00.18 - beklenen geldi - 01.12.2010

0 kere okundu
     Hop bir kii üççç sağ topuk dört beşş altı ileri yedi sekiz dokuz geri ve on yerine. İş çıkışı horon oynamaya başladık arkadaşlarla. Benim gibi beceriksiz birisi bile az da olsa yapabiliyor, keyifli de üstelik. Sınıfın yıldızları Vildan ve Özer, tembelleri ise Aziz ve ben.
     Şu insanoğlunun kalitesi her gün düşüyor mu ne, takdir ettiklerimizin kalitesi düşüyor her geçen gün, on numara diye bir şey kalmadı, üçe beşe razı olur olduk.
     Barselona Real’e beş gol attı ya, bakmayın siz söylenenlere hala en büyük Trabzonspor. Yer bordo gök mavi ise nedeni Barselona değildir, kimse yanlış anlamaya emi.
     İçimde bir huzur, ki en sevdiğim şeydir, beklenen geldi çattı, iyi ki geldi, hoş geldi sefa geldi. Şubata güzel girecez demektir bu, Merveciğim al artık converselerimi, Umutcan sen de tişörtümü şimdiden hallet.

12.15 - sokağa çıkmamak günah - 04.12.2010

0 kere okundu
     Cumartesi be evladım, sonbaharın ortasında ilkbahardan çalıntı bir gün. Öğlen olmuş hoca feryat figan ben hala yatakta. E tamam namazda niyazda gözün yok ama Allah’ın bahşettiği şu havada da evde durulmaz ki, günahtır, yazıktır. De git serseri diyor bilgisayarım, ellerini üzerimde istemiyorum, de git gözüm görmesin hava kararana kadar.
     Gece uyumuşum film seyrederken, alışılagelmiş Burak malaklığı yani. Burada ki malak manda yavrusu olsa da tamamen otuzlu yaşlardan itibaren kazanılan bir özelliktir ve umarım sonraki nesillere örnek olmaz. İdeacılar ile internet üzerinden ders sohbeti yaptık dün akşam, bildiğim hatta dersini verdiğim konular olduğundan mevzunun yıldızıydım. Ama canım hocalarım bazı soruları es geçtiler nedense. Haftaya Pazar sınav var, bekle beni Ankara sürüne sürüne geliyorum.
     Bir ev buldum istasyona yakın, buldum demeyelim de tespit ettim diyelim zira kayıp bir nesne değildi ev, oturanlar falan varmış bir hafta öncesine kadar, sahibi emlakcıya vermiş sakinleri eskiyince. Bin liracık istiyor ama dokuz yüz liraya da düşermiş, artı elli lira aidat ve ortalama yüz elli lira yakıt. Merkezi ısıtma değil de kombili olsa atlayacaktım hemen ama akşam geldiğim evin gün boyu sıcak kalması israf benim için. O parayla kafama saç ektiririm.
     Çıkıyorum ben, uzun süredir sulu yemek yemedim, bugün kahvaltı da etmedim. Kahvaltı ve sulu yemeği gün ortası buluşturmaya karar verdim ama önce Maltepe’ye geçmem gerek. Cebimde bir kuruş para yok, son paramı dün akşam maçtan sonra taksiciye verdim, en yakın bankamatik de Maltepe’de, pantolonlarımın cebini karıştırıp dolmuş parası bulmam gerek.
     Son parayı taksiciye verince berbere verecek para kalmadı, oysa saçlarımdan sıkılmıştım ve kazımak yerine şekilli kestirmeyi düşünüyordum. Çareler tükenmiyor her ne olursa olsun, büyükce bir saklama kabını kafama yerleştirip açıkta kalan yerleri makineyle sıfıra vurdum. Şimdilik biraz kötü görünse de görücüye çıkmayı düşünmediğimden sorun değil.

22.44 - kafamda bir huni sokaklardayım - 05.12.2010

0 kere okundu
     Farz et ki o ben değilim, delirdim farz et kafamda bir huni sokaklara atmışım kendimi, peşimden koşturan çocuklar teneke bağlamışlar ceketime, ben gidiyorum o geliyor paldır küldür. Farz et ki yağmur yağıyor, mevsim yaz ayaklarım çıplak, toprak kokusu vuruyor burnuma anam düşüyor aklıma, haylaz günlerim serseriliklerim. Erol Evgin’den bir şarkı kulağımda belli belirsiz, meyhaneler yetmiyor bu gece bana, ben sana vuruldum deli divane.
     Sen kiminle şarap içtin Alaaddin Tepesi’nde diyor hem orası neresi, belki masalsı bir yer, uzak bir şehirde ki barı birlikte mi aramıştık unuttum ben. Ömrüm sana yürümekle geçti, iki ileri bir geri ve geldi çattı bayram giyin en yenilerini. Biz o gün şen olmasak da çocuklar gibi olalım, atlılar koşsun bozkırda başıboş bir o yana bir bu yana. Saçında ki güler varsın dökülsün, varsın geç olsun sabah, bu akşam gezelim İstanbul’un tüm meyhanelerini, Çınaraltı’ndan Üsküdar’a geçelim sonra Beşiktaş’a Turgut’un yerine oradan Yeniköy’e Aleko’ya gidelim, kapatmamışsa Yorgoya da uğrayalım.
  
    Meyhaneci geç vakit meyhaneyi kapatıp evine gitti. Bitkin bir halde yatağına gireceği sırada telefon çaldı. Telefondaki sarhoş sesi:
     - Meyhaneci dedi, kaçta açacaksın meyhaneyi?
     - Yahu daha yeni kapadım, istediğim zaman açarım, hem açsam da seni içeri almam.
     Telefondaki Sarhoş:
     - Ben içeri girmek değil, dışarı çıkmak istiyorum.
    
     Farz et ki pencereden attım kendimi dışarıya kafamda bir huni sokaklardayım, aldım başımı sana geliyorum…

01.13 - tepinmeye devam - 08.12.2010

0 kere okundu
     Hop biir kiii üççç dört… Devam zıplamaya, üçayak beş ayak derken horon oynamayı öğreneceğiz anasını satayım. Otuzundan sonra azanı nikâh paklarmış, yoksa o kırkından sonrakinin teneşir ile ilişkisi için mi kullanılıyordu? Ayaklarım ağrıyor zıplamaktan, son figürleri kaçırdım telefon ile konuşmaktan, artık Vildan mı öğretir Özer mi bilemem. Naile ya da Emel benden kötü çok şükür, sınıfın en tembeli ben değilim, Aziz’i de boş geçmeyelim, bu akşam aşkla tepiyordu horonu.
     Şu ev sahiplerine ve onların bu fiyatlarına evet diyen salak kiracılara Allah gönüllerince versin. Mine  Emlax" gibi simsarlardan da Allahın “rızası”nı esirgememek gerek. Mine hanımefendinin 1000 lira dediği evi başka bir emlakcı bana 900 liraya gösterince elemanları sevmemekte haklı olduğumu anladım. Ben salak bunlar akıllı, aman kaçırmayın bin yüz liraya kelepir ev diyorlar ya bir dolu laf sayasım geliyor. Ulan canlarım bu memlekette inanların hepsi 3-5 milyar kazanmıyor ki, sizin komisyonunuz artsın diye fiyatları yukarıya çekmiyorsanız ben de sizin gibi olayım, dedim ya Allah’ın “şefaati” üzerinizden eksik olmasın… Ben depozito vermem dedim, ben bile 8 milyar verdim dedi, höst diyecektim sustum, eğer o kadar para vermişsen tırnağına sürecek aklın yok senin.
     Erol Evgin dinliyorum bu ara, dinlendiriyor sesi beni. Malum hafta sonu sınavlarım var ve harıl harıl ders çalışmam gerek. Facebook amcaya da izin verdim beş on gün, biraz nefes alsın.
     Beş bin liracık harcadım bugün bir kalemde, işin kötü tarafı koymadı da bana. Ulan kel kafalı Salim, senin neyine alış veriş yapmak, git köyüne karayemiş yaprakları ile oyna.

06.01 - gökten yağan kaymaklı ekmek kadayıfı - 10.12.2010

0 kere okundu
     Havalar soğudu cancağızım, montları atkıları çıkarmak gerek, üşütmemek gerek sağı solu, sonra Allah göstermesin hasta olur yataklara düşeriz.
     Cama ir şeyler vuruyor, zaman sabahın altısı, eğer yanılmıyorsam kar taneleri bunlar ya da kar ile dolu arası bir şey. Hava tahmincisi değilim ha, gazetelerin radyoların yabancısıyım, gerçi rüzgâr da var, belki de yağmurdur yağan sadece. Yazım bitsin kalkıp bakacağım.  Her ne olursa olsun sever bu kendini beğenmiş kul havadan düşen yağmur tanesini de kar tanesini de, su demek temizlik demek, karın zaten rengi temiz, bilirsiniz titiz adamım severim temizliği.
     Kadıköy’e geçtik Naileyle, koordinatörlük yaptı koca kafalı öğrencisine. Geri dönüş yolunda patrona uğrayıp çocuklarıyla birlikte dışarı çıkardık onu da. Birlikte yemek yiyip lak lak yaptık. Küçük veletin ayakkabısını aşırdım, bilmiyor patron, fark edince de Naile’nin arabasında kaldığını zannedecek.
     Bu gece Ankara’ya gidecem, ava durumuna baktım ve kalın bir şeyler giymem gerektiğini anladım. Isı sıfır derece civarında ve kar yağışı var, tahminen yani.
     Gece ders çalıştım, programcı olacam milletin başına anasını satayım. Ulan salak, zamanında öğrenseydin ya bunları, sağda solda serserilik yapmak yerine ilim peşinde koşsaydın ya. Ama yooook, illa ki… Satmışım anasını, sınavlardan geçersem üst kura geçtiğime sevinecem, kalırsam kurtulduğuma. Her durumda kazanan benim, gezdiğim ve öğrendiğim de yanıma kar. Yahu bu dünya beni mutlu etmek için yaratılmış sanki, şu yağan da kaymaklı ekmek kadayıfı olacak üzerine.

01.41 - şaaptığım Angara - 12.12.2010

0 kere okundu
     Ankara’dan sevgiler saygılar, kar yağıyor her yan bembeyaz, içeri sıcak bişiler bişiler… Beşevler de bir odadayım, karşımda ki koltuğa uzatmışım ayaklarımı, önümde bir dolu ders notu.
     Uyurum az sonra, sabah sınav var. Sevmedim bu işi sanırım bırakacağım. Bu kadar ders çalışamam ben arkadaş, yaşamaya mı geldim şaaptığım dünyaya çalışmaya mı?
     Gözlerim acıyor, yatak bekliyor, Burak itaat ediyor…

23.37 - fast food zibidileri - 12.12.2010

0 kere okundu
     Adam yazmış Ankaray’da reklam panolarına buraya bakarlar diye. Serserinin biri tüm sevimliliğiyle oğlum seni döverler der bana, amcaoğlu Savaş da geldi aklıma, “oğlum seni bulacağım” tehdidi hazırdır onu telefon ile işletmeye çalışanlara.
     Şu Amerikan zibidisi fast foodlardan gına geldi. Kızılay’da Kentucky Fried Chicken denen tavukçu amcanın dükkânına girdim, baştan savma ürün ve baştan savma hizmeti az olmayan paralara sunuyorlar. Üstelik kasanın diğer tarafına geçmek de yok, parayı veriyorsun, önüne tepsiyi koyup gönderiyorlar seni. Burger King ve Mc Donalds amcalar daha da beter. İki üç yıldır iki menü fiyatına bir menü tarzı indirime gittiklerinden beri berbat ürünler sunuyorlar. Köpeğin önüne yal atar gibi ekmeğin içine et ya da tavuk koyup içine marul iliştiriyorlar. Madem indirimle birlikte kalitenizi de indireceksiniz gitmeyin indirime kardeşim. Ya da üç beş kuruş fazladan vereyim de benim hamburgerimi özenli hazırlayın. Topunuzun dibine kibrit suyu aslında, bilmem anlatabildim mi?
     Ankara’dan döndüm koştura koştura. Birinci sınavı bilerek yaptım, ikinci sınavı ise kopya ile hallettim. Biliyorum çok ayıp bu ama hiç içimden gelmedi uğraşmak, hazırı varken el yapımına ne gerek var, sanki pantolonlarımızı terziye diktiriyoruz, devir değişti. Beş metre uzaktan optik formun cevap şıklarını görmek için sarf ettiğim gayret ve becerinin hakkıdır geçmek, bırakana aşk olsun.

14.05 - ahh be yatak - 15.12.2010

0 kere okundu
     Ahh be yatak, neden bu kadar sıcaksın neden bu kadar kopması zor? Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun derdi ya cafcaflı bir teyze, acaba sabahın köründe poposu buz tutmuşken de aynı şeyi söyler miydi? Soğuk anlayacağınız, yataktan çıkasım gelmiyor, saat iki oldu ve açım ama mutfağa gidesim de gelmiyor.
     Dün kendime yeni bir oyuncak aldım markası asus, eskiyen oyuncağımı ise satmak için gittigidiyora koydum ama ilgi gösteren yok, sanırım reklam eksiğim var.
     Pendiğe uğrayayım iyisi mi, hafta sonu dersler başlıyor, ders programına bakmak gerek.

14.22 - böyledir benim annem - 16.12.2010

0 kere okundu
     Kanadı kırık kuştan ses geliyor, ses geliyor sağdan soldan, Ömer’den madende mahsur kalan işçinin sesi, Tamer’den Eminönü Balıkçısı, Şerafettin’den zamanım yok…  İki ay üç lira ödemiş bizimkiler Tedaş’a, itiraz da etmemişler neden bu kadar az diye. Üçüncü ayda yüz elli liralık fatura gelince koparmışlar yaygarayı, yok efendim zamanında alsalarmış paralarını, kafalarına göre iş yapıyorlarmış. Abim aradı annemle konuş diye, benden beter söz geçmiyor anacığıma. Bak oğlum diyor biz ödedik faturayı, üç milyon dediler o kadar verdik. İyi de üç milyon biraz az değil mi anne diyorum, ben devletin işine karışmam diyor. E o zaman boş ver yüz elli liralık faturayı diyorum, yok olmaz diyor ben o kadar çok elektrik harcamadım. E hani karışmıyordun devletin işine diyorum, öyle başı  boş da bırakılmaz devlet dediğin diyor. İşin ilginç tarafı abim faturayı ödedikten sonra oluyor bunlar. Gagası keskin kuştan ses geliyor, burası benim çöplüğüm istediğim zaman susar istediğim zaman şakırım diyor.
     Pazartesi çok güzel bir şey oldu, unutmuşum paylaşmayı. Bir hayat değişti, bir çiçeğe renk geldi, sabah erken olur oldu gece geç. Hayat daha yaşanası bir hal aldı, yaşam yeni sıkıntıları getirdi tüm tatlılığıyla.
     Benim Nike ayakkabılar vardı hani, bir ay kullandıktan sonra geri vermeye çalıştığım. Hani top olmuştum geri veremeyince, üzgünüm demişti koca kafalılar bana yardımcı olamayacakları için. İkinci raundu ben kazandım, topitoş olma sırası Nike amcalarda. Tüketiciyi koruma değişin bu delikanlının ayakkabılarını demiş, iyi ki de demiş, ağızlarına sağlık J.

05.40 - al kandemir´i vur Özer´e - 18.12.2010

0 kere okundu
     Sabahın beşi ayaktayım Kandemir ve Özer ile. Mesaj geldi ayakta mısın kahve içmeye gelelim mi diye, saate baktım gecenin üçü, ayaktayım gelin dedim. Kakara kikiri, hava su ve yine lak lak… Çıkıp geldiler yine, şeker kullanmadığımdan onlardan da şekersiz çay içmelerini istedim, hayır dediler. Şeker al maya gittiler ama elleri boş döndü koca kafalar, en azından şeker almamışlar.
     Yağmur vardı bu sabah İstanbul’da ıslanmak güzel, sokakta olmak güzel, yağmur altında yürümek güzel de yürüdüğün yer işyeri olmasa. Sıkıcı yani çalışmak, dışarıda hayat dolu yağmur varken içeride olmak.
    Dün kuzucuklarımla kumpir yemeye gittik. Büşra ve sevimli olan Merve patatesle oynarken koca kafalı olan Merve götürdü ne var ne yok.
     Bugün İzmit’e gitmek var niyette ama gidilir mi gidilmez mi bilmem. Dün akşam da aşure yemeye gidecektim güya, kısmet uyumayaymış. Velhasıl kelam hayat hep istediğimiz yöne gitmiyor, Malatya yoluna giriyor Antalya’da buluyoruz kendimizi. Acıktım mesela ki gecenin ikisinden beri mevcut olan bir durum olmasına rağmen koca kıçımı kaldırıp mutfağa gidemedim “sevgili misafirlerim” yüzünden. 

22.54 - Ankara´ya ilk adım - 20.12.2010

0 kere okundu
     Ulaş aradı, ya da biz Ulaş’ı aradık hatırlamıyorum şimdi, gelelim mi dedik gelin mi dedi onu da hatırlamıyorum. Yanımıza bir sırt çantası bile almadan vurup yola en yakın tren istasyonuna gittik, ilk kalkan trenine bilet aldık Ankara’nın. Siftahım yok daha önce, gitmemişim, koca kafalı adamlardan ve Ulaş’tan ibaret soğuk binaların o kadar da soğuk olmayan şehri. Nereden bileceğiz aldığımız biletlerin son tren biletleri olduğunu, bizden daha fazla ihtiyacı olan bir anneyle kızına verdik aldığımız fiyattan. Yürüdük Asya Tur’un şubesine, bize bilet verin dedik, Ankara bizi çağırır. Sabahın kör vaktiydi yolculuğumuz bittiğinde, çorbacısı olmayan kocaman bir şehirdi, hava soğuktu ve Ulaş telefona bakmıyordu. En iyisinden bir yoldaş ile memleket dediğin Trabzon gibi olur diyorduk koca sokakları sıcak bir çorba bulmak hevesiyle arşınlarken. Daha depremi yaşamamış İzmit, kafamda saç var, dünya öylesine düz ve ben öylesine heves dolu ki bilinmez neye.
     Okan Artvin’de çok da afilli olmayan bir üniversitede birilerine bir şeyler öğretmeye çalışıyor, ben malumunuz üçüncü sınıf bir hayatı birinci sınıfmış gibi yaşamak sevdasındayım, Ulaş ise artık pek çok yerinde ki çorbacısını bildiğim Ankara’da hala her ne kadar zaman zaman kurumunun Anadolu ‘da ki şubelerini denetlemek için şehir dışına çıksa da.

01.18 - kafam üç mlyoncuk - 25.12.2010

0 kere okundu
     Evet, biliyorum ihmal ettim, yazmadım bir şey ama zaten değil mi bu tırı vırı dünya, kimin umurunda yani, kime ne dert, gelir vız gider tırıs…  Biliyorum kafam balon gibi, büyüdükçe büyüyor sıfatına layık olma sevdasıyla, öteki lak lak eder beriki gıdaklar, miyav diyene mi şefkat diyesin havlayana mı hoşt?
     Neymiş efendim verecek mişim istenilen belgeleri, Allah can vermiş taksitle ödüyorum, kimseye öyle peşin peşin bişi vermem, yok efendim kafama göre doktora gidiomuşum, belki kafam iyi arkadaş, otuz beşimden sonra icazet mi alacağım ölümlü kullardan, ister doktora giderim ister meyhaneye eser kafama  kerhaneye, istersem belgeyi ibraz ederim, istersem cezasıyla zevk ederim, keyif benim keyfim, istediğimi kâhya yapar istemediğimin yanağına öpücük kondururum. Kâhya olmak isteyenler nüfus kâğıdı ve sabıka kaydı ile müracaat edebilir, istemeyenler ise tetris oynasın hırdan gürden hoşlanmıyorsa. (Ne laflar ettim ama anasını satayım, bok içinde badem…)
     Atalar olmuş yeni mekânım, uzaklaşmışım denizden, güzelim İdealtepe’den. Sağlık olsun be kel kafa ne olacak sanki kaç aydır deniz kenarına indiğin mi var.
     Ankara’nın Ödtü’sünde sınava girmiştim ya, hani kopya çekmiştim bir dersten, diğerini bileğimin pardon aklımın hakkıyla yapmıştım. Aklım 82, kopyam 47 almış, iki dersten de geçmişim ama biri kılı kılına. Yola devam yani bu kadar telaşın içinde, ilk raunttan zor olacak ikincisi.
     Tamam, bu kadar arkadaş, selam verip sonlandıracam yazıyı.  Vitamin küpü Naile’ye, koca kafalı Ömer’e, kendini arayan Şerafettin’e, dobişe ve Ceyhun’a, bana kitap alacak Fikret’e, patrona, kardeşim Çiğdem’e ve şopar Tamer’e selamlar.

01.03 - şimdi de balon - 26.12.2010

0 kere okundu
     Bir koşturmaca, bir koşturmaca, masallar masallar, perdeci, elektroworld, mediamarkt, Edirne sofrası, yine masallar yine masallar,  çocuklar gibi şendik, hafta sonu maç yoktu ve kimsecikleri yenemedik. Futbol her ne kadar çok iyi bir şey olmasa da zamanın geçmesine ön ayak oluyor.
     Rüzgâr vurdu yüzüme içerisinde ki deniz kokusu tanecikleriyle, ohhh dedim. Yağmur gelecek zannederken ne olduğu belli olmayan bir havayla yüz göz oldum istemeden. Şimdi niye bilmem dışarıdan gelen yaprak sesini yağmur zannettim, değilmiş.
     Yemekten önce tatlı yemeli, tadın zirvesinde başlayıp yavaş yavaş aşağıya inmeli. Hem tavuk ızgaramı yerken nefes boruma kaçan lokma yüzünden telef olup gidersem tatlı yemeden mekân değiştirmiş olacağım, ne gam değil mi, yaşıyor olsa ölür insan tavukgöğsünü midesine indirmeden.
     Bir şeyler yazacaktım buraya ama unuttum, kafam balon gibi. Dün gece balık yaptım kendime hatta kalanları da kahvaltıda yedim ama yine normale dönmüş değilim. Hayat elinde ayağında nesi varsa toplamış üzerime üzerime geliyor bu hafta. Kötü bir şeyler yaşanmıyor ama kafamı da toplayamıyorum, öteye beriye sataşıyorum.

12.44 - geçmiş olsun meleklerim - 28.12.2010

0 kere okundu
     Taşınıyorum ya ben şimdi, hani sıkıldım kafam patlıyor ya, hani daha evin bir haltı halledilmemiş içine giremiyorum ya, hani normalde hır çıkartıp bağırıp çağırırım ya… Bir şey yapamıyorum, zaten kavgalı gürültülü oldu anlaşma aşlaması, zaten yün ipliğine bağlı durum, içime atıp duruyorum, kızılcık şerbeti içip kan kusuyorum. Kornişmiş, banyo dolabıymış, mutfak tesisatıymış, doğalgazmış bir çırpıda halledilebilecek işler için kirasını ödediğim evde oturamadan gün geçiriyorum.
     Çiğdem geliyor bu akşam, yardım edecek taşınmama. Hesabıma göre bu hafta ev değiştirecektim ama sanırım gelecek haftaya sarkacak mesele.
     Meleklerim zehirlenmiş sobadan tüten dumandan, bir gün hastanede yatmışlar. Tamam, ölüm herkes için kaçınılmaz bir şey de böyle dumandan meseleler yüzünde pisi pisine gitmek çok akıllıca değil. Zaten ölselerdi öteki tarafta kafalarını gözlerini kırardım, kurtardılar. Kimseye söylemeyin ama seviyorum o koca kafaları, bişi olsa üzülmem belki ama kesin özlerim…

10.52 - kardeş - 30.12.2010

0 kere okundu

Kardeş gibisi yok anasını satayım, elin kızı falan hikâye. Koşulsuz şartsız hissettiriyor varlığını, varlığını varlığına hediye ediyor yeri geldiğinde ve mutlu da oluyor bundan muhtemelen. Zannetmeyin ki dün akşam balık yaptı bana diye yazıyorum bunları, ya da evi temizlememe yardım etti diye. Çiğdem geldi, taşınmama yardım edecek, yardım etmese de iyi ki geldi.

Evin elektriğini ve doğalgazını açtırdım sanırım, biraz çetrefilli işler olduğundan ben üzerime düşeni yapıyorum gerisini de işi tamamlayacaklara bırakıyorum. Mutfağın elektrik bağlantılarında sorun var, lambası yanmıyor. Fırınım ve bulaşık makinem geldi dün sabah, aradılar gelelim mi diye, gelin dedim anasını satayım.

Fikret ve Deniz misafirimdi dün akşam, menüde balık çorbası, istavrit, hamsi, çinakop, salata ve Laz böreği vardı, daha ne ister insan yaratanından. Deniz’im ayran gönüllüm bugün checkup yaptıracağından pek istekli yiyemedi, aç kalması gerekiyormuş.

Abim gelecekti bugün ama avukat hastalandığından erteledi yolculuğu. (Avukatdan kasıt yeğenim Derin’in annesi yengem Cansu’dur.)

Fön çektirmiş saçlarına güya Yağmur anası, ben bir fark göremiyorum, ya siz? Ciciii, ciciii, ciciiiii…

22.39 - sevdim seni iki bin on - 31.12.2010

0 kere okundu
     İlk gün ki gibi değilim artık, çok değiştim artık bir tarzım var övünülmeyecek kadar sıradan. İlk gün ki gibi değilim artık, herkes iyi demiyorum ve sevmiyorum kimseyi, çok değiştim. Sunay’ı görmediğimden beri aslı odun parçası olan silahımı kullanmaz oldum, kovboyculuk oynamıyorum, yaptığım yaramazlıkları gizlemiyorum annemden korktuğumdan, üç beş misket yüzünden Halis ile birbirimize sarılıp yerlerde yuvarlanmıyorum kazananı olmayan kavga zamanlarında. İlk gün ki gibi değilim artık, çok değiştim tarzım böyle.
     Hani siz her şeyi bilirdiniz, hani gelecek demiştiniz demişti bir zamanlar bir tanıdık yalancı yıldızlara. Altında yaşadığımız sevimli ışık saçanlara inanmış ve aldanmıştı. Yıllar geçti aradan ve hala gökyüzüne bakarız büyük şehirlerden fırsat bulduğumuz zamanlarda. İnanmak isteriz, mutlu oluruz her gördüğümüzde kuzey yıldızını ve Samanyolu’nu. Gökyüzünü göremediğim bir şehirde yıldızlardan habersiz yaşıyorum şimdi, ne büyük ayıyı görüyorum ne de güney üçgeninden haberim var.
     İki bin on yılına veda ederken evdeyim ve kardeşimle oturuyorum. Az önce Mehmet arayıp uyandırdı, İspanya’dan döndüğünden beri görüşmüyorduk. Ne o sen yılbaşı olayına karşı gruptan mısın dedi, hayır dedim ben uykusu olan gruptayım. Bir saat kadar önce film seyrederken uykuya yenik düşmüştüm. Gül sefa para, sağlık ve mutluluk dilemiş facebook aracılığıyla, her şeyi yukarıdan beklememek her dem piliç arkadaşım, Allah sağlık versin gerisini ben hallederim zaten.
     İki bin on dediğin mali dengemin düzene girmeye başladığı bir yıl oldu, evlilik kararı verdiğim ve İstanbul’a daha bir yerleştiğim yıl aynı zamanda. En sevdiğim insanın bir bölümünü kaybettiğim yıl da bu yıl idi, abim evlendi, hayatına ortak etti Cansu’yu ıslak imza karşılığında. Çok derin bir haber geldi amca olacağıma dair, abime karşılık muhtemelen dünyanın en sevimli canlılarından birini verecek bize sevgili yengeciğim. Zaten bizimkinin son kullanma tarihi geçmişti Cansu aldığında, karşılığında taze bir soluk alacak olmam çok karlı bir alış veriş olacak. Naile’yi tanıdım bu yıl, sanırım insandan yana kazançlı bir yıl oldu. Yeni bir iz buldum hayatta ve kaybettim hemen ardından, takatim olmayan bir yolu yürümekten vazgeçtim biraz zorlamayla ve biraz da aklın peşinden giderek.
     Uzak durma öyle soğuk yüzler kış getirir, kar yağar üstüme üşütür beyazın, rüzgârın yapraklarımı döker, dallarım kırılır yazık olur. Uzak durma öyle karşı kıyıda, dalgalarına hasret kumsallarım, kayalıklarım yosun tuttu yokluğunda. Uzak durma öyle soğuk yüzler ayrılığa gebe, doğum sancıların içimi acıtır, içim içinden korkar, korkar varlığım yokluğundan, ben senden korkarım Van’ın bir kahvaltı sofrasında, Erzurum’un cağ kebabında ve uykusuna yattığım bir Anadolu kasabasında.