin. Kahve almışsın dedi. Evet dedim ama soğudu, geç kaldın. Yok dedi, sen erken gelmişsin. Olsun dedim ama kahve yine de soğudu. Soğuk da içerim biliyorsun dedi. Evet dedim, niye biliyorsam bu kadar şeyi. Gülüştük. Hep gülüşürüz biz. Etrafımızdakilerden bahsederken de güleriz, birilerine küfrederken de. Kendimize de güleriz bazen. Ben gülerim daha çok, o bana eşlik eder. Eee dedi, anlat bakalım ne yaptın.

Kötüyüm ben dedim. Kendimi öldürdüm ama gömemiyorum. Dolanıyorum sağa sola, eve kapatıyorum kendimi bazen, bazen de giremiyorum eve. Oysa yok olmam gerekir. Ruhumun peşinden gitmeli gövdem. Kokmaya başlayacağım yakında. Solucanlar çıkacak gözlerimden, kolum bacağım düşecek. Öldüm ben, kötüyüm diye öldürdüm kendimi. Ama gömemedim.

Bunları mı yaptın dedi on dört günde. Topu topu bir kişiyi öldürdün ama onu da gömemiyorsun. Siktir et dedi, peşinden gidemiyorsan geri çağır ruhunu. Belki o zaman kokmazsın da. Bak şimdiden söyleyeyim dedi; kokun bana gelirse yokum ben. Siktir git dedim. Gülüştük. Kahvemi içtikten sonra gitsem olur mu dedi. Koku geliyor mu dedim, yok dedi. Ben de yok dedim, gitme bari. Kal biraz daha. Belki ikinci kahvelerimiz sıcak olur. Oturacak mıyız burada dedi. Yok dedim, kahvelerimizi alıp sahile doğru yürürüz. Esiyor dedi. Siktir et dedim, bize esmiyor. Kime esiyorsa o düşünsün.

Ben kahve bilmem. O öğretti bana. Öğretemedi hatta. O bir tane sipariş eder, bana da aynısından derim. Orta boy olsun. Onu öğrendim bir tek. Küçük, orta ve büyük. Küçük dertleri büyüterek başladım yaşamaya, sonra ortalama dertlerim oldu, onları da büyüttüm biraz. Sonra büyütmemeye karar verdim hiçbir şeyi. İyiliği de kötülüğü de büyütmedim. Sıradan bir yaşamın sıradan bir kahramanı kahvesini orta boy içer demeye başladım. Kendi kendime dedim ama hep. Tezgâhtaki kız sadece orta boyu duydu. Kendime sakladığım pek çok şey gibi cümlenin gerisini de kendime sakladım. Sonra kalmadı saklayacak yerim. Öldürmeye karar verdim kendimi. Öldürdüm de! Ama gömemiyorum. Bu böyle devam ederse orta boy bir sorunum daha olacak.

Ne dedin duymadım dedi. Bir şey demedim dedim. Biliyorum ama diyeceksin sanırım dedi. Evet dedim, kalkalım mı? Peki dedi. Tezgâha doğru yürüyüp bana bir Amerikano dedi, küçük boy olsun. Bana da dedim ama benimki orta. Bir şeyler daha söyledi tezgâhtaki kız ben karşı raftaki metal kupalara bakarken. Yüz on dört lira yazıyor altlarına. Boktan metal bir kupa yüz on dört lira. Satın alan var mı bunları dedim. Anlamadım dedi. Kupanın fiyatı yüz on dört liraymış dedim. Hasiktir dedi. Çalarım ben bunu dedim, bu kadar para vermek enayilik. Bugün olmaz dedi, kalabalık bir günde çal. Gülüştük. Ufacık bir etiketle alelade şeylere ne büyük değerler yüklüyorlar dedim, ve hemen tav oluyoruz. Tamam, ben sana yardım ederim, çalarsın dedi. O kadar para verilmez zaten bu boka. Ağzın çok bozuk dedim. Yok dedi, bozuk olan seninki, ben iyi bir adamım. Fark ettim dedim, ben beyaz kupaya bakıyorum hep, sen umursamıyorsun bile hangisinden bahsettiğimizi. Durup bunu mu düşündün şimdi dedi. Yok dedim daha önce, eve kapandığımda. On dört gün ne yaptım sanıyorsun göt kadar evde. Evde olmak sana iyi gelmiyor dedi. Yeterinden fazlası kimseye iyi gelmez dedim. Ben on üçüncü günde saçmalamaya başladım, sonraki gün de dışarı attım kendimi. Şanslısın dedi. Ya daha fazla kalsaydın ne yapacaktın. Sakalındaki kılları bile sayardın. Niye daha fazla kalayım dedim. Salgın mı var sokakta sanki. Gülüştük yine sıcak kahvelerimizde sahile doğru yürürken.

KORONA GÜNLÜKLERİ; ON BEŞİNCİ GÜN - 30.03.2020

821 kere okundu

Eve kapandık. Kafamızı pencereden dışarı çıkarırken bile tedirginiz. Sokağa çıkmaya korkuyoruz. Grip yüzünden, bildiğiniz grip! Yılda altı yüz elli bin can alan grip yüzünden. Peki bu zamana kadar aklımız neredeydi. Her yıl yüz binlerce can alan bir virüsün korkunç olduğunu anlamamıza ne sebep oldu. Kim silkeledi bizi de düştü jetonumuz. Ayrıntılar hakkında pek bilgi sahibi değilim ama benim de bildiğim şeyler var.

Herkesi hasta etmiyor bu virüs mesela. Aynen diğer grip virüsleri gibi bu da. Bazen bulaşıyor, bazen bulaşamıyor, direnç gösteriyor vücut. Kadın yurt dışından getiriyor mesela. Ona bir şey olmuyor ama eşi grip oluyor. Ama ölmüyor tabii ki. Ölüm oranı yüzde iki bile değil ülkemizde. Yani yüz hastadan doksan sekizi hayatına devam ediyor. Kötü tarafı ne mi? Diğer virüslerden daha fazla bulaşıcı bu meret. En azından öyle söylüyorlar. Benim etrafımda grip olan kimse yok. Muhtemelen pek çoğunuzun da yoktur. Ölen de yok etrafımda, pek çoğunuzun da yoktur. Trabzon’da iki kişi ölmüş bu meret yüzünden, ailem orada yaşıyor diye dikkatimi çekti. Tedirgin oldum. Oysa bu panik havası olmasaydı tuhaf şeyler yüzünden onlarca insan ölüyordu her yerde her gün ve ben bunların hiçbirinden haberdar değildim. Ama diyor bir öğretmen de ölmüş, kırk dört yaşındaymış. Komşusu ölse haberi olmayacak insanlar yüzlerce kilometre ötede ölen insanlar yüzünden korku yaşıyor. Şimdi sayaç var, her ölümde bir tık atıyor, korkumuz biraz daha büyüyor her seferinde. Tam olarak istenen bu belki de.

Her yıl savaşlar ve terörizm yüzünden on binlerce insan ölüyordu dünyada. Ortadoğu bataklığı yüzünden kimse umursamamaya başladı bu ölüleri. Usame öldürüldü, Saddam gitti, İşid kayboldu sayılır ortalıktan. Yeni bir canavar gerekiyordu bize. Yeni bir çağın girmek için yeni bir canavar. Ve muhtemelen birileri bastı düğmeye. Öyle diyorlar çünkü, adı geçen virüs laboratuvar ortamında oluşturulmuş. Biyoloji bilmemiz gereken çağa hoş geldiniz. Önce dinozorlardan korktuk, sonra insanlardan, silahlardan ve şimdi de virüsten. Korkarak yaşamak insanlığın kaderinde var. Yaşayanlar -ki neredeyse hepimiz sağ salim çıkacağız bu krizden- için daha kötü günler yeni başlıyor. Bundan sonra pek çok virüs yüzünden aynı korkuları yaşayacağız. Yol açıldı ve çok gelen olacak bu yeni yoldan. Biz de kuzu kuzu korkacak ve daha fazla korkacağız. Çünkü öyle söylüyorlar bize. Kim mi söylüyor? Hiçbir fikrim yok, ufacık ömrümü dünyanın gizli gerçeklerini öğrenmek için harcayamam. Kumsalda kum tanesiyim ben, dalgalara teslimim. Ormanda yaprağım, beni savuran rüzgârdan keyif almaya çalışıyorum. Nereye yolum düşer bilmiyorum ama yolumun düştüğü her yerden keyif almak niyetim.

Her şeye balıklama atlayan, hiçbir önlem almadan Allah bizi korur diyen cahil kesim bile aldı korkudan nasibini. Camiler kapandı, bundan büyük olay mı olur bu coğrafyada. Hem de dine, imana en çok önem verdiğini söyleyen insanlar tarafından yapıldı bu. Cemaat olmak yasak! Rüyasında görse inanmayacak insanlar kuzu kuzu vazgeçti toplu ibadetten. Zaten bana sorarsanız ki sormazsınız muhtemelen ama yine de söyleyeyim; ibadet denen şey inandığınız ile sizin aranızda olmalıdır. Bunun reklamını yapmanız ikiyüzlülüktür. Başkalarının buna dikkat ediyor olmaları onların da sizin gibi ikiyüzlü olduklarına işarettir.

Doğa bizden öç alıyor diyor birileri. Doğa insan değildir; kin tutmaz, öç almaz, vicdanı yoktur. Onun bir döngüsü vardır ve tek derdi budur. İspanya’da sokaklarda tavus kuşları görülmeye başlamış, Venedik’in kanalları balıkla dolmuş. Doğanın derdi bu, uzun süreli bir gelgitten fazlası değil. Deniz çekilince kum çıkıyor ortaya. İnsanların istilası son bulunca her yer yeşil olacak, hayvanlar da biz insanlar gibi özgürce dolaşabilecek. Ya biz ya onlar döngüsünü biz kurduk, onların hiçbir suçu yok. Bizim seyahat özgürlüğümüz ne kadar kısıtlanırsa onların seyahat özgürlüğü o kadar artacak. Deniz yine balıklarla dolacak, göçmen kuşlar geri dönecek gittikleri yerden, sarmaşıklar kaplayacak gökdelenleri. Yeterince evde kalırsak şirinleri bile görebileceğimizi söylüyor bir televizyon kanalı.

Sokağa mı çıkmak gerekiyor, önümüze gelene sarılmak mı gerekiyor? Tabii ki hayır. Risk almanın da bir anlamı yok. Çok zeki değiliz belki ama aptal da değiliz. Temizliğimize dikkat edip insanlarla gereksiz yere içli dışlı olmazsak pek çok şeyden koruruz zaten kendimizi. Ama korkmamak gerekiyor. Öyle öğrettiler bize, bilim her şeydir dediler. Matematik yalan söylemez dediler. Amerika’nın başbakanı korona yüzünden iki milyon kişi ölebilir diyor. Bu en abartılı tahmin. Her ne kadar eleştirsek de dünyanın pek çok ülkesinden çok daha iyi durumda bir sağlık sistemimiz var. Sağlık sistemimizi kötü gösteren hukuk sisteminin bozukluğu. Adalet duygumuzun, vicdan duygumuzun çok kötü oluşu. Her şeye rağmen yine matematiksel bir hesap yaparsak ülkemizde bu hastalıktan maksimum yirmi bin kişi ölecek. Trafik kazalarından bir yılda ölenlerin sayısının üç katından az. Gripten ölenlerin üç katı.

Sayılar sizi korkutmasın, çünkü olduklarının bin katı abartılıyorlar şu an. Korkarak yaşanmaması gerektiğini en iyi bilenler bile oyuna gelmiş durumda. Geçecek bunlar elbet, yazın deniz kenarlarını dolduracağız yine. Ama yaşadığımız bu travma iz bırakacak bizde. İstedikleri gibi şekillenmiş olacağız. Bizim için en kötü olan da bu zaten. Siz bilirsiniz!

KORONA GÜNLÜKLERİ; ON DÖRDÜNCÜ GÜN - 29.03.2020

985 kere okundu

Bu gidişle alkolik olacağım dedi, bu günlerde pek iyi değilim. Alkollüyken bana iyi davranacaksan sorun yok dedim. Sana kötü mü davranıyorum dedi. Güncelliyorum cümleyi dedim; bana daha iyi davranacak mısın alkollüyken? İyi davranmaktan kastın nedir dedi. Zor sorular sorma bana dedim. Henüz o konuya gelmedik. Ben gelecek konulara ait sayfaları karıştırdım sadece, okumaya gerek yok. Güldü, soran bakışlarla baktı yüzüme. Pembe sarıdan iyidir dedim, yeşil kahverengiden. Varlığın yokluğundan iyidir, kısa saçlı halin uzun saçlı halinden, sırtın kollarından. Ama kollarını sevmediğim anlamını çıkarma bu sözümden lütfen. Sırtını seviyorum dedim. Hatırladım dedi. Çarşamba salıdan iyidir dedim. Neden herkes çarşambayı sever dedi. Çünkü Salı ve perşembenin karakteri yok dedim. Pazartesi önemli gün, salıya bir şey bırakmıyor. Cuma günü ise çalışmaya iki gün ara veriliyor. Perşembe bir an önce bitsin de Cuma olsun istiyor insan. Ama Çarşamba öyle mi ki. Yine saçma sapan şeyleri tuhaf bir mantığa büründürdün dedi. Kandırdım seni dedim, senin olduğun her gün cumartesi bana, hadi dışarı çıkalım. Yağmur var dedi. Yağmur var diye çıkalım dışarı dedim zaten. Islanmak güzeldir. Seninleyse daha da güzeldir.

Korkarak yaşamayı yaşamaktan saymamak gerek. Tamam, eve kısılmış olabiliriz. Tamam, her gün yeni bir kötü haber alırken içimizi rahatlatmasını beklediğimiz insanlar ya da kurumlar beklentilerimize cevap vermiyor olabiliriz. Büyüklerimizden ya da küçüklerimizden ayrı kalmış da olabiliriz. Ama sabahı olmayan gece diye bir şey yok. Eninde sonunda bitecek bu. Evet, belki ölümler olacak ama zaten ölmüyor muyuz? İki bin on yedide yedi bin dört yüz kişi ölmüş trafik kazasından. İki bin on sekizde altı bin altı yüz yetmiş beşmiş bu rakam. Geçtiğimiz yıl ise beş bin dört yüz yetmiş üç vatandaşımızı almış trafik canavarı bizden. Dünya genelinde yılda altı yüz elli bin kişi ölüyor gripten. Korona virüsü ise üç ayda otuz bin can almış. Ölmek kötü bir şey ama panik halinde ölmek çok daha kötü. Diğer grip virüslerine göre biraz daha saldırgan olan bu virüse karşı biraz daha fazla tedbir alırsak çok büyük bir sorun yaşamayacağız muhtemelen. Ama biz hayatı durdurduk ve herkesten de bunu istiyoruz. Herkes bunu konuşsun istiyoruz. Herkes endişe etsin. Oysa ya deliririz bu gidişle ya da alkolik oluruz.

Kalbe ağırlık yapan duygulardan yaz dedi. Nedir onlar dedim, kalbine ağır gelen bir şey mi var. Yanında olmasını istediğin biri ya da yanında olmak istediğin biri mi var? Sen varsın ya dedi, daha ne isteyeyim. Yokum ki ben dedim. Dışarıya çıktım, yürüyorum yağmurun altında. Döner miyim bilmiyorum üstelik. Vazgeçmek gerektiği halde vazgeçememeyi yaz dedi. Gidenle gidilmez dedim. Gitmedim ki ben, bak buradayım dedi. İkimizde burada değiliz dedim. Evet dedi, sen yağmura çıktın. Ama ben buradayım. Burada olsan sen de gelirdin benimle dedim. Şarap dedi, şarap içmiyor olsam gelirdim senle. Şarap gelsin sen kal dedim. Gülüşü kırıldı, fark ettirmemeye çalıştı, yüzünü pencereden yana çevirdi. Giden dönmez dedim. Dönse de giden kişi değildir artık. Hadi bir mucize oldu ve giden kişi gittiği gibi döndü. Ama sen de aynı kişi değilsindir. Beklerken örselenmişsindir, kaybetmişsindir inancını. Her durumda giden dönmez yani. Bekleme boşuna. Giden birisi yok dedi, bekleyen de yok. Nereden çıkartıyorsun bunları? Yokluk yürek yanılsamasıdır dedim. Varlıkla sınamadan bilemezsin yokluğu. Varlık içindeyken yokluğunu çektiğin insan gitmiştir senden, gerisi hikâyedir. Sen yağmura çıkmamış mıydın dedi. Çıktım dedim. Şarap iyi gelmiş sana, benimle konuştuğunu sanıyorsun.

Zannedildiği kadar karmaşık değildir hayat aslında. Bir dolu bilgi verirler bize ve kafamızı karıştırırlar. Sadeleştiremediğimiz için de karmaşanın içinde boğulur, sağlıklı karar veremeyiz. Futbolcuların maç başı koşu mesafelerini, kaç top çaldığını, kaç isabetli pas yaptığını bilmenize gerek yoktur. Milyonlarca bilgisi olan için de üç tahmin seçeneği vardır, hiçbir bilgisi olmayan için de. Ya ev sahibi takım galip gelecektir, ya misafir takım ya da beraberlikle bitecektir maç. Bir dolu bilgi ile bizi manipüle edip kafamızı karıştırmış olmaları maçın sonucunu da değiştirmeyecektir maç içinde olan her şeyin kısa süre sonra unutulacağı gerçeğini de. Anlam veremediği şeyden korkar insan. Anlam veremiyoruz olup bitene ve korkuyoruz. Tam olarak istedikleri de bu zaten. Üç kuruşluk bilgimle ulaştığım sonuca ulaşan ve bu işlere yıllarını harcamış insanlar var. En kısa yol en iyisidir. Söz veriyorum, ölmeyeceksiniz. Sözümde durmazsam gelip hesap sorun benden.

Bitti mi dedi. Bitmez dedim, sen böylesine güzel olduğun sürece bitmez. Tamam, kötü görünmüyor olabilirim ama o kadar da güzel değilim ki dedi. Ben ne kadar güzel görmek istiyorsam o kadar güzelsin dedim. Görmek istediğim sürece de devam edecek bu. Yağmurla bir ilgisi var mı dedi. Yok dedim, yağmur da ben istedim diye yağdı zaten biliyorsun. Her istediğin olur mu dedi alaycı bir tebessümle. Olacak şeyleri isterim ben dedim. Olmazsa daha kolay olacak şeyi isterim. O da olmazsa olmamasını isterim. Eninde sonunda olur istediğim yani. Delisin sen dedi. Sana dedim. Yarın başkasına da deli olmayacağını nereden bileyim dedi. Bilemezsin dedim. Her şeyi bilirsen heyecanı kalmaz zaten. Hadi ben gittim dedi. Sana da iyi uykular. Gerçi sen uyumuyorsun ama yine de iyi uykular. Uyurum dedim, zamanı geldiğinde uyurum. Yağmur yağarken uyanık kalmayı seviyorum, yağmur dinince uyurum. İyi geceler.

KORONA GÜNLÜKLERİ; ON BİRİNCİ GÜN - 26.03.2020

783 kere okundu

Susacak zaman var konuşacak zaman var. Şimdi ikisinin ortasındayız. Altımızdan su akıyor. Hırçın bir su. Bahar sonu; karlar eriyerek denize ulaşmaya çalışıyor. Herkes bir şeyler için çalışıyor. Biz eve kapandık, karantinadayız. Kimi ekmek derdinde, kimi can sıkıntısında. Bir de kesesini daha çok doldurmak isteyenler var. Allah onları bildiği gibi yapsın.

Toplum baskısını küçümsemeyin, kim olursanız olun küçümsemeyin. Bir yolunu bulup öper sizi. Dün akşam gözümün önünde öptü bir arkadaşı mesela. Yok efendim yok, ben salağa salak derim. Öyle öğrettim çünkü kendime. Nene hatunların torunuyuz biz diyor bir tanesi, üzerimize ne düşerse yapacağız. Topu topu bankadan para çekip yaşlı bir amcaya vereceksin. Ne gerek var tarihten örnek vermeye. Üstelik ağzın maskeyle kapalı olacak, elinde de eldiven. Başkaları için öteye beriye evrilmek. Yaranmak ya da olduğundan farklı görünmeye çalışmak akıntıya karşı kürek çekmekten farksız. Bir gün yorulacaksın ve teslim olacaksın akıntıya. Kimse hatırlamayacak seni. Sahi istemiyor musunuz hatırlanmak. Ben istemiyorum. Yarın isteyebilirim ama, kesin konuşmuyorum o yüzden.

Köye kaçalım diyor Erkan, Hüseyin köyde virüs yok mu diyor. Benim derdim sebzeli bulgur pilavı. Piştikten sonra tereyağını katacaksın yalnız, iyisi öyle olur. Yağı eritip üzerine dökeceksin pilavın, sonra demlenmeye bırakacaksın. Eski zamanlarda, daha önlükler siyah, köy okulları açıkken öğle paydosunda eve giderdik yemek için. Okula en yakın ev bizimkiydi, beş yüz metre. Tereyağı eritip ekmek bandırarak yerdik. Osman, Ferhan, abim ve ben. Nereden geldi aklıma bilmiyorum. Herkes tuhaf bu aralar. Çok kişi sağlam çıkamaz bu karantinadan. Babam evde durmuyor köyde, ben de durmam. Ama sokaklarda insan olmaması güzel bir şey. Kedi köpekten de bulaşmıyormuş meret. Kediler sizin olsun, köpeklerle yarenlik ederim ben.

Küfretmek isteyen edebilir. Günlerdir evde sıkılan, sokağa çıkamayan, daha bu günden delirme noktasına gelen her kim varsa küfredebilir. Daha evde olduğumun bile farkına varamadım ben. Yetmiyor zaman. Yapacak o kadar çok şey var ki. Fırsat varken hepsini yapmaya çalışıyorum. Trafikte zaman kaybı yok, kural dinlemez taksici, minibüsçü yok, yerlere tüküren, sebepsiz yere kavga eden şehirli öküzler yok, gürültücü pazar esnafı, işinden memnun olmayan iş arkadaşı yok. Varlık içinde yokluk yok en azından. Yokluk içinde varlıktır bu maddi sıkıntısı olmayana. Maddi sıkıntısı olanlara değinmeyeceğim, yapacak bir şeyim olmadığını bilsem de vicdanımın keyfi kaçıyor.

Anne babasıyla istediği kadar zaman geçirebilen mutlu bir nesil yetişiyor her şeyden önce. Tamam delirenleriniz var çocuklarla bir arada olmaktan, okullar açılsa da kurtulsak şunlardan diyenleriniz var. Hatta biliyorum ellerine tablet ya da telefon verip -ki telefonlar sizin elinizde olduğu için çocukların payına genelde tablet düşüyor- başından savmaya çalışanlar bile var. Ama çocuk öyle düşünmüyor, henüz kirlenmemiş annesi babası kadar, karamsar değil, bıkmamış hayattan. Kafasını kaldırdığında yüzü ekşimiş de olsa bir anne görüyor, öteye beriye kızmak için tetikte bekleyen baba görüyor. Eskisinden daha mutlu çocuk. Seviyor annesini ve babasını, pişman değil dünyaya gelmiş olmaktan. Yokluklarını çekmiyor. Netice itibariyle birkaç aylık da olsa anne babasıyla birlikte olmaktan mutlu bir nesil yetişiyor.

Ben iyimserim pek çok konuda. Tamam, kaygılarım da var ama boktan bir mikrop henüz ilk denemesinde öldürmeyecek bizi. Absürt şeylerle yaşamayı öğreneceğiz. Sıkıcı hayatımız sürprizlerle dolu olacak artık. Belki din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri kadar biyoloji derslerini de umursamaya başlar koltuk sahibi amca ve dayılarımız. Bazı oyuncularla yollarımızı ayırmak zorunda kalacağız gerçi ama ölüm diye de bir şey var. Bugün olmazsa yarın çalacaktı zaten kapımızı. Önlem almayı, bilime önem vermeyi, temiz olmayı öğreneceğiz. Ertelememeyi, sevdiklerimize sahip çıkmayı öğreneceğiz. Öğrenemeyen de bir zahmet boş yere yer kaplamasın evrende. Zira adlarını bile bilmediğimiz birileri nüfusumuzun azalmasını istiyor. Hem de çok azalmasını. Yaşamaktan şikâyet eden, keyif almayan, almayı öğrenemeyen kendi isteğiyle gitsin. Bir işe yaramış olmanın huzuruyla bitirsin doksan dakikasını yenik olarak sürdürdüğü maçını.

KORONA GÜNLÜKLERİ; DOKUZUNCU GÜN - 24.03.2020

643 kere okundu

Pazı ya da ıspanakla bir şeyler yapacaksanız tuz ve baharat olayına dikkat etmelisiniz. Az zannettiğiniz tuz çok gelebilir, birazcık karabiberle böreğiniz acıdan yenmez hale gelebilir. Her şey her şeye aynı tepkiyi vermiyor, hikâyemizin ana fikri bu. Hikâye dediğim de atla deve değil! Kahvaltıda pazılı, ıspanaklı ve patatesli börek. Yapım ve yönetim bana ait. Corona günlerinde mutfaktan insan manzaraları.

Yumurta kıramayan insanların evde ekmek yaptığına tanık oluyoruz, filmde altyazı okumaktan sıkılan insanlar oturup kitap okuyor. Henüz işler sıkıya girmedi ama yarın öbürkü gün sigara içtiği küllüğü temizlikçi kadın boşaltsın diye bekleyenler cam silmeye de başlayacak. Kendi kendimize yetmeyi öğretiyor bize bu virüs. Hayatta kalmak için ne kadar donanımlı olduğumuzla yüzleşiyoruz. Kendi kendimize kalıyoruz her şeyden önce. Evimize, ailemize daha çok zaman ayırıyoruz. Bir de şu telefonlar olmasa diyeceğim ama o kadar da uzun boylu değil dediğinizi duyar gibiyim. Umarım o kadar da uzamaz bu işin boyu!

Yaşlı amcalar sokağa çıkıyor diye veryansın ettik. Haklıyız da kısmen. Ama bu insanların da bizler gibi ihtiyaçları olduğu aklımıza gelmiyor. Hangi birimiz yaşlı komşularımıza bir şeye ihtiyacın var mı diye sorduk. Komşudan geçtim annesine babasına bile sormayan o kadar çok insan var ki. Toplum psikolojisi ve kendini koruma güdüsü birleşince yaşlılara eziyet eder hale bile geldik. Kötülüklerimizle yüzleşiyoruz, o gün bugündür artık. Hadi sormuş olsanız bile o yaşlı amcaların parası var mı biliyor musunuz? Belki on yere soracak bir şey alırken, en ucuzunu alacak parası yetsin diye. Hadi parası da var diyelim; kim güveniyor birbirine bu devirde. Kapısına gelen birisine maaşını verecek ve bana şunları al diyecek. Resmi görevlilere bile güvenemezken çok mu kolay sanıyorsunuz? Biliyorum, kalabalığın fikrine uymak düşünerek hareket etmekten çok daha kolay. Çünkü düşünerek hareket edersek yardım etmek zorunda kalırız. Başkaları için bir şeyler yapmayı sevmeyen bizler için çok zor bu. O yüzden en kolayı yaşlı amcaları korkutmak, kafalarına su balonu atmak. Hatta bunu biraz daha abartıp eğlenmek, dalga geçmek… İnsanlık ölmüştü zaten, sıra bize de geldi nihayet. Öyle diyor akşam haberleri.

İnsanlar marketlere akın ediyor. Parayla girdikleri reyonlardan un ile, şeker ile, çikolata ile çıkıyorlar. Amerika ve Avrupa’daki gibi talan edilmiyor yine de bizim marketler. Cüneyt Özdemir bunun normal olduğunu söylüyor. Haklı da… İnsanların parası yok erzak depolayabilecekleri. İlk gün peynir almak için girdiğim marketten deli gibi bir şeyler alan insanları görüp yüzlerce liralık alış veriş yaparak çıktım. Sonra vicdanım sızladı. Ben hangi ürünü depolayayım diye düşünürken günlük yiyeceği için para bulayan insanlar geldi aklıma. Bu boktan dünyanın adaleti olmadığı geldi. Ama sonra herkes gibi kıstım vicdanımın sesini ve biraz daha ton balığı aldım, biraz daha çikolata aldım. Bu işin kazananı perakendeci esnaf oluyordu. Kaybedenleri ise fakirler. Oysa sosyal devlet yardım etmeliydi herkese. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe kuralı işleyecekti yine ama devlet pek de ortalarda yoktu. Sokağa çıkmayın deniliyor ama günlük yevmiye ile çalışanların eve nasıl ekmek götüreceği konuşulmuyor. Memurların ücretini ödeyen devlet özel sektör çalışanları için de önlem almaktan da geri kalmadı. Haklarını teslim etmek gerek. Eğer yeni bir ev alacaksanız ödeyeceğiniz paranın yüzde seksenini değil de doksanını kredi ile karşılayabilirsiniz. İnanılır gibi değil, böylesi bir iyiliği dünya üzerinde hiçbir devlet vatandaşına yapmamıştır. Art arda açıklamalar geliyor İtalya ve İspanya’dan; böyle bir önlemi bizde alabilseydik, bu kadar can kaybı yaşamazdık. Evet, her şeyi de eleştirmenin kimseye bir faydası yok. Evet, yeterli olmasa da önlemler almaya çalışıyor Türkiye Cumhuriyeti devleti ama böylesi bir zamanda satacağı evi düşünen insanlar olduğu sürece ve hatta bu isteklere kulak asan devlet görevlileri olduğu sürece biz bir arpa boyu yol alamayacağız. Eve kapanıp kendimize kalmak da çare olmayacak bize. Küresel güçlerin aç gözlülüğü ve güç hırsı virüsleri doğururken bizim aç gözlülüğümüz insanlığımızı yiyip bitirecek.

Kitaplarım bitince üst komşumdan ya da arkadaşlarımdan kitap almayı düşünüyorum. İçerde hiç kullanılmayan bir gitar var, belki ondan güzel sesler çıkartabilirim çalışırken. Bilmediğim müzikleri keşfedeceğim. Belgeseller var bir dolu seyredilmesi gereken. Dünya ile ilgili, insanlar ve hayvanlar ile ilgili. İstemediğim kadar film var seyredebileceğim. Kendimle zaman geçirmenin keyfini süreceğim hayat normale dönene kadar. Belki siz de yaparsınız. İçinizde dolaşır kendinizi keşfetmeye çalışırsınız. Rastladığınız iyi yerlerde keyif sürer, kötü yerleri düzeltmeye çalışırsınız. Yapacak o kadar çok şey var ki aslında. Belki evden çıktığınızda bambaşka birisi olacaksınız. Fırsattır bu belki de, kıymeti bilinmelidir.

SAĞLIK VE HUZURLA - 21.03.2020

754 kere okundu

Ah bu ben ben miyim gecenin bu saati? İçmişim misal, kafam bi milyon. Göçmen kuşlar gelip geçiyor omzumun üzerinden. Kafamı çevirsem yüzüme çarpacaklar, göç yolları değişecek durup dururken. Çevirmesem kafamı görmeyeceğim n olup bitiyor. Hep olup bitiyor bir şeyler zaten. Bi başından haberimiz oluyor bi sonundan. Ortası sağır bir sessizlik. Duyanı yok ki soran öğrensin. Ah bu ben ben miyim bu kalla git arası.

Adadayım şimdi, beş katlı bir evin çatı katında. Üç kedim var bir de köpeğim. Doğum günüm bugün, kutlu olsun. Alıp 3-5 bira sahile indim, oturdum salkımsöğüdün yamacına, sırtımı yasladım gövdesine. Hava soğuk, bira soğuk, ben soğuk. Mevsim bahar ama ısınamadık varlığına. Çekilmiş el ayak, evlerin ışıkları sönmüş. Karşı kıyıdan el sallıyor birisi, doğum günün kutlu olsun diye sesleniyor ama duymuyorum. İçiyorum, içtikçe içime kapanıyorum. Ajansa da maşallah bu saatte bile kötü haber vermekten geri kalmıyor. Kapatın şu radyoyu, adamı duyamıyorum diye çemkireceğim ama nafile. Ne radyo var ortalarda ne de ne de radyoyu kapatacak kimse. Beni soracak olursanız küçüklerin de büyüklerin de yanaklarından öperim. Öpeceksin seviyorsan diyor kutsal kitap. Herkesin kutsalı kendine sonuçta. Ada havası da hava ama, çarpıyor insanı. Gidip yatmalı, yatıp uyumalı, dile kolay otuz altı oldum. Kaç kez otuz altı oluyor insan. Benim ilk!

Ne çabuk geçiyor ne zaman. Daha dün başımda kavak yelleri esiyordu, şimdi salkım söğüt. Yeşile öykünüyordur şimdilerde, biraz daha beklerseniz gerçek olur öykü. Ben anlatırım, siz dinlersiniz isterseniz. Şimdi başlasa yüzmeye nisana yanımda olur karşı kıyıdan seslenen adam. Ya da kapılıp akıntıya gider, belli mi olur. Adanın havasından beterdir boğazın akıntısı. Ve iyi bilirim ki bana doğru akmaz kolay kolay. Sen elmayı sevdin diye elmanın da seni sevmesi gerekmiyor neticede. Birayla bile güzelleşebilen ben bunu mu dert edecek. Kafam güzel, sen güzelsin İstanbul, işimiz bittiyse yürü gidelim eve. Bekleyenim var benim. Zeytinim, ekmeğim var. Ihlamurum var. Havaya atıyorum parayı ama tutamıyorum; dilim gibi elim de peltekleşti. Gerçi yazı gelse ne olacaktı, tura gelse ne onu da unuttum. Çok havada kalıyor bazı şeyler bazen. Para da öyle… Unutuyor insan neyken ne olacağını. Unutması gerekenler kafasından gitmezken unutmaması gerekeni unutuyor insan. Gel de çık içinden tam da sokağa çıkma yasağı ilan edilmişken.

İçimiz sokak bizim Suphi, içimiz. Arnavut kaldırımlı taş sokak hem de. Hatıra biriktiren cinsinden. Sen bilmezsin Suphi. Hem nereden çıktın şimdi. Sen miydin yoksa karşıdan bağıran, radyonun sesini açıp ortadan kaybolan sen miydin? Yarın bir pasta alalım Suphi. Çikolatalı ve fıstıklı. Mum dikelim üzerine üç tane. Gerek yok öyle otuza kırka. Sen yak mumları ben üflerim. Birini geçmişime üflerim, birini geleceğime. Birini de bugün için üflerim Suphi. İyi ki doğdum Suphi, sağlık dile bana, huzur dile.

Korona Üzerine Denemeler 1 - 19.03.2020

823 kere okundu

Eve kapanmak çözüm oldu. Hiç olmayacak şey bu, hiç aklımıza gelmeyecek şey. Oysa küresel ekonominin ülkeye yansımasıyla, Ortadoğu’yla yuvarlanıp gidiyorduk biz. Etimiz budumuz belli, çapımız belli. Neyimize biyolojik tehlike. Okulda bile fizik kimyadan sonra angaryadır o, üniversite sınavında önemsenmez soruları. Matematikçiyi hatırlıyorum mesela lisede, edebiyatçıyı, kimyacıyı hatırlıyorum. Mustafa hoca vardı, trafik dersine girerdi, onu bile hatırlıyorum. Ama biyoloji dersini para versen hatırlamam. Wuhan dünyanın bir ucu, Japon’u, Koreli ’si varken niye Çinliler ile yüz göz olduk biz. Hem durup dururken niye? Milyon yıllık bir dünyanın sezon finaline mi denk geldik yoksa.

Gidecek yerin varsa git, sarılacak sevdiğin varsa sarıl. Uykun varsa uyu. Sabah olacak bir zaman sonra, gün ışıyacak ama aldırma sen. Kal yatakta. Tadını çıkart. Yok öyle hemen zıplayıp kalkmak. Bir bok yok sokakta zira. Bugün baktım ben. Yok, ben de bakmak istiyorum diyeniniz varsa aptallık etmesin. Yatsın uyusun biraz daha. Telefona baksın. Üç beş like yapsın instagramda. Güzel insanlar var onlara baksın. İçlerine kefil değilim gerçi, başına bir iş gelen olursa bana laf etmesin. Sosyal medyada coronadan beter şeyler var. Bizzat tanık oldum.

Peynir almak için markete girdim. Çıldırmış millet. İki market arabasını tepeleme doldurana rastladım. Peynir almaya gitmiştim, üç poşet doldurdum. Makarna benim neyime. Ton balığı seviyorum ben. Toblerone seviyorum, beyaz. Portakal ve mandalina seviyorum. Bir de muz. Ama tuvalet kâğıdı almak gerekliymiş. Öyle görmüşler İtalyanlardan, İspanyollardan. Bizimkiler de saldırmış haliyle. Batı medeniyetine karşı oldum olası zaafımız vardır. Ama öğrendik ki adamların taharet musluğu yok. Bizim kurulamak için kullandığımız kâğıdı onlar temizlenmek için kullanıyor. O günden beri girmem Avrupa’da havuzlara dedi Ercan. Çok mantıklı geldi bana. Geçtim erkeklerini kadınlarından bile soğudum bunların. Kolonya da almalı. Ya da şarap ı alsak. Elle yüzle hiç uğraşmadan direkt içimizi mi temizlesek. Her akşam bir kadeh, şifa niyetine... Hem kafalar da güzelleşir. Güzel kafa güzel vücut diye yürür gideriz. Market önemli ama değişmesin konu. Sen de yap alışverişini dedim Kerem’e. Abartmış olabilirim, istersen gel birlikte yapalım yazıp sonuna da gülücük koymuş. Kötü günler. Zaman geçtikçe sinirler de bozulacak. Tatlı bir şeyler de almalı.

Dünyayı yöneten zengin aileler açtı bu belayı başımıza diyorlar. Bilgisayarcı amcanın vakfı zaten söylemiş olacakları. Wuhan’ı bile söylemiş diyorlar. Dünya nüfusu beş yüz milyona düşecekmiş. On beş kişiden on dördü ölecek biri kalacak demek bu. O kadar da değil diyor içimdeki ses. Ama yaşananlar daha da fazlası için zorluyor fikrimi. İki bin on beşte altmış bin geyik ölüyor üç gün içinde. Kim neyi deniyor belli değil. Amazonlar yakılıyor, Avustralya günlerce alevler içinde kalıyor. Görgü tanıkları gökyüzünden gelen ışınlarla başladı yangınlar diyor. Ağaçların yaydığı elektromanyetik dalgalar insan sağlığı için önemli. Yok ediyorlar belki de ormanları. Aşılarla vücuda enjekte edilen enzimler zamanı geldiğinde 5G teknolojisi ile harekete geçirilip insan vücudunda her istenen yapılabilir diyorlar. Aşıcı amca yine geliyor aklıma; Bill Gates. Çocukları öldürmezler diyorum ama nafile. Afrika’da açlıktan can verenler geliyor aklıma. Bitmeyen savaşlar, zulümler geliyor aklıma. Ben yapmıyorum bunları. Egemen orospu çocuklarının işi bu. Daha fazla para değil dertleri. Tanrı rolü biçmişler kendilerine ve oynuyorlar. Babadan oğula geçiyor bu tanrılık vasfı. Rockefeller ailesi geliyor aklıma, Rostschildler geliyor. Niye bilmem gerekiyor bunları. Bin sekizyüzlü yıllardan bari dünyanın para yönetimine ve siyasal hayatına yön veren insanları doyuramayan dünya şansını karınca kadar değeri olmayan bizlerin ölümüyle mi deneyecek. Denesin orospu çocukları. Biz belki pisi pisine öleceğiz ama onlar da ömürleri boyunca tahtlarını korumak için uğraşmak zorunda kalacaklar.

Sirke iç dediler, mikropları öldürüyormuş. Biyoloji kadar kimyaya da uzak olduğumdan içtim. Sirke bakteridir, virüse bir şey yapmaz dedi Özer. Sen işine bak diyemedim, midemi bozdu zaten meret. Sirke dediğin ne ki hem. Balzamik olanı iyidir yemeklerde demlerdi de fazladan para verip almıştım. Anadolu çocuğunun neyine balzamik sirke, İtalyan mısın sen geri zekâlı. Üç litre sirkem var, ihtiyacı olan varsa verebilirim. Artık benim bir işime yaramıyorlar.

DAYATMA - 20.02.2020

907 kere okundu

Dünyanın en güzel şeyi dedim yağmur, iyi ki var. Kar dedi. Bence kar dünyanın en güzel şeyi. Haklı olabilirsin dedim ama şehirden uzakta, dağ başında, ormanın içinde minik bir kulübe. Bolca kahve ve kitap, radyoda eski bir tını ve sessizliği paylaşabileceğin birisi belki. Romantik bir tablo oldu bu dedi; ben şehirde olanına da razıyım, yeter ki sustursun kaosu. Kaos da güzeldir dedim içinden sağlam çıkabileceğini bilirsen.

Sıkılınca ara verebilmeli insan, herkese ve her şeye dur diyebilmeli. Caraco hayat insana dayatılmamalı der, istediği zaman vazgeçebilmeli insan yaşamaktan. Son verebilmeli varlığına. Hiçbir şey için geçerli bu, geçerli olmalı! İnsan dur diyebilmeli kendine dair şeylere, son verebilmeli. Ne kendini dayatmalı başkasına, ne de başkasının dayatmasına maruz kalmalı. Kaçmak da çözüm değil; bilerek ve isteyerek dur diyebilmeli, dur diyen varsa durabilmeli. Yağmur toplayıp da yağamayan bulutun derdini bilmez insan, kapalı diye hava keyfi kaçar sadece. Tek derdi kendisidir. Dert olduğu insanı da dert edemiyorsa, dert ettiği insan için yapılması gerekeni yapamıyorsa yağamaz o bulut. İçinde kararır durur. 

İnanmadım dedi, inanamıyorum. Ben de dedim, ben de inanmıyorum ama bütün kapıları kapatmanın anlamı yok. Kemiklerimizi güçlendiriyor diye içtiğimiz süt kemiklerde kırık riskini artırıyormuş. Önde gelen bilimsel dergilerden birinde yayınlanan makale öyle diyor. Bize öğretilen her şey yalan olabilir yani. Ya da yalan zannettiğimiz her şey doğru. İnandığım şeylere de kapılmıyorum zaten dedi. Gülerim ben buna dedim. Gülme dedi, kahkaha at. Sırayla her şey dedim.

Önce süt tozu, kahve ve şeker birleşir kocaman bir kupanın içerisinde. Bir zaman içini ısıtır insanın, akıp gider her yudumda. Sohbete meze olur bazen, bazen yoldaş olur yolcuya, sırdaş olur sırra. Her ne kadar güzel olsa da uzun sürmez hiçbir birliktelik. Önce süt tozu süte bırakır yerini. Sonra şeker terk eder kupayı. Belki zamanla sütten de kurtulur kahve, bir başına kalmak ister. Bir başına kalabilmek lütuftur çünkü. Bunu fark etmek mutluluk… Kahve içelim mi dedi. Sütlü mü dedim. Yok dedi, sade. Ben süt severim kahvede dedim. Yalnız kalmaya hazır değilim henüz. Hamım henüz, pişmem gerek biraz daha.

Ah bu insanlar, ne çoklar... Duymadım dedi. Duyduklarımızın bir önemi yok zaten dedim. Hayat duyamadıklarımızdan ibaret çoğu zaman. Geçip gidiyor kıyımızdan, köşemizden... Düşüyoruz ve kalıyoruz düştüğümüzle. Düştün mü dedi. Ben düşmek demiyorum ona dedim. Aşağıda havalar nasıl diye bakıyorum. Nasıl havalar aşağıda dedi. Öğrenirken yaş geliyor gözünden insanın dedim. Gülmekten mi dedi. Yok dedim; ağlıyoruz gülünecek halimize. Kalk dedi, soğumasın kahveler. Tamam dedim. Uzattı krem kokan elini…

YOLDA RASTLADIKLARIMDAN... - 13.02.2020

1048 kere okundu

Her şeyi unutabilirsin, silebilirsin herkesi aklından. Geçmişine bir çizgi çekip hiç bilmediğin temiz sayfalara yürüyebilirsin. Gönlünce kirlenebilir ya da tertemiz kalabilirsin. Yapabilirsin ne istersen ve istemezsen yapmayabilirsin de. Ben balina sesi dinlettim kızıma uyumayınca ve yağmur sesi. Balina sesini belgesellerden aşırdım, yağmur sesi kendi ürünüm. Sonra büyüdü kızım, balinaları öğretmedim ona ama yağmuru biliyor. Çıkıp ıslanıyoruz zaman zaman. Sonra eve girip sıcak bir şeyler içiyoruz. Yatırıp boynunu öpüyorum, gıdıklanıyor, katılıyor gülmekten. O da bana aynısını yapıyor, gülebildiğim nadir zamanları paylaşıyorum onunla. Unutmak istemiyorum bunları.

Benim yaşlarımda bir Japon, polis… Evli ve bir kızı var. Günümüzde en azından bizim için pek alışılmadık bir durum anne ve babasıyla birlikte yaşaması. Durağan bir hayatı sade oyunculuğu ile süslüyor. Sorunlu bir kızı var lisede okuyan. O ada uyumadığı zamanlarda yağmur sesi dinlemiş. Bir oğlan çocuğunu fena benzettiği için atılıyor okuldan. Pek umursamıyor bu durumu. O yaşlar her yerde aynı. Londra’da yaşayan kardeşinin başı belaya girmiş. Onu bulmak için uzun bir yolculuk yapıyor uçakla. Sabah işe giderken radyolardan birinde duydum filmin adını. O çok popüler dijital platformlardan birinde yayınlanıyormuş. El ayak çekilince oturup seyrettim. Her şeyi unutabiliyor insan ve herkesi. Bazen güzel şeyler size gelmez siz onlara gidersiniz. Bir balinanın peşinden okyanusları aşarsınız, sesi büyülemiştir sizi. Biliyorum pek anlaşılır değil ama anladığınız şeyler hayatınızı mı değiştiriyor sanki. Ayrıca her şeyin de anlamı yoktur. Boşa akar zaman. Hiçbir olay yoktur ya da düşünce; rüzgâr sebepsizce eser, dalgalar sebepsizce döver durur kumsalı, yağmur hiç kimseyi ıslatmadan yağar durur.

Unutmak da çözümdür, geçici bir çözüm. Uyandığında kaldığın yerden devam etmek zorunda kalırsın. Ama endişelerin nispeten hafiflemiştir. İlaçtır zaman bazı şeylere, aklı başında herkes bilir bunu. Ama aklı başında ki herkes yine bilir ki hiçbir şey tek başına hiçbir şeye ilaç olamaz. Hem kim uyumazsa rüyalarını başkası görürmüş. Babaannem öyle derdi. Rüyalarınızı başkalarının uykularına ellerinizle itmek istemezsiniz sanırım. Benim için sorun yok, epeydir rüya görmüyorum. Gördüğüm zamanlarda da kıymetlerini bilmezdim zaten. Kıymetini bilmediğiniz şeyleri alırlar sizden, almalıdırlar da. Kıymet bileceklere haksızlık olurdu aksini yapsalardı. Ve haksızlık uyusanız da geçmez. Uyandığınızda da kötü hissedersiniz.

Niye sever insanlar misafirleri. Evdeki yalnızlıklarına merhem oldukları için mi? Konuşabilecekleri birileri olsun siye mi? Tek başlarına yaşayamadıkları için mi. Kişisel özgürlüğün en uç noktada yaşandığı evine neden fazladan insan ister ki kişi? Bilerek ve isteyerek neden kısıtlar özgürlüğünü? Deli sorular çapsız kafamın içinde eve hepsine de cevabım var ne yazık ki. Çok kötüdür insanın her soruya verecek cevabı olmaması. Daha da kötüsü cevabın olup olmamasını umursamamasıdır ama henüz o safhaya gelebilen çok kişiye rastlamamışsınızdır. Uykunun gün içi halidir o. Ve yine pek çok sorunu çözebilir. Herkes nefret eder içten içe umursamaz insanları. Haksızlıktır bu onlara. Kendileri en ufak şeye bile deliler gibi kafa yorarken kendi türlerinden, kendileri gibi davranan ama kendileri gibi dert etmeyen biri büyük bir haksızlıktır. Misafir ederler onları kafalarının içinde özgürlüklerinin kısıtlandığını bilmeden. Dövmek için, küfretmek için, şikâyet etmek için, öldürmek için saklarlar içlerinde ama sadece tebessüm ederler. Tebessüm kimsenin inanmadığı sahibinin dudağının kenarına ilişmiş koca bir yalandır çoğu zaman. Bilir inandırıcı olmadığını ama yine de engel olmaz kendisine, olamaz.

Hepsi onların suçu; oğlan çocuklarının ve kızların. Gece uyumadıkları, yaramazlık yaptıkları halde sevimli kalanların. Gurur bahçende uzun bir yürüyüş yaptıktan sonra döneceğin savunmasız yerlerinin suçu hep. Yenilip düştüğün yerde kafanın içini dolduran tonlarca zırvanın suçu. Çisil çisil bir yağmurla arınmak varken saçağın altına kaçtığın için bunlar hep. Her şeyi unutabilirsin, silebilirsin herkesi aklından. Mühim olan o sevmediğin seni geldiğin yerde bırakabilmek. Bunu yapamayacaksan gelme hiç, yürüme boşuna. Ayaklarına yazık!

İÇİNE DÖN YÜZÜNÜ - 2.02.2020

1117 kere okundu

Susarsan sıra sana gelir, konuşmalısın. Biliyorum susmayı öğrettiler sana ama sen sana öğretilenlere inat konuşmalısın. Konuşsan da sıra sana gelir belki ama geç gelir, zaman kazanırsın. Zaman çok şeydir. Benim ne yaptığımı, kim olduğumu boş ver. Ben benim günahlarımın bedelini ödedim, ödüyorum da; sen günahlardan uzak dur. Konuşmak günahtır bazen, dersin bedelini ama susmak çok daha büyük günahtır. Hem ödetirler bedelini hem de için acır. Ben hep konuştuklarımın bedelini ödedim, sen bakma bana.

Kısacık zamanlara sığdırılan mutluluklarla yoluna devam etmen gerekse bile aldırış etme. An bu andır ve bu anı yaşayamadan geleceği yaşayamazsın. Bu anın tadını çıkarmadan geleceği kurgulayamazsın. Sana planlı yaşamanı öğütleyecekler, düşünceli olmanı söyleyecekler. Sorumluluklara mahkûm etmeye çalışacaklar seni, uyma onlara. Bırak herkes kendi hayatını yaşasın. Düşeni kaldırmak zorunda değilsin, merhem olmak zorunda değilsin her yaraya. Vicdanını başkaları için yorma, hırpalama. En büyük engeldir sana vicdanın. Kendi mutluluklarından vazgeçmeni sağlar çünkü başkalarının mutlulukları için. Bırak başkaları olarak kalsın başkaları. Birilerini içselleştirmek sana yük olacak hep. Gereğinden fazla yük alma üzerine ve hatta kurtul var olan yüklerinden.

Hiçbir şeyi biriktirme. Derdi de biriktirme, tasayı da. Ölümden öteye köy yok, akamayan su yoktur, eninde sonunda bulunur yol. Su gibi ol ama akarken zarar verme çevrene, dokunmadan geç. Dokunmak zorunda kaldığın yerlere de iyi izler bırak. Ama bu iyilikler vererek oluşturulan iyilikler olmasın. Vermek hiç kimseyi uzun süre mutlu etmez. Sende de alışkanlık yaratır verdiklerinde de. Alışkanlıklar kötüdür. Vazgeçmeyi zorlaştırır. Vazgeçemeyeceğin hiçbir şeye alışma. Özellikle de insanlara. İnsan biriktirmek gereksizdir. Canlarını yakmadan harca insanları, tek başına ayakta durabildiğin sürece çevrende birileri olacaktır. Bırak onlar gelsin, sen gitme. Gelmeseler de onlara muhtaç olduğunu belli etme. Değersiz görürler seni, kazanılmış bölge olursun onlar için. Ve çok az insan elde ettiği diğer insanlara eskisi kadar değer verir. Değerli olmak istiyorsan uzak tut onları kendinden. Hatta daha da değerli olmak istiyorsan umursama onların sana değer verip vermemesini. Sen herkesin yerine sev kendini.

Sevgi insanın dolması en kolay ve dolması en zor boşluğudur. Seni sevmelerine izin verebilirsin ama alışma sevgilerine. Hiçbir sevgi sonsuza dek sürmez. Anneler bile zamanla terk eder çocuklarını. Sen kendini sevmeyi öğren. İyisiyle de kötüsüyle de öğren. Eksik taraflarını tamamlamaya çalış, yanlışlarını düzeltmeye gayret et. Olduğu kadarını sev, olmayan için üzülme ama aklından da çıkarma. Bil kendini. Çünkü sevginin sağlıklısı bilerek sevmektir. Kendini sevmeyen insanlardan uzak dur, onlar başkalarını da sevemez. Hastalıklıdır onların sevgisi, eksiktir, düzensizdir. Sevgide kaos ruhu hırpalar, öldürücüdür. Ruhunu yaşatmak istiyorsan yüreğinde kaos yaratanlardan uzak dur.

Güzel şeyler kısa sürer; yaz yağmuru gibi, yağmurdan sonra beliren gökkuşağı gibi, aşkla geçen zaman gibi. Ama sen yine de bırakma peşini güzel şeylerin, kısa da sürse çıkar keyfini. Aşkla tuttuğun eli sürükle yağmurun altına, sırılsıklam olmaktan kaçma. Gökkuşağı belirecek içinde; yüzünü içine dön, her seferinde içine dön yüzünü, bak ona. O iç ki birazı benden kalacak sana, o içki yeşile dönecek her adımda, pembe olacak, kırmızı açacak, o içki her ihtiyaç duyduğunda neşe saçacak sana. Her ne olursa olsun, her nerede olursan ol o sen yetecek sana.