evinizi doğru seçin - 2.7.2013

118 kere okundu

Kahvaltıda kıymalı poğaçaları iç ederken aklımda mezgit kavurma vardı. İki tanesini yiyip ikisini Merve’ye verdim. Malumunuz kilo olayına dikkat etmeliyim, yaz geldi bikini giyeceğim. Kaçar mı benden, saat dört gibi mezgiti de kavurtup iç ettim. Kuymağın yanında ne yenir diye sorduğumda tabiî ki üççeyrek ekmek dedi bir bilen. Biz kuymağın yanında öğrenci işi patatesli yumurtada karar kıldık. Üççeyrekler de çabası.

Yaz günü mont mu alınır, indirimdeyse alınır aga. Akılda uzaklara gitmek var, şehirle bağlantıları koparıyorum. Hediye çeklerini Boyner, Beta ve 216’ya teslim ettim. Karşılığında kumaşlar ve deriler alarak. Çula çaputa yar ettik parayı. Ah anam ah, oğlun yine çıktı yoldan.

Birkaç kişinin gözünün içine baka baka, en yavşak halimle senden ya da sizden bir bok olmaz diyesim var ama diyemiyorum. Ah bu insan yanım, ah bu yeterince kızmadan saldırmayan hayvanım. Gel gör ki iki kuruşluk adamların bir liralık tavırları deli ediyor beni. Yok be ablam, öyle değil abim… bi bok olmaz sizden, bildiğin bir bok olmaz. Üstelik psikolojik ve sosyolojik gerekçeleriyle neden bir bok olmadığınızı anlatabilirim size. Ama insan gibi konuşasım yok, hayvanlık bana çok yakışıyor. Aramızda ha, birisi duyarsa puştsun.

İncir ki incir, Tariş ki Tariş, Aydın ki Aydın. Ev Tariş ürünleriyle doldu, Aydın’ın bereketi buyurdu geldi. Selamımı al incirimi alma. Ki selamım da değerlidir, her adama vermem. Adam dediğin az bulunur bir meret; ben sana Odtü bitiremezsin demedim, noktalama işaretlerini öğrenemezsin dedim. Mezuniyet yürüyüşünde başbakanı eleştiren pankartlarla yürümüş haspalar. Ulan adam olun da iktidara gelin. Kazananı eleştirmek kolaydır.  Bir de orantısız zekâ meselesi var. Sanki dersin bizim çapulcular dahi, AKP’liler geri zekâlı. Ulan adamlar on yıldır havada karada yeniyorlar rakiplerini, üstelik bunu bilek güreşi yaparak değil kafalarını kullanarak yapıyorlar. Orantısız zekâ olayına biraz zekice yaklaşmakta yarar var neticede.

Bahçeli amca açıklama yapmış Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın yanındayız diye. Ulan yanında durduğun herkesin burnu boka aşina, bari şikecileri bırak da kendi çamurlarıyla yoğrulsunlar.

Demiş miydim size ilk aşkımla karşılaştığımı, yirmi yıl aradan sonra cümleler ve cümleler. Ah lise yılları ah!

Evin neresi diye soruyor kadın, senin olduğun her yer benim evimdir diye cevap veriyor adam. Amelie var Fox’da. Eve giden her yol doğrudur ama her ev doğru seçim olmaya bilir. Evinizi doğru seçin.

ne sevdiğin belli ne sevmediğin - 6.7.2013

1001 kere okundu

6 Temmuz cumartesi diyor takvim, iki bin on üçün yarısı bitmiş. Dünyaya geldiğimizden beri yaşıyoruz. 15 Hazirandan sonra yirmi bir gün geçmiş. Yaşlanmışım yaşamadan, saçım sakalım beyazlaşmış.

Ne çok galip gelmişim şu hayatta, ne çok yenilmişim. Bir mücadeledir almış başını gitmiş onca yıl. Yenilmek yenmekten çok keyif vermiş, yenile yenile yenilmeyi öğrenmişim. Yenmek mi, geçin onu bir kalemde. Yenince ne olacak sanki. Hayat bir mücadele değil ki, mutlu olmak için emek vermek anlamsız. Olduğun gibi yaşa, olduğun gibi sev ve olduğun gibi sevil. Karşı tarafı özgür bırak ve fısılda kulağına; dönersen ıslık çal, dönmezsen yolun açık olsun.

Devamını okumak isteyen kitap alsın; tırı vırı Dünya  :))

perşembeden pazara - 6.7.2013

29 kere okundu

Kim demiş nefes almadan yaşayamaz insan diye. Alışkanlık hepsi, nefes almaya alıştırmışlar bizi kalbimizin var olduğunu öğrendiğimizden beri. Varsın temizlenmesin kan kirli kalsın, varsın çalışmasın kalp hep aynı yerde dursun. Perşembe Cuma oldu, Cuma cumartesi… Pazar da olacak yarın ve sonra pazartesi. Nasıl kötü şeylere alıştıysak iyi şeylere de alışabiliriz. Varsın nefessiz geçsin hayat, varsın her gün Çarşamba olsun.

Yok efendim yok yalan söylediler bize, yeşille sarı kardeş dediler. Biri bahar biri güz oysa, biri nisan biri eylül. Kardeş kardeş nereye kadar. Diyor ya Yılmaz Erdoğan; yaşasın halkların sevgililiği.

Bugün cumartesi ama sokak boş, pilavcı ve parfümcü boş, karşı kumarhane boş. Düzenbaz gelmedi bugün. Ulan insan dediğin az şerefli olacak, bunlar şeref ne haysiyet ne unutmuşlar. Yüzsüzlükleri o kadar almış yürümüş ki tükürsen şükredecekler. Şeytan diyor dal içeri söv say çık. Bir tanesi gıkını çıkarmaz namussuzların. Hayvana hayvan gibi davranmak lazım. Hazır gaza gelmişken halledeyim şu işi.

boş şehir - 12.7.2013

341 kere okundu

Ne ben günle geçerim ne de sen gelirsin günle. Sabah olur sen olmazsın, akşam olur sen olmazsın. Ne güneşle doğarsın ne ay ışığında çıkıp gelirsin. Bir nefes alır götürür seni, gittiğin yollar nereye çıkar bilinmez. Hasret olur, uçurum olur nefes nefes.

Bir sevda türküsü yankılanır kulaklarda, gece yarısıdır, el ayak çekilmiştir. Eskiden beri takılır durur dilime; dam üstüne çul serer leyli de yar loylu da yar, bilmem yar kimi sever leyli de yar loylu da yar. Yar yar olmasa da sevmese de yardır. O sevmese de olur, mesele sizin sevmenizdir. Sevin birilerini karşılığı olmasa da.

Trabzon deyip geçsek de olur sanki, Eylül de Eylül varsa yoksa. Şehir eski şehir değil, insanlar eski insanlar değil. Ne yana baksan ağır aksak, ne yana baksan tenha. Eskiler eskide kalmış, tarihler yenilenmiş insanlar… Ne diyordu şair bu konuda hiçbir fikrim yok; şehir boş, bomboş.

Gezip tozarak, her anı doldurarak dolduramıyorsunuz hiçbir yeri, bir şeyler hep eksik kalıyor. Ayder’e çıkıp çay içiyorsunuz, Uzungöl’de balık yiyorsunuz, Çayeli’nde kuru fasulye. İftarı arkadaşlarınızla yapıp, gece yarısından sonra sokağa çıkıyorsunuz erkek erkeğe. Bilirsiniz sevmem erkeklerle takılmayı ama bu başka. Liseden kalma erkek erkekten sayılmaz. Çocuk onlar, dünkü çocuklar daha. Büyümezler hiç güncenizde, Dobiş olur, göt olur kalırlar en değerli yerlerde. Üç harften dolayı özür dilemek isterdim Ceyhun’dan ama hak ediyorsun be kardeşim. Tut işte Ziya, yirmi yıldır hiçbir yamuğunu görmesem de köpek Ziya kalmıştır adı garibimin. Senin diline düşmektense lağım çukuruna düşeyim derdi bir tanıdık. Eylül de Eylül, yine de Eylül… Dolmuyor şehir ha deyince.

Çam ağacının altında salınır hamak, bir o yana bir bu yana. Her kafadan bir ses çıkar. Ait olmadığın cümlelere sana ait olmayan kulakları kabartırsın, sana ait olmayan cümleler kurarsın. Çam ağacının altında salınır hamak, sevgin mi azalmıştır, dünya mı değerini kaybetmiştir… Necla abla seslenir karşı tepeden geldi mi çocuklar diye. Evet der ablam. Neden haber vermediniz diye tekrar gelir ses, iftardan sonra geldiler diye verilen cevapla uzar gider muhabbet. Telefon icat edileli çok olmuştur ama bir şeyler hep eskide kalmıştır. Bilmezler itelesen olmaz, gelmez geriye giden. Hiçbir dönen gittiği gibi değildir artık. Göndermeyin kimseyi kirli yerlere, temiz şeyleri bırakmayın ardınızda. Çam ağacının ardında salınır hamak, sen hamağın içinde, senin içinde bir boşluk.  Ne kadar uğraşsan da dolmaz şehir.

ulan İstanbul - 19.7.2013

307 kere okundu

Herkesin her şeyi bildiği yerin adıdır Trabzon; kuantum fiziğinden organik domates yetiştiriciliğine kadar her şeyin uzmanına rastlarsınız sokakta. Bilip yapmayanların şehridir, görüp gitmeyenlerin, sayıp söylemeyenlerin. Sen onu bunu bırak da Trabzon’un kaçıncısı olmuş diyor telefonda. Umuru değil nereye gireceği, ne olacağı. Komşunun çocuğunu geçmiş mi, hava atabileceği bir veri var mı elinde onun derdinde. Sınav sonuçları telefonda yorumlanıyor bağır çağır; yer Trabzon, mekân Uzun Sokak.

Selamlar sevgiler Doğu Karadeniz’in en güzel şehrinden. Bazılarınız hadi oradan diyecek belki, Rize ya da Artvin diyecek belki ama sorun değil. Herkese vatanı güzel.  Zamanında Tokatlı bir arkadaş bile Türkiye’nin en güzel şehri bizim ki demişti gayet inanan bir ses tonuyla. Üç beş gün dedik on beş gün sürdü tatil. Ayder’i de gördük Uzungöl’ü de, balığı da yedik köfteyi de. Annem sahurda kuymak yapayım diye diretip durdu, iftara tav olduk mübarek günde.

Her şeyi bir yana yağmur bir yana. Memleket yağmurlu memleket, memleket yağmurla memleket. Ne zaman memleketime yağmur yağsa daha fazla hissederim Trabzonluluğumu, nedendir bilmem, damla damla mutlu olurum en aç gözlü halimle. Eskiden saçım da ıslanırdı ama yıllardır kazınmış kafamda fazla eğlenmeden yerçekimine yenik düşer oldu sular. Maç dedik, Avrupa kupası dedik, sokağa çıktık yağmur. Ne yapar bize dedik, TS Klüp’de yağmurluk denedik.  Masrafa gerek yok mu dedik, yoksa ürünleri mi sevmedik açık vermek istemiyorum şimdi. Üç kuruş paraya yarım düzüne gol, kimin attığı önemli değil maksat spor olsun.

Yazamadığımı söyleye söyleye yazıyorum bir zamandır. Madem yazıyorsun neden öyle diyorsun diyorum kendime. Sonra yapıştırıyorum cevabı. Ulan sığır yazdıkların birbirine benziyor. Aşk yazıyorsun aşık diyorlar, gider yapıyorsun, yine kafası bozuk diyorlar. Ama demiyorlar hepsi birbirine benziyor, kelimeler yanı cümleler aynı.  Yok aga yok kitap okumam lazım, tarz marz yapmam lazım satır aralarında. Yeni bir şeyler üretmem lazım. Bu yaz da çıkaramadık kitabı. Olmaz benden aga olmayacak. Ne kitap okuyorum ne tarzımı değiştiriyorum. Hepsinden geçtim yazıları düzenleyip kitap haline bile getiremiyorum. Yaşlanmak desen değil, tembellik desen o da değil. Sana dayak lazım efendi diyor bir ses. Siktir git diyorum en oruçlu halimle. Ayıp oluyor diyor, dua et Ramazan’dayız diyorum, yoksa ayıptan öteye giderdi mevzu.

Yaşadığım şehirle ben de değişirim belki. Geri sayım başladı neticede. Ulan İstanbul senin de kıçına tekme vurma zamanı geldi.

yağmurdan kaçan bir kuştu gönlüm - 21.7.2013

621 kere okundu

Yağmurdan kaçan bir kuştu gönlüm, tüylerinin altına suyun girmediğini bilmeden daha kaçmaya başlamıştı. Her kanat çırpışında biraz daha sersem, her seferinde biraz daha alık…

Kitap yazmaya karar verdim bugün, eğer mevcut olan zamanı çar çur etmemeyi başarırsam var olan yazılarımı kurgulayarak kitap haline getireceğim. Fikir yeni değil ama karar yeni. Gerçi bu kaçıncı karar verişim oldu belki kaçıncı beceremeyişim olacak bilmiyorum ama yine de içimde bir istek sayfa sayfa.

On beş günlük bir aradan sonra koyduğum koca şehre geri döndüm. Sabahın köründe ayrılmış olmamın ve gece yarısı dönmemin bir anlamı var elbet. Bir an önce kaç, ne kadar geç dönebiliyorsan o kadar geç dön. Ki planlarımın üzerine yağan siyah karlarla dön. Ege sahillerine gitmeme izin vermedi gizli güçler. Gitmek istediğim yerlerde gitmek istediğim okullar yok. Sabilere öğretmenlik yapmamak koca sığırlara öğretmenlik yapmamaktan daha ürkütücü.

Sabahın köründe okumaya başladım; Kırk Yılda Bir Gibisin. Nerdeyse oldu kırk, neredeyse bir oldu. Gel gör ki hava bulutlu, gel gör ki yollar ırak, gel gör ki Cezmi Ersöz benden önce yürümüş yolları. Kitap okumam gerekiyordu ama zaten etkisinde olduğum bir adamı değil. Salak kafamın hükmettiği ellerim bula bula Cezmi Ersöz kitabı buldu kütüphanenin raflarından. Onca koca kafalı adam ve yazdıkları dururken yalnızlığında kaybolmuş bir dananın kırk yılda bir gibisine denk geldim. Ama hakkını yemeyeyim. Seçim yaptı olmaz olasıca aklım, gitti geldi Ancak bir Benzerin öldürebilir Beni ile Kırk yılda Bir Gibisin arasında. İsminden de anlaşılacağı gibi ikisi de kimlik bunalımı ürünü Cezmi Ersöz'e ait. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânı misali.

Kapıyı açıp içeri girmiştim ki iki kişi girdi ardımdan. Kadın olan balık çorbası var mı diye sordu. Zıkkım için demedim, kapalıyız dedim. Başka zaman olsa gelmezsiniz, gördünüz gövdem tatil modunda hemen müşteri kılığına girin. Yemezler aga yemezler, yan gelip yatma mevsimindeyim. Kafam zaten tatildeydi, gövdemi de sürükledim peşinden. Önce Trabzon sonra İstanbul. Sizin bayrama var biraz daha, benimki on beş gündür taşıyla toprağıyla…

Şimdi hakkını da yemeyelim. İpini kaybetmişlerin memleketi o kadar da kötü değildi ilk gün itibariyle. Gece içemediğim suyu göz ardı edersem memnun olduğumu söyleyebilirim. Yarın için de umutluyum, demişti dersiniz bir sonra ki yazım küfür içermiyorsa. Hatta günü bitirmek için yürüyüşe çıktığım sahil boyunda ki köy kaçkını görgüsüzlerin otlaklara yayılmış sığırdan beter halleri bile soğutmadı beni. Yanlış anlama olmasın… Ben bildiğiniz köylüyüm, hatta on beş yirmi yıl öncesine kadar öküzün önde gideni diyenin başı ağrımazdı. Ama gittiğim hiçbir yere köyümü sırtımda taşımadım, uyum sağlamaya çalıştım. Hakaret ederken kullandığım sıfat köylü olmaktan ziyade köyünü gittiği her yere taşımakla ilgili. Gerçi çok da önemli değil, iyi anlayan da top olsun kötü anlayan da. Trabzonspor şampiyon olana kadar top olun emi su geçirmez mandalar.

 

soran olursa balkondayım - 22.7.2013

332 kere okundu

Kirli sırların adamıyım ben, yalanın bini bir para. Ne içtiğim sular bilir kokumu ne yürüdüğüm karda kalır izim. Ölümlüyüz ulan işte eninde sonunda gidilecek diyardan. Hem yardan hem serden geçilecek eninde sonunda. Kirli sırların adamıyım ben ağzımda bakla ıslanmaz. Öleceğiz oğlum öleceğiz boşa kastırma.

Ramazan tadında bir hayat istiyorum, ibadetin huzuruyla bezeli. Kirli yanlarımı ayak izi tutmaz karlara teslim etmek istiyorum. Çok yiyip şişmemek istiyorum mesela. Yemekten sonra tatlıya yer kalsın, sahur sabaha karşı olsun gece yarısı değil. Günde üç kere su içme hakkı olsun, hakkını kullanmayana fazladan sevap… Fenerbahçe’ye ceza verilecekse bir an önce verilsin istiyorum, verilmeyecekse de uzatılmasın iş. Bizim “delikanlı” başkanın o kadar da delikanlı olmadığını görmek için biraz daha beklemek istiyorum. Her gün iftardan sonra futbol oynarken taraftarlar arasında Eylül’ü ve en sevdiği ikinci kişiyi istiyorum. (birinci kim malumunuz) tezahürat istiyorum mesela; rerere rarara gaassaray gaassaray cimbombom. Kurgu güzel diye sırf, yoksa içerik bildiğin yüz yıl önce doğdu şanlı efsane… Gâvuru gâvurdan ayırmazlar bizim oralarda. Gol atmak istemiyorum, pas vermek niyetim. Ramazan tadında bir hayat kilo yapmayan.

İstanbul dediğin yedi tepeli şehir yedisinin de tepesine… Herkesin sevdiği yosma gibi, haspa gibi. Üstelik düşüp kalkmadığı adam yok, bildiğiniz orospu gibi. Ben bana ait bir şehir istiyorum, denizi bana ait, rüzgâra bana. Gökyüzüne sadece benim baktığım bir şehir. Duyan varsa mail atsın, gören varsa arasın, bilen varsa balık ısmarlarım söylesin bi zahmet. İstanbul dediğin yılların orospusu, hovardalığın bile seyrek olanı makbul.

Dedik de duyan olmadı, ne haldesin soran olmadı. Ulan parmak neredeyse iyileştin, kedinin şeyinden hallice oldun. Neticede iyileşiyor yaralar aga. İstanbul diyip geçme, orospulara da ihtiyaç var bu hayatta.

Hurma, kiraz, üzüm, çay, draje incir… nektarin ve şeftali ardından yine çay… Ah ibne karpuz neden sığmadın dolaba, ulan deyyus buzdolabı neden yer açmadın karpuza. Karpuz dediğin nimet sıcak sıcak yenmez. Bekle bekle nereye kadar arkadaş, yarına çıkacak senedim mi var.

Güzel bir gün ve temiz sırları, sabahı öğle arası ve iftarı. Kırılan tabuları da seviyorum, devam eden yasakları da. Günü seviyorum sırf Pazar diye, cumartesi diye seviyorum. Seni seviyorum ey hayat ve ne bok yersen ye yaşıyorum. İnat ettim ölene kadar da varım.  Şimdi film seyretmek zamanı. Ulan bu Tom Cruise de yaşlanmadı gitti.

Soran olursa balkondayım…

karpuz kan - 26.7.2013

327 kere okundu

Mesele öyle değildi aslında, astarı yırtılmadan önce aslını epeyce geçmişti. Yalanın bini bir paraya düştüğünden alıcısını bulmak kolaylaşmış, her yerde satıcıya rastlanır olmuştu. Kâğıt paralar güvende, bozuk paralar astarın içindeydi. Paralar bozulmadan önce güzeldi her şey; yazda yaz, baharda bahar yaşanırdı. Ne kar yağardı ağustosta ne de şubatta güneş yakardı. Naylondandı astar, kibrit çaksan yanardı. Sigara serbest ateş yasaktı. Suç işlemek idamla yargılanır niteliğine bakılmazdı. Astarı geçti yüzünü; sen suç işledin ben idam ettim seni.

Allah kimseyi sıcakla terbiye etmesin arkadaş, karpuz bile çare olmuyor buna. Karpuz buz diyorum öyle denmez diyor. Nedir diyorum, karpuz kan diyor. Ne buzu işe yarıyor ne de kanı. Sahi derecesi olan ölçsün nedir bu sıcak. Tamam, mevsim yaz aylardan temmuz ya da ağustos ama biz de Müslümansız. Oruçlu olan var, hasta olan var, sıcaktan bunalan var. Ben uygun bir dille şikâyetimi belirteyim de gerisi Allah’a kalmış. Zira Miroğlu “ağlamayan bebeğe meme vermezler” diyor. Kliması bozuk dünya bugün sevmedim seni.

paşa gönlüm - 29.7.2013

335 kere okundu

Kafan güzelse her yerde güzeldir, nereye gitsen peşinden götürürsün. Çocuk saflığını da, siyahlarını da…  Yeşille başladığım yolculuk maviyle devam etti, ardından gri ve sarı. Şimdilerde siyahı bol bir renk cümbüşü, her yan ayrı renk, her gün farklı bir tat. Sana yeşilden kaçtım geldim, maviden ve sarıdan kaçtım geldim. Gride hazırladım kendimi kırmızı için, turuncu bir sevda, pembe bir hüzün ve eflatun bir kargaşa.

Ne kadar uzağa gidersen git ilk nerede mutlu olduysan oraya dönersin yüzünü diyor yazar. Abimin kırmızı pabuçları vardı, Ankara’ya doktora gidecekti. Biliga’dan aşağıya yürüdüklerini hatırlıyorum. Kırmızı pabuçları hatırlıyorum, güzel olduklarını hatırlıyorum. Ama kıskandığım gelmiyor aklıma, çünkü ben abimi hiç kıskanmadım. İlk nerede mutlu olduysam oraya dönüyorum yüzümü, Sunay ile kovboyculuk oynadığım şimdilerde harabe haline gelmiş köy okuluma. İtilip kalkıldığım, itilip kalkıldığımız Gadani’ye. Bizim topumuzu alıp bizi kenara ittikleri güne. İlk fırsatta topu kapıp topukladığımız sevince. Kiraz ağaçlarının altına, karayemişlerin üstüne, eriklere ve üzümlere. Gün aşırı annemden yediğim dayaklara, babamın gamsızlığına, Çiğdem’in Hosta Bacılığına, Emine’nin hep büyük oluşuna. Dedem geldi aklıma, Şükrü Reis ve Harun Dayı. Gara halama yaptırdığımız gugarlar, ganzilis maceraları ve çokça fındık karşılığında aldığımız azca gofretler. Bir hafta dedim on beş gün kaldım Trabzon’da. Hamak da güzeldi, Derin de, birlikte oturulan iftar sofraları da.

Sonra İstanbul, sonra İzmit ve İstanbul ve yine İzmit. Hayat kafan güzel olduğu kadar güzel, yan gelip yattığın kadar, hayatına kattıkların kadar güzel. Sabahın köründe ki sürprizle, uyandığında Eylül’le, yemekte ezogelinle, çay içerken bisküviyle güzel.               

Yaz bitecek güz gelecek. Boktan insanların olduğu bir kalabalık burnumun dibinde bitecek. Para mevzuları, kişisel çıkarlar, küçük dünyaların kendini bir bok sanan canlıları bitmeyecek. Dedik Ege’ye kaçalım olmadı, gidilecek yerlerde bana ihtiyaç yokmuş. Yine başa döndük anlayacağınız. Yarısı gitti tatilin, dinlendik biraz, boşalttık kafamızı.

Tam boktan şeylerden, paradan bahsederken muhasebeci aradı. Sigorta dedi, vergi dedi, kira dedi. Peki dedim, buna da peki. Sahi beni kazıklamaya çalışan biri vardı ne oldu ona. Bir aradı bir daha çıkmadı sesi. Ulan madem bir düzenbazlık yapacaktın bari bu kadar aleni yapmasaydın. Ava giderken avlandın be gülüm. Ne olacak şimdi dersin? Vallaha ben bilmem orasını, öğrenmek istiyorsan “Paşa” gönlüme ulaş.

Ne çok bok demişim bu arada, üstelik bu güzel günde!