YOLDA RASTLADIKLARIMDAN... - 13.02.2020

978 kere okundu

Her şeyi unutabilirsin, silebilirsin herkesi aklından. Geçmişine bir çizgi çekip hiç bilmediğin temiz sayfalara yürüyebilirsin. Gönlünce kirlenebilir ya da tertemiz kalabilirsin. Yapabilirsin ne istersen ve istemezsen yapmayabilirsin de. Ben balina sesi dinlettim kızıma uyumayınca ve yağmur sesi. Balina sesini belgesellerden aşırdım, yağmur sesi kendi ürünüm. Sonra büyüdü kızım, balinaları öğretmedim ona ama yağmuru biliyor. Çıkıp ıslanıyoruz zaman zaman. Sonra eve girip sıcak bir şeyler içiyoruz. Yatırıp boynunu öpüyorum, gıdıklanıyor, katılıyor gülmekten. O da bana aynısını yapıyor, gülebildiğim nadir zamanları paylaşıyorum onunla. Unutmak istemiyorum bunları.

Benim yaşlarımda bir Japon, polis… Evli ve bir kızı var. Günümüzde en azından bizim için pek alışılmadık bir durum anne ve babasıyla birlikte yaşaması. Durağan bir hayatı sade oyunculuğu ile süslüyor. Sorunlu bir kızı var lisede okuyan. O ada uyumadığı zamanlarda yağmur sesi dinlemiş. Bir oğlan çocuğunu fena benzettiği için atılıyor okuldan. Pek umursamıyor bu durumu. O yaşlar her yerde aynı. Londra’da yaşayan kardeşinin başı belaya girmiş. Onu bulmak için uzun bir yolculuk yapıyor uçakla. Sabah işe giderken radyolardan birinde duydum filmin adını. O çok popüler dijital platformlardan birinde yayınlanıyormuş. El ayak çekilince oturup seyrettim. Her şeyi unutabiliyor insan ve herkesi. Bazen güzel şeyler size gelmez siz onlara gidersiniz. Bir balinanın peşinden okyanusları aşarsınız, sesi büyülemiştir sizi. Biliyorum pek anlaşılır değil ama anladığınız şeyler hayatınızı mı değiştiriyor sanki. Ayrıca her şeyin de anlamı yoktur. Boşa akar zaman. Hiçbir olay yoktur ya da düşünce; rüzgâr sebepsizce eser, dalgalar sebepsizce döver durur kumsalı, yağmur hiç kimseyi ıslatmadan yağar durur.

Unutmak da çözümdür, geçici bir çözüm. Uyandığında kaldığın yerden devam etmek zorunda kalırsın. Ama endişelerin nispeten hafiflemiştir. İlaçtır zaman bazı şeylere, aklı başında herkes bilir bunu. Ama aklı başında ki herkes yine bilir ki hiçbir şey tek başına hiçbir şeye ilaç olamaz. Hem kim uyumazsa rüyalarını başkası görürmüş. Babaannem öyle derdi. Rüyalarınızı başkalarının uykularına ellerinizle itmek istemezsiniz sanırım. Benim için sorun yok, epeydir rüya görmüyorum. Gördüğüm zamanlarda da kıymetlerini bilmezdim zaten. Kıymetini bilmediğiniz şeyleri alırlar sizden, almalıdırlar da. Kıymet bileceklere haksızlık olurdu aksini yapsalardı. Ve haksızlık uyusanız da geçmez. Uyandığınızda da kötü hissedersiniz.

Niye sever insanlar misafirleri. Evdeki yalnızlıklarına merhem oldukları için mi? Konuşabilecekleri birileri olsun siye mi? Tek başlarına yaşayamadıkları için mi. Kişisel özgürlüğün en uç noktada yaşandığı evine neden fazladan insan ister ki kişi? Bilerek ve isteyerek neden kısıtlar özgürlüğünü? Deli sorular çapsız kafamın içinde eve hepsine de cevabım var ne yazık ki. Çok kötüdür insanın her soruya verecek cevabı olmaması. Daha da kötüsü cevabın olup olmamasını umursamamasıdır ama henüz o safhaya gelebilen çok kişiye rastlamamışsınızdır. Uykunun gün içi halidir o. Ve yine pek çok sorunu çözebilir. Herkes nefret eder içten içe umursamaz insanları. Haksızlıktır bu onlara. Kendileri en ufak şeye bile deliler gibi kafa yorarken kendi türlerinden, kendileri gibi davranan ama kendileri gibi dert etmeyen biri büyük bir haksızlıktır. Misafir ederler onları kafalarının içinde özgürlüklerinin kısıtlandığını bilmeden. Dövmek için, küfretmek için, şikâyet etmek için, öldürmek için saklarlar içlerinde ama sadece tebessüm ederler. Tebessüm kimsenin inanmadığı sahibinin dudağının kenarına ilişmiş koca bir yalandır çoğu zaman. Bilir inandırıcı olmadığını ama yine de engel olmaz kendisine, olamaz.

Hepsi onların suçu; oğlan çocuklarının ve kızların. Gece uyumadıkları, yaramazlık yaptıkları halde sevimli kalanların. Gurur bahçende uzun bir yürüyüş yaptıktan sonra döneceğin savunmasız yerlerinin suçu hep. Yenilip düştüğün yerde kafanın içini dolduran tonlarca zırvanın suçu. Çisil çisil bir yağmurla arınmak varken saçağın altına kaçtığın için bunlar hep. Her şeyi unutabilirsin, silebilirsin herkesi aklından. Mühim olan o sevmediğin seni geldiğin yerde bırakabilmek. Bunu yapamayacaksan gelme hiç, yürüme boşuna. Ayaklarına yazık!

İÇİNE DÖN YÜZÜNÜ - 2.02.2020

1053 kere okundu

Susarsan sıra sana gelir, konuşmalısın. Biliyorum susmayı öğrettiler sana ama sen sana öğretilenlere inat konuşmalısın. Konuşsan da sıra sana gelir belki ama geç gelir, zaman kazanırsın. Zaman çok şeydir. Benim ne yaptığımı, kim olduğumu boş ver. Ben benim günahlarımın bedelini ödedim, ödüyorum da; sen günahlardan uzak dur. Konuşmak günahtır bazen, dersin bedelini ama susmak çok daha büyük günahtır. Hem ödetirler bedelini hem de için acır. Ben hep konuştuklarımın bedelini ödedim, sen bakma bana.

Kısacık zamanlara sığdırılan mutluluklarla yoluna devam etmen gerekse bile aldırış etme. An bu andır ve bu anı yaşayamadan geleceği yaşayamazsın. Bu anın tadını çıkarmadan geleceği kurgulayamazsın. Sana planlı yaşamanı öğütleyecekler, düşünceli olmanı söyleyecekler. Sorumluluklara mahkûm etmeye çalışacaklar seni, uyma onlara. Bırak herkes kendi hayatını yaşasın. Düşeni kaldırmak zorunda değilsin, merhem olmak zorunda değilsin her yaraya. Vicdanını başkaları için yorma, hırpalama. En büyük engeldir sana vicdanın. Kendi mutluluklarından vazgeçmeni sağlar çünkü başkalarının mutlulukları için. Bırak başkaları olarak kalsın başkaları. Birilerini içselleştirmek sana yük olacak hep. Gereğinden fazla yük alma üzerine ve hatta kurtul var olan yüklerinden.

Hiçbir şeyi biriktirme. Derdi de biriktirme, tasayı da. Ölümden öteye köy yok, akamayan su yoktur, eninde sonunda bulunur yol. Su gibi ol ama akarken zarar verme çevrene, dokunmadan geç. Dokunmak zorunda kaldığın yerlere de iyi izler bırak. Ama bu iyilikler vererek oluşturulan iyilikler olmasın. Vermek hiç kimseyi uzun süre mutlu etmez. Sende de alışkanlık yaratır verdiklerinde de. Alışkanlıklar kötüdür. Vazgeçmeyi zorlaştırır. Vazgeçemeyeceğin hiçbir şeye alışma. Özellikle de insanlara. İnsan biriktirmek gereksizdir. Canlarını yakmadan harca insanları, tek başına ayakta durabildiğin sürece çevrende birileri olacaktır. Bırak onlar gelsin, sen gitme. Gelmeseler de onlara muhtaç olduğunu belli etme. Değersiz görürler seni, kazanılmış bölge olursun onlar için. Ve çok az insan elde ettiği diğer insanlara eskisi kadar değer verir. Değerli olmak istiyorsan uzak tut onları kendinden. Hatta daha da değerli olmak istiyorsan umursama onların sana değer verip vermemesini. Sen herkesin yerine sev kendini.

Sevgi insanın dolması en kolay ve dolması en zor boşluğudur. Seni sevmelerine izin verebilirsin ama alışma sevgilerine. Hiçbir sevgi sonsuza dek sürmez. Anneler bile zamanla terk eder çocuklarını. Sen kendini sevmeyi öğren. İyisiyle de kötüsüyle de öğren. Eksik taraflarını tamamlamaya çalış, yanlışlarını düzeltmeye gayret et. Olduğu kadarını sev, olmayan için üzülme ama aklından da çıkarma. Bil kendini. Çünkü sevginin sağlıklısı bilerek sevmektir. Kendini sevmeyen insanlardan uzak dur, onlar başkalarını da sevemez. Hastalıklıdır onların sevgisi, eksiktir, düzensizdir. Sevgide kaos ruhu hırpalar, öldürücüdür. Ruhunu yaşatmak istiyorsan yüreğinde kaos yaratanlardan uzak dur.

Güzel şeyler kısa sürer; yaz yağmuru gibi, yağmurdan sonra beliren gökkuşağı gibi, aşkla geçen zaman gibi. Ama sen yine de bırakma peşini güzel şeylerin, kısa da sürse çıkar keyfini. Aşkla tuttuğun eli sürükle yağmurun altına, sırılsıklam olmaktan kaçma. Gökkuşağı belirecek içinde; yüzünü içine dön, her seferinde içine dön yüzünü, bak ona. O iç ki birazı benden kalacak sana, o içki yeşile dönecek her adımda, pembe olacak, kırmızı açacak, o içki her ihtiyaç duyduğunda neşe saçacak sana. Her ne olursa olsun, her nerede olursan ol o sen yetecek sana. 

YATAK ÜZERİNE DENEMELER - 21.01.2020

1242 kere okundu

O iş öyle olmaz yalnız. Sabah uyanıp perdeden sızan ışığa tav olunmaz. Kalkılmaz yataktan, yıkanmaz yüz. Üst baş giyilmez özene bezene. Hayat o kadar da planlı bir eylem değil. Git gel Konya altı saat derdi Hasan Külünk. Hızlı treni çıktı, otobanı çıktı değişti her şey. Fişek gibi gidip geliyor insan. Ya da yatıp kalıyor en tembel haliyle. Geceden kapatmış oluyor perdeyi sıkı sıkı. Gün doğsa da perdenin ardında kalıyor. Yağmur sesi geliyor belki ama o da cana minnet. Kalkmak istemeyen gövdenin üzerine ölü toprağı. Kaldığın yerden devam et uykuya. Güzel memleket sonuçta. Bi gömülüyorsun içine ne dert kalıyor ne tasa. Yaran olsa iyileşir yeterince uyursan. Hem ruha deva, hem bedene.

Tamı tamına yirmi nokta üç kilometre. Biniyorsun mavi başlıklı dolmuşa. Şehir merkezinden geçip Derince ’ye doğru gidiyor, sonra Altmış Evler, Doksanbeş Evler derken alt yoldan varıyor varması gereken yere. İnip yürüyorsun biraz. İstasyon Kebap’ta hep birileri var, yirmi yıldan fazladır değişmiyor bu. Eskiden adı Lalezar'dı, Türklüğü ayırt edici bir özellik sanan arkadaşlar Türk kahvesi diye değiştirdi. Yer aynı yer ama ismi başka. Rayların üzerinden denize doğru yürüyorsun. Eski iki ev var karşılıklı, ikisi de terkedilmiş. Hemen yanlarında üçer katlı iki ev daha. Onlar da karşılıklı. Deniz tarafındakinin üçü de dolu. Tren yolu tarafındakinin birinci katı boş. Yıllar önce daha taşındıklarının haftasında adam göz göre göre karısını bıçakladığı daire. Adam hapis, iki çocuk öksüz, kadın rahmetli… O gün bu gündür kimse tutmadı, kaderine terkedildi üç oda bir salon. Üst katında hukuk fakültesinde okuyan üç öğrenci. İkisi Trabzonlu, biri Batmanlı. En üst katta bir oda, büyükçe bir oda. Balkonlu… Balkonunda beyaz, plastik bir koltuk. Şezlong gibi. Ayağını balkonun demirlerine uzatmış oturuyor bir adam. Gelip geçen yok iki saatte bir gürültüyle önce görünüp sonra yavaş yavaş gözden kaybolan yük trenlerini saymazsak.  Yine yağmur var. Yine kapalı hava. Deniz hiç bu kadar yakın olmamıştı.  Limandaki gemilerden birine atlayıp gözden kaybolmak ne güzel olurdu!

İnan bana göz açıp kapayıncaya kadar geçecek, on yıl dediğin ne ki. Yirmi yıllık mevzuyu daha dünmüş gibi hatırlayan adam söylüyor bunu. Yabana atma. Yormuş olacak seni hayat ama aynı zamanda olgunlaşacaksın da. Sırtındaki yüklerden bir bir kurtulacaksın. Değerini anlayacaksın geçen zamanın. Durduramayacağını da kavrayacaksın. Gözlerinin yeteneği azaldıkça aklınınki artacak. Her kaybettiğinin yerine yenisini koyabileceksin. Ama bu şansa bağlı olmayacak. Seçimler tamamen. Doğru seçimler yaparsan doğru yollara sapacaksın. İhtiyacın olan her şeye rastlayacaksın o yollarda. Önce biriktirmeyi öğrenecek, sonra biriktireceksin. Yükte hafif pahada ağır olanları. On yıl dediğin ne ki, inan bana göz açıp kapayıncaya kadar geçecek. Dua et de boşa geçmesin.

Kendini sevmeli insan, evini sevmeli, yatağın sevmeli. Yastığını sevmeli, huzurla teslim etmeli başını ona her gün bitiminde. Ve acele etmemeli başını kaldırmak için. “Harika bir tabloyu yakarak ısınmaya çalışan aptallardır çalışkan insanlar.” der Emre Yılmaz. Kimseye karı yoktur çalışkan olmanın parayı ve gücü sevenlerden başka. Para ve güç de sevilir bir şey değildir aslında. Hastalıklı akılların yanılgısından üreyen bulaşıcı bir hastalıktır. Büyüsüne kapılan aptallarla beslenir ve yine yer bitirir aynı aptalları. Hiçbir hayvan fazladan avlanmaz, yiyebileceğinden fazlasını saklamaz. Bir ağaca gereğinden fazla su verirseniz kurur. Yeterinden fazla çalışıp, yeterinden fazla kazanan her insan için de geçerlidir bu. Kim icat etmiş zaten sabahın köründe kalkıp işe gitmeyi; kahrolsun sanayi devrimi, kapitalizm demekle olmuyor yani. Uyumakla oluyor, az yemekle, tembellik etmekle oluyor.

Olmayanlardan vazgeçip, olanlarla mutluluğa ulaşanlardan eylesin bizi. Vazgeçmeyi bilip yanlış yolda yürümekten kendini alıkoyanlardan eylesin. Aylak aylak gezenlerden, güzel bir melodi duyunca içinden de olsa eşlik edenlerden eylesin. Kötüden uzak tutup iyiye dost eylesin. Hanımeli koksun deniz kenarları, yağmurla yere insin havadaki toz. Bütün uçak seferleri, vapur ve otobüs seferleri iptal edilsin. Gitmesin kimse kimseden. Bizi sevdiklerimizle bir eylesin. Mutluluğumuzu daim eylesin.

Biliyor O kendini…

AH BU İŞLER - 16.01.2020

496 kere okundu

Varsa bir makas alırım yanağınızdan, bir bardak şekersiz çayınızı içerim, dinlerim sohbetiniz güzelse, hiç ses çıkarmam. Yürürüm sizle yol keyifliyse, susarım susmak gerekliyse. Söyleyin ne olur hangi mevsimdeyiz.

Denedim ama beceremedim. Kolay değil öyle. Ya keyifli olacaksın ya da keyifsiz ama ille de kafan boş olacak. Boş dediysem sürahi gibi değil. Gereksiz şeylerden arınmış olacak. Ota boka yorulmamış olacak. Olmayacak şeyleri beklemiyor olacak. Biliyorum olmuyor diyorsun. Bir dolu gerekçen de var üstelik. Haklı bile olabilirsin ama boş vermişlik diye de bir şey var. Varlarla yürüyeceksin yolunda. Yokların yokluğunu da kanıksayacaksın. Yok ben öyle yapamıyorum diyorsan sıkıntı.

Eşantiyon hayat var yaşar mısın? Dört tane litrelik kolanın yanında bir tane seksen gram patates cipsi; tırtıklı. Aynen  diyor. Aynen kim diyorum, tanıyorsam eyvallah da tanımıyorsam yorma beni. Aptal aptal bakıyor suratıma. Çok güzel görünüyorsun diyorum. Yakışıyor bu ifade sana. Hangisi diyor. Boş ver diyorum. Boş vermek dünyanın en güzel şeylerinden biri. Diğerleri neler diyor. Şaşırtmaya mı çalışıyorsun beni. Aynenle başlayıp aynen ile biten cümlelerin var senin. Üstelik topu topu bir kelime. Neresinden tutsan kayıp gidiyor elinden. Eşantiyon yaşam gibi. Para etmiyor ama varlığı keyif veriyor. Kafam karıştı diyor, gülüyorum. Bu iyiye işaret. Sesli düşünüyorum. Suratındaki ifade belirginleşiyor. Vazgeçecek birazdan.  Vazgeçmeyi de yaz boş vermenin yanına.

Varsa bir derdiniz, dinlemem. Ağlarsanız silmem göz yaşınızı. Gülerseniz sormam neye gülüyorsunuz diye. Susarsanız konuşmam. İnceldiği yerden kopar çoğu zaman, zorlamak boşunadır. Hem yorar zorlayanı hem de zaman kaybettirir. Zamanın değerini bilenler kopartır inceldiği yerden.

Ah bu işler ah. Alıkoyuyor bizi olup bitenden. Dışımızda gelişiyor her şey, dışında kalıyoruz her şeyin. Sorarlarsa yetmiş yıl yaşadı dersiniz. Neti kaç yıl diye sormazlar umarım. Yanlış doğruyu götürse de elde kalanla yetinmekten başka yol aramamışız kendimize zira. Zorlamamışız olanakları, aramamışız içimize yeni yollar. Kim ne yöne ittiyse o tarafa gitmişiz. Belki mızmızlanmışız zaman zaman, sorun da çıkarmışız belki ama nafile. Git babam gel babam hep aynı şey.

Kaç yılda deliriyor insan, ne yaşaması gerekiyor kıvama gelebilmesi için. Ama öyle uyduruktan delilik değil. Laf olsun diye pazarda mal satar gibi ben deliyim diyenlerden sıkıldım zira. Hiçbir deli ben deliyim demez. Hatta en akıllınız benim der. Çünkü onun için delidir kendisinden gayrısı. Umursamaz, aldırmaz, duymaz, konuşmaz, görmez, işitmez. Kaç yılda delirir insan, kaç kez denemesi gerekir. Tarifesi nedir, hangi yollardan geçmek gerekir.

İNANIRSAM NAMERDİM - 13.12.2019

878 kere okundu

Keyfe keder en çok özlem; çünkü yerini özler keyif. Özlemlere son vermek lazım. Yerinden yurdundan edilmiş keyfin kimseye karı olmaz. Olsa da ne başı olur ne sonu, tadı tuzu olmaz. Biz Avrupalı değiliz ki; tat da severiz tuz da ama keyfe karşı bir çekincemiz var nedense. Ne zaman keyifli birilerini görsek, bunun başına bir gelecek var deriz. Gelsin kim gelecekse, ne gelecekse gelsin. Keyfi olmayan insan yarım insandır, eksiktir. Kural nizam dediğin şey kötü insan işi. Kitabı bile var; kural kitabı. Yemin ederim kitaptan soğuturlar insanı, dinden çıkartırlar. Gerçi dinler de bir alem. Keyif veren ne varsa yasak. Zannedersin Allah kulunun mutlu olmasını istemiyor. Herkes tasavvuf ehli değil neticede, kaç kişi var aramızda eren. Yunus bile yıllarca aramış da bulamamış. Bizim neyimize mutluluk. Çözüm kümesini soruyorsun, cevap sıfır. Nedir çektiğimiz b sıfırcılardan.

Sorsam kırk yıldır yaşıyorum der; öpmemiş bir kadını sokak ortasında, çıplak gövdesini teslim etmemiş yağmura, açmamış kollarını koşulsuz bir teslimiyetle Allah’a. Sorsam yaşıyorum der; külliyen yalan. Varken fırsat yaşayacaksın arkadaş. Hayat kısa, Cemal Süreya’nın kuşlarını biliyorsunuz… Uçmadan kuşlar sevin onları, sevmelisiniz çünkü. Öyle diyor bütün kutsal kitaplar; sev. Kanat seslerini duyduğunuz kuşlara dokunamamanın acısı büyüdükçe içinizde anlarsınız yaşayamadığınızı. Uzaklaşır ses zamanla, duyulmaz olur. Uçup gitmiştir kuşlar, hayat kaymıştır avuçlarınız içerisinden. Sorsam yaşıyorum der, inanırsam namerdim.

Hadi yazdan geçtim, hadi kıştan da geçtim ama baharlarımı almayın benden. Senden de geçtim ama bendeki seni almayın benden. Sen vazgeç; kendinden geç, kuşlardan geç, yaşamaktan geç. Ama ben kalacağım karışma bana. Keyfim yerine gelene kadar beklerim. Yerinde güzel çünkü keyif. Ben keyifliyken güzelim. Gözümün rengine, burnumun şekline bakma. Keyfime bak bakacaksan. Çünkü ben keyfime bakıyorum ve keyfime baktığım için güzelim. Kendi gözünle bakma bana, göremezsin. Beni görecek gözün olsun istiyorsan sen de bak keyfine. Günah olsun varsın, yasak olsun. Yatarı neyse yatar çıkar insan. Yatmak da keyifli zaten zaman zaman. Günahı neyse çekeriz; sevap kadar günah da bizim için. Ne ilk günahımız ne de son olacak. Bakacaksan güzele bak illaki, keyfe bak yerindeyse. Değilse bekle bekleyebildiğin kadar; ya o vazgeçip inadından geri dönecek ya da sen gideceksin peşinden. Beni bırak sen, kendine bak. Hem günahın çok, hem de keyfin yok.

SEVİYORUM DALGALARINI - 5.12.2019

1034 kere okundu

Film seyrediyorum dedim, astım bugün işi. Güzel dedi, yavan ve kısa bir cümleyle. Sensin güzel dedim, öyle yazıyor. Nerede yazıyor dedi. Yüz elli ikinci sayfanın birinci paragrafı dedim; soğuk bir kış sabahı yatakta kalmak güzel, bir yaz akşamı sessiz bir deniz kenarında senle yemek yemek güzel, özlemek güzel ve sen güzelsin. Normalde söylemem bunu ama bu kez söyledim, istersen şımarabilirsin. Akıllı denizciler şımarık denizlere yelken açmaz diyor yüz elli ikinci sayfanın başında ama sen şımarınca da güzel kalabilirmişsin, öyle diyor kitap. Sorma hangi kitap diye, bu kez söylemeyeceğim.

Günaydın; işim o kadar zor değil aslında. Sabah kalkıp tuvalete gidiyorum, yıllardır böyle. Sonra duş alıyorum. Kışları her gün yapamıyorum bunu, soğuk çünkü. Seviyorum soğuk olmasını ama yatağı da seviyorum. Yatak sıcak oysa; sıcağı da seviyormuşum, yazarken farkettim. İnsan sevgisine kıstas koymamalı. Birbirine tamamen zıt şeyleri de sevebilmeli. Ev çok güzel ama evden çıktıktan sonra da pek çok şey güzel. Geri dönülmez bir yol artık. Giyinik olduğun için soğuk pek umurunda olmuyor. İnsan az oluyor. Hele de deniz kenarında bir yerlerdeysen birazcık şanslısın demektir. Ben sahil yolunu kullanıyorum, biraz uzun ama kafanı sol tarafa çevirince gördüğün manzara pek çok şeye bedel. Çalışmak güzel ama insanlar kötü. İnsanı olmayan bir iş isterdim, zor olup olmaması hiç sorun değil. Bir de kahve isterdim, sabahları çaydan daha içilesi. Süt olsa da olur olmasa da.

Arabayı kenara çekip yanına yürümek istiyorum. Bir şeyler anlatmak istiyorum sana. Gözlerimi kapatıp yüzünün ayrıntılarından bahsediyorum. Aklımda kalan her ne varsa; omuzlarında göğsüne uzanan saçlarını, yüzünün ortasına gidecekmiş de biraz soluklanmak için ilişmiş gibi duran burnunu, itinayla çizilmiş dudaklarını, sevimli çeneni, burnunun kenarından dudaklarının kenarına doğru kendini göstere göstere inen çizgini, bakmak istese de kendisini geri çeken gözlerini, kısa cümlelere sığdırdığın sözlerini. Orda dur diyorsun. İstemesem de duruyorum. Neden diye bakıyorum gözlerine. Kısıyorsun gözlerini yine. İçimde büyüyor soğuk; mevsim kış, aylardan aralık. Ama dik tutuyorum kuyruğu, hiç yalpalamıyorum. Peki diyorum. Geri dönüp arabaya biniyorum. Gözüm sol tarafta hep, denize bakıyorum. Sana benziyor, seviyorum dalgalarını.

Kolay olan şeyleri yapıyorum ben. Bir kerelik hak hayat. Zora sokmanın ne anlamı var. Kafamda süslüyorum bu düşünceyi. Her dalına bir yama bağlayıp dilekler tutuyorum. Ağustos akşamlarını tutuyorum, Ege’de pek kimsenin bilmediği ıssız bir koyu tutuyorum. Birkaç kadeh şaraptan sonra denize giriyorum. Sen de gel diyorum. Korkuyorsun. Israr ediyorum sanırım gel diye. Hatırlamıyorum sonrasını; geldiysen güzel olmuştur, gelmediysen de severim ben denizi. Gündüz gece hiç farketmez. Uyandığımda yoksun, beş aralık diyor takvim. Aldırmıyorum, devam ediyorum aklımda güzel şeyler tutmaya. Güzel şeyler düşünürseniz hayatınız daha güzel olur diyor televizyondaki kadın. Kumandaya uzanıp kırmızı düğmeye basıyorum. İnsan makine değildir, herkese aynı öğüdü vermek en iyimser ifadeyle ahmaklıktır.

Pantolon askısı seviyorum ben. Başkaları tuhaf buluyor. Başkalarının tuhaf bulduğu şeyler yapıyorum. Başkaları beni de tuhaf buluyor. Her sabah aynı saatte uyanıp, her gün aynı işe gitmek tuhaf değil. Yirmi yıl aynı saç modeliyle gezmek de tuhaf değil. Milyonlarca insan gibi okulu bitirmek zorunda hissedip en güzel yaşları aptal aptal şeyleri öğrenmek için harcamak da hiç tuhaf değil. Uykun geldiği zaman değil de sana öğrettikleri ve senin de kabul ettiğin uyumanın gerektiği boktan bir saatte uyumak da çok normal mesela. Pantolon askısı tuhaf mesela. Evet çok tuhaf, utanıyorum kendimden. Ve seni görmek istiyorum şimdi. Kimseyi umursamadığımız bir yerde kahve içip a harfinin neden alfabenin ilk harfi olduğuna dair aptal ama ilginç hikâyeler anlatmak istiyorum sana. Gözlerini kısmadan bak istiyorum: yüzüne baktığımda artık gece denize girmekten korkmadığını görmek istiyorum. Sonra dağılabiliriz istersen. Biliyorum çünkü toplarız bütün dağınıklığı her istediğimizde. Ve seviyorsa insan hiç önemli değildir; süt olsa da olur kahvede olmasa da

ADAM & KADIN - 4.12.2019

463 kere okundu

Kadın ne güzel şeylerden bahsediyor oysa; yağan yağmurdan, araba teybinden yükselen türkü sesinden, yaz sonu gittiği tatilden… Adam ise yapıyor gereğini, avuçlayıp sıkıyor kadının bacağını hoyratça. Öküzlük kazanıyor hep, naif olmak kimin umurunda.

Şimdi efendim buralar parçalı bulutlu, yağmurlu hatta. Mevsim kış, aylardan aralık. Karadeniz’e kıyısı olan bir şehre sıkışıp kalmanın tadını çıkartıyoruz topyekûn. Çıkmasa da sıkıyoruz bacağını kadının belki çıkar diye. Ne ilk bacak ne de son kadın. Erkek olmanın gereğini yerine getirirken görünmeyen salyalar akıyor ağzımızın iki yanından. Bakmayın üstümüzdeki süslü giysilere, altımızdaki donanımlı atlara. Ne biz prensiz ne de herhangi bir beyazlık var durumumuzda. Öyle olması gerektiğini düşündüğümüzden olsa gerek ya da kendimize karşı koyamadığımızdan hep aynı sona çıkıyor yol. Sıkıyor kadının bacağını en olmaz yerde adam.

Değiştir diyor kanalı sevmedim bunu. Neyi sevdiğimiz de belli değil. Yüz tane kanal var. Sevdiğini bulsak daha çok sevdiğinde kalıyor aklın. Akıl dediğin de akıl değil aslında ama lafın gelişi öyle. Nerde o eski akıllar diyesin geliyor diyemiyorsun. O eski akıllar akıl olsaydı bugün buralarda olmazdık. Ağaçların arasından uzanıyor yol. Yapraklar birikmiş kenarında. Terkedilmiş ürkek yapraklar. Kimse bakmayacak taraflarına artık. Saatin her tik takında bir adım daha geride kalıyorlar. Kayboluyorlar hem gözden hem gönülden. Gönül dediğim de ayran kıvamında zaten; bugün bir bacakta, yarın başka!

Kadın güzel şeylerden bahsediyor. Yüreğinde ılık bir nefes, her geçen gün kalbi daha bir keyifle atıyor. Şiir ezberledi dün gece. Bu sabah hayat dolu başladı güne. Dilinin ucunda hep bir şarkı, keyifle söylenmekte. Adam ise bildiğiniz gibi!  

EKSİLDİM BEN - 1.12.2019

746 kere okundu

On on beş sayfaydım topu topu zaten; ne arttım ne eksildim, ne sustum ne söylendim. Yaz dedi içim yazdım. Sil dedi sildim. Yazdıklarım bana dert oldu, sildiklerimi umursamadı kimse. Anlatmak isterdim sana uzun uzun ama ömrüm yetmez. Yetse de can sıkar zaten.

Kim dinlemek ister balkabağına dönüşen arabanın hikâyesini artık, geride kalan ayakkabıyı, sahibini ayakkabının... Çocuk değildik, büyüdük önce isteyerek, sonra istemeden. Dönülmez artık geri. Çok uzaklaştık kıyıdan. Kimimiz öğrendi yüzmeyi, kimimiz derin sulara bırakıp kendini yok oldu. Kimimiz direndi akıntıya, kimimiz teslim oldu; hem yaşadı, hem öldü.

Şimdi bir kötülüktür almış başını gidiyor; baş dediğin baştan çıkmış, yoldan çıkmış baş dediğin. Gel de dön bu saatten sonra dönebilirsen. Hayallerine dön, gece uyumadan önce annenin sesinden dinlediğin masallarına dön. Kapat gözlerini her şeye rağmen. Görmezden gel kötü olan ne varsa. Sevmediğin seslere tıka kulaklarını, pembeye alıştır gözlerini ve yeşile. Beyaz kasımpatı koksun her yer, beyaz bir elbise giy üstüne, çıplak ayaklarınla bas toprağa. Bir ümit iyiye dair, bir heves her şeye rağmen…

Biliyorum, düşünmeden konuşuyorum hep. Sussam umursamıyor kimse, unutuyorum. Kendimi unutuyorum, seni unutuyorum. Gök gürlüyor önce, ardından yağmur yağıyor. Çağırıyor beni sokaklar, çıkıyorum. Sen yoksun ya ben hep boşa ıslanıyorum. Dert oluyor akıp giden su, konuşacak onca şey varken sus diyorsun, susuyorum.

Eksildim ben; satır satır tükendim, cümle cümle eksildim. Sen kalmak isterken sensiz kaldım. Yoklukla terbiye ettiğim ruhumu, yandım. Kolayıma geliyordu inanmak; kandım. Sen sandım, sen değilmişsin oysa.

İBNELİK OLSUN DİYE - 10.11.2019

1008 kere okundu

Satırlarımıza başladığımız yerin çok uzağındayız, ne büyüklerin elleri öpülecek kadar temiz artık ne de küçüklerin gözleri. Kirlendik, dumana ve ise bulandık, kaybolduk kalabalıkların arasında, biz olmaktan çıktık. Ne dönülür geri bu saatten sonra ne de yürünür keyifle.

Hadi söyle, en iyi sen biliyorsun sen söyle. Çağırmıştım da gelmiştin o sabah. Arabanın aküsü bitmişti, ara kablo var mı sende demiştim. Yok demiştin önce ama sonra bekle geliyorum da demiştin. Benzinciden ara kablo alıp gelmiştin sabahın köründe. Ara ara yağmur çiseliyordu, kasımın başıydı. Soğumamıştı henüz havalar. Kafa kafaya vermiştik arabaları. Önce sen çalıştırmıştın arabayı sonra ben. Olmamıştı ilk seferde. Akü başları oksitli demiştin hatırladın mı? Temizleyince çalışmıştı. Biz de temizlenebilir miyiz artık. Kaldığımız yerden devam edebilir miyiz yola. Sahil yolundan birlikte gitmiştik işe hatırlıyor musun; sen arkada ben önde… Sen söyle Şükrü, en iyi sen biliyorsun. Sen temizlemiştin oksitlenen akü başlarını, sen olmasan yolda kalacaktım.

Yağmur yağdığında sokaklardan evlere kaçıyoruz, arabalara sığınıyoruz ya da saçak altına. Sevmiyoruz ıslanmayı artık. Teslim etmiyoruz gövdemizi suya, çıkartamıyoruz tadını kendimizi kaybetmenin. Nefes alıp verirken bile tutuyoruz kendimizi oysa derin derin üç beş kez solusak yaşadığımızı anlayacağız. Kısa ve hızlı adımlara yürüyor, kısa ve hızlı nefesler alıyoruz. Kısa ve hızlı yaşıyoruz hayatı.

Sen söyle Şükrü, bizimleydin sen de. Musa vardı, Halil ve Fatih vardı. Sonradan Emice de katılmıştı bize. Hatta hiç beklenmedik biçimde sus pus olmuştu halimize. Üç beş kadehten sonra derin derin nefes almaya başlamıştık. Küfürler savurmuştuk sağa sola. Fatih’in sabah keyfine, Musa’nın bisikletine gülmüştük. Birkaç türkü söyle de keyiflenelim demiştik çalgıcıya. Gafili senin için söylüyorum demişti hani hatırladın mı? Biz olmuştuk sorgusuz sualsiz. Yıkmıştık bütün duvarları. Yeşilliklerin içinde koşmuştuk nefessiz kalana dek. Cam bardaklar birbirine vurdukça keyfimize keyif katılmıştı. Hamsiler Sinop’tandı, rakı Bulgaristan’dan; sen Erzincan’dan, ben Trabzon’dan. Ama birdik; birden fazlaydık ama birdik. Alkolün kana mı karışması gerekiyordu yaşamamız için. Sen söyle Şükrü neydi bizi tutan. Yaşamaktan alıkoyan neydi. Çok mu zordu özgürlük kimseyi umursamadan. Ne diyordu Musa; gafil gezme şaşkın, bir gün ölürsün. Eninde sonunda öleceğimiz şu boktan dünyaya ruhumuzu cendereye sokmanın anlamı neydi sen söyle.

İçimizden gelmese de uyanıyoruz sabahın köründe. Sevmediğimiz işlere gidip, sevmediğimiz insanlara günaydın diyoruz. Hal hatır soruyoruz. Susmak istesek de konuşuyoruz, somurtmak istesek de gülüyoruz. Öyle öğretmişler bize; olması gerektiği gibi ol, ne hissettiğinin önemi yok.

Somurtan suratlarımıza nispet yapar gibi gülerek girmişti Fatih kapıdan. Ne demeye yine keyfi yerinde bu adamın diye de lafını etmiştik. Biz de gülmüştük onunla birlikte. Yüzüncü kez karıya gitmekten bahsedip yüzüncü kez gitmemiştik. Adımı çıkaracaksın boş yere deyip sitem etmiştin bana. Gitmediğimiz karının esprisi de mi yasak be Şükrü. Takıldı dilimize, söküp atalım mı millet lafını edecek diye?  Handan da gelecek bizimle Emice de, Musa de var Fatih de. Kenan Hoca’yı da alırız belki, Tamer Abi’yi de. Karıya diye yola çıkıp, Bostancı sahiline atarız kapağı; sekiz çay, biri açık. Açık çay Kenan’a. Yoldan aldığımız Kerhane tatlılarını da masaya koyarız. Hep rakı olacak değil ya bu kez çayla keyif yaparız. Olmaz mı Şükrü sen söyle. Varsın çıksın adın kimin umurunda. Çıkacaksa senle adımız çıksın Şükrü, gereksiz kalabalıklar kimin umurunda. Karı dediğin keyif, muhabbet. Bilen biliyor bizi zaten, bilmeyenle de keselim selamı sabahı. Allah’ın selamı çarçur edilmez Şükrü. Sen daha iyi bilirsin, üç bardak çaydan sonra derviş olup dönersin ekseninde. Ben peşinde, Fatih peşinde. Musa yine kim bilir neyin peşinde.  Dönüşte Halil’i ararız. Kafamız kıyak olmuştur çaydan, deniz havasından. Halil bizi okula at deriz. Bisikletinle de gelsen olur kamyonetle de. Halil Bey bile diyebiliriz, sen bilmezsin sever o.

Eskidik biz Şükrü. Yeşile ve pembeye boyayalım suratımızı, burnumuzu kırmızıya. Palyaço pabuçları giyelim bugün. Kafalarımıza huniler takıp şarkılar söyleyelim. Sesimiz güzelmiş, çirkinmiş aldırmayalım kimseye. Kollarımızı birbirimizin omzuna dolayıp önümüze gelene bir tekme atalım. Can acıtmak için değil ama; sırf şamata, eğlence. Yorulursak dinleniriz, ölürsek gömsünler bizi Şükrü. Ama yaşamadan gitti demesinler, ah çekmesinler ardımızdan, üzülmesinler. Nasıl bilirdiniz diye soran olursa, güzel yaşadı ibne desinler. Şeyine takmazdı kimseyi kafası güzel olunca, umarım diğer tarafta sorun yaşamaz diye de temenni eklesinler.

TEK SEFERLİK HAKTIR YAŞAMAK - 30.10.2019

1109 kere okundu

Nadiren beliren bir yüz gibi; tanımam, kimdir nerelidir bilmem. En merak uyandıran yerinde uyanırım uykudan. Ellerim ellerindedir, hissederim sıcaklığını. Kafamı kaldırırım yüzünü görmek için. Belirdiği gibi ansızın yok olmuştur, kaybolmuştur. Gitmesi gereken yer vardır belki, belki yetişmesi gereken bir yer. Ya da hiç olmamıştır belki, oyun oynuyordur aklım bana.

Gürültüler gelir sokaktan. Kalkıp pencereye yürürüm, perdeyi çeker aşağıya bakarım. Birbirinin içinden geçen arabalar, etrafına aldırmayan insanlar, garip canlıların gelip bıraktığı ve bir daha görmemek için geri dönmediği, birbiri üzerine konulmuş tuğlalar. Seslenirim bekleyin diye; ben de geliyorum. Hızlıca ayakkabılarımı giyinip merdivenlerden inerim. Sokak kapısını açar açmaz sular dolar içeriye, tokat gibi vurur bedenime. Geldiğim merdivene doğru sürüklenirim. Suyla baş edebilirim, korkmam hiç.

Korkuyla karışık bir merak takip eder beni ardım sıra. Hızla çıkarım merdivenleri, bir kat ve bir kat daha. Anahtarı kilide sokup çeviririm ama dönmez. Yanlış kapı. İlk değildir bu, defalarca yanlış kapıyı açmaya çalıştığım gelir hatırıma. Üşür ellerim, üzerime bir ağırlık çöker. Anahtarı kilitten çıkarıp tekrar sokarım ve tekrar çeviririm döneceğini umarak, dönmez. Sağa sola bakarım, kimseler yoktur. Yardım istemeyi de sevmem. Kurdun ensesi kendi işini kendisi gördüğü için kalındır derim kendi kendime. Uyku bastırır ama uyumam. Bu kez yavaşça yukarı doğru gider adımlarım. Çatıya çıkıp derin bir nefes alsam düzelir belki her şey. Ya da uyusam mı, uyuyunca geçer pek çok şey, bilirim.

Nefes alabilmeli insan, her ne olursa olsun nefes alabilmeli. Yaşamaktır nefes almak, sağlıklı düşünmektir. Güneşli bir çarşambaya haykırarak merhaba demek gelir içimden. Ama ben ne selam vermeyi severim ne de almayı, ne salıyı ne de çarşambayı. Anlamsız imgelerle dolu bir dünyaya günaydın ya da merhaba diyerek anlam yüklemeye çalışmak yüzme bilmediğin bir denizde hayatta kalmaya çalışmak gibidir. Yorulduğunu anlayacak kadar bile hayatta kalamazsın bazen. Suyla dolar miden, ciğerlerin. Nefes alamazsın, düşünemezsin, sağlıklı karar veremezsin. Göz göre göre öldürürsün kendini deli gibi yaşamak isterken. Suçlayacak birilerini bulmanın da kimseye faydası yoktur artık.

Göz göre göre uçurumdan aşağıya atmak gibi kendini. Pişman olsan da dönemezsin artık. Uyanmışsındır, rüya bitmiştir. Hayatın film şeridi gibi geçer gözlerinin önünden. Kısacık zamana bir dolu şey sığdırmak istersin am ne mümkün. Tek seferlik bir haktır yaşamak. Ya yaşarsın ya da hakkın kaybolur.