şölen lokantası ve kabak tatlısı - 10.3.2014

2855 kere okundu

Uzun Sokak ile Meydan Parkı’nın kesiştiği köşede, şimdiki simitçinin durduğu yerde Türk Hava Yolları’nın bürosu vardı. Kim arkadaşıyla sözleşse orayı adres verirdi, hep birileri olurdu önünde. Öyle ayak takımından da değil, gidecek yeri, yapacak işi olan insanlardı. Bazı şehirlerin saat kulesi olur, bazılarının bilindik bir camisi, parkı… Bizim Türk hava Yollarımız vardı.

İş çıkışı Çetin, Hamza ve ben Beton Helva’dan dondurma alır Meydan’a doğru yürür oradan da sahile, Ganita’ya inerdik. Biz giderken diğer insanlar dönüş yolunda olurdu. Birkaç gececi, çalışanlar ve çalışanların eşi dostundan başka birilerine rastlanmazdı. Çetin’in ayarlamaya çalıştığı garson kızların servis yaptığı masalara otururduk. Biz Hamza ile lak lak yaparken onun aklı başka yerlerde olurdu. Arkadaşımızın her zamanki başarısız girişimlerinin kritiği Gazipaşa yokuşunu çıkan yorgun ayaklarımıza aldırmadan gülüşmeler eşliğinde yapılırdı. Niyeti bozuktu hep, hadi iki Rus alalım derdi Boztepe Oteli’nden, üst kata atarız. Üst kat dediği Lokanta’nın dördüncü katıydı. Dükkânı benim kapadığım bazı geceler orada kalırdım. Tek kişilik bir divan üzerine atılmış ince sünger bir yatak, bir yastık ve bir battaniye. Pencereler gazete kâğıdıyla kapalıydı. Severdim orada uyumayı. Yorgun argın eve gitmektense günü orada bitirmek ilaç gibi gelirdi. Sabahın altısında yedisinde kalkmak gerekiyordu çünkü. Yok derdim her seferinde Çetin’e, dayım duyarsa seni de, beni de, Rus hatunları da… Dayımın duyma tehlikesi olmasa da yapmazdım sanırım, birisinin benimle para karşılığında birlikte olmasını kaldıramayacak kadar gururluydum, kendini beğenmiştim.

Gecenin birinde geri dönerken kimsecikler olmazdı Türk Hava Yolları’nın önünde. Birkaç serseri, evine dönen birkaç seyyar satıcı ve bizim gibi işten çıkmış üç beş zibidi sadece. Hamza Değirmendere’ye giderdi, Çetin ile lokantaya kadar yürür ayrılırdık. Sanırım o aralar abisiyle birlikte Hacı Kasım taraflarında bir bekar evinde kalıyordu. Bir gece Beton Helva’nın karşısındaki pastaneye girip kocaman bir pasta ısmarlamıştık. Yine beni Ruslar konusunda ikna etmeye çalıştığı gecelerden biriydi sanırım. Boztepe Oteli hemen yanı başımızdaydı. Bahsettiğim yerde şimdi Zorlu Oteli var. Aynı pastane bir şubesini de eski Şifa Eczanesi’nin yerine açtı. Benim tercihim Lokma, fındıkparesi güzel oluyor. Yedi sekiz kişilik pastayı bitirmek için akla karayı seçmiştik, gençtik, yiyebiliyorduk, yiyorduk.

Güzel günlerdi, sabah altıda uyanıp lokantayı açar bazı geceler on birden sonra kapardım. Ali Dayımın kaldığı geceler erken çıkar eve giderdim. Yirmi yıl olmuş, hala duruyor aynı lokanta. Yeni binalar, yeni çalışanlar ve yeni maceralar. Çetin Beşirli hattında dolmuşçuluk yapıyor, bazen arabayı şoföre verip bazen kendisi kullanıyor. Hamza her işten anlar; lahmacundan tutun da yaprak dönere, sulu yemeğe kadar her iş gelir elinden. Üçüncü katta garsonluk yapıyor sanırım, son uğradığımda görmedim arkadaşımı. Kardeşi Mehmet ayrıldı, Kalkınma ’da bir kebapçıda çalışıyor. Amcaları Metin lokanta açmış ama işleri iyi gitmemiş diye duymuştum. Metin Abi hala döner kesiyor, o da kötü bir ticari deneyim atlattı. Doktor mutfakta hala, Şef bir dolu badireden sonra kasada... Ve aç kurtlar sağa sola saldırmakta, hiç ölmeyecekmiş gibi vicdansızca yaşamakta hala…

Şimdi bunları niye yazdım, nereden çıktı diyorum kendi kendime. Eski adıyla Şölen Lokantası, şimdiki adıyla Uludağ Kebap Salonu’nda çok şey öğrendim, gözümün açılmasına yardım etti. Ayaklarım üzerinde durabiliyorsam o tezgâhtan geçmemin hakkını inkâr edemem. Ama Uzun Sokaktan bende kalan ana fikir; çok akıl az huzur. Hele de aklın çok değil de çok olduğunu zannediyorsan vah haline. Ki o civarda kime rastlasan en akıllısı oydu. Ne çok isterdim en aptalları olmayı oysa.

Gecenin üçü olmuş, bir saat önce yatmaya karar vermiştim. Şekerde kabak bekletiyordum tatlı için. Az su katıp pişirdim. Sadık okuyucularım bilir kabak tatlısını iyi yaptığımı. Pazarcı çok iyidir dedi, Tekirdağ’dan. Oysa tatlılık kabağın iyisi Kandıra’dan gelir, en azından ben buna inanırım. Küçük bir dilim ayırdım, ben duş alırken soğuyadursun. Ağzımı tatlandırıp yatacağım. Yok öyle sabah akşam diş fırçalamak. Sabah fırçalasam yeter. Para verdiğim dişler var ağızımda, günde iki – üç kez fırçalayıp aşındıramam. Hem yarın kimseyle öpüşmeyi düşünmüyorum. Damağımdaki kabak tadıyla uyumaya değer sabahki çamur tadı. Yeni bir paragraf yapıp bir konuya da ha değineceğim, kabaktan aklıma geldi. Biliyorum uzadı biraz yazı ama sıkılan devam etmesin. Hem tatlıyı da yedik, yemekten sonra çay içmek zorunda değilsiniz.

Günümüz insanının sorunu sabahki çamur tadını yaşamamak için gece kabak yedikten sonra macunla ağzının tadını kaçırmak. Hatta kilo alacağım diye güzelim kabağı yemeden yatmak. Yarını kurtarmak için harıl harıl çalışırken bugün elden gidiyor. Bugünü yaşayamayan insanın yarınına ne kadar güven olur. Gece ölsem mesela aklım kabakta kalacak. Sorgu melekleri niye namaz borcunu ödemedin diye soracak, benim aklım kabakta. Pardon duyamadım tekrar sorar mısınız dediğimi düşünün. Yarını kurtaracağım derken cehennemlik olurum. Sebep porno seyretmek de değil üstelik, aklım kabakta diye meleklerin sorduğu soruları duyamamak. Emre Yılmaz çalışkan insanlar için güzel bir resmi yakarak ısınmaya çalışan ahmaklar diyor. Bence yiyin kabağınızı, dişlerinizi de fırçalamadan yatın. Uyumadan da Türk hava Yolları’nın önünde arkadaşlarınızla ya da sevgilinizle buluşun. Varsın hayal olsun, varsın yalan olsun, varsın sabah uyandığınızda ağzınızda çamur tadı olsun.

D&R'dan satın almak için tıklayın         

KİTAPYURDU'ndan satın almak için tıklayın

 

Gölköy Kabak tatlısı
10.3.2014 Pazartesi

Elinize sağlık çok güzel anlatmışsınız,eminimki tadıda güzel olmuştur..birde kabak tatlısının üzerine tahin gezdirin bakın ozamanki tadın güzelliğine..bir deyim vardır yemede yanında yat..afiyet olsun..