15.15 - hoş geldin hüzün - 01.09.2011

0 kere okundu

Eylüldür artık, başlamıştır en sevilen, rüzgâra tav sararmış yaprakları, toprağa aç yağmuruyla… Hoş geldin sonbahar, özlemiştik aylar oldu, soğuk oldu, sıcak oldu, çok oldu görmeyeli hoş geldin.

23.03 - kakara kikiri - 04.09.2011

0 kere okundu

Genellikle koşturmacayla, oradan oraya sürüklenmeyle geçen son yıllarımın en hareketli tatili yarı itibariyle son buluyor. İki Trabzon seyahati, bir dolu iş koşturmacası, çocukluğumdan beri yaşamadığım kadar kalabalık bir bayram ve bolca eş dost sıkıştırdım iki aya.

Dedim ya başlıyor okul yarın, sabah dokuz buçukta toplantımız var, öğleden sonra ki sınavı düşündüğümüzde şimdiden kısa bir toplantı olacağını söyleye bilirim. Kakara kikiri ile geçecek bir ilk gün bekliyor beni, erken yatmasam da olur, yeterince dinlendim sanırım.

Azıcık dağınıklık yapan salatalık ve domates fidelerinin hayatına son verip tertemiz yaptım balkonumu, bir kova toprak ve Derin isimli bodur limon ağacımla karşılıklı oturmuş keyif yapıyoruz an itibariyle.

18.24 - ateşli bir gece - 06.09.2011

0 kere okundu

Ömrümün en ateşli gecelerinden birini geçiren ben sonraki günün akşam saatlerinde ancak yataktan kalkabildim. Üşümeyle başlayan macera otuz dokuz buçuğu bulan ateş ve soğuk bir duşla son buldu sanıyordum. Gecenin sabahında da aynı şeyleri yaşamak acil servisi gerekli kıldı ve birazcık kan vermek, sol kalçama da bol acılı bir iğne yemek için Kartal Devlet Hastanesi’ne gittim. Şimdi iyiyim sanırım, birazcık halsizlik ve birazcık da terlemeyle zaman geçiriyorum.

00.56 - sezon açılmıştır - 09.09.2011

0 kere okundu

Varsın hamsi kıvamına gelmemiş olsun, mezgit tavaya yapışsın varsın, istavritlerin arasında kaçak tekirler olsun, açtık biz sezonu aga… Balık bu affı olmaz, tekneye çıktı mı hale gelir, halden balıkçıya, oradan da eve, sonrası mısır ununda bir ters bir düz, yer misin yemez misin ki yemeyene top diyorlar karayemiş diyarında. Açtık biz sezonu aga, Fik vardı kuzen vardı, günahı da sevabı da benim başıma.

Neşeleniriz gece uzun, hoş geldin o zaman, vur kadehi içinde su olsun varsın…

23.08 - on üç yıl sonra Bodrum - 11.09.2011

0 kere okundu

Okulu asıp düşmüştüm yollara en az benim kadar serseri arkadaşım Mehmet ile, hem de tam sınavların başladığı gün.  Bilecik üzerinden tirnle başlayan yolculuk macera dolu otostop hikâyeleriyle Ege’den aşağıya uzanmıştı. İzmir’den sonra ki durağımız olan Bodrum’a ulaşmak için iki araç değiştirmek zorunda kalmıştık. İzmir Bornova’dan bindiğimiz aracın sahibi Rizeli amca ile uzun uzun sohbet etmek zorunda kalmıştım, benden önce davranan parlak suratlı arkadaşım arabanın koltuğuna kıçını değdirir değdirmez uyuyakalmıştı çünkü. Muğla yol ayrımına kadar süren yolculuğumuz tamam para almayacağım diyen bir taksici amcayla Bodrum’da son bulmuştu. O günlerden aklımda kalan Mehmet’in bir şeyler atıştırmak için inadına bok kokan bir yeri seçmesi, kaymakamlık bahçesinde bank üzerinde sabahlamamız ve zil zurna sarhoş turist hatunlar sanırım…

Tam on üç yıl olmuş o günden bu güne, otostopla geldiğim kıyı kasabasına bu kez uçakla havaalanından giriş yaptım. Ülkelerine dönmeye çalışan bir dolu gavurun arasında ve oldukça sıcak bir havada başladı Bodrum macerası… Bu kez yanımda Mehmet yok, gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Gelişmeleri aktarırım sanırım…

11.56 - butik han otel - 13.09.2011

0 kere okundu

Popüler kültür ile öyle bir dolduruyorlar ki içimizi, müzik deyince Demet Akalın, sinema deyince sevişme sahneleri, resim deyince de resimden başka her işe aklı eren Bedri Baykam gelir aklımıza. Yaz ayları gelince de Bodrum’dan Çeşme’den cıbıl cıbıl ünlüler yaptıkları işlerin hep bir adım önünde duran göğüsleri ya da kalçalarıyla gözümüzün içine içine sokulur magazin programları sayesinde. Çocukluğumda Bodrum denince akla Zeki Müren gelirdi, gençliğimde ise Kenan Evren, şimdi ise ikoncanlar geliyor magazincilerin sayesinde. Google’da ikoncanlar yazınca ilk sırada “ikoncanlar boş kafalı mı” başlıklı bir sayfa çıkıyor karşımıza, onları bilmem de sanırım onları dört gözle izleyen bizler kesinlikle boş kafalıyız. Yoksa birazcık kafası çalışan adamın ne işi olur Eda Taşpınar ya da Süreyya Yalçın ile  eğer ateşli bir gece geçirmek istemiyorsanız. Kıyafetlerini denerken aynanın karşısına geçip göbek atarmış Taşpınar, soranlara da göbek atarken iyi görünüyorsam sorun yoktur kıyafette dermiş.
-ayna ayna! söyle bana, benden güzeli var mı dünyada?
-vallahi pamuk prenses var ama onun da yatağı kötü diyorlar...

Efendim bir de İvana Soysert varmış, google’da ararken gördüm, bu aralar sıkça çıkıyor magazin sayfalarında, kocasını arkadaşıyla aldatmış da görüntüleri kaydedilmiş de masallar masallar… Tam magazin sever bizlerin ağzına layık, grup olayına da girdiği yazıyor basında, tereyağlı ballı ekmek yani magazin basınında.
-ayna ayna söyle bana, var mı benden iyi sevişeni?
-İvana Sert diyorlar ama o da en mahremini bile piyasaya düşürüyormuş…

Gündoğan’dayım minik bir tatil için, öyle söylendiği gibi cıvıl cıvıl değil, elini eteğini çekmiş gürültücü canlılar, herkes kendi halinde, herkes huzur dolu. İnternetten bulduğum oteller genelde dırt çıkar ki burada ki dırt eli yüzü düzgün olmayan anlamında kullanılır ama Butik Han Otel olabildiğince şirin, denize sıfır, temiz bir mekân. Oda + Kahvaltı ödeyerek çok uygun fiyata kalabileceğiniz bir mekân. Yazarınız Burak Sarımehmetoğlu bu gibi durumlarda çevresinde önü alınmaz huysuzluğu ve pimpirikliliğiyle tanınsa da Butik Han için iyi duygular biriktirdi içinde. Balıklarla koyun koyuna yüzebileceğiniz, cam gibi berrak bir deniz de cabası. Minik bir ayrıntı ama beş yıldızlı otellerin kahvaltılarında bile bahçeden gelme domates, salatalık ya da biber bulamazsınız, oysa burada ki kahvaltı az çeşidine rağmen tam da ağzıma layık… Oysa kahvaltı denen öğünden hiç mi hiç haz etmeyen bir canlıyımdır bacaksız günlerimden beri...

Kahvaltıdan sonra çok sıcak olmayan denizde birkaç kulaç biraz voleybol biraz da güneş banyosu… Yanık tenimi dinlendirme vakti koca kafalar, siz şehrin kalabalığında telef oladurun, ben tatilin keyfini çıkartacağım.

00.32 - İnter olmuş sıfır bir - 15.09.2011

0 kere okundu

Sevmem zaten Ege’yi de Egeliyi de, tevekkeli değil çipurasında bile tat yok. Ziyafet çekeceğim deyip bir dolu para verdiğim deniz çipurası Karadeniz’imin kafeste yetişeninin yarısı kadar lezzetli değil. Ama kim takar denizi tuzlu memleketin yavan balığını, İnter olmuş Trabzon, skor olmuş sıfıra bir, keyfim yağ bağlamış, parlamış gıcır gıcır.

Gezdim televizyonları hemencecik, Samanyolu ile Haber Türk altyazı geçiyor, Kanal 24 ise Kemal Belgin’e canlı bağlanmış, diğerlerinde tık yok. Fener’in şikeci başkanı Metris ’de osursa online sayfalarında manşet tan gazetelerin çoğu kayda değer bulmamış Trabzon’u spor yapmış takımın galibiyetini. Alayına gider ya bu skor anlamazlar olandan olmayandan, şeref haysiyet gözden düşmüş, hak adalet parayla satılır olmuş dünyalarında.

Yanmış tenim olmuş kıp kırmızı, deniz sıcak, deniz tuzlu, Bodrum tam mevsiminde fikrimce. Evimi de özledim içten içe ama şımarmasın diye yazmam buralara. Gerçi seyyah oldum yaz boyu uğramadım yanına, ya bir hafta kaldım ya da iki en fazla, özlemiştir garibim…

00.29 - yatan koltuğun altında kalmak - 17.09.2011

0 kere okundu

Zor zanaat insan olmak, erdemine ulaşmak, fark yaratmak dört ayağı üstüne yürüyenlerden. İlkokulda öğretilir özgürlüğün tanımı ve sınırı başkasının özgürlüğünü kısıtladığın yere kadardır diye de üzerine basa basa söylenir.

Afili afili giyinip, saçı başı boyatmakla olmuyor çağdaşlık, ağdalı dizilerde ki duygu sömürüsü yüklü sahnelerde ağlamakla duyarlı olunmuyor, üzerine bir şeyler koymazsan başladığı günkü kadar temiz kalmıyor içindeki insan. Bir otobüse biniyorsun, uyuyana kadar gevezelik edip uyumadan hemen önce de koltuğunu yatırabildiğin kadar yatırıp koparıyorsun filmi tüm gören gözlerin gözü önünde.

Attı kafam ege sahilinde İstanbul’a yol alırken, açtım koltuğumun tepesinde ki ışıkları, açtım en gürültülüsünden müziği taktım kulaklığı kulağımın uzağına,  amaç önümde oturan dişi öküzleri rahatsız etmek. Bodrum Yalıkavak’tan bindiler araca, muhtemelen kardeş ya da en azından akraba olan dört büyük boy bir de minik az gelişmiş canlı. Kesin dedim, kesin çeneleri üzerine gitmeyecek, dediğim gibi de oldu, aptal aptal konuştular bir süre. Koltuklarında ki ekranları açıp muhtemelen akşam vakti yayınlanan Türk dizilerini aradılar, televizyonun çekmediğini görünce de romantik birer film açıp seyre koyuldular. Arkada ki salak ya da salakların ne düşündüğü önemli değil, sonuna kadar yaslandı koltuklar.

Firmanın adı Varan, hani o birinci sınıf otobüs firması, hani yıllardır kalitesinden taviz vermeyen büyük şirket.  Aptal Bodrum’un aptal havalimanını anasının gözüne yaptıklarından oraya gidene kadar Gündoğan’dan bindiğim otobüsle İzmir’e geçerim zaten dedim içimden. Hay demez olaydım, dilimi eşek arısı sokaydı da bilet ayırtmak için konuştuğum kadına anlamlı cümleler kuramayaydım. Saat 19:30 da kalkacak olan otobüsün önce Yalıkavak terminaline oradan da Bodrum’a gideceğini nereden bilirdim, ben koltuğuma oturduktan bir buçuk saat sonra hareket edeceğini nasıl akıl ederdim. Geçtim bunları, diyelim ki benim ihmalim ama oturma odasının ortasına kim tuvalet yapar arkadaş, isal olan binmesin otobüse, koklatmasın bana bokunu yol boyunca, hizmet vereceğim diye yapmasın bana eziyet varamaz olasıca Varan Turizm.

Efendim bizim hostes içecek servisi başladı deyince normale dönen koltuklar yiyilip içilince tekrar eski haline döndü. Normalde muhtemelen sabahlara kadar ayakta duran uzun saçlı aptallar saat on bir olmadan uykuya daldı. Arkada ki ne yapıyor, rahatsız olur mu olmaz mı umurları değil. Dikkat ettim, çevremde sonuna dek yatmış dört koltuk var ve bunların dördü de aynı grubun canlılarına ait. Bir tek minik canlının koltuğu normal duruyor ama o da sanırım az geliştiğinden içinde ki hayvan oğlu hayvanı açığa çıkartamamış henüz. Ama çevresinde bu kadar hayvan varken çok zaman almaz aslını bulması.

İnat değil mi açtım tepede ki lambaları, en gürültülüsünden de bir müzik, koydum kulaklığı akılsız kafalarının yanına. Ulan ben rahatsız oldum sesten ışıktan onlarda tık yok.

 

19.19 - minik bir Irmak aktı evimden - 18.09.2011

0 kere okundu

Minik bir ırmak aktı evimden, dingin mavi gözleri ve ufacık parmaklarıyla. Dün akşam geldi anne ve babasını da yanına alıp, balık yedik o halının üzerinde bir sağa bir sola yuvarlanırken. Ardından benim maç seyretmemi fırsat bilip uykuya dalmış tatlı şey ama kıyıp uykusuna aldım kucağıma, annesinin mızmızlanmasına aldırmadan birkaç tur attık evde, o kucağımda huzurlu ben onunla mutlu mu mutlu. Babasıyla annesinin üniversite okuduğu yıllar dün gibi, Camilide ki ev, Deli Kadir, Çark Caddesi, Tansaş… Birbirlerine evet deyip evlilik cüzdanlarını aldıklarında yanı başlarındaydım, hatta şahit misiniz diye sormuştu nikâh memuru, evet demiştim, şahidim…

Ne çok çocuk doluşmuş etrafımıza, Derin, Kuzey, Janset ve Irmak, ardı ardına güzelleştirmişler hayatımızı, baba olmanın zamanıdır artık…

Yarın okul başlıyor sevgili seyirciler, bir dolu koca kafanın kafasına girmeyecek bir dolu şeyi anlatıp az yersen yetecek, çok yersen yetmeyecek kadar da para kazanacağım. Zannetmeyin ki ahım şahım bir şeyler olacak eskisi gibi, inanın bundan ibaret, sen konuşacaksın, çok azı umursayacak, çok azı saygı duyacak ve ne yazık ki pek çoğu korkacak, zil çalacak ve özgür kalacak herkes.

Melekler mesaj atmış, buluşalım hocam demişler, peki dedim dediğiniz gibi olsun. Gözde melek de tutacakmış Edirne’nin yolunu, sacayağı üç tane olurmuş, hepsi de bir yerde olurmuş eskiden beri.

22.44 - saçma sapan bir yazı - 20.09.2011

0 kere okundu

Yorgunum be kardeş, yürümüşüm uzun uzun, koşmuşum bazen sahil boyu, Kartal dar gelmiş Maltepe’ye taşmışım, terlemişim spor olsun diye, bu yaştan sonra şınav bile çekmişim yol kenarında delikanlılığa öykünüp… Oysa belim ağrır, kıç göbek alır başını gider, uykuda düzen, yemekte intizam kalmaz, dağıtmışım tatilin bitiş çizgisi civarında, okul başlamış, iş başlamış çalışma şevkinden habersiz bana, varsa yoksa boş laf, lak lak tırı vırı olan ne varsa onun üzerine.

Script dilleri diyor yıllık plan, Çam Orhan’dan devşirmesine isim yazıp benim demişim, bilmez canım Bakanım ki aslında pek de bakmayanım, üç aylık tatilin planını yapmayan ben (plan yapmayışımın tatilin üç ay olmayışıyla en ufak alakası yoktur son tahvilde) bir yıl için yazıp çizdiğime mi nokta nokta ve nokta. Üç nokta da nereden çıktı bu yaşıma kadar merak etmemiştim, iki olsa ne olur ya da dört, yok efendim illaki üç olacak, yoksa kızar edebiyatçımız Onur hanım. Saygılar bu arada, eşiniz de buradalarmış, hoş geldiniz efendim, hoş geldiniz… Afiyettesiniz inşallah, eşinize hürmetler…

Öyle işte kanadı kırık bıldırcınım, vakti geldi ayrılığın, al üçün biri sende kalsın, belki bir gün sen yaşlandığında benim ruhum hala gençken, hatta belki uzak bir şehirde bana dair bir şeylerle karşılaştığında hatırlarsın… Lakin ki ne hanımefendi, ne beyefendi bir kelimedir kendileri (yazar burada “lakin” den dem vurmaktadır) benim aklımda olacaksın uzun bir zaman daha.

Ne zamandır yazmamıştım, son paragrafı da sana ayırdım, üstelik büyük harflerle KOCA KAFA.

11.06 - Edirneli melekler - 23.09.2011

0 kere okundu

Büyüyor eşekler, hayatlarını kurmak içim adım adım ilerliyorlar. Gözde de Edirne’yi kazanmış, bir yıllık ayrılıktan sonra Filiz ve Buse’nin yanına atmış kapağı. Görüşmüyorduk epeydir, Maltepe’de buluşup bir şeyler içtik, lak lak ettik okey taşlarıyla zaman geçirirken.

Yok arkadaş yaşlanmışız, iki ay öncesine kadar her hafta çatır çatır yendiğimiz adamlardan fark yedik halı sahada. Sende bir şey var diyor Mustafa Öztürk, bende bir şey olsa o kadar topu ezmez onca pozisyonu harcamazdım canım arkadaşım. Şerafettin der bana eşlik edince sonuç içler acısı oldu. Sırt üstü yüzmek iyi gelirmiş bel kaslarına, hadi oradan canım benim, bir hafta yüzdüm ama sakatım.

Yar bana bir yağmur medet bardaktan boşanırcasına. Üç beş gün yağmur yağsa ne güzel olurdu.

00.31 - yaprak yaprak - 24.09.2011

0 kere okundu

Kapadım gözlerimi, akışına bıraktım nehrimi, suyumun üstünde kâğıttan bir kayık, kayığın üstünde hayallerim, hayallerimde sen, su nereye sen oraya. Ağladığımda küçüktüm daha, yakın bir şehrin sinema salonuydu, ışıkların kapanmasını bekliyordu gözlerim, iyi bir seçimdi beyazperdede ki; Good Will Hunting (1997). Yoktu haberi benden hiç birinin, onlar keyfinde ekranda ben hüznün derin sularında köhne koltukta, dalgalar üzerime üzerime…

Karıştırdım sayfaları seni aradım yaprak yaprak, yazıları okudum, göz gezdirdim resimlerde rastlarım diye, yoktun yolun sonuydu, yoktun sonbahardaydım. Eskiden de böyle vefasız mıydın yoksa boğaz havası mı seni böyle yaptı?

21.30 - pişmiş balık - çiğ balık - 24.09.2011

0 kere okundu

Gel diyorum, balık var diyorum, somonu fırında hamsiyi tavada yaptım diyorum, ağzına layık her zaman bulamazsın bunu diyorum, yok diyor gelmem diyor, yuh diyorum adam mısın, bir saatlik karına sattın beni. Neymiş efendim daha evleneli bir saat olmuşmuş da gelemezmiş, ulan hatunun tapusunu aldın, kovsan da gitmez artık, yedi gün yirmi dört saat istesen de ayrılmaz yanından artık. Balık öylemi ya, mevsimi geçer tadı kaçar yenmez, av yasağı gelir bulamazsın, hadi hem yasak değil hem de mevsimi diyelim, keyfim kaçıktır yapmam sana balık, yalvarsan yapmam top olayım ki, hatta daha da kötüsü fenerli olayım ki yapmam. Unutmam bunu, bir saatlik karına sattın beni, hani benden geçtim nasıl kıydın o derya kuzularına, balık çiğ olsa tamam derim ama sen pişmiş balığı sattın kadın uğruna. Sana abi tavsiyesi, bir daha tercih yapmak zorunda kalırsan sırasıyla; pişmiş balık, kadın ve ciğ balık seçeneklerini işaretle. Balık yemeden ne kadar mutlu olunur yaşamadım bilemem ama yine de mutluluklar canım arkadaşım, büyüklük bende kalsın.

22.45 - F7 ye rağmen - 26.09.2011

0 kere okundu

Offf ki of, dumanlı başım, yemekten sonra ağırlaştı da, vurdum kafayı yattım, tutmadı uyku bilinmez neden, bilgisayar dedim, Etis Elektrik dedim, ahhh dedim ahh en çok.

Ne güzel oldu okul, aklı haylazlıkta olanın yolu sokağa düştü, beleş geçmeye hayır dedi arkadaşlar, elek üstünde kaldı elekle yüz göz edilmeyecekler, öğrenciye benzedi öğrenci, adam adama benzedi, adam olmayana selamet verdik Allahtan, Allah ki kabul eder en içten dualarımızı, canım saç çekiyor bana üç beş ay sabır ver. Aklıma saç düştü, kafama da düşer sabredersem belki ama o şube hiç açılmadı bünyemde, sabreden dervişlere süremedim yüzümü otuz beş yıldır, sabır alamadım sabrı olanlardan, sabredemedim kazıdım saçımı her seferinde, dile kolay tam on beş yıldır.

Bekle beni sevgili Derin, aldım biletimi sana uçacağım, dolu dolu dokuz gün, sen ben ve annemin Trabzon’u. Anneni peşimize takmak yok şimdiden söyleyeyim, yeterince büyüdün fikrimce, varsın hır çıksın ki hır dediğin gönlüme şenlik, alıp kaçıracam seni haberin olsun.

Yazdım işte bir şeyler sevgili Elif, evimizin kızı ister de yapmaz mı kel kafalı amcası, seni kıran Ecem’e benzesin.

Öyle işte Mehmet’im, demiştim sana bu yolda almaz kimse bizi arabasına, her gidişimde Bodrum’a seni hatırlayacağım ve her otostop çekişimde… Ulan kaç yıl oldu otostop çekmeyeli, serserilik yapmayalı kaç yıl oldu, içimde ki çocuk hikâye, öküz girmiş içime çocuk taklidi yapıyor. Sahi nasıl anlamazsınız onca mööö sesine rağmen, bildiğiniz öküz vallaha, yalanım varsa ilk olmayacak.

Şu yumuşak g ile h arasında ki farkı birisi kafama sokmalı bir daha çıkmamak üzere, F7 olmasa rağmeni rahmen yazacaktım yine.

16.33 - pis kokan yerler - 27.09.2011

0 kere okundu

Yok, ben yemeyeceğim dedi, zaten gelmeden önce bir avuç cevizi iki kaşık bal ile karıştırıp iç ettim. Ulan daha önce neden söylemedin, öyle tehlikeli şeyleri yiyip yanıma neden geliyosun, hadi geldin uyar bari, öldü mü insanlık, güme gidecez Allah göstermesin. Ben tavuk dürüm söyleyeceğim, hem Kırkpınar’ın mevsimi geçti hem de normal beslenmekten yanayım. Öğlen vakti güldürdün ya beni, Allah seni iyi etsin emi Şerafettin.

Az gider uz gider Tamer Arıcan Şile’ye gitmiş sempozyum ayağına, canım şoparım sen kim sempozyum kim, öğretmen camiasına doktor mu olacaksın bizim Mahmut hoca gibi, üstelik senin nefesin de kuvvetli değil, yol yakınken geri dön fikrimce.

Akşama Memişoğlu Fikret gelecek, tavuk yahni ve sebzeli bulgur pilavı ellerimden öper. Salonda ki avizeyi indirdim yerine takmam gerek, çaycıyı kullandığım priz yuvasından çıkmış, tablo asmak için duvar delmeliyim, çok çalışmam gerek çoooook. Çizecem bu akşam Trabzon’u Trabzon yapan sporun Fransız gavurların altmış bir pare top atışı olmasa.

Seni de unutmadım Ünzile, üç beş ismin arasında kaynarım zannetme, yazdım ismini bıçak sırtına, sen bir yana başa baş olmuş arkadaşın ki Fenerbahçe’nin stadında görmüşler sizi abuk subuk renkte ki formalarla, televizyonlar kaydetmiş ağzınıza yakışmayan lakırdılarla. Ben demedim demeyin taş olursunuz, yardım ve yataklık rolü biçilmiş size şaftı kaymış çapsızlar tarafından. Kadın olmak zor zanaat memleketimde, kadın aklı su aklı akar gider, suyu takip edin Saraçoğlu’nun yanı başından akan dereden. Bu mevsimde hatta her mevsimde pis kokar orası nedendir bilmem. Gerçi o mahalleden hep yayılır pis bir koku derenin adı çıkmış.

14.32 - vurup kaçıyor mikrop - 29.09.2011

0 kere okundu

Bir üşümedir alıyor önce ardından ateşim çıkıyor, halsizleşiyorum, hastalanıyorum aman zaman, girip yatağa uyuyorum geçsin diye geçiyor gidiyor, dönüyor geliyor… Sevmedim rüzgardan nem kapma işini.

Kısa kesiyorum başladım ama sürdüremedim cümleleri, yazsam zoru zoruna olacaktı.

19.14 - yapmış elin gavuru - 30.09.2011

0 kere okundu

Ne güzel şey yağmurla başlamak güne, akıp giderken şehrin pisliği mazgalların arasından temiz sokakları adımlamak, toprak kokusunu içine çekmek, tenine değen her damlada işte bu demek, yaşıyorum ulan, her damlayı yaşıyorum, her anı, her nefesi, yağmuru yaşıyorum memleketim tadında.

Telefonumdan sesler geldi gece, yağmur sesi, silecek sesi, gök gürültüsü… Meğer meret ses çıkarırmış şehre yağmur yağınca, hava durumuna karşı duyarlıymış, öğlen vakti tekrar başlayınca yağmur düştü jeton, rüya değilmiş, elin gâvurunun teknolojisiymiş, yazmış programı sunmuş hizmetime.

Ben Orhan’a gidiyorum, döneceğim üç beş saate, kafanıza göre takılın…